DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Söz konusu hücreler güvenlik boşluğundan yararlanarak vatandaşları şantajla bunaltıyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
TT

DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)

Subhi Franciye

Terör örgütü DEAŞ’ın adı, Suriye'deki güvenlik tehditlerinin gündemine yeniden taşındı. Örgüt, hesapları üzerinden Suriye hükümeti hedeflerine yönelik çok sayıda saldırıyı üstlendi. Bunların sonuncusu 11 Mayıs pazartesi günü Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüsü hedef alan ve iki askerin hayatını kaybettiği, diğerlerinin yaralandığı saldırıydı. Al Majalla edindiği bilgilere göre DEAŞ, bu saldırıdan önceki iki gün içinde Deyrizor ilinin Zebari ve Busayra beldeleri ile ilin diğer köylerinde güvenlik güçleri ve ordu mensuplarını hedef alan dörtten fazla saldırı düzenledi.

Örgüt, başta Fırat'ın doğusu olmak üzere Suriye'nin genelinde siviller arasında giderek büyüyen bir kaygı kaynağına dönüşüyor. Sivillerin temel korkusu, örgütün Suriye hükümetine, bölgedeki sivil ve dini şahsiyetlere yönelik neredeyse günlük saldırılar düzenleme kapasitesine kavuşmasıdır.

Deyrizor’daki çok sayıda sivil kaynağa göre DEAŞ tehlikesi yalnızca silahlı saldırılarla sınırlı kalmıyor. Örgüt hücreleri, bölgedeki sivil ve servet sahibi kişileri yeniden şantaja baş vuruyor. Onlara ‘haraç’ ödemeleri yoksa kendilerinin ve işyerlerinin hedef alınacağını bildiren mesajlar gönderiyor. Öte yandan örgüt, eski üyelerinin yanı sıra Suriye hükümetinin tutum ve kararlarından duydukları rahatsızlık nedeniyle özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) ve İran destekli milislerden bazı üyelere ve komutanlara geçmişteki sivil suçlarına rağmen dokunulmazlık tanınmasına öfke duyanları saflarına katmaya çalışıyor.

Geçmiş yıllarda DEAŞ hücreleri, ‘zekât’ ve ‘sultanî aidat’ gibi çeşitli isimler altında tehdit ederek sivil halktan zorla para toplarken halk, bunu ‘haraç’ olarak nitelendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye hükümeti, bölgedeki tehditlerle mücadele amacıyla Deyrizor ve diğer bölgelerdeki idari ve güvenlik yapısında çeşitli yeni değişiklikler hayata geçirdi. Bu değişiklikler ağırlıklı olarak İran destekli milislere ve DEAŞ hücrelerine karşı askeri ve güvenlik kapasitesi ile eylem planları oluşturmayı, sınırları denetim altına almayı ve kaçakçılığı önlemeyi hedefliyor. Ziyad Fuad el-Ayiş'in Deyrizor’a atanması da bu perspektiften okunabilir.

Ayiş'in geçmiş yıllarda edindiği kapsamlı güvenlik ve askeri deneyim bu atamayı anlamlı kılıyor. SDG döneminde merkezi kamplar yönetiminde görev yapan Ayiş, ardından İdlib'de Genel Güvenlik'ten sorumlu idari müdürlük görevini üstlendi. Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı'na (Sivil İşler) atanan Ayiş’in görevleri arasına daha sonra SDG ile Suriye hükümeti arasındaki 29 Ocak anlaşmasını uygulamaktan sorumlu cumhurbaşkanlığı özel temsilciliği de eklendi.

Al Majalla’ya konuşan bir güvenlik kaynağı, Ayiş'in Deyrizor’daki güvenlik aygıtında köklü değişiklikler yapması ve il yönetiminin önceliklerini belirlemesinin beklendiğini söyledi. Kaynak, “İran destekli milisler, DEAŞ ve kaçakçılıkla mücadele bu öncelikler listesinin başında yer alacak" diye ekledi.

