Erdoğan ve Abbas, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanması gerekliliğini vurguladı

Ankara'daki görüşmelerde Filistin topraklarındaki gelişmeler ve İsrail'in bölgedeki ihlalleri ele alındı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yaptığı görüşmede, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yaptığı görüşmede, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan ve Abbas, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanması gerekliliğini vurguladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yaptığı görüşmede, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile yaptığı görüşmede, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, dün yaptıkları görüşmede, İsrail’in uygulamalarını ve ABD’nin barış planının hayata geçirilmesini engellemesini reddettiklerini belirterek, İsrail’in Filistin topraklarında ve bölgede ihlallerini genişletmesini kınadı.

Erdoğan ve Abbas, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen görüşmede, İsrail’in Gazze’deki ateşkesi ihlal etmeyi sürdürmesi ve saldırılarını Kudüs ile Batı Şeria’ya genişletmesi ışığında bölgedeki gelişmeleri ele aldı. İki lider ayrıca Türkiye-Filistin ilişkilerini görüştü.

Erdoğan ve Abbas arasında Türk ve Filistin heyetlerinin huzurunda yapılan görüşmelerden, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ve Abbas arasında Türk ve Filistin heyetlerinin huzurunda yapılan görüşmelerden, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Batı Şeria ve Gazze

Kaynaklara göre Erdoğan ve Abbas, Batı Şeria’daki son gelişmelerin yanı sıra İsrail’in Filistinlilere ve mülklerine yönelik saldırılarını, mali durumu ve İsrail’in Filistin yönetimine ait vergi gelirlerini alıkoymasını ele aldı.

Erdoğan, İsrail’in saldırılarının durdurulması, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına başlanması, insani yardımların Gazze’ye girişine izin verilmesi ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması gerektiğini vurguladı. İsrail’in ihlallerinin sona erdirilmesinin bütün uluslararası toplumun sorumluluğu olduğunu kaydetti.

Abbas’ın Türkiye ziyaretinde ayrıca Ankara’da görev yapan Arap ülkelerinin büyükelçileriyle geniş kapsamlı bir toplantı yaparak, son siyasi gelişmeler hakkında bilgi vermesi planlandı.

Erdoğan ve Abbas, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen resmi karşılama töreni sırasında, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ve Abbas, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen resmi karşılama töreni sırasında, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Ziyaret öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü, Gazze’ye ilişkin “Barış Konseyi” tarafından 31 Temmuz’da yayımlanan ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına yönelik 15 maddelik yol haritasını reddettiklerini açıkladı. Netanyahu, Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail ordusunun Gazze’den çekilmeyeceğini belirtti.

Bu açıklamaların ardından Hamas da ateşkesin ikinci aşamasına ilişkin olarak arabulucular ve “Barış Konseyi” ile varılan mutabakatlara bağlılığını teyit etti.

Hamas yaptığı açıklamada, Gazze’de ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik yol haritasına bağlılığını ve 15 maddelik mutabakatın sorumlu bir şekilde hayata geçirilmesi için çalışmaya hazır olduğunu belirterek, uygulanması için açık bir takvim oluşturulması çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yol haritası; askeri operasyonların durdurulmasını, sivil yönetimin Gazze’yi yönetmek üzere oluşturulacak ulusal komiteye devredilmesini, ağır silahların, silah depolarının, askeri üretim tesislerinin ve tünellerin devre dışı bırakılmasını ve bunlara paralel olarak İsrail güçlerinin çekilmesine yönelik düzenlemeleri içeriyor.

 Ankara'da Erdoğan ve Abbas arasında gerçekleşen görüşmelerden, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
Ankara'da Erdoğan ve Abbas arasında gerçekleşen görüşmelerden, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Trump da yol haritasının yayımlanmasından bir gün önce Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, anlaşmanın aşamalı olarak uygulanacağını ve Gazze’de güvenliğin yeni bir Filistin polisiyle iş birliği içindeki uluslararası istikrar gücü tarafından sağlanacağını söylemişti.

Fidan: İsrail yalnızlaşıyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise pazartesi günü verdiği bir röportajda, İsrail’in şu aşamada en fazla korktuğu şeyin uluslararası izolasyon olduğunu ve bu durumun Gazze konusunda İsrail’in siyasi ve askeri tutumunu etkilediğini söyledi.

