Cezayir ve Mali: Sahadaki pragmatizm siyasi hesaplara üstün geldi

Coğrafya kendini dayatıyor

Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
TT

Cezayir ve Mali: Sahadaki pragmatizm siyasi hesaplara üstün geldi

Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki Ordu Anıtı, 26 Nisan 2026 (AFP)

Rabia Abdusselam

2.300 kilometreyi aşan bir sınır boyunca sürekli değişen koşullar ve Afrika'nın Sahel bölgesinde nüfuz için verilen soğuk savaşın ortasında, Cezayir ve Mali son yılların en uzun diplomatik kopuşunu sona erdirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması ve hava sahalarının hava trafiğine tamamen açılması, saha pragmatizminin somutlaşması, siyasi gerçekçiliğin zaferi (Sahel'in coğrafi gerçeklerinin ve sınır ötesi risklerin dar siyasi hesaplamalara üstün gelmesi) gibi görünüyor.

Birçok kişi iki komşu ülke arasındaki uzlaşı sürecinin tamamen rayından çıktığına inanırken, Cezayir Savunma Bakanlığı tarafından yapılan ve bir dönüm noktası, sonraki gelişmelerin ana katalizörü olan bir açıklama kamuoyunu şaşırttı. Cezayir makamları, hava sahasının Mali'ye gidiş ve geliş yönündeki sivil ve askeri uçuşlara tamamen açıldığını resmen duyurarak, Nisan 2015'ten beri uygulanan sıkı hava ambargosu dönemini sona erdirdi. Hemen ardından Bamako da benzer bir adım atarak hava sahasını açtı. Bu gelişme, bir sonraki adıma, diplomatik misyonların geri dönüşüne zemin hazırladı. Her iki ülkenin büyükelçileri iki başkentte görevlerine resmen yeniden başladılar.

Bu son gelişmeyi, istikrarsız bir bölgedeki sıradan bir uzlaşma ve barışma veya geçici bir diplomatik ateşkes olarak değerlendirmek mümkün değil. Jeopolitik analizler, tam diplomatik temsilin geri dönüşü ile hava sahalarının açılmasının, karmaşık ve zorlu bir güvenlik coğrafyasında kaçınılmaz gelişmeler olduğunu vurguluyor.

Cezayir Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Saida Selame, jeopolitik bir bakış açısıyla, “Cezayir ve Mali arasındaki son diplomatik yakınlaşmanın sadece ikili bir atılım olmadığını, aksine Afrika'nın Sahel bölgesindeki jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirmeye yönelik daha derin bir mücadeleyi yansıttığını” söyledi. Selame, “Bu bölge, bölgesel ve uluslararası güç rekabetinin arenası haline geldi. Bu gelişme, Afrika'nın kalbindeki nüfuz haritasını yeniden çizmeye yönelik daha geniş çaplı girişimlerin ayrılmaz bir parçası” diye ekledi.

Bu jeopolitik hareketlilik, Mali devletini parçalayan yapısal kaosun ve silahlı örgütlerin çoğalmasının yansımaları ile iç içe geçiyor. Nitekim bugün Mali, 1 Mart 2015'te Cezayir'de Mali hükümeti ile kuzey Mali'deki siyasi hareketler arasında imzalanan “Barış ve Uzlaşma Anlaşması” başta olmak üzere geçmişte imzalanan barış anlaşmalarının iptal edilmesinin ardından varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Cezayir anlaşması, çatışmayı sona erdirmeyi ve bölgede istikrarı sağlamayı amaçlıyordu. Klasik gerilla savaşından kamikaze dronların kullanımına ve Mali ordusuna bağlı piyade konvoylarını ve takviye birliklerini, ayrıca Rus “Afrika Lejyonu” unsurlarını hedef alan gelişmiş pusulara geçiş, durumu daha da kötüleştirdi. Buna ek olarak, özellikle el-Kaide bağlantılı “Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin” (CNIM) ve Tuaregli ayrılıkçı örgütlerle iş birliği içinde silahlı örgütlerden oluşan ittifak tarafından Mali'nin başkenti Bamako'ya uygulanan boğucu güvenlik ve ekonomik kuşatma gerçek bir alarm zili oldu ve “yüksek güvenlik çıkarlarını” ortak bir pusulaya dönüştürdü. Zira bu kuşatma sebebiyle Bamako, kuzey komşusunun sağladığı güvenlik şemsiyesi olmadan izole edilmiş kuzey bölgelerinde istikrarı sağlayamaz hale geldi. Cezayir de güney sınırı boyunca gri bölgelerin genişlemesine artık göz yumamaz.

