DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Söz konusu hücreler güvenlik boşluğundan yararlanarak vatandaşları şantajla bunaltıyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
TT

DEAŞ hücreleri Suriye’nin doğusunda yeni saldırılar düzenliyor ve haraç kesiyor

Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin doğusundaki Deyrizor ilinde konuşlanmak üzere Fırat Nehri'ni geçen Suriye güvenlik güçleri, 19 Ocak 2026 (AFP)

Subhi Franciye

Terör örgütü DEAŞ’ın adı, Suriye'deki güvenlik tehditlerinin gündemine yeniden taşındı. Örgüt, hesapları üzerinden Suriye hükümeti hedeflerine yönelik çok sayıda saldırıyı üstlendi. Bunların sonuncusu 11 Mayıs pazartesi günü Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüsü hedef alan ve iki askerin hayatını kaybettiği, diğerlerinin yaralandığı saldırıydı. Al Majalla edindiği bilgilere göre DEAŞ, bu saldırıdan önceki iki gün içinde Deyrizor ilinin Zebari ve Busayra beldeleri ile ilin diğer köylerinde güvenlik güçleri ve ordu mensuplarını hedef alan dörtten fazla saldırı düzenledi.

Örgüt, başta Fırat'ın doğusu olmak üzere Suriye'nin genelinde siviller arasında giderek büyüyen bir kaygı kaynağına dönüşüyor. Sivillerin temel korkusu, örgütün Suriye hükümetine, bölgedeki sivil ve dini şahsiyetlere yönelik neredeyse günlük saldırılar düzenleme kapasitesine kavuşmasıdır.

Deyrizor’daki çok sayıda sivil kaynağa göre DEAŞ tehlikesi yalnızca silahlı saldırılarla sınırlı kalmıyor. Örgüt hücreleri, bölgedeki sivil ve servet sahibi kişileri yeniden şantaja baş vuruyor. Onlara ‘haraç’ ödemeleri yoksa kendilerinin ve işyerlerinin hedef alınacağını bildiren mesajlar gönderiyor. Öte yandan örgüt, eski üyelerinin yanı sıra Suriye hükümetinin tutum ve kararlarından duydukları rahatsızlık nedeniyle özellikle Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) ve İran destekli milislerden bazı üyelere ve komutanlara geçmişteki sivil suçlarına rağmen dokunulmazlık tanınmasına öfke duyanları saflarına katmaya çalışıyor.

Geçmiş yıllarda DEAŞ hücreleri, ‘zekât’ ve ‘sultanî aidat’ gibi çeşitli isimler altında tehdit ederek sivil halktan zorla para toplarken halk, bunu ‘haraç’ olarak nitelendiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Suriye hükümeti, bölgedeki tehditlerle mücadele amacıyla Deyrizor ve diğer bölgelerdeki idari ve güvenlik yapısında çeşitli yeni değişiklikler hayata geçirdi. Bu değişiklikler ağırlıklı olarak İran destekli milislere ve DEAŞ hücrelerine karşı askeri ve güvenlik kapasitesi ile eylem planları oluşturmayı, sınırları denetim altına almayı ve kaçakçılığı önlemeyi hedefliyor. Ziyad Fuad el-Ayiş'in Deyrizor’a atanması da bu perspektiften okunabilir.

Ayiş'in geçmiş yıllarda edindiği kapsamlı güvenlik ve askeri deneyim bu atamayı anlamlı kılıyor. SDG döneminde merkezi kamplar yönetiminde görev yapan Ayiş, ardından İdlib'de Genel Güvenlik'ten sorumlu idari müdürlük görevini üstlendi. Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı'na (Sivil İşler) atanan Ayiş’in görevleri arasına daha sonra SDG ile Suriye hükümeti arasındaki 29 Ocak anlaşmasını uygulamaktan sorumlu cumhurbaşkanlığı özel temsilciliği de eklendi.

