Dibeybe’nin Libya krizini sona erdirmeye yönelik ABD planına ilişkin tutumu ne?

UBH Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, uluslararası siyasi girişimleri kabul etmek için bazı şartlar öne sürdü

Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, cumartesi günü Libya’nın batısındaki Zliten kentinde hükümetinin toplantısına başkanlık ederken (Dibeybe’nin ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, cumartesi günü Libya’nın batısındaki Zliten kentinde hükümetinin toplantısına başkanlık ederken (Dibeybe’nin ofisi)
TT

Dibeybe’nin Libya krizini sona erdirmeye yönelik ABD planına ilişkin tutumu ne?

Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, cumartesi günü Libya’nın batısındaki Zliten kentinde hükümetinin toplantısına başkanlık ederken (Dibeybe’nin ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, cumartesi günü Libya’nın batısındaki Zliten kentinde hükümetinin toplantısına başkanlık ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Libya’nın batısındaki Ulusal Birlik Hükümeti’nin (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, siyasi girişimlerle ilgili ortaya koyduğu ve ‘ulusal ilkeler’ olarak nitelendirdiği şartlarla yeni tartışmaların fitilini ateşledi. Dibeybe’nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos’un öncülük ettiği ve doğu ile batıdaki taraflar arasında iktidar paylaşımı yoluyla Libya krizini sona erdirmeyi hedefleyen girişime ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi.

Yakın zamanda yapması beklenen ve ABD girişimine yönelik tutumunu daha net ortaya koyacağı öngörülen konuşması öncesinde Dibeybe’nin cumartesi günü Zliten kentinde yaptığı açıklamalar, söz konusu girişime dolaylı bir ret mi içerdiği, yoksa siyasi hesaplarıyla uyumlu olması halinde kademeli olarak kabulünün zeminini mi hazırladığı yönünde soru işaretlerine neden oldu.

Dibeybe’nin dile getirdiği şartlar arasında sivil bir devletin inşası, adil seçimlerin yapılması, anlaşmazlıkların çözümünde güç kullanımının reddedilmesi ve ülke genelindeki askeri kurumların denetime tabi tutulması öne çıktı. Dibeybe ayrıca, ‘cesur tavizler’ verilmesi gerektiğini de vurguladı.

xscdfgrth
ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos (Arşiv – AFP)

Gözlemcilere göre Dibeybe’nin ortaya koyduğu şartlar, ilk bakışta tutumunu netleştirmekten kaçınırken ‘sokak kartını’ kullanma girişimi olarak değerlendirildi. Buna göre Dibeybe, girişimi açıkça reddetmeden ancak tamamen de kapıyı kapatmadan bir denge kurmaya çalışıyor. Bunun arkasında ise özellikle Misrata’daki siyasi tabanının, ülkenin doğusunda bulunan Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile herhangi bir yakınlaşmaya karşı çıkmasının etkili olduğu belirtiliyor.

Libya Temsilciler Meclisi (TM) üyesi Ammar el-Eblak, Dibeybe’nin açıklamalarını ‘örtülü bir ret’ olarak değerlendirdi. El-Eblak, Başbakan’ın söz konusu ABD girişiminin ayrıntılarından aylardır haberdar olduğunu, ancak hem Washington’la hem de Batı Libya’daki müttefikleriyle erken bir gerilim yaşamamak için sessiz kalmayı tercih ettiğini öne sürdü.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Eblak, özellikle elektrik krizi başta olmak üzere hükümetin başarısızlıkları nedeniyle artan halk tepkisinin Dibeybe’yi, Hafter ile yakınlaşmaya veya oğullarından birine egemenlik makamlarından birinin verilmesine karşı çıkan çevrelerin tutumuyla uyumlu şartlar öne sürmeye yönelttiğini söyledi. El-Eblak, bu açıklamaların aynı zamanda doğudaki kampa verilmiş siyasi mesajlar içerdiğini savundu.

xfdvbgh
Mareşal Halife Hafter (Libya Ulusal Ordusu)

El-Eblak, Dibeybe’nin siyasi hesaplarının da bulunduğunu belirterek, bunlardan birinin danışmanı ve aynı zamanda yeğeni olan İbrahim Dibeybe’nin birleşik hükümetin başbakanlığına getirileceği yönündeki iddialar olduğunu söyledi. Ayrıca Dibeybe’nin, Saddam Hafter ile Batı Libya’daki bazı askeri liderler arasında kurulabilecek olası bir yakınlaşmanın kendisini siyasi denklem dışına itmesinden endişe duyduğunu ifade etti.