Fidan, anlaşmanın ikinci aşamasının özünün, belirli şartların yerine getirilmesi karşılığında Hamas’ın silahlarını bırakması olduğunu belirtti. Trump’ın 30 Temmuz’da bu aşamanın uygulanması konusunda mutabakata varıldığını açıkladığını hatırlatan Fidan, “Barış Konseyi”nin yayımladığı yol haritasının İsrail’in askeri operasyonlarını durdurmasını, ardından Gazze’nin yönetimi için ulusal komitenin ve uluslararası istikrar gücünün bölgeye girmesini, ağır silahların kademeli olarak sökülüp depolanmasını ve Hamas’a ait tünellerin tasfiye edilmesini, bunlara paralel olarak da İsrail’in aşamalı çekilmesini öngördüğünü ifade etti.

Fidan, 30 Temmuz'da Ankara'daki Türk Dışişleri Bakanlığı merkezinde Halil el-Hayya başkanlığındaki bir Hamas heyetiyle görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)
Fidan, 30 Temmuz'da Ankara'daki Türk Dışişleri Bakanlığı merkezinde Halil el-Hayya başkanlığındaki bir Hamas heyetiyle görüştü (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, 30 Temmuz’da Ankara’da Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye başkanlığındaki heyetle de Filistin’deki gelişmeleri görüştü.

Hayye, görüşmede İsrail hükümetinin yasa dışı yerleşim faaliyetlerini ve Kudüs’teki kutsal mekânlara yönelik saldırılarını artırdığını belirterek, Hamas’ın “barış müzakerelerinde yapıcı tutumunu” koruduğunu vurguladı ve Filistin içi uzlaşma sürecine ilişkin bilgi verdi.

Fidan ise İsrail’in hiçbir zaman Filistinlilerin sorunları diplomatik yollarla çözebileceğine inanmadığını ve bu nedenle üzerinde uzlaşılan her adımı ertelediğini söyledi.

Fidan ayrıca Hamas’ın silah bırakmayı kabul eden teklifini kabul etmesinden yaklaşık 4-5 saat sonra İsrail’in saldırı düzenlediğini ve 18 kişinin öldüğünü belirterek, bunun İsrail’in sürekli izlediği bir davranış olduğunu vurguladı.

Fidan, “Artık İsrail’i desteklemek için, ona en güçlü desteği veren Siyonist çevrelerde bile kullanılabilecek bir ifade kalmadı” dedi.



Irak: DMO’nun yönettiği gruplara kuşatma planı

Haşdi Şabi'nin 2014 yılında yayımladığı ve Bağdat'ın güneyindeki Cercus-Sahur beldesindeki üyelerini gösteren bir fotoğraf
Haşdi Şabi'nin 2014 yılında yayımladığı ve Bağdat'ın güneyindeki Cercus-Sahur beldesindeki üyelerini gösteren bir fotoğraf
TT

Irak: DMO’nun yönettiği gruplara kuşatma planı

Haşdi Şabi'nin 2014 yılında yayımladığı ve Bağdat'ın güneyindeki Cercus-Sahur beldesindeki üyelerini gösteren bir fotoğraf
Haşdi Şabi'nin 2014 yılında yayımladığı ve Bağdat'ın güneyindeki Cercus-Sahur beldesindeki üyelerini gösteren bir fotoğraf

Iraklı kaynaklar, dün hükümetin İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen grupların mevzilerini ‘kuşatmayı’ ve ardından ‘kademeli olarak’ bunları tasfiye etmeyi öngören bir planın ana hatlarını açığa çıkardı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, hükümet tarafından hazırlanan planının, 30 Eylül'den itibaren silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere giden yollara ordu ve Terörle Mücadele Teşkilatı kuvvetlerinin konuşlandırılmasını öngördüğünü ve amacın söz konusu mevzilerden ikmal akışını kısıtlamak olduğunu aktardı.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, silah hareketliliğini izlemek ve özellikle insansız hava araçları (İHA) ile füzelere el koymak amacıyla subay komutasında kademeli biçimde kontrol noktaları kurmaya başlayacak. Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgilere göre plan, Bağdat'ın güneyinde Hizbullah Tugayları’nın kalesi Cercus-Sahur ile Nuceba Hareketi’nin kalesi Cercus-Neddaf beldesine odaklanıyor.