Al Majalla’ya konuşan bir güvenlik kaynağı, Ayiş'in Deyrizor’daki güvenlik aygıtında köklü değişiklikler yapması ve il yönetiminin önceliklerini belirlemesinin beklendiğini söyledi. Kaynak, “İran destekli milisler, DEAŞ ve kaçakçılıkla mücadele bu öncelikler listesinin başında yer alacak" diye ekledi.

Peş peşe saldırılar ve ‘haraç’ dayatması

Suriyeli bir güvenlik kaynağı, Al Majalla’ya DEAŞ’ın nisan ve mayıs aylarında saldırılarını yoğunlaştırdığını söyledi. Kaynak, Suriye hükümetinin DEAŞ hücreleri de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik tehditleriyle baş etmek amacıyla bölgeye takviye kuvvetler gönderdiğini aktardı. Ancak Fırat'ın doğusunun Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık olması nedeniyle bu görevin kolay olmayacağının da altını çizdi. Kaynak ayrıca SDG ile varılan anlaşmanın tam anlamıyla uygulamaya konulmaması ve bölgedeki durumun istikrar kazanmamasının DEAŞ ile İran destekli milislerle mücadeleyi son derece yavaşlatacağını değerlendirdi.

Kaynak, DEAŞ tehlikesinin Suriye hükümetinin tüm askeri, güvenlik ve polis birimleri için öncelikli hedefler arasında yer aldığını vurguladı. DEAŞ hücreleriyle mücadelenin yalnızca Fırat'ın doğusunda değil Suriye'nin tüm bölgelerinde sürdürüldüğüne dikkati çeken kaynak, Suriye iç güvenlik birimlerinin Doğu Suriye, Şam kırsalı, Suriye sahili, Humus, Halep ve Suriye'nin güneyinde de DEAŞ hücrelerini gözaltına aldığını belirtti.

dvfgthy
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke ilinde çöl bölgesinde bulunan El-Hol Mülteci Kampı’nda, DEAŞ terör örgütüyle bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin akrabaları olan kadınlar ve çocuklar, 21 Ocak 2026 tarihinde (AFP)

DEAŞ, mayıs ayının ilk yarısında, Suriye'de örgüt hücreleri tarafından gerçekleştirilen dört saldırıyı üstlendi. İlki, Şam kırsalındaki Seyyide Zeynep bölgesinde Seyyide Zeynep Türbesi hatibi Şeyh Ferhan Hasan el-Mansur'u hedef aldı. İkincisi Deyrizor kırsalındaki Busayra beldesinde bir askeri, üçüncüsü Deyrizor kırsalındaki Zebari beldesinde 66. Tümen'den binbaşı rütbeli bir komutanı hedef aldı. Dördüncüsü ise Haseke kırsalında Suriye ordusuna ait bir otobüse yönelik saldırıydı.

Al Majalla, çok sayıda sivil kaynaktan DEAŞ hücrelerinin Deyrizor ili ve Haseke’nin güneyinde yaşayan varlıklı kişiler ile tüccarlardan tehdit yoluyla yeniden para talep etmeye başladığını öğrendi. Bu durum, örgüt hücrelerini ve faaliyetlerini finanse etmek amacıyla sivillere yönelik şantaj politikasını yeniden devreye koyduğunu gözler önüne seriyor.

Kaynaklar ayrıca örgütün yeni üye kazanmaya çalıştığını da aktardı. Örgütün bu çabada ‘mürtet Suriye hükümetinin suçluları hesap vermek istemediği’ ve ‘(Cumhurbaşkanı Ahmed) Şara'nın bugün Suriye'yi terörle mücadele bahanesiyle tahrip eden uluslararası koalisyonun müttefiki ve üyesi olduğu’ argümanlarını öne sürdüğü belirtildi. Elbukemal’de yaşayan yirmili yaşlarındaki Basil adlı Suriyeli, “DEAŞ, İran'a bağlı milislerin ve grupların pek çok komutanına geçmişteki suçlarına rağmen af tanıyan uzlaşı çabalarına karşı halkın duyduğu öfkeyi istismar etmeye ve bu pencereden yeni üyeler kazanmaya çalışıyor" dedi. Ancak Basil, “Bu girişimler şimdiye kadar büyük ölçüde başarısız olduysa da tehlike, örgütün bazılarını ikna edebilmesi ya da onları saflarına çekmek için başka açıkları kullanabilmesinde yatıyor" diye de ekledi.

