Jay Torres - İbrahim Hamidi
İki Esed rejiminin devrilmesinin ardından akıllardaki soru artık yarım asırdan uzun süren bu iktidarın nasıl sona erdiği değil, nasıl başladığıdır. Baba Esed, cumhuriyeti oğlu Beşar’a devretmek istediği ailevi bir projeye nasıl dönüştürdü ve milyonların hayatını tek bir sofranın etrafında oturan ailenin kaderine nasıl ipotek etti?
Bunu, "Baba" (The Godfather) filmi kadar iyi açıklayabilecek edebi veya sinematik bir eser bulmak zordur. Corleone ailesi ile Esed ailesini karşılaştırmak sarsıcı gelebilir; nitekim ilki suç örgütü yöneten kurgusal bir aile, diğeri ise bir devleti yöneten gerçektir. Ancak buradaki kıyaslama hukuki veya ahlaki değil, doğrudan iktidarın yapısıyla ilgilidir. Bir sistem nasıl inşa edilir? Varis nasıl seçilir? Akrabalık politik bir karara nasıl dönüşür? Ve devlet-sistem kavramının önüne aile geçtiğinde imparatorluklar nasıl son bulur?
Bu noktada, yıllar önce bu iki aile arasındaki ilişkiyi kaleme alan pek çok yazara ve Şam’da 2008 yazında ev hapsindeyken bana "Baba" serisini izleten kişiye çok şey borçluyum. O günden bu yana Esed hanedanının serüveninde gelişmeler yaşandı, Suriye’de çok kan akıtıldı ve bu durum, "Baba" filminin bir kopyasını izlediğim hissiyatını pekiştirdi. Yıllar geçtikçe, bu kıyaslamayı kaçınılmaz kılan detaylar gün yüzüne çıktı: Kurucu baba, koltuğa göz diken kardeş, tahta çıkamadan ölen varis, iktidarı istemezken herkesten daha hırslı ve şiddet yanlısı olan "sakin oğul", askeri gücü elinde tutan kardeş, iktidar denkleminden uzak kalan diğer kardeş, ailenin kalbine giren ancak asla tam anlamıyla bir parçası olamayan enişte, evi bir arada tutan anne, modernliğin simgesi olan eş, ailenin parasını toplayan akraba ve "aile evi"nden çıkan emirleri uygulamakla görevli "yoldaşlar"... Ve nihayetinde hanedanın mezarla, hapishaneyle ya da sürgünle biten sonu.
New York’ta Don Vito Corleone... Şam’da Hafız Esed
Francis Ford Coppola, filmini sinema tarihinin en ünlü sahnelerinden biriyle açar. Don Vito Corleone, kızının düğün gününde otururken, insanlar sırayla gelerek koruma, adalet veya yardım ister. Adamın hiçbir resmi sıfatı ya da devlet görevi yoktur; ancak herkes gerçek kararın bu masadan çıktığını bilir. Vito Corleone’nin gücü sadece parasından değil, herkesi kendine muhtaç kılmasından, yani çekim merkezinden geliyordu.
Hâkim, iş insanı, siyasetçi ve polis... hepsi tek bir adamın Long Island’daki evinden yönettiği karmaşık bir sadakat ve çıkarlar ağının parçası haline gelmişti. Corleone’lerin evi sıradan bir konut değildi; iktidarın merkeziydi. Toplantılar burada yapılır, anlaşmazlıklar burada çözülür, ittifaklar burada kurulur, savaşlar ilan edilir ve komplolar dışarıdaki kimse daha duymadan burada kurgulanırdı. Resmi daireler, mahkemeler ve belediyeler ise aile tarafından önceden alınmış kararların sahnelendiği birer tiyatro sahnesinden ibaretti.
Vito Corleone Sicilya’daki ücra bir köyden çıkıp New York’ta imparatorluğunu kurarken, Hafız Esed da Lazkiye’nin Kardaha köyünden çıkmış, ordu üzerinden yükselerek Şam’da bir aile imparatorluğu inşa etmişti. Şekil olarak farklı, özde ise benzer bir model yarattı. 1960’larda kendisinden rütbe ve makam olarak üstün olanlar için bir çekim merkezi ve "Baba" idi. "Yoldaşları" ile birlikte darbeler tezgâhladı, vurucu güç olan kardeşi Rıfat ile birlikte aile ağacını ördü ve nihayetinde 1970’te iktidarı ele geçirdi. Amacı sadece başkan olmak değil, iktidarın elinden ve soyundan kayıp gitmesini önlemekti. Birçok başkanın darbe, suikast ya da iç çatışmalarla devrildiğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden kişisel bir iktidar değil, devletin veya rejimin varlığını kendi varlığına bağlayan bir sistem inşa etti.
Hafız Esed’in, kızları arasında en zeki olanının Büşre olduğunu düşündüğüne dair tanıklıklar aktarılmaktadır; hatta onu sakinleştirme ve ikna etme yeteneği nedeniyle “Gandhi” lakabıyla çağırırdı. Bununla birlikte, iktidarı yalnızca bir erkeğin elinde hayal edebilen askeri ve ataerkil rejimde, o fiilen iktidarı devralmaya uygun değildi.