Plan, gruplardaki stratejik silahların ve DMO’ya bağlı danışmanların görev yaptığı komuta-kontrol merkezlerinin akıbetine ilişkin İranlı yetkililerde kaygıya yol açtı. İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderlerine kampanyanın zamanlamasının son derece olumsuz olduğunu ve bölgesel durumun, özellikle Irak'taki, müttefiklerin silahlarını ellerinde tutmalarını gerektirdiğini ilettiler.


İsrail'in Gazze'ye düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü; bu, Gazze'de bir haftadan uzun süredir yaşanan ilk saldırı oldu

Gazze Şeridi'nin kuzeyinde savaşın yol açtığı yıkım, (DPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyinde savaşın yol açtığı yıkım, (DPA)
TT

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü; bu, Gazze'de bir haftadan uzun süredir yaşanan ilk saldırı oldu

Gazze Şeridi'nin kuzeyinde savaşın yol açtığı yıkım, (DPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyinde savaşın yol açtığı yıkım, (DPA)

İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyinde bir grup Filistinliyi hedef alan hava saldırısında bir Filistinli genç hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Bu saldırı, bölgede bir haftadan uzun süredir düzenlenen ilk hava saldırısı olma özelliğini taşıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze'deki Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal yaptığı açıklamada, ekiplerinin, "şehit olan genç Mehend Saade'nin naaşını ve yaralanan sivilleri Gazze'deki Şifa Hastanesi'ne naklettiğini" belirtti. Söz konusu hava saldırısının, kuzeydeki Beyt Lahiya beldesinin batısındaki kavşak yakınında bulunan bir grup vatandaşı hedef aldığı kaydedildi.

İsrail ordusundan açıklama

İsrail ordusu da saldırıyı doğrulayarak, Gazze'deki İsrail güçlerine yönelik saldırılar planlayan bir Hamas liderini hedef aldıklarını öne sürdü. Açıklamada, güçlerin varılan anlaşma uyarınca Güney Komutanlığı'na bağlı bölgede konuşlanmaya devam edeceği ve her türlü doğrudan tehdide karşı operasyonları sürdüreceği ifade edildi.

Bir haftadır ilk hava saldırısı

Bu saldırı, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan güncellenmiş planını uygulamaya koyması yönündeki Amerikan baskısı neticesinde İsrail'in büyük çaplı saldırılarını azaltmasından sonra, bir haftadan uzun süredir düzenlenen ilk hava saldırısı oldu.

Öte yandan, pazartesi sabaha karşı Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye beldesinde İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu çok sayıda Filistinli yaralanmıştı.

Filistin resmi ajansı WAFA'nın yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde de İsrail topçu birliklerinin Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus, el-Bureyc ve Beyt Lahiya'nın çeşitli bölgelerini bombaladığı bildirildi.


Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
TT

Suriye’deki yabancı askeri üslere ne olacak?

Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)
Suriye'deki Türk askeri varlığı, Şam'ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara'nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor (AFP)

İsmail Derviş

Suriye toprakları, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden önceki yıllarda bölgedeki muhtelif orduların cirit attığı bir alana dönüşmüştü. Bu süreçte sahada dört ana güç konuşlanmıştı. Bunlar, Uluslararası Koalisyon Güçleri çatısı altında ABD, düşen rejime destek vermek için gelen Rusya, yine rejimi desteklemek amacıyla on binlerce unsurunu gönderen İran ve muhalefeti desteklemek, rejimin sınır bölgelerini istila etmesini engellemek ile milli güvenliğini korumak üzere Suriye'nin kuzeyine yerleşen Türkiye’ydi.

Ancak 8 Aralık 2024 tarihi Suriye tarihinin seyrini değiştirdi. Esed rejiminin düşmesinin hemen ardından İranlı milisler Suriye topraklarından kayboldu. Binlercesi kaçarken geride kalanlar ise ülkeden ayrılmak için fırsat kollayarak gözlerden uzaklaştı. Bundan aylar sonra, Şam ile Washington arasındaki ilişkilerin güçlenmesine paralel olarak Amerikan askerlerinin kademeli çekilme süreci başladı. Nitekim Suriye, ABD'ye düşman ülkeler arasında sınıflandırılırken, Ortadoğu'daki müttefiklerinden biri haline geldi.