Fırat'ın doğusu Suriye çölüne ve sarp arazi bölgelerine açık; SDG ile varılan anlaşmanın tam uygulamaya konulmaması ve bölgede istikrarın sağlanamaması ise DEAŞ ile İran milisleriyle mücadeleyi son derece yavaşlatacak.

Deyrizor'dan kırklı yaşların üzerinde bir sivil olan Ebu Muhammed, DEAŞ hücrelerinin geçmiş yıllarda buradaki siviller için her zaman büyük bir kaygı kaynağı olduğunu söyledi. AL Majalla’ya konuşan Ebu Muhammed, “Bu hücreler gece ve gizlice faaliyet gösteriyor. Bölgenin coğrafyasını ve halkını çok iyi biliyorlar, çünkü yıllarca bu toprakları yönettiler ve buranın insanlarını tanıdılar. Çatışmalardan kaçmayı başaranlar ise burada saklanmaya devam etti. Bu bilgi birikimi onlara askeri ve sivil hedeflere, geçici barikat ve kontrol noktalarına, bölgenin yerel hükümet yetkililerine ve varlıklı kişilere karşı hızlı saldırılar düzenleme imkânı tanıyor” ifadelerini kullandı.

Ebu Muhammed, örgütün geçtiğimiz ay Deyrizor’da en az beş tüccar ve iş insanına ya para ödemeleri ya da hedef alınacakları tehdidinde bulunduğunu aktardı.

Haraç talebine Mayadin’de kırklı yaşlarda bir öğretmen olan Halid de dikkati çekti. Halid, "Son zamanlarda bölgede haraç uygulamalarına yavaş yavaş yeniden başladılar. Talep edilen miktarlar ise hedef alınan kişinin yaptığı ticarete göre değişiyor. Kimine yaklaşık iki bin dolar, kimine beş bin dolara kadar çıkıyor" diye açıkladı.

fvbgfrb
Haseke Sanayi (Guveyran) Hapishanesi, Suriye, 18 Ocak 2025 (Reuters)

Halid, nisan ayında parayı ödemeyi reddettikleri anlaşılan iki kişinin dükkânının hedef alındığını da belirtti. Suriye hükümetinin bu hücrelerle mücadelede daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurgulayan Halid, "Hükümetin karşı karşıya olduğu tehlikelerin çok olduğunun farkındayız ve DEAŞ da bunların en tehlikelilerinden biri. Bu yüzden hızla harekete geçilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa, DEAŞ’ın toplanma ve eğitim yeri oldu

DEAŞ, örgüt hücrelerini Fırat'ın doğusu ve Suriye'nin güneyindeki bölgelerden son derece zorlu bir coğrafyaya ve örgütün DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) tarafından çökertilmesinden önceki güçlü olduğu dönemden kalma çok sayıda silah deposuna ev sahipliği yapan Tel es-Safa bölgesine kaçırmaya çalışıyor. Al Majalla’nın görüştüğü pek çok sivil bu kaçakçılık operasyonlarına dikkati çekerek, örgütün kendisini tehlikede hissettiğinde çöl bölgesine ve Tel es-Safa’ya sığındığını, örgütü bu bölgelerden püskürtmek için büyük güçler, hava desteği ve hassas istihbarat gerektirdiğini anlattılar.