Birden fazla güvenlik teşkilatı kurdu; her teşkilatın diğerini denetlemesini sağladı, bağımsız hiçbir güç odağının ortaya çıkmasına izin vermedi ve üst düzey subaylar ile yetkilileri kişisel çıkar ve sadakat ağlarıyla kendisine bağladı. Böylece hiç kimse "Sayın Başkan"dan daha güçlü olamazdı. Ancak en önemlisi, yıllar boyunca rejimle çalışanlar ya da temas kuranlar, en büyük kararların her zaman bakanlıklarda veya resmî kurumlarda değil, dar aile çemberinde alındığını dile getirdiler. Resmi toplantılar genellikle Esed’in evinde ya da kapalı aile buluşmalarında varılan mutabakatları onaylamak için yapılırdı. Tıpkı Corleone’lerin Long Island’daki evinin gerçek iktidarın üretildiği yer olması gibi, Esed’in evi de rejimin kurumlarını yöneten asıl karargâhtı.
Hanedan ve Yoldaşlar
Don Vito Corleone nasıl sadece ailesiyle hükmetmediyse, Hafız Esad da öyle yaptı. "Baba" evreninde Don Vito etrafını imparatorluğun sütunları haline gelen adamlarla kuşatmıştı: Siyaset ve hukuku yöneten danışman Tom Hagen; askeri lider ve uygulayıcı Clemenza; müzakereci ve nüfuz sahibi Tessio. Para ve operasyonları yöneten diğer adamlarla birlikte büyük bir güce sahiptiler; ancak imparatorluğun sahipleri değil, Corleone ailesinin hizmetkarlarıydılar. Her birinin değeri, ailenin çatısı altında "Baba"nın rızasına bağlıydı.

Benzer şekilde Hafız Esed de etrafını Baas Partisi, ordu ve güvenlik teşkilatlarının etkili liderleriyle sarstı. Onların nüfuzu da "Sayın Başkan’ın direktifleri"ne bağlıydı. Her biri devletin bir yönünü idare ederken, kardeşi Rıfat’a istisnai bir konum verdi. Rıfat, "Savunma Sarayları"nı yöneterek 1970’lerde rejimin en güçlü askeri figürüne dönüştü. Öyle ki, merkezin ikinci adamı ve olası halefi olarak görülüyordu; Hafız 1980’de Baasçı yoldaşlarına bunu açıkça söylemişti.
Ancak "Ağabey"in 1983’teki hastalığı bu dengenin sınırlarını gözler önüne serdi. Rıfat, ailenin gücünün ve rejim içindeki konumunun kendisine kardeşinin yerine geçme hakkı verdiğini düşündü. Parti, ordu ve güvenlik liderliği ise rejimin meşruiyetinin hâlâ Hafız Esed’e bağlı olduğuna inanıyordu. Hafız iyileştikten sonra 1984’te oğlu Basil ile Şam sokaklarında boy göstererek çifte mesaj verdi: Rıfat’a varisin kardeş değil oğul olacağını, parti, ordu ve güvenlikteki yoldaşlarına ise ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar halefi seçme yetkisinin kendilerinde olmadığını hatırlattı. Başkan kardeşine öfkelendiğinde bile "aile içi anlaşmazlığı" çözmek için "şifre" anneden geldi. Hafız, küçük kardeşi Rıfat’ı sürgüne gönderdi ve yaşaması için bol miktarda para sağladı, ancak halefiyet meseleleri çözülene kadar "yoldaşlara" caydırıcı olması için onu cumhurbaşkanı yardımcılığı görevinden almadı. Rıfat, iktidarın devrine kadar sürgünde yardımcısı olarak kaldı. 2000 yılında Beşşar, amcasının dönmesi durumunda tutuklanmasına karar verirken, 2021’de ülkeye dönüşüne izin verdi.
Sonny’nin ölümü Michael’ı şekillendirdi. Basil’in ölümü ise Beşşar’ı şekillendirdi. Sonny öldürüldüğünde, Vito Corleone, bir babanın yas tutmasının Don’un otoritesini sarsmasına izin vermedi. Haberi sessizce karşıladı. Cenazeden sonra, Michael’ı korumaya ve halefiyet düzenini yeniden düzenlemeye yöneldi.
Herkesin beklediği varis
Varisçilik çizgisi sık sık değişti. Aile içinde bile halef seçimi her zaman liyakata dayalı değildi. Hafız Esed’in kızı Büşra’yı çocukları arasında en zekisi olarak gördüğü, hatta sakinleştirme ve ikna kabiliyetinden ötürü ona Hindistanlı Indira Gandhi’ye atfen "Suriye’nin Gandhi’si" lakabını taktığı anlatılır. Buna rağmen Büşra, iktidarı yalnızca bir erkeğin elinde gören askeri ve ataerkil bir sistemde pratik olarak bu göreve uygun görülmedi. Burada da "Baba" filmiyle bir kesişme görülüyor; Don’un kızı ailenin dengelerini en iyi okuyan olabilir, ancak erkek çocukların el değiştirdiği halefiyet çizgisinin dışında kalır.