El-Mecelle’nin görüşlerine başvurduğu Dr. Moulay Tahar Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü ve yazar olan Ould Seddik Miloud, “Sahra bölgesine yönelik artan uluslararası ilgi, tartışılmaz bir jeopolitik gerçeği kabul etmemizi zorunlu kılıyor, o da Sahel bölgesi, sınırlarımıza olan doğrudan yakınlığı ve karmaşık yapısı nedeniyle, Cezayir’in ulusal güvenliğine yönelik genel görüşlerinden ayrılamaz stratejik bir derinlik oluşturmaktadır” dedi.

Bu tehditler arasında, el-Kaide'nin Mağrip kolu ile Tevhid Hareketi, Batı Afrika’da Cihat gibi melez kolları, Boko Haram ile kendisine müttefik Ensar ed-Din ve Ensar eş-Şeria gibi uluslararası örgütlerin yanı sıra Libya, Çad, Mali ve son olarak Burkina Faso arasındaki sınır bölgelerinde dağılmış düzinelerce başka örgütlerden oluşan cihatçı ağlar tehdidi öne çıkıyor.

Mali son günlerde, CNIM ile müttefiki ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLA) savaşçıları tarafından gerçekleştirilen, ülkenin kuzeyi ile merkezindeki askeri üsleri ve büyük şehirleri hedef alan bir dizi koordineli saldırı ve şiddetli çatışmaların ardından şiddet olaylarında önemli bir artışa sahne oluyor. Ülkenin merkezinde, bir askeri üs ile havaalanının bulunduğu Sévaré kasabasında patlamalar meydana geldi ve ardından uçakların bölge üzerinde uçtuğu görüldü. Başkentten birkaç kilometre uzaklıkta bulunan ve savaşçıların tutulduğu ana hapishane olan Kéniéroba Cezaevi de saldırıya uğradı. Ordu, saldırıları püskürttüğünü ve saldırganlardan bazılarını öldürdüğünü açıkladı.

İki ülke arasındaki duvar yıkılıp ilişkiler normale dönerken, bir dizi soru güçlü bir şekilde kendisini dayatıyor: Bu diplomatik normalleşme, güvenlik doktrinini yeniden tesis etmeyi ve Sahel'deki yapısal kaosun önüne geçmeyi başaracak mı? Yakında gerçekleşecek istihbarat koordinasyonu, boşlukları doldurma ve tanker savaşı altında ezilen lojistik arterlerde güvenliği sağlama gücüne sahip olacak mı?

cdfvbgr
Başkent Cezayir’in sahil şeridindeki Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Mevcut jeopolitik verilere dayanarak, bu yeni jeopolitik kavşağın sonuçları belirginleşmeye başlayan birkaç stratejik süreç arasında gidip geliyor; bunların en belirginleri ise istihbarat koordinasyon merkezlerinin aktif hale getirilmesi ve ardından taraflar arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasıdır.

Bu misyonun boyutlarına ilişkin analitik bir okuma yapan Mohammed Seddik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve siyasi analist Abdurrefik Kachout, Mecelle'ye şunları söyledi: “Krizin karmaşıklığı göz önüne alındığında misyon zorlu, ancak Cezayir'in deneyimini kullanacağı ve zengin tarihi tecrübelerinden yararlanacağı kesin. Cezayir, kendisinin stratejik yönlendirmelerine güvenen Azavad fraksiyonları başta olmak üzere, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir. Nitekim Cezayir, bu fraksiyonlara sürekli ve ısrarla silah bırakma ve ulusal birliği sağlama, yoğun nüfuslu güney ile Tuareg çoğunluğunun yaşadığı çalkantılı ve çöllerden oluşan kuzey arasındaki derin bölünmelerden koruyacak ortak bir uzlaşı zemini tesis etme çağrısında bulunmuştur.”

Cezayir, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir

Ekonomik koz bir can simididir

 Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı ve akademisyen Dr. Muhammed Salih Cemal, bu stratejik görüşü teyit ederek Mecelle'ye şunları söyledi: “Yeni aşama, Cezayir ve Mali arasında siyasi istişare ve güvenlik koordinasyon kanallarının yeniden aktif hale getirilmesinin önünü açacaktır. Bu da başta terörizm, organize suç ve sınırlardaki kaçakçılık faaliyetleri olmak üzere ortak tehditlerle mücadelede iş birliğini artıracaktır. Zira Cezayir, terörizmle mücadele, sınır güvenliği ve kriz yönetimi konusunda önemli ve kabul görmüş bir deneyime sahiptir. Ayrıca arabuluculuk ve anlaşmazlıkları giderme konusunda da önemli bir diplomatik birikimi bulunmaktadır. Bu deneyim, her iki ülkenin egemenliğine tam saygı ve iç işlerine müdahale etmeme çerçevesinde ikili iş birliğini güçlendirebilecek önemli bir birikimi temsil etmektedir.”