Örgütün söz konusu kaçakçılık faaliyetlerini bizzat yürütüyor olabileceği ihtimali güçlü. Çünkü geçmiş yıllarda da benzer operasyonlar düzenledi, bölgede eğitim kampları kurdu ve kendisini Suriye'deki çeşitli güçlerin takibinden kaçırmak istediği çok sayıda silah ve komutanı buraya nakletti.

Eski rejim ile İran milisleri 2020-2024 yılları arasında örgütün çöl bölgesi ve Tel es-Safa'daki kapasitesini kırmak için defalarca girişimde bulundu, ama bu çabalar çeşitli nedenlerle sonuçsuz kaldı. En önemli neden, bazı İran destekli milis grupların komutanlarının silah kaçakçılığını para, gıda ve silah karşılığında milisler adına yürüten örgüt hücreleriyle iş birliği yapmasıydı. İkinci neden ise örgütle yüzleşmek üzere bölgeye sevk edildiklerinde milis mensuplarının büyük bölümünün firar etmesiydi. Deyrizor'da İran milisleriyle birlikte çalışan eski bir milis üyesine göre onlarca kişi, çölde örgütle karşılaşacaklarını öğrendiklerinde milislerden ayrıldı. Ayrılanlardan biri, bunun nedenini "Operasyonlar sırasında sağlanan destek son derece yetersizdi ve üstelik örgüt üyeleri hafif silah ve kısıtlı mühimmatla bırakılıyordu. Bu da gönderilen herkesin kesinlikle ölüm anlamına geldiğini gösteriyordu” diye açıkladı.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor.

Çöl bölgesi ve Tel es-Safa'da DEAŞ ile mücadele, Esed rejiminin çöküşünün hemen ardından İsrail’in düzenlediği hava saldırılarının Suriye'nin askeri cephaneliğinin büyük bölümünü yok etmesi nedeniyle mevcut Suriye hükümetinin kapasitesini aşan büyük bir çaba gerektiriyor. Dolayısıyla söz konusu bölgede örgütle mücadelenin Suriye hükümeti ile DMUK arasında ortak bir görev olarak üstlenilmesi kuvvetle muhtemel. Suriye'nin bugün DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun bir üyesi olması, bu görevi karmaşık uluslararası engellerle yüzleşmeksizin yerine getirmeyi kolaylaştırıyor ve gerekli desteğin sağlanması önünde ciddi bir engel bulunmuyor.

DEAŞ’ın Fırat'ın doğusu ve çöl bölgesinde belirgin biçimde aktif olması, örgütün ülkenin diğer bölgelerindeki gizli faaliyetlerinin bulunmadığı anlamına gelmiyor. Bu faaliyetler tehlike bakımından Fırat'ın doğusundakilerden geri kalmıyor. Ne var ki geçtiğimiz kasım ayında Suriye hükümetinin Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Bedrusiyye bölgesinde bir DEAŞ hücresi üyelerini gözaltına alması ve Humus, Şam kırsalı ile Suriye'nin kuzeyindeki çeşitli bölgelerde başka hücrelerin üyelerinin tutuklanması, Suriye hükümeti açısından ciddi bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu gelişmeler, örgütün yeni bölgelere sızma ve bir süre gizlenme niyetini ortaya koydu. Örgütün daha sonra istikrarı sarsmak ve Suriye hükümetinin güvenlik çabalarını baltalamak amacıyla sivillere yönelik saldırılar planladığı anlaşılıyor.

Suriye hükümeti önümüzdeki dönemde güvenliği sağlama ve yatırım ile geri dönüşü teşvik eden yeni Suriye imgesini pekiştirme konusunda büyük bir görevle karşı karşıya. Al Majalla’nın kaynaklarına göre gerçekleştirilen ve önümüzdeki dönemde yapılacak idari ve güvenlik birimleri değişiklikleri, Şam'ın bugün gözlerini birbiriyle bağlantılı karmaşık dosyaları sonuçlandırmaya çevirdiğini ortaya koyuyor. Bu dosyaların başında İran destekli milisler ve DEAŞ hücreleri ile mücadele geliyor. Buna gizlice düşük fiyatlarla satılan başıboş silahların toplanması, sınır ötesi kaçakçılık faaliyetleri ve uyuşturucu ticaretinin engellenmesi, ülkenin doğusunda hüküm süren güvenlik gerginliğinin sona erdirilmesi ve güneyde Suveyda düğümüne çözüm bulunması da ekleniyor.



İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
TT

İsrail, Kıbrıs açıklarında Gazze Şeridi’ne doğru seyreden Küresel Sumud Filosu’na saldırdı

Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

İsrail güçleri, geçtiğimiz perşembe günü Marmaris’ten Gazze Şeridi’ne doğru yola çıkan ve Kıbrıs açıklarında bekleyen Küresel Sumud Filosu’na müdahaleye başladı. Ankara, söz konusu müdahaleyi ‘korsanlık’ olarak nitelendirdi.

Uluslararası Gazze Ablukasını Kırma Komitesi bugün yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin filoya ait gemilere müdahale ettiğini doğruladı. Komite tarafından yayımlanan basın açıklamasında, “Müdahale başladı... İsrail savaş gemileri Gazze Şeridi’ne doğru ilerleyen filomuzu kuşatıyor” ifadelerine yer verildi.

Önceki filo girişimlerinde olduğu gibi, İsrailli yetkililerin bu kez de gemileri İsrail kıyılarına ulaşmadan durdurmakta kararlı olduğu değerlendiriliyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise müdahale öncesinde sert bir açıklama yayımlayarak, filo organizatörlerini insani yardım misyonu yürütmek yerine ‘siyasi provokasyon’ düzenlemekle suçladı. Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığı açıklamada, “Bir kez daha provokasyon… İçinde insani yardım bulunmayan bir başka sözde insani filo” denildi.

Bakanlık açıklamasında ayrıca, “Bu kez iki şiddet yanlısı Türk grup, Mavi Marmara Derneği ve İHH bu provokasyona katılıyor. İHH, terör örgütü olarak sınıflandırılmış durumda” ifadelerine yer verildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, filonun amacının yardım ulaştırmak değil, Hamas’ın çıkarlarına hizmet etmek olduğunu öne sürdü.

btyny
Küresel Sumud Filosu’na ait gemiler, Marmaris Limanı’ndan Gazze Şeridi’ne doğru yola çıktı. (AP)

Açıklamada, “Bu provokasyonun amacı Hamas’a hizmet etmek, örgütün silahsızlanmayı reddetmesinden dikkatleri uzaklaştırmak ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından ortaya konulan barış planındaki ilerlemeyi engellemektir” denildi.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 2803 sayılı kararı kapsamında Gazze Şeridi’ndeki insani faaliyetleri denetlediğini belirttiği Gazze Barış Kurulu’na da atıfta bulundu. Bakanlık, söz konusu konseyin ‘bu filonun tamamen medya propagandasına yönelik olduğu’ değerlendirmesinde bulunduğunu öne sürdü.

Açıklamanın devamında, “İsrail, Gazze’ye yönelik yasal deniz ablukasının herhangi bir şekilde ihlal edilmesine izin vermeyecektir” ifadesi kullanıldı. Bakanlık ayrıca, “İsrail bu provokasyona katılan tüm taraflara rota değiştirerek derhal geri dönmeleri çağrısında bulunmaktadır” açıklamasını yaptı.

Korsanlık eylemi

Ankara ise İsrail güçlerinin Küresel Sumud Filosu’na müdahalesini ‘korsanlık eylemi’ olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İsrail güçlerinin uluslararası sularda Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahalesini, yeni bir korsanlık eylemi olarak kınıyoruz” ifadesi kullanıldı.

Hamas da İsrail donanmasının, Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı kırmak amacıyla Türkiye kıyılarından hareket eden filoya yönelik operasyonunu ‘terör saldırısı’ ve ‘tam anlamıyla korsanlık suçu’ olarak değerlendirdi.