Peş peşe saldırılar ve ‘haraç’ dayatması

Suriyeli bir güvenlik kaynağı, Al Majalla’ya DEAŞ’ın nisan ve mayıs aylarında saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kaynak, Suriye hükümetinin DEAŞ hücreleri de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik tehditleriyle baş etmek amacıyla bölgeye takviye kuvvetler gönderdiğini aktardı. Ancak Fırat'ın doğusunun Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık olması nedeniyle bu görevin kolay olmayacağının da altını çizdi. Kaynak ayrıca SDG ile varılan anlaşmanın tam anlamıyla uygulamaya konulmaması ve bölgedeki durumun istikrar kazanmamasının DEAŞ ile İran destekli milislerle mücadeleyi son derece yavaşlatacağını değerlendirdi.

Kaynak, DEAŞ tehlikesinin Suriye hükümetinin tüm askeri, güvenlik ve polis birimleri için öncelikli hedefler arasında yer aldığını vurguladı. DEAŞ hücreleriyle mücadelenin yalnızca Fırat'ın doğusunda değil Suriye'nin tüm bölgelerinde sürdürüldüğüne dikkati çeken kaynak, Suriye iç güvenlik birimlerinin Doğu Suriye, Şam kırsalı, Suriye sahili, Humus, Halep ve Suriye'nin güneyinde de DEAŞ hücrelerini gözaltına aldığını belirtti.

dvfgthy
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinde çöl bölgesinde bulunan El-Hol Mülteci Kampı’nda, DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin akrabaları olan kadınlar ve çocuklar, 21 Ocak 2026 tarihinde (AFP)

DEAŞ, mayıs ayının ilk yarısında, Suriye'de örgüt hücreleri tarafından gerçekleştirilen dört saldırıyı üstlendi. İlki, Şam kırsalındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Seyyide Zeynep Türbesi hatibi Şeyh Ferhan Hasan el-Mansur'u hedef aldı. İkincisi Deyrizor kırsalındaki Busayra beldesinde bir askeri, üçüncüsü Deyrizor kırsalındaki Zebari beldesinde 66. Tümen'den binbaşı rütbeli bir komutanı hedef aldı. Dördüncüsü ise Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüse yönelik saldırıydı.

Al Majalla, çok sayıda sivil kaynaktan DEAŞ hücrelerinin Deyrizor ili ve Haseke’nin güneyinde yaşayan varlıklı kişiler ile tüccarlardan tehdit yoluyla yeniden para talep etmeye başladığını öğrendi. Bu durum, örgüt hücrelerini ve faaliyetlerini finanse etmek amacıyla sivillere yönelik şantaj politikasını yeniden devreye koyduğunu gözler önüne seriyor.

Kaynaklar ayrıca örgütün yeni üye kazanmaya çalıştığını da aktardı. Örgütün bu çabada ‘mürtet Suriye hükümetinin suçluları hesap vermek istemediği’ ve ‘(Cumhurbaşkanı Ahmed) Şara'nın bugün Suriye'yi terörle mücadele bahanesiyle tahrip eden uluslararası koalisyonun müttefiki ve üyesi olduğu’ argümanlarını öne sürdüğü belirtildi. Elbukemal’de yaşayan yirmili yaşlarındaki Basil adlı Suriyeli, “DEAŞ, İran'a bağlı milislerin ve grupların pek çok komutanına geçmişteki suçlarına rağmen af tanıyan uzlaşı çabalarına karşı halkın duyduğu öfkeyi istismar etmeye ve bu pencereden yeni üyeler kazanmaya çalışıyor" dedi. Ancak Basil, “Bu girişimler şimdiye kadar büyük ölçüde başarısız olduysa da tehlike, örgütün bazılarını ikna edebilmesi ya da onları saflarına çekmek için başka açıkları kullanabilmesinde yatıyor" diye de ekledi.

Fırat'ın doğusu Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık; SDG ile varılan anlaşmanın tam uygulamaya konulmaması ve bölgede istikrarın sağlanamaması ise DEAŞ ile İran milisleriyle mücadeleyi son derece yavaşlatacak.

