Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

‘Zaman kazanmak’ için hazırlanan plan, ‘teslimiyet veya teslim etme olmaksızın’ entegrasyonu öngörüyor

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
TT

Bağdat’ta ‘silahların devletin elinde toplanması’ sürecinin altını oyma girişimleri… Milis gruplarının silah cephaneliği 2028’e kadar kalacak

13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)
13 Eylül 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen bir tören sırasında, polis akademisi mezunları Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin önünde geçit töreni düzenledi. (Hükümet medya ofisi)

Bağdat’ta uzun süren toplantıların ardından iktidar koalisyonundaki liderler, ABD’nin çekilmesinin ardından yapılacak düzenlemeler, özellikle de devlet dışındaki silahların akıbeti konusunda İran yanlısı grupların temsilcileriyle bir uzlaşmaya varabileceklerini düşündü.

Ancak geçtiğimiz perşembe günü Irak’ın güneyinden, İran sınırı yakınlarından Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik saldırıların düzenlenmesinin ardından bu liderler, büyük olasılıkla kendilerini ‘kontrol etmedikleri bir sahnede rol arayan siyasetçiler’ konumunda buldu.

Şarku’l Avsat’a konuşan özel kaynaklar ve yetkililer, son saldırılardan önce grupların İran’ın desteğiyle ‘silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik planı etkisiz hale getirmeyi başardığını’ belirtti. Kaynaklara göre gruplar, Başbakan Ali ez-Zeydi’yi siyasi açıdan kuşatarak baskı ve uygulama araçlarını elinden aldı.

Bağdat’taki farklı devlet kurumlarında görev yapan yetkililer arasında umutsuzluk giderek artıyor. Yakın zamanda Irak’ı ziyaret eden Amerikalı bir yetkiliyle yaptığı görüşmede üst düzey bir Kürt yetkili, mevcut siyasi sistemi ‘frenleri olmayan, yokuş aşağı hızla ilerleyen eski bir otobüse’ benzetti.

‘Saatli bomba’

Son haftalarda silahların sınırlandırılması için yürütülen müzakerelerde yer alan komitenin üyeleri; eski başbakan Nuri el-Maliki, eski başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, en az dört toplantıda saatler süren görüşmeler gerçekleştirerek temelini ‘silah kullanılmaması’ ilkesinin oluşturduğu, ancak ‘silahlardan vazgeçilmemesi’ şartını içeren bir uzlaşmayı müzakere etti.

Kaynaklara göre, bu şeklî formüle rağmen grupların temsilcileri, baş müzakerecilerin itirazı olmaksızın uzlaşmanın içine bir ‘saatli bomba’ yerleştirdi. Buna göre, silahların kullanılmaması konusunda varılacak herhangi bir anlaşma, belirli koşullar altında geçersiz sayılabilecekti. Taraflar ayrıca grupların silahlarını nihai olarak devletin kontrolüne vermeyi kabul etmesine kadar uzanan ve 2028’in başına kadar sürecek bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı.

Birçok kişi, Şarku’l Avsat’ın ilk ayrıntılarına ulaştığı bu takvimin, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Iraklı gruplara ABD ile ‘zaman kazanmaları’ yönündeki yaklaşımının bir yansıması olduğuna inanıyor.

Bu atmosferde, Koordinasyon Çerçevesi’ndeki liderler, aylar süren siyasi durgunluğun ardından yeniden sahaya çıktı. Bu gelişmede, Kalibaf ve geçen ay Bağdat’ı yoğun şekilde ziyaret eden diğer İranlı yetkililerin yürüttüğü İran baskısı etkili oldu. Söz konusu baskının amacı, ABD’nin Ali ez-Zeydi hükümetine verilen benzeri görülmemiş desteğin ardından elde etmeye başladığı kazanımların önüne geçmekti.

dfrgt
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, İmar ve Kalkınma İttifakı Başkanı Muhammed Şiya es-Sudani (Koordinasyon Çerçevesi)

Ali ez-Zeydi hükümetinin kurulmasının ardından Irak’ta ve bölgede, siyasi sistemin en karmaşık dosyalarından birinin çözülebileceğine ilişkin umutlar arttı. Ancak zamanla grupların ‘Bağdat’ta art arda kurulan hükümetleri etkisiz hale getirme konusunda deneyimli’ olduğu ortaya çıktı.