Filistin Enformasyon Merkezi tarafından yayımlanan Hamas açıklamasında, “İşgalci İsrail donanmasının Küresel Sumud Filosu gemilerine yönelik saldırısı ve buna eşlik eden aktivistlere yönelik müdahale ile gözaltılar, tüm unsurlarıyla tamamlanmış bir korsanlık suçudur” denildi.

Hamas açıklamasında ayrıca, “Faşist işgal hükümeti, Gazze ve kuşatma altındaki halkına destek olmak için insani ve ahlaki görevlerini yerine getiren dayanışma aktivistlerine karşı korsanlık suçu işlemeyi sürdürüyor. Gazze halkı ise dünyanın gözü önünde soykırım, açlık ve devam eden kuşatma ile karşı karşıya” ifadelerine yer verildi.

Hamas, tüm ülkelere, BM’ye ve insan hakları kuruluşlarına çağrıda bulunarak, ‘bu suçun kınanmasını, işgal liderlerinin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerinden dolayı hesap vermesini, gözaltına alınan aktivistlerin derhal serbest bırakılmasını ve Gazze’de yaşayan iki milyondan fazla Filistinliye uygulanan yasa dışı kuşatmanın sona erdirilmesini’ istedi.

Açıklamada ayrıca, ‘Gazze’nin insani mesajını dünyaya taşıyan ve işgalin terörüne, kibrine ve faşist uygulamalarına meydan okumakta ısrar eden özgür aktivistler’ selamlandı. Hamas, ‘Filistin halkına destek ve adalet ile insan onuru değerlerinin savunulması amacıyla, kuşatma kırılana ve işgal sona erene kadar özgürlük ve direniş filolarının sürdürülmesi’ çağrısında bulundu.

Geçen yıl da İsrail makamları, yaklaşık 50 gemi ve 500 aktivistin katıldığı benzer bir filo girişimini engellemişti. Katılımcılar arasında İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Güney Afrikalı lider Nelson Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve çok sayıda Avrupalı parlamenter yer almıştı.

İsrail, eyleme katılanları gözaltına alıp bir süre tuttuktan sonra sınır dışı etmişti. Aktivistler İsrail makamlarının kendilerine kötü muamelede bulunduğunu öne sürerken, İsrail tarafı bu suçlamaları reddetmişti.

İsrail yönetimi yıllardır Gazze’ye yönelik deniz ablukasının, Hamas’a deniz yoluyla silah ulaştırılmasını engellemek için gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşılık filo organizatörleri ve Filistin yanlısı aktivistler ise girişimlerinin Gazze’deki duruma dikkat çekmeyi ve bölgeye yardım ulaştırmayı amaçladığını belirterek ablukaya meydan okumayı sürdürüyor.


Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
TT

Barguti, hapiste olmasına rağmen Fetih'ten oy almaya devam ediyor

Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)
Abbas, Ramallah'ta düzenlenen Fetih hareketinin sekizinci genel konferansında konuşma yapıyor (EPA)

İsrail hapishanelerinde 2002 yılından bu yana tutuklu bulunan Filistinli üst düzey Fetih lideri Mervan Barguti, hareketin “Merkez Komitesi” üyeliği seçimlerinde en yüksek oyu alan isim oldu.

Fetih’in 8. Genel Kongresi’nin sonuçları dün açıklandı. Sonuçlara göre Barguti, yaklaşık on yıl önce yapılan son seçimlerde olduğu gibi yine en fazla oyu alarak hareketin en üst karar organı sayılan Merkez Komitesi’ndeki yerini korudu.

