Rabia Abdusselam
2.300 kilometreyi aşan bir sınır boyunca sürekli değişen koşullar ve Afrika'nın Sahel bölgesinde nüfuz için verilen soğuk savaşın ortasında, Cezayir ve Mali son yılların en uzun diplomatik kopuşunu sona erdirdi. İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması ve hava sahalarının hava trafiğine tamamen açılması, saha pragmatizminin somutlaşması, siyasi gerçekçiliğin zaferi (Sahel'in coğrafi gerçeklerinin ve sınır ötesi risklerin dar siyasi hesaplamalara üstün gelmesi) gibi görünüyor.
Birçok kişi iki komşu ülke arasındaki uzlaşı sürecinin tamamen rayından çıktığına inanırken, Cezayir Savunma Bakanlığı tarafından yapılan ve bir dönüm noktası, sonraki gelişmelerin ana katalizörü olan bir açıklama kamuoyunu şaşırttı. Cezayir makamları, hava sahasının Mali'ye gidiş ve geliş yönündeki sivil ve askeri uçuşlara tamamen açıldığını resmen duyurarak, Nisan 2015'ten beri uygulanan sıkı hava ambargosu dönemini sona erdirdi. Hemen ardından Bamako da benzer bir adım atarak hava sahasını açtı. Bu gelişme, bir sonraki adıma, diplomatik misyonların geri dönüşüne zemin hazırladı. Her iki ülkenin büyükelçileri iki başkentte görevlerine resmen yeniden başladılar.
Bu son gelişmeyi, istikrarsız bir bölgedeki sıradan bir uzlaşma ve barışma veya geçici bir diplomatik ateşkes olarak değerlendirmek mümkün değil. Jeopolitik analizler, tam diplomatik temsilin geri dönüşü ile hava sahalarının açılmasının, karmaşık ve zorlu bir güvenlik coğrafyasında kaçınılmaz gelişmeler olduğunu vurguluyor.
Cezayir Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Saida Selame, jeopolitik bir bakış açısıyla, “Cezayir ve Mali arasındaki son diplomatik yakınlaşmanın sadece ikili bir atılım olmadığını, aksine Afrika'nın Sahel bölgesindeki jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirmeye yönelik daha derin bir mücadeleyi yansıttığını” söyledi. Selame, “Bu bölge, bölgesel ve uluslararası güç rekabetinin arenası haline geldi. Bu gelişme, Afrika'nın kalbindeki nüfuz haritasını yeniden çizmeye yönelik daha geniş çaplı girişimlerin ayrılmaz bir parçası” diye ekledi.
Bu jeopolitik hareketlilik, Mali devletini parçalayan yapısal kaosun ve silahlı örgütlerin çoğalmasının yansımaları ile iç içe geçiyor. Nitekim bugün Mali, 1 Mart 2015'te Cezayir'de Mali hükümeti ile kuzey Mali'deki siyasi hareketler arasında imzalanan “Barış ve Uzlaşma Anlaşması” başta olmak üzere geçmişte imzalanan barış anlaşmalarının iptal edilmesinin ardından varoluşsal bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Cezayir anlaşması, çatışmayı sona erdirmeyi ve bölgede istikrarı sağlamayı amaçlıyordu. Klasik gerilla savaşından kamikaze dronların kullanımına ve Mali ordusuna bağlı piyade konvoylarını ve takviye birliklerini, ayrıca Rus “Afrika Lejyonu” unsurlarını hedef alan gelişmiş pusulara geçiş, durumu daha da kötüleştirdi. Buna ek olarak, özellikle el-Kaide bağlantılı “Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin” (CNIM) ve Tuaregli ayrılıkçı örgütlerle iş birliği içinde silahlı örgütlerden oluşan ittifak tarafından Mali'nin başkenti Bamako'ya uygulanan boğucu güvenlik ve ekonomik kuşatma gerçek bir alarm zili oldu ve “yüksek güvenlik çıkarlarını” ortak bir pusulaya dönüştürdü. Zira bu kuşatma sebebiyle Bamako, kuzey komşusunun sağladığı güvenlik şemsiyesi olmadan izole edilmiş kuzey bölgelerinde istikrarı sağlayamaz hale geldi. Cezayir de güney sınırı boyunca gri bölgelerin genişlemesine artık göz yumamaz.
El-Mecelle’nin görüşlerine başvurduğu Dr. Moulay Tahar Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü ve yazar olan Ould Seddik Miloud, “Sahra bölgesine yönelik artan uluslararası ilgi, tartışılmaz bir jeopolitik gerçeği kabul etmemizi zorunlu kılıyor, o da Sahel bölgesi, sınırlarımıza olan doğrudan yakınlığı ve karmaşık yapısı nedeniyle, Cezayir’in ulusal güvenliğine yönelik genel görüşlerinden ayrılamaz stratejik bir derinlik oluşturmaktadır” dedi.
Bu tehditler arasında, el-Kaide'nin Mağrip kolu ile Tevhid Hareketi, Batı Afrika’da Cihat gibi melez kolları, Boko Haram ile kendisine müttefik Ensar ed-Din ve Ensar eş-Şeria gibi uluslararası örgütlerin yanı sıra Libya, Çad, Mali ve son olarak Burkina Faso arasındaki sınır bölgelerinde dağılmış düzinelerce başka örgütlerden oluşan cihatçı ağlar tehdidi öne çıkıyor.