Deyrizor'dan kırklı yaşların üzerinde bir sivil olan Ebu Muhammed, DEAŞ hücrelerinin geçmiş yıllarda buradaki siviller için her zaman büyük bir kaygı kaynağı olduğunu söyledi. AL Majalla’ya konuşan Ebu Muhammed, “Bu hücreler gece ve gizlice faaliyet gösteriyor. Bölgenin coğrafyasını ve halkını çok iyi biliyorlar, çünkü yıllarca bu toprakları yönettiler ve buranın insanlarını tanıdılar. Çatışmalardan kaçmayı başaranlar ise burada saklanmaya devam etti. Bu bilgi birikimi onlara askeri ve sivil hedeflere, geçici barikat ve kontrol noktalarına, bölgenin yerel hükümet yetkililerine ve varlıklı kişilere karşı hızlı saldırılar düzenleme imkânı tanıyor” ifadelerini kullandı.

Ebu Muhammed, örgütün geçtiğimiz ay Deyrizor’da en az beş tüccar ve iş insanına ya para ödemeleri ya da hedef alınacakları tehdidinde bulunduğunu aktardı.

Haraç talebine Mayadin’de kırklı yaşlarda bir öğretmen olan Halid de dikkati çekti. Halid, "Son zamanlarda bölgede haraç uygulamalarına yavaş yavaş yeniden başladılar. Talep edilen miktarlar ise hedef alınan kişinin yaptığı ticarete göre değişiyor. Kimine yaklaşık iki bin dolar, kimine beş bin dolara kadar çıkıyor" diye açıkladı.

fvbgfrb
Haseke Sanayi (Guveyran) Hapishanesi, Suriye, 18 Ocak 2025 (Reuters)

Halid, nisan ayında parayı ödemeyi reddettikleri anlaşılan iki kişinin dükkânının hedef alındığını da belirtti. Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Halid, "Hükümetin karşı karşıya olduğu tehlikelerin çok olduğunun farkındayız ve DEAŞ da bunların en tehlikelilerinden biri. Bu yüzden hızla harekete geçilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa, DEAŞ’ın toplanma ve eğitim yeri oldu

DEAŞ, örgüt hücrelerini Fırat'ın doğusu ve Suriye'nin güneyindeki bölgelerden son derece zorlu bir coğrafyaya ve örgütün DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından çökertilmesinden önceki güçlü olduğu dönemden kalma çok sayıda silah deposuna ev sahipliği yapan Tel es-Safa bölgesine kaçırmaya çalışıyor. Al Majalla’nın görüştüğü pek çok sivil bu kaçakçılık operasyonlarına dikkati çekerek, örgütün kendisini tehlikede hissettiğinde çöl bölgesine ve Tel es-Safa’ya sığındığını, örgütü bu bölgelerden püskürtmek için büyük güçler, hava desteği ve hassas istihbarat gerektirdiğini anlattılar.

Örgütün söz konusu kaçakçılık faaliyetlerini bizzat yürütüyor olabileceği ihtimali güçlü. Çünkü geçmiş yıllarda da benzer operasyonlar düzenledi, bölgede eğitim kampları kurdu ve kendisini Suriye'deki çeşitli güçlerin takibinden kaçırmak istediği çok sayıda silah ve komutanı buraya nakletti.

Eski rejim ile İran milisleri 2020-2024 yılları arasında örgütün çöl bölgesi ve Tel es-Safa'daki kapasitesini kırmak için defalarca girişimde bulundu, ama bu çabalar çeşitli nedenlerle sonuçsuz kaldı. En önemli neden, bazı İran destekli milis grupların komutanlarının silah kaçakçılığını para, gıda ve silah karşılığında milisler adına yürüten örgüt hücreleriyle iş birliği yapmasıydı. İkinci neden ise örgütle yüzleşmek üzere bölgeye sevk edildiklerinde milis mensuplarının büyük bölümünün firar etmesiydi. Deyrizor'da İran milisleriyle birlikte çalışan eski bir milis üyesine göre onlarca kişi, çölde örgütle karşılaşacaklarını öğrendiklerinde milislerden ayrıldı. Ayrılanlardan biri, bunun nedenini "Operasyonlar sırasında sağlanan destek son derece yetersizdi ve üstelik örgüt üyeleri hafif silah ve kısıtlı mühimmatla bırakılıyordu. Bu da gönderilen herkesin kesinlikle ölüm anlamına geldiğini gösteriyordu” diye açıkladı.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor. Dolayısıyla söz konusu bölgede örgütle mücadelenin Suriye hükümeti ile DMUK arasında ortak bir görev olarak üstlenilmesi kuvvetle muhtemel. Suriye'nin bugün DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun bir üyesi olması, bu görevi karmaşık uluslararası engellerle yüzleşmeksizin yerine getirmeyi kolaylaştırıyor ve gerekli desteğin sağlanması önünde ciddi bir engel bulunmuyor.