Bugün bu güvenlik kozunun diğer stratejik kozlardan ayrı olarak kullanılmayacağı kesin ve bu bağlamda “ekonomik koz” öne çıkıyor. Siyasi analist Abdurrefik Kachout, “güvenlik çözümlerinin jeo-ekonomik faktörlerden, özellikle de insani ve lojistik yardımdan bağımsız olarak uygulanamayacağına” inanıyor. “Buna ek olarak, Mali yakıt ambargosu altında ezildiği için, petrol kozu, özellikle de dev petrol şirketlerinin üretim maliyetlerini düşürmek için enerji sektörüne girmeye hazır olmasının yanı sıra, çölü aşan yol ağı da önemli bir rol oynuyor. Bu durum, ekonomik coğrafyanın kaçınılmazlığının iki ülke arasındaki uzlaşının en önemli faktörlerinden biri olduğunu gösteriyor” diye ekliyor.

Şarku'l Avsat''ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Şiddetli çatışmalar artık uzak kuzey cepheleriyle sınırlı değil, gölgesi Mali'deki antik ve tarihi Timbuktu şehrinin eteklerine kadar uzanıyor. Şehir, terör örgütlerin “tanker savaşı” ve hayati önem taşıyan ikmal konvoylarını hedef alarak uyguladığı sistematik bir boğma stratejisi nedeniyle ciddi bir yakıt krizi altında inliyor.

Sonuç olarak, iki ülke arasındaki ikili anlaşmazlıkların sona erdirilmesi sadece diplomatik bir formalite değil, yanmakta olan Timbuktu’dan başkent Bamako'ya kadar alevler içindeki sahanın dayattığı kaçınılmaz bir ihtiyati tedbirdir. Bilhassa daha önceki çatışmaları kontrol altına almadaki başarısı göz önüne alındığında, bu ateşkes, kaosun küllerini söndürmekte yeterli olacak mı yoksa Sahel bölgesi içinde halen başka zorluklar mı barındırıyor, önümüzdeki birkaç gün bu sorunun cevabını verecektir.



Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler bir kez daha sert yüzünü gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına ve Arap Körfezi’nde deniz trafiğinin durmasına yol açan çatışmalar sürerken, OPEC’in ikinci büyük petrol üreticisi olan Irak, ekonomisinin neredeyse tek can damarı niteliğindeki ihracat hattını güvence altına almak için kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

Irak normal şartlarda günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, ülkenin ihracat altyapısının neredeyse tamamen bu stratejik deniz yoluna bağımlı olması nedeniyle petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i durma noktasına geldi. Bu durum, Irak bütçesinde aylık milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtı.

Bu gelişmeler üzerine, yıllarca fizibilite aşamasında kalan alternatif ihracat güzergâhı projeleri Bağdat yönetimi açısından stratejik öncelik haline geldi. Irak, petrol ihracatını kara koridorları ve Kızıldeniz ile Akdeniz’e uzanacak boru hatları üzerinden gerçekleştirecek yeni rotalar oluşturmak için çalışmalarını hızlandırırken, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin dün sona eren Washington ziyareti sırasında da ivme kazandı. Ziyarette, ABD’li yetkililerle yapılan görüşmelerin gündeminde ‘enerji güvenliği ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi’ başlığı öne çıktı.

En hızlı alternatifler

Dev boru hatlarının inşasının yıllar alması nedeniyle Bağdat yönetimi, sahada kısa sürede uygulanabilecek en hızlı çözüme yöneldi: Kara yolu üzerinden petrol taşıyan tanker ve kamyon konvoyları. Irak, Nisan 2026’nın sonlarından itibaren karmaşık ve yüksek maliyetli kara lojistik hatlarını devreye alarak, petrol tankerlerini el-Velid ile Rabia-Yarubiye sınır kapıları üzerinden doğrudan Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Buradan gemilere yüklenen petrol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden etkilenmeyen deniz güzergâhları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılıyor.

xcsdfvgthy
Irak’ın Kerkük vilayetindeki ed-Dibs bölgesinde bulunan bir petrol sahası (Reuters)

Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Nisan-Haziran 2026 döneminde bu acil güzergâh üzerinden aylık 650 bin ton akaryakıt taşınması için sözleşme yaptı. Son saha verilerine göre, Baniyas Limanı’ndan ihraç edilen Irak menşeli akaryakıt miktarı mayıs ayında günlük 122 bin varile ulaştı. Haziran ayının başında ise bu rakam, her gün yüzlerce tankerin milyonlarca varil petrol taşımasıyla günlük 140 bin varile yükseldi.