Corleone’de de hiç kimse varisin kim olduğundan şüphe duymuyordu; Sonny Corleone en büyük oğuldu ve herkes onunla ailenin gelecek lideri olarak konuşuyordu. 1980’lerin ortalarından itibaren Basil Esed’in adı babasının doğal varisi olarak öne çıkmaya başladı. Şehirler "Subay, Süvari, Paraşütçü" lakaplı Basil’in fotoğraflarıyla doldu; ordudaki ve Cumhuriyet Muhafızlarındaki varlığı arttı, resmi medya onu ülkenin geleceği olarak tanıttı. Bütün cumhuriyet, iktidar geçişinin an meselesi olduğu varsayımıyla hareket ediyordu. Basil birçok açıdan Sonny’ye benziyordu: Güçlü bir kişilik, baskın bir duruş, kendine güven ve babaya aşırı yakınlık. Ancak tarih ikisi için de aynı kaderi hazırlıyordu.
"Baba"nın en acı sahnelerinden biri Sonny Corleone’nin infaz edildiği andır. Kız kardeşi Connie’nin kocasından şiddet gördüğünü öğrenince öfkeyle yola çıkar ve hayatına mal olan tuzağa düşer. Sadece Sonny ölmemiştir, varis de ölmüştür; o andan itibaren hikâye tamamen değişir.
Şam’da ise ne bir pusu ne de kurşun vardı; sadece 21 Ocak 1994 sabahı Basil Esed’in Şam Havalimanı yolunda arabasını sürerken geçirdiği kaza vardı. Birkaç dakika içinde Hafız Esed’in yıllardır inşa etmek için uğraştığı halefiyet projesi çöktü. Sadece bir evladını değil, oğlu için hazırladığı "Cumhuriyet" projesini de kaybetti. Söylentiler "geleceğin başkanı"nın hayatına mal olan trafik kazasının arkasındaki nedenler etrafında dönmeye devam etti.
Ölüm, Michael’ı yarattı; ölüm, Beşşar’ı yarattı. Sonny öldürüldüğünde Don Vito babalık hüznünün Don’un otoritesini yıkmasına izin vermedi. Haberi sessizlikle karşıladı; defin işleminden sonra Michael’ı korumaya ve halefiyeti yeniden düzenlemeye geçti.
Michael, mafya lideri olmak için yaratılmamıştı. Beşşar da “Cumhuriye”nin varisi olmak üzere yetiştirilmemişti. Ancak her iki hikâyede de kader, kişisel isteklerden daha güçlüydü.
Onlarca yıl sonra Hafız Esed, en sevdiği oğlu ve hazırladığı varisi Basil’i kaybettiğinde benzer bir trajediyle karşılaştı. Basil’e ölümünden sonra "Altın Süvari" imajı verildi, ancak Hafız da Don Vito gibi bu acıda takılıp kalmadı. Kırgınlığını gizleyerek Londra’daki Beşşar’ı çağırdı ve iktidar projesini, başlangıçta yönetime hazırlanmamış olan bu oğlu etrafında yeniden inşa etti.
İki hikâyede de en büyük oğul ve orijinal plan yok oldu ancak baba, aileyi korumak ve sürekliliği garanti altına almak için yası siyasi bir sürece dönüştürdü. Don Vito, imparatorluğunu yaşatmak için kurduğu projeyi onarırken böyle düşünmüştü; Hafız da halefini memleketine defnederken aynı şeyi düşünüyordu. Yas tutmaya yer yoktu; öncelik soyun devamıydı. Gerçek hikâye de buradan başlıyordu.
"Bu benim ailem... ama ben değilim"
Michael Corleone "Baba"da ilk kez göründüğünde bu dünyaya ait görünmez. Askeri üniformasıyla sevgilisi Kay Adams’ın yanında oturur ve babasının etrafındaki adamları işaret ederek, "Bu benim ailem, ama ben değilim" der. Coppola bu sahneyle izleyiciye bu genç adamın mafya varisi olmadığını, orduda hizmet etmiş, silah ve suikast dünyasından uzak bir hayat hayal eden, babasının imparatorluğunu miras almak yerine kendi geleceğini kurmak isteyen normal bir Amerikalı olduğunu söyler.

Binlerce kilometre uzakta buna çok benzer bir hikâye yaşayan başka bir genç daha vardı. Beşşar’ın Londra’daki büyükelçilikte verilen resepsiyonda Esma’ya aynı cümleyi kurduğu tahmin edilebilir: "Bu benim ailem, ben değilim." Beşşar Londra’da göz hastalıkları uzmanlığı yapan bir doktordu. Basil gibi askeri lider değildi, resmi medyanın yıldızı değildi, güvenlik teşkilatlarını yönetmiyordu, Şam’daki günlük siyasi dairenin bile parçası değildi. "Başkanın oğlu" neredeyse sıradan bir hayat yaşıyordu ve Suriyeliler bu "sakin" doktorun bir gün cumhurbaşkanı olacağını hayal bile etmemişti.