El-Eblak’a göre Dibeybe, doğu ile batı arasındaki güven bunalımı devam ettiği sürece mevcut statükonun korunmasını ve seçimlerin ertelenmesini tercih ediyor. Dibeybe’nin ‘taviz’ vurgusunun ise Washington’a verilen ikili bir mesaj niteliği taşıdığını belirten el-Eblak, ABD’nin baskısını artırması halinde bu söylemin girişime kapıyı tamamen kapatmadığı şeklinde yorumlanabileceğini dile getirdi.

Boulos’un girişimi, doğu ve batı kampları arasında uzlaşı sağlanmasını, devlet kurumlarının birleştirilmesini ve seçimlere götürecek birleşik bir yürütme organının oluşturulmasını öngörüyor. Siyasi kulislerde dolaşan iddialara göre teklif, Dibeybe’nin başbakan olarak görevini sürdürmesini, LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter’in ise Başkanlık Konseyi’nin başına geçmesini içeriyor.

Siyasi analist Salah el-Bekkuş ise Dibeybe’nin dile getirdiği şartların, önerilen uzlaşının siyasi geleceğine hizmet etmeyebileceğinin farkında olan bir siyasetçiden beklenebilecek bir tutum olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Bekkuş, Batı Libya’da Dibeybe’yi destekleyen sivil ve askeri koalisyonun Halife Hafter’e veya oğullarından birine egemenlik makamlarından birinin verilmesini kolaylıkla kabul etmeyeceğini belirtti. Bekkuş’a göre Dibeybe’nin şartlarında ısrar etmesi, hem zaman kazanarak siyasi pozisyonunu yeniden düzenlemesine hem de olası bir siyasi anlaşmada pazarlık gücünü artırmasına imkân tanıyor.

Bekkuş, Dibeybe’nin bölgesel ve Batılı bazı aktörlerin desteğiyle, Başkanlık Konseyi’nin başına Saddam Hafter yerine sivil bir ismin getirilmesi yönünde girişimlerde bulunmasının muhtemel olduğunu, bunun da Batı Libya kentlerindeki itirazları azaltmayı amaçladığını ifade etti.

Gözlemcilere göre bu kaygılar, Batı Libya’nın bazı kesimlerinde Saddam Hafter’in siyasi konumunun güçlenmesine yönelik rahatsızlığı da pekiştiriyor. Bu tutumun arkasında, askeri yönetimin yeniden tesis edilebileceği endişesinin yanı sıra 2019’daki Trablus Savaşı’nın bıraktığı mirasın da etkili olduğu değerlendiriliyor.

Bu çerçevede siyasi aktivist Hüsam el-Kamati, Dibeybe’nin açıklamalarının, doğu ile batı arasında iktidar paylaşımına ilişkin anlaşmanın yakın olduğu yönündeki haberlerin ardından kendi siyasi kampındaki endişeleri yatıştırmayı hedeflediğini söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan el-Kamati, Dibeybe’nin herhangi bir girişim konusunda ‘toplumsal diyalog’ vurgusu yapmasının, Batı Libya’daki geniş bir kesimin benimsediği temel ilkelerden vazgeçtiği yönündeki eleştirileri bertaraf edecek siyasi bir kalkan oluşturduğunu ifade etti.

Siyasi analist Hüsameddin el-Abdeli ise Dibeybe’nin henüz nihai kararını vermediği görüşünde. El-Abdeli, Başbakan’ın ABD girişimine yaklaşımını sağlayacağı siyasi kazanımlara göre belirleyeceğini, bu süreçte özellikle Misrata başta olmak üzere askeri ağırlığı bulunan kentlerin tepkilerini de dikkate alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan el-Abdeli, “Dibeybe, girişimin kendi çıkarlarına hizmet ettiğini ve doğudaki kampın yeterli tavizler verdiğini düşünürse buna olumlu yaklaşabilir. Ancak girişimin lehine olmadığını değerlendirirse, tutumunu halkın iradesine dayandırarak reddini hükümetin değil, kamuoyunun tercihi olarak sunacaktır” dedi.