Bu güzergâhın sağladığı başarı, Irak hükümetini kullanım alanını genişletmeye teşvik etti. Bağdat yönetimi, Suriye üzerinden günlük 50 bin varil ham petrol ile nafta ihracatını başlatmayı planlarken, Şam yönetimi de artan sevkiyatı karşılayabilmek amacıyla Baniyas Limanı’nın kapasitesini günlük yaklaşık 900 tankere çıkaracak çalışmalar yürütüyor.

İhracat haritasının yeniden çizilmesi

Geçici çözümler önem taşısa da bunlar, Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını kalıcı olarak azaltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin yalnızca geçiş aşamasını oluşturuyor. Bu stratejinin temelini ise Bağdat’a farklı ihracat çıkış noktaları sağlayacak ve Hürmüz Boğazı krizinin ortaya çıkardığı jeopolitik riskleri azaltacak sınır aşan petrol boru hatları ağı oluşturuyor.

Bu kapsamda, Zeydi’nin Washington'da Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ABD’nin himayesinde gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi yeniden güçlü bir ivme kazandı. Taraflar, projenin uygulama sürecinin hızlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Yaklaşık 18 milyar dolar maliyetle hayata geçirilmesi planlanan proje, bölgenin en büyük petrol altyapı yatırımlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık bin 600 kilometre uzunluğundaki boru hattının, Irak’ın güneyindeki Basra petrol sahalarından başlayarak Suudi Arabistan’ın Hadise bölgesinden geçip Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na ulaşması ve günlük 2,25 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor.

csdvfgbthyju
Chevron şirketinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mark Nelson, ABD’nin Houston kentindeki şirket genel merkezinde Iraklı hükümet yetkilileriyle yaptığı toplantıda (Reuters)

Öte yandan, 1982’den bu yana faaliyette olmayan Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden işler hale getirilmesine yönelik proje de Zeydi’nin Washington ziyaretinin ardından yeni bir siyasi destek kazandı. ABD, Irak’ın petrol ihracatını Akdeniz’e yönlendirecek stratejik güzergâhlardan biri olarak gördüğü projeye destek verirken, bunu Bağdat ile ekonomik ortaklığı güçlendirmeyi ve Irak’ın risk altındaki deniz yollarına bağımlılığını azaltmayı amaçlayan daha geniş bir vizyonun parçası olarak değerlendiriyor.

Günlük yaklaşık 300 bin varil taşıma kapasitesiyle yeniden faaliyete geçirilmesi hedeflenen hat, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı dışında ilave bir ihracat koridoru sağlayacak. ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak ile Suriye arasında projeye ilişkin varılan mutabakatı memnuniyetle karşılarken, bunu bölgesel enerji güvenliğini güçlendirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise bu koridorların geliştirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nı bölgedeki petrol akışı açısından ‘yalnızca ikincil önemde bir unsur’ haline getireceğini söyledi.

Hürmüz sonrası koridorları güçlendirmeye yönelik yatırımlar

Zeydi’nin Washington ziyareti, yalnızca siyasi temaslarla sınırlı kalmadı. Ziyaret kapsamında enerji, altyapı, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerini kapsayan, toplam değeri yaklaşık 60 milyar dolara ulaşan kapsamlı anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların en büyük bölümünü ise Bağdat’ın petrol ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme ve Arap Körfezi’ne bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda enerji sektörü oluşturdu.

Bu çerçevede ABD’li enerji şirketi Chevron ile Irak hükümeti arasında üç anlaşma imzalandı. Bunlardan ikisi Irak’ın güneyindeki petrol sahalarının geliştirilmesini kapsarken, üçüncü anlaşma güneydeki petrol sahalarını Hadise bölgesine, oradan da Akdeniz kıyısına bağlayacak yeni bir boru hattı ağının fizibilite çalışmasını öngörüyor. Projenin, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir petrol ihracat koridoru oluşturması hedefleniyor.