Michael mafya lideri olmak için yaratılmamıştı; Beşşar da "Cumhuriyet"in varisi olmak üzere tasarlanmamıştı. Ancak her iki hikâyede de kader, kişisel arzulardan daha güçlü çıktı. Edebiyatta ölüm sık sık yeni bir kahraman yaratır. Michael iktidarı seçmedi ama iktidar onu seçti; Beşşar da başkanlığı seçmedi ama varisin ölümünün ardından bu görev onun kucağına düştü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre iki adam da iktidara "ikinci seçenek" olarak girdi, ancak tarih her ikisini de ailenin gerçek yüzüne dönüştürdü.
Sakin olan en zalim olduğunda
Başta herkes Michael’ın babasından farklı ve belki de daha merhametli olacağını düşündü. Sakindi, az konuşuyordu, kardeşi Sonny gibi fevri hareket etmiyor, ailenin diğer erkekleri gibi sesini yükseltmiyordu. En büyük çelişkilerden biri şuydu: En sakin görünen evlat, en acımasız olana dönüşecekti. Michael öfkeyle öldürmüyor, soğuk hesaplarla hareket ediyordu. Öldürme emrini vermeden önce gülümser, ölüme göndereceği adamla tokalaşırdı. Her kararda kendini, bunu sadece aileyi ve babayı korumak için yaptığına inandırdı; ta ki işi aileyi yok etmeye varana kadar.
2011’de Dera’da protestolar başladığında, rejim tarihi bir dönüm noktasında duruyordu. Kapsamlı reformları seçebilirdi. Ancak başka bir yolu tercih etti: Çatışma, kan ve ölümcül gaz.
Beşşar Esed ise mavi gözlü bir göz doktoruydu. Sakin konuşur, gülümser ve konuşmalar yapardı. Zayıf ve uzundu. Londra’daki eğitim yıllarında edindiği İngiliz soğukkanlılığıyla misafirlerinin elini sıkardı. 2000 yılında iktidara geldiğinde genel izlenim babasının rejimini yeniden üretmeyeceği yönündeydi. Tam aksine; Batı’da okumuş, internetten, modern yönetimden ve teknolojiden bahseden bir gençti. Batı basını "Yeni Nesil" ifadesini kullanmaya başladı. İlk aylar "Şam Baharı" olarak bilinen döneme sahne oldu. Siyasi forumlar açıldı, aydınlar reformları tartışmaya başladı, medyada yeni bir dil belirdi ve birçok kişi Suriye’nin kademeli bir dönüşüme gittiğini düşündü.

Ancak bu dönem uzun sürmedi. Forumlar kapatıldı, muhalifler ve aydınlar tutuklandı, güvenlik teşkilatları yeniden sahneye döndü. O dönemde sorulan soru şuydu: "Eski Muhafızlar" genç başkana karşı galip mi geldi? Yoksa başkanın kendisi de rejimin varlığının herhangi bir reformdan daha önemli olduğuna mı ikna oldu?
Tarih tek bir cevap sunmuyor, ancak sonuç açıktı. Kay’e farklı bir hayat vaat eden Michael, babasının imparatorluğuna eskisinden de çok bağlandı. Reformdan bahseden Beşşar ise Baba Esed’in inşa ettiği sisteme daha da sıkı sarıldı. Yıllar sert bir çelişkiyi ortaya koydu: Sakin yüz, "devlet" adı altında devasa bir şiddetin uygulanmasını önlemedi. Savaşın en şiddetli anında bile sakin başkan imajını korurken, komuta ettiği devlet aygıtı eşi görülmemiş bir çapta baskı, cinayet, tutuklama ve işkence kampanyaları yürütmekle suçlandı. Dönüşüm görünümde değil, gücün kullanımındaydı; sakinlik şiddetin zıddı değil, sadece örtüsüydü. Beşşar, Kasyun Dağı’ndaki sarayının penceresinden tıpkı "Baba" filmini izler gibi uçaklarının Şam eteklerini bombalamasını izliyordu.
Dera’da 2011 yılında protestolar başlayıp diğer şehirlere yayıldığında rejim tarihi bir yol ayrımına geldi. Kapsamlı reformları tercih edebilir veya erken bir siyasi uzlaşıya gidebilirdi. Ancak başka bir yolu seçti: Karşı konulmaz bir çatışma, kan ve zehirli gaz.
Kurumlar mevcuttu, ancak siyasetin şekillendirildiği yerler değillerdi. Kararlar, ofisten çok oturma odasından, yemek masasından ve sadece aile üyelerinin girebildiği dar çevreden çıkıyordu.
İşte burada "Baba" filmi bir kez daha sahneye çıkıyor. Michael şiddeti sevdiği için daha şiddetli değildi; hedef aileyi korumaksa her şeyin mubah olduğuna kendini inandırmıştı. "Sakin" Beşşar’ın davranışlarına yön veren fikir de buydu. Her adım "devletin savunulması" olarak sunuluyordu. Ancak adım adım devlet ile rejimin, ardından rejim ile ailenin arasındaki çizgiyi ayırt etmek imkânsız hale geldi.
Devlet aile olduğunda
"Baba"nın en ünlü repliklerinden biri "İşler kişisel değildir, sadece iştir" sözüdür. Ancak filmin tamamı bunun tam tersini kanıtlar. Corleone ailesinin aldığı her karar nihayetinde tek bir soruya dayanır: Aileyi koruyor mu?