Mali son günlerde, CNIM ile müttefiki ayrılıkçı Azavad Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLA) savaşçıları tarafından gerçekleştirilen, ülkenin kuzeyi ile merkezindeki askeri üsleri ve büyük şehirleri hedef alan bir dizi koordineli saldırı ve şiddetli çatışmaların ardından şiddet olaylarında önemli bir artışa sahne oluyor. Ülkenin merkezinde, bir askeri üs ile havaalanının bulunduğu Sévaré kasabasında patlamalar meydana geldi ve ardından uçakların bölge üzerinde uçtuğu görüldü. Başkentten birkaç kilometre uzaklıkta bulunan ve savaşçıların tutulduğu ana hapishane olan Kéniéroba Cezaevi de saldırıya uğradı. Ordu, saldırıları püskürttüğünü ve saldırganlardan bazılarını öldürdüğünü açıkladı.
İki ülke arasındaki duvar yıkılıp ilişkiler normale dönerken, bir dizi soru güçlü bir şekilde kendisini dayatıyor: Bu diplomatik normalleşme, güvenlik doktrinini yeniden tesis etmeyi ve Sahel'deki yapısal kaosun önüne geçmeyi başaracak mı? Yakında gerçekleşecek istihbarat koordinasyonu, boşlukları doldurma ve tanker savaşı altında ezilen lojistik arterlerde güvenliği sağlama gücüne sahip olacak mı?

Mevcut jeopolitik verilere dayanarak, bu yeni jeopolitik kavşağın sonuçları belirginleşmeye başlayan birkaç stratejik süreç arasında gidip geliyor; bunların en belirginleri ise istihbarat koordinasyon merkezlerinin aktif hale getirilmesi ve ardından taraflar arasında doğrudan müzakerelerin yeniden başlatılmasıdır.
Bu misyonun boyutlarına ilişkin analitik bir okuma yapan Mohammed Seddik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi ve siyasi analist Abdurrefik Kachout, Mecelle'ye şunları söyledi: “Krizin karmaşıklığı göz önüne alındığında misyon zorlu, ancak Cezayir'in deneyimini kullanacağı ve zengin tarihi tecrübelerinden yararlanacağı kesin. Cezayir, kendisinin stratejik yönlendirmelerine güvenen Azavad fraksiyonları başta olmak üzere, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir. Nitekim Cezayir, bu fraksiyonlara sürekli ve ısrarla silah bırakma ve ulusal birliği sağlama, yoğun nüfuslu güney ile Tuareg çoğunluğunun yaşadığı çalkantılı ve çöllerden oluşan kuzey arasındaki derin bölünmelerden koruyacak ortak bir uzlaşı zemini tesis etme çağrısında bulunmuştur.”
Cezayir, sahadaki bazı taraflar ve aktörlerle, tarihsel bir güven ilişkisine sahip olduğu için, bölgesel deneyimini kullanarak savaşan tarafları savaş siperlerinden müzakere masasına çekecektir
Ekonomik koz bir can simididir
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı ve akademisyen Dr. Muhammed Salih Cemal, bu stratejik görüşü teyit ederek Mecelle'ye şunları söyledi: “Yeni aşama, Cezayir ve Mali arasında siyasi istişare ve güvenlik koordinasyon kanallarının yeniden aktif hale getirilmesinin önünü açacaktır. Bu da başta terörizm, organize suç ve sınırlardaki kaçakçılık faaliyetleri olmak üzere ortak tehditlerle mücadelede iş birliğini artıracaktır. Zira Cezayir, terörizmle mücadele, sınır güvenliği ve kriz yönetimi konusunda önemli ve kabul görmüş bir deneyime sahiptir. Ayrıca arabuluculuk ve anlaşmazlıkları giderme konusunda da önemli bir diplomatik birikimi bulunmaktadır. Bu deneyim, her iki ülkenin egemenliğine tam saygı ve iç işlerine müdahale etmeme çerçevesinde ikili iş birliğini güçlendirebilecek önemli bir birikimi temsil etmektedir.”
Bugün bu güvenlik kozunun diğer stratejik kozlardan ayrı olarak kullanılmayacağı kesin ve bu bağlamda “ekonomik koz” öne çıkıyor. Siyasi analist Abdurrefik Kachout, “güvenlik çözümlerinin jeo-ekonomik faktörlerden, özellikle de insani ve lojistik yardımdan bağımsız olarak uygulanamayacağına” inanıyor. “Buna ek olarak, Mali yakıt ambargosu altında ezildiği için, petrol kozu, özellikle de dev petrol şirketlerinin üretim maliyetlerini düşürmek için enerji sektörüne girmeye hazır olmasının yanı sıra, çölü aşan yol ağı da önemli bir rol oynuyor. Bu durum, ekonomik coğrafyanın kaçınılmazlığının iki ülke arasındaki uzlaşının en önemli faktörlerinden biri olduğunu gösteriyor” diye ekliyor.
Şarku'l Avsat''ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Şiddetli çatışmalar artık uzak kuzey cepheleriyle sınırlı değil, gölgesi Mali'deki antik ve tarihi Timbuktu şehrinin eteklerine kadar uzanıyor. Şehir, terör örgütlerin “tanker savaşı” ve hayati önem taşıyan ikmal konvoylarını hedef alarak uyguladığı sistematik bir boğma stratejisi nedeniyle ciddi bir yakıt krizi altında inliyor.
Sonuç olarak, iki ülke arasındaki ikili anlaşmazlıkların sona erdirilmesi sadece diplomatik bir formalite değil, yanmakta olan Timbuktu’dan başkent Bamako'ya kadar alevler içindeki sahanın dayattığı kaçınılmaz bir ihtiyati tedbirdir. Bilhassa daha önceki çatışmaları kontrol altına almadaki başarısı göz önüne alındığında, bu ateşkes, kaosun küllerini söndürmekte yeterli olacak mı yoksa Sahel bölgesi içinde halen başka zorluklar mı barındırıyor, önümüzdeki birkaç gün bu sorunun cevabını verecektir.