Rusya'ya gelince; Şam ile siyasi ilişkilerini güçlendirmesiyle eş zamanlı olarak Suriye sahilindeki iki askeri üssünü muhafaza etti. Türkiye'nin nüfuzu ise çok daha büyük bir oranda arttı. Öyle ki ABD Başkanı Donald Trump, bunu birçok kez farklı mecralarda “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'de kazandı” diyerek ilan etti.

Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri ve akıbetlerinin netleşmesi

Bugün, eski rejimin devrilmesinin üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmişken, Suriye'de İran'ın veya ABD'nin herhangi bir askeri varlığı kalmamış bulunuyor.Şarku’l Avsat’ın  Şam, Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'dan aktardığı habere göre Moskova ile Rusya’nın ülkenin kıyı kesimlerindeki varlığının yeniden düzenlenmesi sürecini başlatacak bir mutabakat zaptına ulaştı. Suriye Dışişleri Bakanlığı'ndan aktarılan bilgilere göre başta Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Limanı'ndaki dördüncü ticari rıhtım olmak üzere sivil nitelikteki tesislerin yönetimi Suriye devleti tarafından üstlenilecek ve böylece bu tesisler kademeli olarak sivil yönetim sistemine dahil edilecek.

Dışişleri Bakanlığı, “Askeri nitelikteki üsler ve tesislere gelince, Suriye ve Rus tarafları mutabakat uyarınca bunların işlevinin yeniden tanımlanması hususunda anlaştı. Buna göre söz konusu noktalar, karşılıklı çıkarları koruyan yeni düzenlemeler çerçevesinde askeri üs olmaktan çıkarak ortak eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülüyor” ifadelerini kullandı. Mutabakat zaptı, dönüşüm sürecinin tamamlanması için üç ayı geçmeyen bir zaman sınırı belirliyor. Ardından bu yeni düzenlemeler yürürlüğe giriyor. Yaklaşık 18 ay önce başlayan müzakerelerden bu yana en göze çarpan adım sayılan bu hamle, Suriye-Rusya ilişkilerinde farklı bir dönemin kapısını aralıyor. Bu mutabakat, söz konusu ilişkileri dönemin şartlarına uygun şekilde Rusya’nın Suriye’deki varlığının niteliğini yeniden düzenleyen ve iki ülke arasındaki münasebetleri karşılıklı çıkarlar temelinde sürdüren yeni bir aşamaya taşıyor. Bu anlaşmayla birlikte Rusya’nın Suriye'deki varlığı resmi olarak düzen altına alınırken Şam’ın stratejik bir müttefiki sayılan Ankara’nın nüfuzunun boyutuna ve bu varlığın niteliğine dair soru işaretlerini beraberinde getiren Türk askeri varlığı ise varlığını sürdürüyor.

Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığının sebebi

Askeri analist Nevvar Şaban, yaptığı değerlendirmede “Suriye'deki Türk üslerinin geleceğiyle ilgili olarak öncelikle bu üslerin kurulduğu bağlama bakmak gerekir. Söz konusu üsler, o dönemde Fırat Kalkanı Harekat Operasyon Odası ile iş birliği ve koordinasyon halinde, Türk milli güvenliğine yönelik tehditlerle mücadele etmeyi hedefleyen bir güvenlik harekatı kapsamında kuruldu. Daha sonra bu üslerin konuşlanması genişleyerek bölgenin istikrarı, ister hücre yapılanmaları ister başka şekillerde olsun bölgeden kaynaklanabilecek her türlü güvenlik tehdidinin önlenmesi ve kurtarma süreciyle eş zamanlı olarak Suriye tarafından Türkiye tarafına doğru sınırın denetim altına alınmasıyla bağdaşır hale geldi” ifadelerini kullandı.

Şaban sözlerine şöyle devam etti:

“Şu an sorulması gereken soru şu: Bu bölgeler üzerindeki tehdit ortadan kalktı mı? Bölge halen kırılganlığını koruyor. Suriye'deki güvenlik tehditleri ise çok boyutlu ve karmaşık. Nitekim sınır ötesi terör hücreleri var. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) içerisinde anlaşmayı halen reddeden ve tehlike oluşturabilecek bir kesim bulunuyor, ayrıca uyuşturucu ticareti de mevcut. Dolayısıyla bölge halen güvenlik odaklı bir nitelik taşıyor. Bu bakımdan, Ankara'nın perspektifinden bakıldığında bölgede askeri üsler şeklinde varlık göstermek halen bir dereceye kadar gereklilik arz ediyor ve Suriye'nin bu bölgelerindeki istikrarın korunmasında fayda sağlıyor."