Cevap evet ise her şey mubahtır: İttifak, ihanet, cinayet, af, hatta aşk ve evlilik; hepsi soyu korumak için birer araca dönüşür. Bu sadece mafyanın felsefesi değil, aynı zamanda "Esed rejiminin" de felsefesidir. Modern devlet ile aile devleti arasındaki fark bir anayasa, hükümet veya ordunun varlığında değil, karar alınmadan önce sorulan sorudadır.
Modern devlette soru şudur: Devlete ne hizmet eder?
Aile devletinde ise soru şuna dönüşür: Aileye ne hizmet eder?
Suriye, Esed döneminde özellikle babadan oğula geçişiyle herhangi bir "cumhuriyet" modelinden ziyade "Baba"ya benziyordu. Ordu sadece askeri bir kurum, güvenlik teşkilatları sadece icra organları, ekonomi sadece bir pazar değildi; hepsi tek bir merkez etrafında dönen biricik ağın parçalarıydı: Aile. Bu durum sadece kişilere değil, kararların alındığı mekâna da yansıyordu.
"Baba"da gerçek iktidar merkezi resmi daire, mahkeme veya belediye değil, Long Island’daki Corleone eviydi. Aileler arası kaderleri değiştiren toplantılar, ittifaklar ve kararlar evin duvarları dışındaki kimse bilmeden orada alınırdı.
Suriye’de de rejimle temasta bulunan eski yetkililer ve diplomatlar, büyük kararların her zaman bakanlıkta veya resmî kurumlarda üretilmediğini, "Sayın Başkan"ın evinde ve ardından dar aile çevresinde karara bağlandığını belirttiler. Hafız Esed’den Beşar’a iktidar devri düzenlemeleri bile parti, hükümet veya ordu karargâhında değil, Şam’ın merkezindeki aile evinde yapıldı. Düzenlemeler diğer kurumlar tarafından onaylanıp uygulandı ve "Parlamento" tarafından ilan edildi. Cumhurbaşkanlığı Sarayı sadece bir başkanlık makamı değil, aile evinin uzantısıydı.
Burada film gerçekle bir kez daha örtüşüyor. Kurumlar vardı ama siyasetin üretildiği yer değildi. Karar ofisten ziyade oturma odasından, yemek masasından ve yalnızca aile üyelerinin katıldığı dar çemberden çıkıyordu. Ev, iktidar karargâhı haline geldiğinde aile içi anlaşmazlıklar ulusal meseleye dönüşüyor, bir çocuğun evliliği, bir varisin ölümü ya da iki kardeş arasındaki anlaşmazlık bütün ülkeyi etkileyen siyasi bir olaya evriliyordu.
Gücün sahibi olan kardeş
Her imparatorlukta hükmedenler ve silah taşıyanlar vardır. "Baba"da Sonny doğrudan gücü temsil ediyordu; ölümünden sonra Michael’ın kendi başına yapamayacağı işleri yapacak adamlara ihtiyacı vardı. O akıldı, diğerleri kollar.
Eğer Sonny’nin ölümü Michael’ı şekillendirdiyse, Basil’in ölümü sadece Beşar’ı değil, aynı zamanda Asif Şükran’ı da şekillendirdi. Birkaç yıl sonra, bu adam Suriye’nin en önemli güvenlik yetkililerinden biri haline geldi.
Suriye’de ise Hafız akıl, Rıfat kol idi. Mahir Esed bu rolü Beşar için üstlendi. Başkan değildi, ancak yıllar içinde rejim içindeki en nüfuzlu adamlardan biri haline geldi. En etkili, silahlı ve donanımlı askeri birlik haline gelen "4. Zırhlı Tümen"i komuta etti. Adı savaş boyunca en önemli askeri operasyonlarla anıldı. Zamanla gözlemciler, iktidar yapısının üç sütun üzerine kurulduğunu konuşmaya başladı: Başkan, güvenlik teşkilatları ve "4. Tümen". Mahir’in varlığı sadece cumhurbaşkanının kardeşi olmaktan ibaret değil, sistem içinde başlı başına bir güç merkezi haline gelmesi demekti. Burada "Baba"dan önemli bir fark ortaya çıkıyor: Filmde ağabey iktidara ortak olamadan öldü, Suriye’de ise küçük kardeş sonuna kadar kilit bir oyuncu olarak kaldı. Yine de fikir aynı kalıyor: Yöneten ailelerde kardeşler sadece akraba değil, iktidar dengesinin ta kendisidir.
Aileye giren ancak asla ailenin parçası olamayan enişte
"Baba"nın en ilginç karakterlerinden biri Don Vito, Michael veya Sonny değil, Carlo Rizzi’dir. Yani enişte. Aileye evlilik yoluyla giren adam. Sırlarını bilecek kadar içerideydi, ancak karar masasına oturacak kadar içeride değilmiş gibi her zaman kenarda kaldı. Bu yüzden en zayıf halka oldu. Rakip aileler Sonny’ye ulaşmak için onu kullandılar, işi bitince de ortada bıraktılar.