18 üyeden oluşan Merkez Komitesi’ne, hareket liderinin ayrıca 3 üye atama yetkisi bulunuyor. Barguti 1879 oy alırken, onu 1861 oyla İstihbarat Başkanı Macid Ferec izledi. Merkez Komitesi Eski Genel Sekreteri Cibril Recub 1609 oy, Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyh ise 1570 oy aldı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın oğlu Yaser Abbas da 1290 oy alarak komite üyeliğine seçildi. Sonuçlar ayrıca Zekeriya Zübeydi ve Teysir el-Berdini gibi diğer tutuklu isimlerin de hareket içindeki etkisini güçlendirdi.


İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
TT

İsrail ordusu, hükümetten Lübnan’da siyasi bir atılım yapmasını talep ediyor... Netanyahu ise orduyu yetersizlikle suçluyor

Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)
Güney Lübnan’da düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir arkadaşları için gözyaşı döken İsrailli askerler, 17 Mayıs 2026 (AP)

Lübnan’daki askeri operasyonların yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail ordusu saldırılarını Doğu Bekaa bölgesine kadar genişleterek onlarca hava saldırısı düzenliyor. Buna karşılık Hizbullah da işgal altındaki bölgelerde bulunan İsrail askerleri ile Celile yerleşimlerine yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını artırıyor. Bu gelişmeler sürerken, İbrani medyasına yansıyan askeri sızıntılarda, İsrail ordusunun Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinden ‘siyasi bir ilerleme’ sağlanmasını talep ettiği belirtildi.

Söz konusu sızıntılara göre İsrail ordusu, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda askeri bir çözüm bulunmadığını değerlendiriyor. Ordu kaynakları, “Lübnan’ın tamamı işgal edilse bile Hizbullah’ın elindeki son İHA’nın ortadan kaldırılmasının garanti edilemeyeceğini” ifade ediyor.

Netanyahu’nun kışkırtması

Netanyahu ise orduya sert sözlerle karşılık vererek, askeri yönetimi yetersizlikle suçladı. Dünkü kabine toplantısının öncesinde konuşan Netanyahu, altı yıl önce Hizbullah’ın İran yapımı İHA’ları edinmesinin oluşturduğu tehlikeyi fark ettiğini söyledi. Bu tehdidin, İHA’ların Ukrayna savaşında önemli bir unsur hâline gelmesiyle daha da netleştiğini belirten Netanyahu, ordu komutanlığına başvurarak bu tehdide karşı harekete geçilmesini istediğini ifade etti. Başbakan, ordunun kendi talimatları doğrultusunda bir dizi adım attığını kaydetti.

fvfvfrvb
Güney Lübnan’da gerçekleşen insansız hava aracı (İHA) saldırısında hayatını kaybeden bir askerin cenazesini uğurlayan İsrailliler, Kudüs, 17 Mayıs 2026 (AP)

Netanyahu’nun açıklamaları, kamuoyunu ordu komutanlığına karşı kışkırtma girişimi olarak değerlendirildi. Eleştirilerde, İsrail ordusunun altı yıl boyunca söz konusu tehdide kalıcı bir çözüm üretmekte başarısız olduğu vurgulandı.

İsrail’in memnuniyetsizliği

Karşılıklı üstü kapalı suçlamalar, ABD yönetimi ile Lübnan hükümetinin, geçen perşembe akşamı Washington’da iki ülke heyetleri arasında gerçekleştirilen üçüncü görüşmede ‘olumlu ilerleme’ sağlandığını duyurduğu bir dönemde geldi. Tarafların, ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması, ayrıca 2-3 Haziran tarihlerinde siyasi düzeyde yeni bir doğrudan İsrail-Lübnan müzakere turunun başlatılması konusunda anlaşmaya vardığı belirtildi. Askeri düzeyde yapılacak görüşmelerin ise bu ayın 29’unda Pentagon’da, ABD Savunma Bakanlığı gözetiminde gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

df7kı7
İsrail’in Nebatiye bölgesine düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman, 17 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak İsrail tarafı, Beyrut ve Washington’dan gelen iyimser açıklamalara katılmadı. Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Hizbullah’ın hâlâ silahsızlanmaya karşı çıktığını ve yeni bir ateşkes için, Kasım 2024’teki önceki ateşkesin ardından şekillenen mevcut durumun değiştirilmesini şart koştuğunu öne sürdü.