Güvenlik ortamı Türk çekilmesine izin veriyor mu?

Şaban açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Güvenlik ortamının henüz bir çekilme için elverişli hale gelmediğini düşünüyorum. Ancak güvenlik ortamı istikrara kavuşur, Türkiye'nin perspektifindeki koşullar ve kaygılar ortadan kalkar ve Suriye'nin güvenlik kapasitesi güçlenirse; işte o zaman bu askeri varlığa gerek kalmayacaktır. Zira bu varlık maliyetlidir ve dolayısıyla bir çekilme gerçekleşebilir. Şu an için, güvenlik durumunun çoğu unsurunda belirgin bir iyileşme olmasına rağmen, Türk tarafını bu askeri varlığı çekmeye sevk edecek ideal bir güvenlik ortamının oluştuğunu görmüyorum. Türk tarafının önümüzdeki aşamalarda bu varlığı azaltılabilir, ancak bu durum, Türk tarafının Suriye hükümetiyle koordinasyon sağladıktan sonra tamamen çekilmesine imkan tanıyacak eksiksiz bir güvenlik durumuna ve istikrarlı bir güvenlik ortamına ulaşılmasına bağlı kalmayı sürdürmektedir."

Adana Anlaşması ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığının hukuki zemini

Siyaset araştırmacısı Yaser el-İyade ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Suriye hükümeti mevcut durumda; Suriye'de henüz tam bir istikrarın sağlanamamış olması nedeniyle ülkede yaşanan istikrarsızlıktan ötürü bu tür üslerin kaldırılmasını Türk tarafıyla konuşmak veya müzakere etmek için henüz erken olduğu görüşünü taşıyor. Zira her iki ülke de kendilerini halen gizlice faaliyet gösteren ve Suriye ya da Türk topraklarında her an terör eylemleriyle ortaya çıkabilecek terör örgütlerinin hedefinde görüyor. Aynı şekilde, projeleri Suriye, Türkiye ve diğer bazı ülkelerin topraklarını kapsayan ayrılıkçı örgütler şeklindeki ortak bir düşmanla karşı karşıya bulunuyorlar. Dolayısıyla iki tarafın da bu tür üslerin -en azından orta vadede- varlığını sürdürmesi gerektiği hususunda hemfikir olduğu söylenebilir. Bu noktada, Türk güvenlik varlığının Suriye topraklarındaki hukuki zeminini, iki taraf arasında 1998 yılında -yani 2011 Suriye Devrimi'nden ve ardından gelen güvenlik boşluğu ile Türkiye'ye komşu Suriye topraklarında muhtelif akımlardan askeri güçlerin belirmesinden önce- imzalanan Adana Anlaşması’nın oluşturduğunu belirtmek gerekir. Yaşanan bu süreç, Esad rejiminin çöküşünün ardından Türkiye'yi kendi milli güvenliğini ve gelecekteki çıkarlarını korumak adına üsler kurmaya mecbur bırakmıştır. Ankara da Suriye topraklarını kendi topraklarındaki güvenliğin anahtarı olan bir arka bahçe olarak değerlendiriyor.”

İyade, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Ayrıca bu tür üslerin varlığının, bölgesel güvenlik ve istikrar durumuna bağlı olduğu gerçeğini de belirtmek gerekir. İsrail kaynaklı tehlikeler her iki ülkenin de ana gündem maddesini oluşturuyor. Özellikle Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut İsrail hükümetinin uygulamaları, Suriye'nin güneyine yönelik günlük ve tekrarlanan saldırıları ve askeri birliklerinin 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması uyarınca belirlenen ayrışma hatlarını ihlal etmesi, iki tarafın da bölgesel dengenin sütunu olarak görülen bu üslerin muhafaza edilmesi gerekliliği hususunda mutabık kalmasını sağlıyor. Netanyahu kampına yakın çevrelerden gelen ve 'İran'dan sonraki hedefin Türkiye olduğunu' iddia eden bazı açıklamalar ise durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Bu durum, Türk tarafının olası bir çatışma anında İsrail ile mücadelesinin ön cephesi olarak değerlendirdiği bu üslere daha da sıkı sarılmasına yol açıyor.”