Nihayetinde Michael, kardeşinin tuzağa düşürülmesine ortak olduğunu keşfetti. Onu çağırdı, tokalaştı, güvence verdi ve Carlo kapıdan çıkıp arabada öldürüldü. Sahne sadece intikamla ilgili değil, net bir mesajla ilgilidir: Akrabalık tam üyelik getirmez.
Asaf Şevket’in hayat hikayesini okurken okuyucu Carlo Rizzi karakterini hatırlar; iki karakter arasında temel farklılıklar olsa da. Şevket Esed ailesine ihanet etmedi, Carlo’nun rolünü oynamadı, ancak aileye girişi iktidarı yöneten bir eve giren her eniştenin yarattığı gerilimin aynısını tetikledi. Hırslı bir subaydı ve Büşra Esed ile tanıştı. Ancak ilişki memnuniyetle karşılanmadı.
Birçok rivayet, Basil Esed’in bu evliliğe şiddetle karşı çıktığını belirtiyor. Bunun nedeni duygusal değil, iktidarla ilgili olmasıydı. Yöneten ailelerde evlilik kişisel bir mesele değildir, iktidarla ilgilidir. Enişte sadece eve değil, sistemin kalbine de girer, sırlarına vakıf olur ve makamından değil, akrabalığından gelen bir meşruiyet kazanır. Basil’in bu ilişkiyi engellemek için nüfuzunu kullandığı, hatta Şevket’in Basil tarafından gözaltına alınıp ateş açıldığı söylenir. Basil’in ölümünden sonra Büşra ile evlendi. Böylece Basil’in ölümü sadece geleceğin başkanının adını değil, aile içindeki ittifaklar haritasını da değiştirdi.
Varisin ölümünün ardından yükseliş
Sony’nin ölümü Michael’ı yarattıysa, Basil’in ölümü sadece Beşşar’ı değil, Asaf Şevket’i de yarattı. Birkaç yıl sonra bu adam Suriye’deki en önemli güvenlik yetkililerinden biri haline geldi. Askeri İstihbarat başkanı oldu, ardından Genelkurmay Başkan Yardımcısı ve kriz yönetimi hücresinin üyesi olarak savaşın ilk yıllarını yönetti. Bu tek bir anlama geliyordu: Rejimin en dar çemberine girmişti.
Tıpkı Kay’ın Michael’ın mafya dünyasından çıkacağını düşündüğü gibi, pek çok kişi de Esma’nın Beşşar’a Suriye’yi Hafız Esed’in mirasından kurtarmasında yardımcı olacağını düşünmüştü. Ancak yıllar, iktidarın kolay kolay değişmediğini gösterdi.
Ancak girişi kuşkuları bitirmedi, belki de artırdı. Evlilik yoluyla giren bu adam, ne kadar yüksek makama gelirse gelsin, pek çok kişinin gözünde aileye sonradan dahil olan biri olarak kaldı. Bu yüzden saray içerisindeki gerilimler hakkında söylentiler hiç bitmedi. Kendisi ile Mahir Esed arasındaki ilişki de sürekli spekülasyon konusu oldu.
Nihayet dramatik son geldi: Temmuz 2012’de Şam’daki Ulusal Güvenlik binasında şiddetli bir patlama meydana geldi ve Asaf Şevket üst düzey yetkililerle birlikte öldü. Muhalefet saldırıyı üstlendi, ancak spekülasyonlar resmi anlatıyla sınırlı kalmadı. Güvenlik zafiyeti, iç çatışmalar ve gizli hesaplar hakkında teoriler ortaya çıktı. Büşra Esed’ın kocasının ölümünden rejim unsurlarını, hatta bazı rivayetlere göre kardeşi Beşşar’ı sorumlu tuttuğu ve daha sonra Suriye’den ayrıldığı yaygınlaştı. Bu iddialar kesin olarak kanıtlanmasa da önemli bir gerçeği yansıtıyor: Kapalı rejimler kendi efsanelerini üretir, çünkü gerçek duvarlar ardına hapsolur. Burada "Baba" filmi bir kez daha kendini gösteriyor. Filmde kimin öldürdüğünü, kimin ihanet ettiğini izleyici bilir; kapalı rejimlerde ise gerçeği üreten ev gizli kalır ve sahipleriyle birlikte ölür.
Esma Esed... Kay Adams cumhurbaşkanlığı sarayında
"Baba"da en yanlış anlaşılan karakterlerden biri Kay Adams’tır. Birçok kişi onu sadece Michael Corleone’nin karısı olarak görür, ancak gerçekte çok daha büyük bir işlevi yerine getirir. Michael’ın ailenin yutmasından önce ait olmaya çalıştığı doğal dünyayı temsil eder. Filmin başında Kay, sevdiği adamın diğer Corleone ailesi üyelerinden farklı olduğuna inanır. Michael babasını ve kardeşlerini gösterip "Bu benim ailem, ama ben değilim" dediğinde ona inanır; normal bir Amerikan hayatı yaşayabileceğine, kan ve silah mirasından kurtulabileceğine inanır. Ancak Michael iktidara her yaklaştığında Kay’den bir adım uzaklaşır; aileyi korumakta her başarılı olduğunda, kişisel hayatından bir parça kaybeder. Kay, kocasının artık evlendiği adam olmadığını anladığında sorunun sadece onda değil, onu yutan sistemde olduğunu fark eder.