Zeydi, Houston’da Chevron yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Irak’ın ‘yalnızca yükleniciler değil, uzun vadeli ortaklar ve yatırımcılar’ aradığını belirtti. Bu açıklama, yeni hükümetin Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendirecek stratejik altyapı yatırımlarına öncelik verme yaklaşımını yansıttı.

Karşılıklı çıkarlar

Bu projelerin kapsamı, Irak’ın petrol ihracatı ihtiyaçlarının ötesine geçerek komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla da örtüşüyor. Suriye açısından Irak petrolünün yeniden akmaya başlaması, ülkeye transit geçiş ücretlerinden düzenli gelir sağlayacak. Aynı zamanda yerel rafinerilere ham petrol temin edilerek ağır yakıt sıkıntısının hafifletilmesine katkıda bulunulacak ve bu gelirlerin yeniden imar çalışmalarının finansmanında kullanılması hedeflenecek. ABD’nin bu ekonomik entegrasyona verdiği destek ise Şam’ın bölgesel ekonomik sisteme daha hızlı entegre olmasının önünü açıyor.

dfrgthy
Suriye’deki Baniyas Petrol İstasyonu’nda Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltan bir işçi (Reuters)

Ürdün ise proje sayesinde Kızıldeniz’deki Akabe Limanı üzerinden uluslararası enerji hatları için güvenli ve istikrarlı bir lojistik merkez konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu sayede ülke hem istikrarlı enerji tedariki sağlayacak hem de transit gelirleriyle, çevresindeki bölgesel krizlerin gölgesinde ekonomik istikrarını destekleyecek ek kaynak elde edecek.

ABD ise söz konusu projeleri, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi, enerji koridorlarını çeşitlendirmeyi ve Amerikan şirketlerinin Irak enerji sektöründeki varlığını genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Uygulamadaki zorluklar

Bu strateji güçlü bir siyasi destek görse de, önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Önerilen kara koridorlarının, DEAŞ hücrelerinin halen faaliyet gösterdiği bölgelerden geçmesi, boru hatları ve diğer enerji altyapısının korunması için kapsamlı güvenlik tedbirlerini zorunlu kılıyor.

Öte yandan, petrolün Akdeniz üzerinden taşınması, Arap Körfezi güzergâhına kıyasla nakliye maliyetlerini artırıyor. Irak petrolünün başlıca pazarlarının Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ülkelerinde bulunması nedeniyle, Akdeniz rotası deniz taşımacılığı süresini Körfez güzergâhına göre yaklaşık 10 gün uzatıyor.

Buna rağmen Bağdat’taki karar alıcılar, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmenin maliyetinin, jeopolitik gelişmelerin herhangi bir anda tüm Irak ekonomisini tehdit eden bir darboğaza dönüşebileceğini gösterdiği tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmanın doğuracağı bedelden çok daha düşük olduğu görüşünü savunuyor.


Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
TT

Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)

Tuareg ayrılıkçılarının bugün, Mali ordusuna ait ve kuzeydeki stratejik El Nefis kentinden ayrılmakta olan bir konvoya düzenlediği saldırıda 50 asker öldü.

Saldırı, Batı Afrika ülkesi Mali'de çatışmaların başlamasından 15 ay sonra, Mali ordusu saflarında en fazla can kaybına yol açan saldırılardan biri oldu.

xcdfvgthy
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde ayrılıkçı militanların düzenlediği saldırının ardından geride kalanlar (AP)

Ülkenin kuzeyinde, iktidardaki askeri cuntaya yakın bir yerel yetkili, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Saldırının ilk bilançosu çok ağır; 50'den fazla asker öldürüldü ve en az 24 asker esir alındı" dedi.


İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
TT

İsrail, Beytüllahim yakınlarındaki tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor

Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)
Süleyman'ın antik havuzlarından birinin insansız hava aracıyla çekilmiş havadan fotoğrafı (Reuters)

İsrail, Beytüllahim yakınlarında bulunan tarihi su havuzlarına el koymakla tehdit ediyor. Bu adım, Batı Şeria topraklarının kontrolünü ele geçirmeye yönelik giderek büyüyen kampanyada tehlikeli bir tırmanış olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz The Guardian gazetesinden aktardığı habere göre İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in mayıs ayında, 30 yılı aşkın süre önce "Süleyman Havuzları" olarak bilinen havuzların Filistinlilere ait olduğunu teyit eden anlaşmaları "silme" tehdidinde bulunmasının ardından, İsrailli yerleşimciler ve İsrail güçleri tarihi alanın çevresindeki varlıklarını yoğunlaştırdı.