Bağdat’taki güç dengesi değişti. Şii gruplar ve partilerden kişiler, 30 Eylül’ün artık silahların sınırlandırılması için bir tarih olmaktan ziyade ‘grupların zafer günü’ haline geldiğini ifade ediyor. Bu sırada ABD güçleri, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Erbil kentindeki en yakın müttefiklerine dahi hava savunma sistemleri bırakmadan Irak’tan çekilme sürecini hızlandırıyor.

Garantisi olmayan bir zaman çizelgesi

Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı petrol boru hattına yönelik saldırıdan yaklaşık bir hafta önce, Koordinasyon Çerçevesi müzakerecileri ile grupların temsilcileri, 2027 sonuna kadar uzanan bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı taslağa göre, herhangi bir güvence içermeyen anlaşmada Iraklı gruplar, silahlarını teslim etmeden savaşçılarını Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesinde tugaylar şeklinde birleştirmeyi taahhüt ediyor. Bu sürecin 30 Eylül’de başlayarak 31 Aralık 2026’ya kadar sürmesi öngörülüyor.

Anlaşmanın ikinci aşamasının 2027’nin başında başlaması ve Türk güçlerinin Irak’tan çekilmesinin takvime bağlanması planlanıyor. Çekilmenin gelecek yıl 1 Temmuz’da tamamlanması hedefleniyor. Üçüncü aşamada ise Haşdi Şabi, Koordinasyon Çerçevesi, gruplar ve hükümetten oluşan dört taraflı bir komite kurulması ve bu komitenin entegrasyon ile Türk güçlerinin çekilmesi sürecinin uygulanmasını 2028’in başına kadar izlemesi öngörülüyor.

Ancak grupların temsilcileri, planı belirli bir şartla kabul etti. Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, uygulamanın herhangi bir aşamasında İran’a karşı savaşın yeniden başlaması veya Koordinasyon Çerçevesi ya da gruplardan herhangi bir tarafın varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kalması halinde anlaşma ‘tek taraflı olarak derhal geçersiz sayılacak’.

Kaynaklardan biri Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gruplar anlaşmanın uygulanacağı aşamalar boyunca yabancı şirketleri ve diğer hedefleri vurmama taahhüdünde bulunuyor” dedi.

axscdfvgbh
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katılırken (INA)

Son aylarda Iraklı yetkililer, ABD’deki diplomatik ve istihbarat çevrelerine Bağdat’ın İran tarafından bölgedeki dört başkentte oluşturulan ‘cepheler birliğinden’ çıktığını bildiriyordu. Ancak yetkililer, devlet dışındaki silahlar sorununu çözmek için ‘özel bir muameleye’ ihtiyaç duyduklarını belirtiyordu.

Son anlaşma taslağı dikkate alındığında, grupların bölgesel savaş ile silahların devletin kontrolünde toplanması süreçlerini hâlâ birbirine sıkı şekilde bağlı tuttuğu görülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi, ‘direnişçileri’ koruyor

Koordinasyon Çerçevesi’ndeki dört lider ile grupların temsilcileri arasında ‘direnişçilerin korunması’ gerektiği konusunda uzlaşma sağlandı. Toplantıya katılan bir lidere göre, son görüşmede 30 Eylül sonrasının çerçevesini ‘grupların bakış açısıyla’ ortaya koyan anlaşma taslağı hazırlandı.

Adının açıklanmamasını isteyen lider, “Anlaşma, koşullara bağlı olarak gelecek ekim ayının başında ilan edilebilir (...) hiçbir şey garanti değil” dedi.