Aileyi tanıyan pek çok kişi, Anisa’nın çocuklarının başvurduğu bir referans noktası olduğunu ve özellikle Basil’in vefatından sonra, ardından da iktidarın Beşşar’a devredilmesinin ilk yıllarında ev içindeki anlaşmazlıkları yatıştırmaya çalıştığını belirtiyor.

Esma Esed, Kay Adams’ın birebir kopyası değildir, ancak Suriye anlatısındaki konumu ona çok benzer. Esma 2000 yılında Beşşar’ın yanında belirdiğinde rejim onu Suriye’nin yeni yüzü olarak tanıttı. Londra’da doğmuş, ekonomi okumuş, finans sektöründe çalışmış, akıcı İngilizce konuşan genç bir kadın, Ortadoğu’daki geleneksel lider eşlerinden ziyade Avrupalı elitlere yaklaşıyordu. Batı bu görüntüye büyülenmişti. Dergiler ona "Çöl Gülü" adını taktı; pek çok kişi bunu "reformist başkan"ın geçmişle bağları koparacağının kanıtı olarak gördü. Kay, Michael’ın mafya dünyasından çıkacağına inandığı gibi, pek çok kişi de Esma’nın Beşşar’ın Suriye’yi Hafız Esed’in mirasından kurtarmasına yardımcı olacağına inandı. Ancak yıllar iktidarın o kadar kolay değişmediğini kanıtladı. Aile, Esma sayesinde devlete dönüşmedi; Esma da devleti bir kuruma dönüştüremedi. Tam aksine oldu.
Rejim Esma Esed’ı yuttu. Savaşın başlamasıyla birlikte imajı kökten değişti. Artık reform projesini temsil etmiyordu; karar merkezinin parçası haline geldi. Rami Mahluf’un zayıflaması ve Cumhuriyet Sarayı’na sadık yeni finansal ağların yükselişinin ardından ekonomik ve siyasi nüfuzu genişledi. Böylece başkanın eşinden sistemin ana sütunlarından birine dönüştü.
Anise Esed... evi bir arada tutan Carmella
Ancak Esma Esed’den önce aile içinde tamamen farklı rol oynamış başka bir kadın vardı. Esma rejimin kamusal yüzünü temsil ediyorsa, Anise kalbini ve iç kalesini temsil ediyordu. Hafız Esed’ın eşi geleneksel anlamda siyasi bir figür değildi, medyada pek görünmedi, ancak "iki kardeşin çatışması" sırasında Naisa’nın yaptığı gibi ailenin bütünlüğünü korumakta aynı derecede hayati rol oynadı. Aileyi tanıyanların birçoğu, çocukların başvurduğu merciin Anise olduğunu, özellikle Basil’in ölümünden sonra ve Beşar’a iktidar devrinin ilk yıllarında ev içindeki çatışmaları kontrol altına almaya çalıştığını belirtiyor.

Burada, imparatorluğun çıktığı evi bir arada tutan, Don Vito’nun eşi Carmella Corleone’yi hatırlamamak elde değil. Yöneten ailelerde iktidarın tamamı ofislerden yönetilmez; bir kısmı yemek masalarında, aile oturumlarında ve iktidarın kendisi parçalamaya başlasa bile aileyi bir arada tutma becerisinde saklıdır.
Dayı ve dayıoğlu... finansal veznedar
Ailenin her üyesinin yakınlığına göre belirlenmiş bir rolü vardır. "Dayı" Muhammed Mahluf ve ardından "Dayıoğlu" Rami, ailenin finansal kanadını temsil ettiler. Don Vito Corleone’nin çeşitli dosyaları güvendiği adamlara emanet etmesi gibi; siyaseti yönetenler, silahlı gücü elinde tutanlar ve iş anlaşmaları yapanlar vardı. Esed ailesinin de parayı, yatırımları ve ekonomik imtiyazları bir arada tutacak bir adama ihtiyacı vardı. Mahluf ailesi bu rolü yıllarca üstlenerek, ailenin finansal veznedarı ve rejimin ekonomik vitrini haline geldi.
"The Godfather"da servet, ailenin çeşitli faaliyetleri arasında dağılmış halde kaldı ve tek bir kişi bağımsız bir ekonomik imparatorluğa dönüşmedi. Oysa Suriye’de ekonominin büyük bir kısmı Mahluf ailesinin elinde yoğunlaştı; hatta sanki ailenin mali yüzüymüş gibi görünüyordu.
Ancak önemli bir fark vardı. "Baba"da servet ailenin farklı faaliyetleri arasında dağılmış kalmış, tek adamın bağımsız bir ekonomik imparatorluğuna dönüşmemişti. Suriye’de ise ekonominin büyük bir kısmı Mahluf ailesinin elinde toplandı, öyle ki, bir ara bütün ailenin finansal yüzü gibi görünmeye başladı. Beşşar Esed 2019’dan sonra onu dize getirme kararı aldığında, bu anlaşmazlık basit bir para kavgası değil; servetin de tıpkı iktidar gibi ailenin herhangi bir bireyinin malı olmadığını, aksine nüfuzu dilediği gibi yeniden dağıtabilecek olan soyun mülkü olduğunu hatırlatmaktan ibaretti.