DEAŞ’ın Fırat'ın doğusu ve çöl bölgesinde belirgin biçimde aktif olması, örgütün ülkenin diğer bölgelerindeki gizli faaliyetlerinin bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu faaliyetler tehlike bakımından Fırat'ın doğusundakilerden geri kalmıyor. Ne var ki geçtiğimiz kasım ayında Suriye hükümetinin Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Bedrusiyye bölgesinde bir DEAŞ hücresi üyelerini gözaltına alması ve Humus, Şam kırsalı ile Suriye'nin kuzeyindeki çeşitli bölgelerde başka hücrelerin üyelerinin tutuklanması, Suriye hükümeti açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu gelişmeler, örgütün yeni bölgelere sızma ve bir süre gizlenme niyetini ortaya koydu. Örgütün daha sonra istikrarı sarsmak ve Suriye hükümetinin güvenlik çabalarını baltalamak amacıyla sivillere yönelik saldırılar planladığı anlaşılıyor.

Suriye hükümeti önümüzdeki dönemde güvenliği sağlama ve yatırım ile geri dönüşü teşvik eden yeni Suriye imgesini pekiştirme konusunda büyük bir görevle karşı karşıya. Al Majalla’nın kaynaklarına göre gerçekleştirilen ve önümüzdeki dönemde yapılacak idari ve güvenlik birimleri değişiklikleri, Şam'ın bugün gözlerini birbiriyle bağlantılı karmaşık dosyaları sonuçlandırmaya çevirdiğini ortaya koyuyor. Bu dosyaların başında İran destekli milisler ve DEAŞ hücreleri ile mücadele geliyor. Buna gizlice düşük fiyatlarla satılan başıboş silahların toplanması, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetleri ve uyuşturucu ticaretinin engellenmesi, ülkenin doğusunda hüküm süren güvenlik gerginliğinin sona erdirilmesi ve güneyde Suveyda düğümüne çözüm bulunması da ekleniyor.



Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
TT

Kordofan'da İHA saldırıları: Saldırılardan HDK’nın sorumlu olduğu öne sürüldü

Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Ubeyd kentinde bir İHA saldırısı sonucu bir genç kadın ve bir çocuk yaralandı (Arşiv - Reuters)

Sudan'ın Kordofan bölgesinin en büyük şehri el-Ubeyd kenti ile bölgenin kuzeyinde üçüncü büyük şehir olan Rahd Ebu Dekne'ye insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlendi. Bölgenin aylardır maruz kaldığı saldırıların son halkasını oluşturan bu olaylar can kayıplarına ve yaralanmalara yol açarken yakıt istasyonları ile depolar da zarar gördü.

Yerel kaynaklar, üç yılı aşkın süredir orduyla savaşan ve ülkenin çeşitli bölgelerini kontrol altında tutan Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait olduğu değerlendirilen İHA’ların bu saldırılarda kullanıldığını öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan üç tanık, son yoğun saldırıların el-Ubeyd şehri içindeki tesisleri ve şehre ulaşan tek yolu hedef aldığını bildirdi. Bir TIR sürücüsü üç yakıt deposunun hedef alındığını ve uzak mesafelerden görülebilen büyük yangınların çıktığını aktardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan başka bir tanık ise Kuzey Kordofan'daki Rahd şehrinin de İHA’larla bombalandığını ve bir ailenin evine isabet eden bir merminin maddi hasara yol açarak halk arasında paniğe neden olduğunu söyledi.


Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
TT

Kadınlara ve gençlere daha fazla temsil: Abbas Filistin seçim yasasını değiştirdi

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (Reuters)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, pazar günü genel seçim yasasında değişikliğe giden bir kararname yayımladı. Kararname Filistin Yasama Konseyi üye sayısını artırmayı, seçim barajını düşürmeyi ve seçim sürecine kadınların ve gençlerin katılımını artırmayı öngörüyor.