El-Abdeli, ABD girişiminin engelleri aşması halinde olası uzlaşının, yasama seçimlerinin yapılması ve birleşik bir hükümet kurulmasıyla sınırlı kalacağını, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ise daha sonraki bir aşamaya ertelenmesinin muhtemel olduğunu ifade etti.

Siyasi analist Hüsam Feniş ise Dibeybe’nin girişimi engellemeye çalışmaktan ziyade, kendi siyasi kampı içinde kabul edilmesini kolaylaştıracak siyasi ve toplumsal zemini hazırlamaya çalıştığını savundu.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, Boulos’un girişimde bazı değişikliklere giderek temsil tabanını genişletmesini ve Batı Libya kampından başka isimleri de sürece dahil etmesini beklediğini söyledi. Feniş’e göre bu adım itirazların bir kısmını azaltabilir ve girişimin daha geniş kabul görmesinin önünü açabilir. Ancak siyasi veya ideolojik gerekçelerle karşı çıkmayı sürdürecek kesimlerin varlığını koruyacağı da değerlendiriliyor.

zxscdfg
Libya İstikrar Hükümeti (LİH) Başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)

Libya, yıllardır Trablus merkezli Dibeybe başkanlığındaki UBH ile TM tarafından görevlendirilen, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in desteklediği ve Usame Hammad’ın başkanlığını yaptığı hükümet arasında siyasi ve idari bölünmüşlük yaşıyor. Hammad hükümeti, ülkenin doğusu ile güneyin bazı bölgelerini yönetiyor.



Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı”na ilişkin hukuki tutumunu yineleyerek, deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda kendi kaygılarının uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Kahire yönetimi, bu yaklaşımın iki ülkenin çıkarlarını koruması gerektiğine dikkat çekti.

Mısır'ın bu tutumu, Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati tarafından cumartesi günü Trablus'ta, geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile yaptığı görüşmede dile getirildi. Görüşme, Abdülati'nin Sahel-Sahra Devletleri Topluluğu Yürütme Konseyi'nin 22'nci dönem toplantısına katılmak üzere bulunduğu Trablus'ta gerçekleştirildi.

Mısır, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasına karşı çıkıyor. Kahire yönetimi, farklı vesilelerle yaptığı açıklamalarda, anlaşmanın onaylanmasının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamıştı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamaya göre Abdülati, iki ülke arasındaki tarihî ve kardeşlik ilişkilerinden hareketle, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin süreçte Mısır'ın kaygılarının dikkate alınmasının önemini vurguladı. Abdülati, bunun uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda, iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeterek gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu konuda mutabakata varıldığını belirtti.

Dibeybe ise Libya-Mısır Ortak Komisyonu'nun deniz sınırları konusunu görüşmek üzere toplanacağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Qahera News’ten aktardığı habere göre Dibeybe, “Haritaları olanlar bunları sunsun. Diyalog kurmak ve konuyu tartışmak sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak tek taraflı kararlar ve uzlaşmaz tutumlar, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek hiçbir sonuca ulaştırmaz” dedi.

Açıklamalar, Libya Temsilciler Meclisi'nin geçen ekim ayında Trablus ile Ankara arasında 2019 yılında imzalanan mutabakatı onaylamasının ardından geldi. Söz konusu adım, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın itirazlarına yol açarken, Avrupa'dan da anlaşmaya yönelik geçmişte eleştirel açıklamalar yapılmıştı.

Dibeybe, ekim ayında yaptığı açıklamada da hükümetinin mutabakata ilişkin Mısır'ın kaygılarını dikkate almaya özen gösterdiğini belirtmişti. Bu açıklama, Kahire'nin Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasını reddettiğini duyurmasından birkaç gün sonra gelmişti. Gelişmeler, deniz yetki alanları meselesinin iki ülke arasındaki ilişkilerde gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Öte yandan Abdülati ile Dibeybe arasındaki görüşmede Libya'daki siyasi krizin son gelişmeleri de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, ülkesinin krizin çözümünde tek çıkış yolu olarak siyasi çözümden yana tutumunu yineledi. Bu çözümün, geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya dayanan, Libyalıların sahipliğinde ve liderliğinde yürütülecek kapsayıcı bir diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bakanlık açıklamasına göre Abdülati, siyasi çözümün temel referanslarına bağlı kalınmasının önemini vurgulayarak, başta Suheyrat Anlaşması olmak üzere mevcut mutabakatların esas alınması ve dış dayatmalar ile müdahalelerden uzak durulması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Libya'nın birliğini koruyacak, devlet kurumlarını muhafaza edecek ve bu kurumların birleştirilmesini destekleyecek bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasının önemine işaret ederek, böylece ülkedeki mevcut bölünmüşlüğün sona erdirilmesi gerektiğini kaydetti.