"Süleyman Havuzları", Filistin'in en önemli arkeolojik yapılarından biri olarak kabul ediliyor. Tarihi MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan havuzlar, Roma ve Osmanlı dönemlerinde genişletildi. İngiliz Mandası yönetimi ise 1923-1948 yılları arasında bölgedeki su sistemini geliştirdi. Bazı bölümlerinde derinliği 10 metreyi aşan havuzlar artık Kudüs'e su sağlamıyor. Ancak Beytüllahim ve çevre köylerde yaşayanlar için önemli bir dinlenme alanı ve başlıca rekreasyon merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Cuma günleri ve bayramlarda aileler, havuzlarda vakit geçirmek, yüzmek ve piknik yapmak için 3,5 kilometre kuzeydoğuda bulunan Beytüllahim'den bölgeye geliyor.

Kentin dört bir yanından hızla yayılan yapılaşma nedeniyle çevresi giderek daralan havuzlar, Beytüllahim sakinleri için her geçen gün daha önemli bir sığınak haline geliyor.

Beytüllahim'in güneyindeki Artas köyünden yerel aktivist ve bahçıvan Mahmud Cabir, "Burası Beytüllahim'de insanların suyun, gölgenin ve yeşil alanların tadını çıkarabileceği geriye kalan tek yer. Şimdi onu çalmaya çalışıyorlar" dedi.

Mayıs ayında Smotrich ve İsrailli milletvekili Zvi Sukkot'un bölgeye yaptığı baskın sırasında Filistin polisi alandan uzaklaştırıldı. İkilinin havuzlardan birinde yüzerken görüntü vermesinin ardından Smotrich, "Burası bizim toprağımız" açıklamasında bulunurken, Sukkot da bölgenin İsrail kontrolü altına alınmasını talep etti.

O tarihten bu yana yerleşimcilerin bölgeye yönelik girişleri arttı. İsrail ordusu da 10 Temmuz'da bölgede bir operasyon düzenleyerek, çocukların havuzlarda yüzdüğü sırada göz yaşartıcı gaz bombaları kullandı.

İsrail'in hamlesi, Filistin tarafında öfkeye yol açıyor. Tepkinin nedeni yalnızca antik dünyadan günümüze kalan en büyük su depolama sistemlerinden biri olarak kabul edilen havuzların arkeolojik değeri değil. Aynı zamanda girişim, Filistin Yönetimi'nin yetkilerini de zayıflatmayı hedefliyor. Süleyman Havuzları, 1995 yılında imzalanan Oslo II Anlaşması uyarınca Filistin sivil ve güvenlik yönetimine bırakılan bölgede bulunuyor.

Gözlemcilere göre, bölgeye el konulması, İsrail'in Filistin yönetimi altında olması gereken alanlarda kontrolünü dayatmasına olanak sağlayacak yeni bir emsal oluşturabilir. Bu durum, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin yerleşimleri genişletme ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatma politikası çerçevesinde değerlendiriliyor.

Smotrich, mayıs ayında bölgeyi ziyaret ettiği sırada, bu muhteşem tarihi su alanının Filistin yönetimine bırakılmasının Oslo Anlaşmaları'nın büyük hatalarından biri olduğunu söyledi. Smotrich, "Oslo Anlaşmaları felaketinin yol açtığı ağır hasarı düzeltmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

İsrailli arkeolog ve arkeolojik alanların korunması için faaliyet gösteren Emek Şaveh örgütünün genel müdürü Alon Arad ise, "Bu alan, Oslo Anlaşması'nı zayıflatmak ve fiilen ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullanılıyor" dedi. Arad, Batı Şeria'daki arkeolojik alanların büyük bölümünün Yahudi mirasıyla bağlantılı olmadığını belirtti.

Buna karşılık Beytüllahim Turizm ve Eski Eserler Dairesi Müdürü İman et-Titi, "Arkeolojik alanlar hiçbir zaman siyasi çatışmanın araçlarına dönüştürülmemeli" dedi. Et-Titi, meselenin "sadece toprak üzerindeki kontrolle ilgili olmadığını", aynı zamanda "tarihi yeniden şekillendirme ve arkeolojik kanıtları ya da binlerce yıl boyunca Filistin'in kültürel mirasının oluşumuna katkıda bulunan birbirini izleyen medeniyetleri yansıtmayan tek bir anlatıyı dayatma girişimlerini" de kapsadığını söyledi.