Filistin'in resmi haber ajansı WAFA, yeni düzenlemelerin Yasama Konseyi üye sayısını 200'e yükselttiğini, sandalye kazanmak için gereken seçim barajını yüzde 1'e indirdiğini ve seçim listesindeki asgari aday sayısını 16'dan 20'ye çıkardığını bildirdi.

Kararname ayrıca seçim listelerinde her üç adaydan birinin kadın olması zorunluluğu getirerek kadın temsilini güçlendirmeyi de amaçlıyor.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre kararname, gençlerin siyasete daha geniş ölçüde katılımını sağlamak amacıyla Yasama Konseyi seçimlerinde aday olma yaşını 28'den 23'e indirdi.

Kararnameye göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, Yasama Konseyi seçimlerine çağrıyı Filistin Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak ilan edecek.

Abbas daha önce yayımladığı bir kararname ile Filistin içinde ve dışında yaşayan Filistinlileri 1 Kasım 2026'da gerçekleştirilmesi planlanan Filistin Ulusal Konseyi seçimlerine katılmaya çağırmış, devlet başkanlığı seçimlerini de 2027 yılı içinde yapma niyetini açıklamıştı. Öte yandan Abbas, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi'nin onayına dayanarak Filistin Ulusal Konseyi'nin seçim sistemini de daha önce onayladı.


Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
TT

Muhammed Salah’ın saldırısı Mısır-İsrail sınır güvenliği planlarını nasıl değiştirdi?

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)
Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, kuzeydoğu stratejik istikametindeki uluslararası sınır hattında bulunan bir güvenlik noktasını denetlerken görülüyor. (Arşiv – Mısır Silahlı Kuvvetleri Sözcülüğü)

Mısırlı asker Muhammed Salah’ın sınırı geçerek üç İsrail askerini öldürdüğü saldırının üzerinden üç yıl geçerken, İsrail basınında yer alan haberler, olayın ardından İsrail ordusunun sınır güvenliği yaklaşımında köklü değişikliklere gittiğini ortaya koyuyor. Mısırlı eski askerî yetkililer ise saldırının günlük güvenlik düzenlemelerinde bazı değişikliklere yol açmış olabileceğini, ancak iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerini belirleyen barış anlaşmasının temel kurallarını değiştirmediğini belirtiyor.

İsrail haber platformu Makor Rishon, pazar günü yayımladığı haberde, İsrail ordusunun geçtiğimiz hafta 3 Haziran 2023’te meydana gelen sınır saldırısının üçüncü yıl dönümünü andığını bildirdi.

Olay sırasında Muhammed Salah, Avca (Nitzana) Sınır Kapısı yakınlarında askerlik görevini yürütüyordu. Salah’ın sınırı geçerek İsrail askerleriyle girdiği çatışmada üç İsrail askeri hayatını kaybetmiş, Salah ise daha sonra diğer İsrail birlikleriyle yaşanan silahlı çatışmada öldürülmüştü.

Güvenlik kaygısı

Mısır eski Askerî İstihbarat Başkan Yardımcısı ve eski Keşif Dairesi Başkanı Korgeneral Ahmed Kamil, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail medyasının Mısır sınırının güvenliğini artırmaya yönelik gelişmiş önlemleri sık sık gündeme getirdiğini söyledi.

Kamil, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan başlayarak güneydeki Taba bölgesine kadar uzanan hatta İsrail’in güvenlik tedbirlerini artırdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu bölgede güvenlikten İsrail’in D Bölgesi’ndeki birlikleri sorumlu. Karşı tarafta ise C Bölgesi’nde Mısır sivil polisi bulunuyor. Gazze sınırına bitişik kesimde ise 2005 anlaşması uyarınca Mısır sınır muhafızları görev yapıyor.”

dvfgthyju
Mısır–İsrail sınır hattında bir güvenlik noktası (Reuters)

Kamil’e göre, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği saldırıların ardından İsrail’in güvenlik endişeleri daha da arttı. Bunun sonucunda sınır boyunca devriyeler yoğunlaştırıldı, elektronik gözetleme sistemleri kuruldu, araç engelleri ve güvenlik yolları oluşturuldu. Ayrıca iz takip ekipleri, kara radarları ve insansız hava araçları da devreye sokuldu.