Bu ayın başında gerçekleştirilen toplantıya, Ensarullah el-Evfiya lideri Haydar el-Garavi ile Ketaib Seyyid eş-Şüheda lideri Ebu Ala el-Velayi’nin yanı sıra Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’yi temsilen bir kişi ve en-Nuceba Hareketi lideri Ekrem el-Kabi’yi temsilen bir başka kişi katıldı. Bu grupların tamamı İran’a yakınlığıyla biliniyor.

Toplantının içeriğine vakıf iki kişinin aktardığına göre, grupların temsilcileri önceliklerini; ‘silahlardan vazgeçmemek ve herhangi bir operasyonun, şeklen dahi olsa, ABD’ye teslim olunuyormuş görüntüsü vermesinden kaçınmak, ancak Amerikalıları Ali ez-Zeydi hükümetine sağlanan desteği kesmeye itecek bir gerilime de yol açmamak’ şeklinde belirledi.

İktidar koalisyonunda görev yapan üst düzey bir siyasi danışman, grupları hükümet karşısında öne çıkaran yeni yaklaşımın, Şii partilerin kulislerinde Amerikalıların da silahların kullanılmaması şartıyla bunların şeklen devletin kontrolünde toplanmasına itiraz etmeyeceğine ilişkin bilgilerin sızmasının ardından güçlü bir ivme kazandığı görüşünde.

Gruplarla yürütülen müzakerelerin sonuç vermeyeceğine ilişkin kanaat giderek güçlenirken, silahların dondurulmasını veya düzenlenmesini güvence altına alacak asgari bir anlaşmanın yapılmasının yeterli olabileceği düşünülüyor. Danışman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Silahların sınırlandırılmasıyla ilgilenen Amerikalıların ve Iraklı yetkililerin içine umutsuzluk sızmaya başladı. Hatta bazıları planın başarıya ulaşması için baskı yapmayı tamamen bıraktı ve grupların oyunlarından duydukları bıkkınlık nedeniyle dosyayı kendi haline bıraktı” dedi.

Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen Iraklı bir yetkili, ABD’nin tutumunun yumuşak olduğu varsayımına karşı uyarıda bulundu. Yetkili, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı olarak Steven Fagin’in atanmasıyla eş zamanlı olarak son dönemde bazı mesajların ulaştığını belirtti.

Yetkili, “Özel toplantılarda, Washington’ın grupların elindeki silahları düşman bir devletin cephaneliği olarak değerlendirdiği ve Bağdat’ın bunları elinde tutmasına izin verilemeyeceği, aksine bu silahların imha edilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor” dedi.

Tarafsız kimse yok

Ali ez-Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi ile gruplar arasındaki müzakerelere daha az dahil oldu. İktidar koalisyonundan bir danışmanın ifadesiyle bunun nedeni, ‘müzakere eden tarafın yeterince tarafsız olduğunu düşünmemesi’ olabilir.

Koordinasyon Çerçevesi’nin kısa süre önce Bağdat’ta düzenlediği toplantıda ez-Zeydi, Şii parti liderlerine, “Size karşı açık konuşacağım, gruplarla müzakere eden komite taraflı... Ona güvenmenin doğru bir karar olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Ancak ez-Zeydi de silahların devletin kontrolünde toplanması sürecini yavaşlattı. Ez-Zeydi’ye yakın kişiler, onun ‘geçen temmuzun ortasında ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmesinin ardından başlattığı sürecin ne kadar gerçeklikten uzak olduğunu fark ettiğini’ belirtti. Buna karşılık üst düzey bir lider, “Komitede deneyimli ve uzman isimler bulunuyor. Üstelik son derece karmaşık bir görev yürütüyorlar; bunu başaramadılar ve başaramayacaklar” dedi.

cvfbg
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı bir devriye (Halk Seferberlik Güçleri internet sitesi)

Bağdat’taki hükümet çevrelerine yakın bir kişinin aktardığına göre, ‘ez-Zeydi biraz geri adım atmaya karar verdi, ancak bunu hesaplı bir şekilde ve projeden vazgeçmeden yapıyor’. Üst düzey bir yetkili de toplantılardan birinde ez-Zeydi’nin şu sözleri söylediğini aktardı: “Çıkmazın tek çözümü, silahlar üzerinde devlet otoritesini tesis etmek.”