Sistemler kendi çocuklarını yediğinde
"Baba"daki en muhteşem sahne ne Sonny’nin infazı ne beş ailenin tasfiyesi ne de Carlo’nun öldürülmesiydi. En muhteşem sahne, Michael’ın kardeşi Fredo’nun öldürülmesini emrettiği sahneydi. Fredo ne rakip bir liderdi ne de geleneksel anlamda düşmanlarla çalışan bir hain. Zayıf, gururu kırılmış ve ölümcül hata yapmış bir adamdı. Ancak aile imparatorlukları mantığında tehlike gücün büyüklüğüyle değil, sahibinin iktidar merkezine yakınlığıyla ölçülüyordu. Michael kendisinin de bir parçasını öldürdüğünü bilerek kardeşini öldürdü. O andan itibaren zaferi imkânsız hale geldi. İktidarı kazanmış, aileyi kaybetmişti.

Fredo, Corleone imparatorluğunda yerini bulamayan kardeşi temsil ediyorsa, Mecd de tamamen farklı bir biçimde Esed ailesi içinde benzer bir konum işgal etti. Basil gibi varis, Beşşar gibi başkan, Mahir gibi askeri komutan ya da Büşra gibi "doktor" değildi. Siyasi hayatta en az görünen evlattı ve 2009’daki erken ölümünden önce uyuşturucu bağımlılığıyla mücadelesine dair pek çok rivayet dolaştı.
Michael rakiplerini kaybetmedi, çocuklarını, kardeşlerini ve eşini kaybetti. Esed ailesi ise sadece iktidarı kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda rejimin korumak için kurulduğu hanedanlığın bütünlüğünü de kaybetti.
Mecd’in ailenin rollerini örmekte bir rolü yoktu, Fredo da aileyi yönetmekte başrol oyuncusu değildi. Ancak varlıkları aile imparatorluklarının başka bir yüzünü gözler önüne seriyordu: Sadece varisler yaratmıyorlar, aynı zamanda kardeşlerinin gölgesinde yaşayan, ailenin başkaları için yazdığı büyük hikâyenin dışında kalan evlatlar da üretiyorlardı.
Son... herkes batarken
"Baba"nın son sahnesinde Michael Corleone yapayalnız durur. Tüm rakiplerini yenmiştir. En güçlü adam odur. Kimse ona rakip olamaz, kimse otoritesini tehdit edemez. Ancak bu zafer taşınamayacak kadar pahalıdır. Babasını, kardeşlerini, karısını ve arkadaşlarını kaybetmiştir; korumak istediği imparatorluk, içinde tek başına yaşadığı bir hapishaneye dönüşmüştür. Her şeye sahiptir, uğruna her şeyi yaptığı aile hariç.
Suriye’de son farklıdır, ancak özünde aynıdır. Esed ailesinin yarım asırdan uzun süren yönetiminin ardından, Hafız Esed’in inşa ettiği imparatorluk çöküşle sona erdi. Beşşar 2018’de zafer kazandığını sandı. Kan denizine batmış kül yığınının üstünde yapayalnız duruyordu. Amcası sürgünde, eniştesi bombalı saldırıda ölmüştü. Kız kardeşi ondan kaçıp sürgüne gitmişti. Kardeşlerinin ikisi de ölmüştü; biri "kazada", diğeri uyuşturucu bağımlılığından. Dayısının oğlu ona isyan etmiş, açıkça lanet okuyordu. Arkadaşlarından ve akrabalarından mahrum kalmıştı; ölmüş, öldürülmüş ya da saf değiştirmişlerdi. 2024’te Beşşar Şam’dan kaçtı. Aile dağıldı. Rejimin sütunlarını oluşturan pek çok erkek öldü ya da ortadan kayboldu. Suriye’nin kendisi 1970’teki haliyle kıyaslanamayacak ölçüde değişti.
Rejimin düşüşü tek bir savaşın ya da sadece 2011 protestolarının sonucu değildi; devleti ve aileyi tekleştiren yönetim mantığının sonucuydu. Devletin kurumları ailenin uzantısı haline geldiğinde, devletin gücü o ailenin varlığına ve "Baba"nın niteliklerine bağlanır. Aile zayıfladığında rejim de onunla birlikte çöker. Kurumsal devlet ile kişisel devlet arasındaki temel fark budur; kurumlar kurucuları gittikten sonra da yaşayabilir, ancak aile imparatorlukları içlerinde her zaman son kullanma tarihlerini taşırlar.
Long Island’daki Corleone evi gerçek bir iktidar merkeziydi. Esed’ın evi ise kararların bağlandığı yerdi. Michael sadece rakiplerini kaybetmedi; çocuklarını, kardeşlerini ve karısını kaybetti. Esedler de sadece iktidarı kaybetmedi, rejimin uğruna kurulduğu soyun bütünlüğünü kaybetti.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.”