Mısır tarafında ise sivil polis güçleri ile çeşitli gözetleme ve güvenlik sistemleri bulunuyor.

Kamil, Mısır’ın sınır güvenliğinin güçlendirilmesi amacıyla daha gelişmiş radar ve teknik ekipman kullanımına yönelik taleplerde bulunduğunu, ancak İsrail’in Mısır polis güçlerinin kapasitesini artırmaya yönelik bu talepleri onaylama konusunda isteksiz davrandığını ileri sürdü.

Dönüm noktası

Makor Rishon’un haberine göre, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı saldırıdan önemli dersler çıkardı ve bu durum operasyonel anlayışta derin değişikliklere ve hazırlık seviyesinde ciddi iyileştirmelere yol açtı.

Haberde saldırının bir “dönüm noktası” olarak değerlendirildiği belirtilirken, Güney Komutanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin şu sözlerine yer verildi:

“İsrail, sınırların sakin kalması ve komşu ülkelerle iyi ilişkilerin sürdürülmesi için elinden geleni yapıyor. Ancak hiçbir konuda yanılsamaya kapılmıyor ve tehditlerin her yönden gelebileceğinin farkında.”

Günlük güvenlik düzenlemelerinde değişiklik

Mısırlı ulusal güvenlik uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid ise olayın ardından güvenlik uygulamalarında bazı değişikliklerin yaşandığını söyledi.

Abdülvahid, “Resmî bir açıklama yapılmamış olsa da olayın sınırdaki gözetleme faaliyetleri, devriye sistemleri ve güvenlik denetimlerinde değişikliklere yol açtığı kesin. Ayrıca asker seçiminde psikolojik değerlendirmelere daha fazla önem verilmiş ve siyasi eğilimlerin dikkate alınmasına özen gösterilmiş olabilir” dedi.

Bununla birlikte Abdülvahid, saldırının iki ülke arasındaki güvenlik ilişkilerinin temelini oluşturan barış anlaşması ve ilgili protokolleri değiştirmediğini vurguladı.

Saldırı sonrasında İsrailli bir güvenlik heyetinin Mısır’ı ziyaret ettiğini hatırlatan Abdülvahid, olayın münferit bir vaka olarak değerlendirildiğini ve sınırdaki güçlerin genel politikasını yansıtmadığının teyit edildiğini belirtti.

frgthyujı
Mısır Genelkurmay Başkanı, Rafah şehrindeki bir dizi güvenlik kontrol noktasını denetledi

Gazze savaşının başlamasıyla birlikte iki ülke arasındaki güvenlik koordinasyonunun arttığını ifade eden Abdülvahid, bu iş birliğinin özellikle Mısır-Filistin sınırı ve Philadelphia Koridoru’nun kontrolüne odaklandığını söyledi.

Ona göre saldırı, her iki tarafta da alarm seviyesinin yükselmesine neden oldu ve askerlerin birbirlerine belirli mesafelerden fazla yaklaşmamalarını öngören yeni uygulamalar getirildi. Ancak bunlar günlük güvenlik prosedürleri kapsamında değerlendiriliyor ve iki ülke arasındaki güvenlik düzenlemelerinde köklü bir değişikliğe işaret etmiyor.

Sorun üretme çabası

Son iki yılda bazı İsrailli çevreler, Mısır’ın sınır bölgesinde askerî kapasitesini artırdığını ve bunun gelecekte bir tehdit oluşturabileceğini öne sürerek, 1979 tarihli barış anlaşmasının ihlal edildiğini savunmuştu.

Ancak Ahmed Kamil, İsrail’in zaman zaman sınırla ilgili çeşitli sorunları gündeme getirerek Mısır üzerinde daha fazla güvenlik önlemi alması yönünde baskı kurmaya çalıştığını söyledi.

Muhammed Abdülvahid de benzer bir değerlendirmede bulunarak şunları kaydetti:

“İsrail, her zamanki gibi bu olayı kendi güvenlik tehditlerini öne çıkarmak için kullanıyor. Uluslararası kamuoyuna, sınırdaki ihlallerinin tamamını kendini koruma amacıyla gerçekleştirdiği mesajını vermeye çalışıyor. Ancak Mısır bu yaklaşımın farkında ve gelişmeleri dikkatle takip ediyor.”