Libya'da, merkezi Trablus'ta bulunan ve Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasında siyasi bölünmüşlük sürüyor. Ülkenin doğusunda ve güneyinin bazı kesimlerinde yönetimi elinde bulunduran Hammad hükümeti, Mareşal Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu'nun nüfuz alanında faaliyet gösteriyor.


Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
TT

Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)

Mısır'ın başkenti Kahire'nin güneyindeki Giza vilayetine bağlı Ayat bölgesinde bugün (Pazar) bir trenin vagonlarının raydan çıkarak devrilmesi sonucu 7 kişi hayatını kaybetti, 112 kişi yaralandı.

Giza Emniyet Müdür Yardımcısı Tümgeneral Hatem Hasan'a, Ayat ilçesi sınırları içerisinde bir trenin devrildiği ve çok sayıda yolcunun yaralandığı yönünde ihbarda bulunuldu. Şarku’l Avsat’ın  Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere göre, ihbarın ardından güvenlik güçleri, sivil savunma ekipleri ve ambulanslar hızla olay yerine sevk edildi.

Kahire-Asvan tarım yolu üzerinde, Giza vilayetindeki Gerza kavşağı yakınlarında meydana gelen kazada trenin bazı vagonlarının raydan çıkarak devrildiği belirlendi.

İlk ihbara göre kazada çeşitli yerlerinden yaralanan yolcuların bazılarında morluk, sıyrık, kırık ve kesikler oluştu. Yaralılar, gerekli tedavinin yapılması için hastanelere kaldırıldı.

Sağlık Bakanlığı sağlık kuruluşlarında alarm seviyesini yükseltti

Mısır Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada Sağlık ve Nüfus Bakanı Halid Abdulgafar'ın Giza ve Beni Süveyf vilayetlerindeki tüm sağlık kuruluşlarında alarm seviyesinin yükseltilmesi ve yaralılara gerekli tıbbi ve acil sağlık desteğinin sağlanması talimatını verdiğini bildirdi.

Bakanlığın son verilerine göre, kazaya müdahale ve yaralıların tahliyesi için 52 ambulans görevlendirildi. Yaralı sayısı ise 64 olarak açıklandı. Yaralılardan 54'ü Vasta Hastanesi'ne, 10'u ise Ayat Hastanesi'ne nakledildi.

Kazayla ilgili soruşturma komisyonu kuruldu

Yetkili ekipler, kazanın ardından enkazın kaldırılması ve tren seferlerinin normale dönmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Kazanın nedenini belirlemek amacıyla raylar ve tren üzerinde inceleme başlatılırken, savcılık da soruşturma açtı. Savcılık, olayla ilgili polis soruşturmasının yürütülmesini, görgü tanıklarının ve yaralıların ifadelerinin alınmasını istedi.

Mısır Demiryolları Kurumu'ndan bir yetkili, teknik nedenleri ve trenin raydan çıkmasına yol açan etkenleri belirlemek üzere kurum mühendislerinden oluşan acil bir teknik komisyon kurulduğunu açıkladı. Komisyonun demiryolu hattında ve kazanın meydana geldiği noktada inceleme yapacağı, işletme güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemlerin belirleneceği bildirildi. Açıklama Mısır medyasında yer aldı.

Ayat bölgesi, 24 yıl önce de büyük bir faciaya sahne olmuştu. 2002 yılında meydana gelen ve kamuoyunda “Yukarı Mısır treni faciası” olarak bilinen kazada 361 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 66 kişi yaralanmıştı. Yolcuların büyük bölümünün vagonlardan çıkamaması nedeniyle çıkan yangında hayatını kaybettiği facia, Mısır demiryolu tarihinin en büyük ve en ağır kazası olarak kayıtlara geçmişti. Kaza sonrasında dönemin Ulaştırma Bakanı İbrahim el-Demiri istifa etmişti.


Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.