Süregelen kaos

İsrail ordusu, Hizbullah’ın tutumunun ve ölümcül İHA’ları kullanma konusundaki ısrarının, İsrail’e Lübnan topraklarında beş büyük askeri noktayı elinde tutma ve istediği zaman Hizbullah’a ait mevzileri hedef alma imkânı verdiğini değerlendiriyor. Ancak ordu, mevcut durumun bu şekilde sürdürülmesini ‘anlamsız’ olarak nitelendiriyor.

İsrail ordusunun, Hizbullah’a yönelik saldırılarını artırma ve genişletme eğiliminde olduğu, hatta Lübnan’ın orta kesimlerinde yeni bölgeleri işgal etme ihtimalini değerlendirdiği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre İsrailli yetkililer, ‘İran krizine çözüm bulunmadan Lübnan krizinin bir anlaşmayla sona erdirilmesinin zor olacağı’ görüşünü dile getiriyor.

5yjy6
Hizbullah tarafından yayınlanan ve Güney Lübnan’da bir İsrail tankını ve askerlerini hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısını gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

İsrail devlet televizyonu Kan 11’e konuşan bir güvenlik kaynağı da “Güney Lübnan’ın tamamen işgal edilmesinin, Hizbullah’ın elindeki son İHA’yı ya da son füzeyi ortadan kaldırmayacağını” söyledi. Kaynak, İsrail güvenlik kurumlarının askeri operasyonların Hizbullah’ı zayıflatmayı sürdürebileceğine inandığını, ancak bunun mevcut tehdidi tamamen sona erdirecek ‘temel bir çözüm’ sağlamadığını düşündüğünü ifade etti.

Kapsamlı anlaşma

Kaynak, İsrail ordusunun İHA’lara karşı yüksek maliyetli koruma ağları da dahil olmak üzere çeşitli savunma yöntemlerine başvurduğunu belirtti. Ancak ‘yalnızca askeri çözümün yeterli olmadığını’ vurgulayan kaynak, askeri caydırıcılığın sürdürülmesinin yanı sıra ‘siyasi bir açılımın’ da gerekli olduğunu ifade etti.

İsrail ordusu, Lübnan topraklarından İsrail’in çekilmesini içeren siyasi bir anlaşmaya varılması gerektiğini savunurken, bunun İsrail’in güvenlik taleplerinin garanti altına alınması şartına bağlı olduğunu dile getirdi.

Maariv gazetesine göre İsrail’in temel talebi, Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılması ve kuzey sınırlarının ötesinde yaşanan gelişmeler üzerinde İsrail denetiminin sağlanması. Bu kapsamda, İsrail sınırından Litani Nehri’ne kadar uzanan tüm Güney Lübnan’da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulması ve iki ülke sınırı boyunca genişliği 3 ila 5 kilometre arasında değişen bir güvenlik kuşağı kurulması öneriliyor. Haberde, hiçbir Lübnan vatandaşının bu bölgeye girişine izin verilmemesinin planlandığı ifade edildi.

Siyasi liderlik ise askeri operasyonları, Washington’da devam eden müzakerelerle eş zamanlı yürütülen bir baskı aracı olarak kullanıyor. İsrailli yetkililer, Amerikalılarla yapılan görüşmelerde siyasi çözümün İslamabad üzerinden şekilleneceği yönünde bir anlayış bulunduğunu ve Hizbullah’ın ancak Tahran’dan bir işaret alması hâlinde tutumunu değiştireceğini öne sürüyor. Bu çerçevede İsrail yönetimi, Lübnan’daki askeri baskının artırılmasının İranlı müzakereciler üzerinde de ek baskı unsuru oluşturduğu görüşünü savunuyor.