Gruplar ile Koordinasyon Çerçevesi liderleri arasında gerçekleştirilen dört toplantıya paralel olarak ez-Zeydi, en-Nuceba Hareketi ve Ketaib Seyyid eş-Şüheda ile ikili görüşmeler yürüttü. Güvenilir kaynaklar, ez-Zeydi’nin silahların bırakılması konusunda makul bir formül karşılığında bu iki gruba ‘sivil ayrıcalıklar’ olarak nitelendirilen bazı imkanlar sunduğunu belirtti.

Milis grupları daha fazlasını talep ediyor

Ancak gruplar bununla yetinmiyor. Gruplardan birinin sorumlusuna yakın bir kişi, grupların ‘hukuki takibata uğramayacaklarına ve üyeleri ile liderlerinin geçmişlerinin incelenmeyeceğine dair güvence aradığını’ belirtti. Aynı kişi, “Herkes bu güvenceleri kimsenin veremeyeceğini biliyor, ancak bunları şart koşmak zaman kazanma sürecinin bir parçası” dedi.

En-Nuceba Hareketi’ne yakın bir kişi ise grupların ‘sivil ayrıcalıkları (burada devlet kurumlarındaki görevler kastediliyor), DEAŞ’la mücadelede oynadıkları rolün doğal bir karşılığı olarak gördüğünü’ söyledi. Aynı kişi, Ketaib Hizbullah’ın hükümetle yürütülen ikili görüşmelerin parçası olmadığını, bunun nedeninin ise ‘daha ağır şartlar öne sürmelerine yol açan derin bir güven krizi’ olduğunu belirtti.

reftbh
Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları, 29 Temmuz 2026 tarihinde Basra Operasyon Komutanlığı binası önünde nöbet tutuyor. (Reuters)

Hükümetin grupları bir uzlaşmaya çekme girişimleri büyük ölçüde sonuçsuz kaldı. ABD’li yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüştüğü Iraklıların ‘ez-Zeydi’nin dostları veya müttefikleri olmadan tek başına kaldığını düşündüklerini’ söyledi. Yetkili ayrıca, “Silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamı çıkmaza girdi ve bu durumdan nasıl çıkacaklarını bilmiyorlar” ifadesini kullandı.

ABD’li yetkili, Erbil’deki Kürt yetkiliden de benzer bir umutsuzluk tonu duyduğunu belirterek, “Bağdat’taki hurda otobüsün büyük bir çarpışma sesi çıkaracağı gün gelecek (...) Bağdat’taki kardeşler gruplara fren yaptıramıyor” dedi.



Nasrallah... Sahibiyle birlikte toprağa gömülen efsane

Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
TT

Nasrallah... Sahibiyle birlikte toprağa gömülen efsane

Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)
Mehdi İzcileri, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile onun halefi olarak aday gösterilen Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını tutuyor. (AP)

“Ya ölmeseydi?” diye soruyor telefonda konuştuğum kişi. Beyrut’tan arıyor; Hizbullah’ı yakından tanıyor ve örgütün geniş toplumsal çevresiyle her gün temas halinde.

Varsayımsal bir soru ortaya atıyor: Hasan Nasrallah hayatta kalsaydı ve çatışmayı yönetmek zorunda olsaydı ne olurdu?

Burada İsrail’le askeri bir çatışmadan söz etmiyor. “Çünkü bunu zaten örgüt yapıyor ve burası onun sahası” diyor. Asıl mesele, ‘kendisiyle, tabanıyla ve bu felaketi başlarına getiren çevresiyle yüzleşmesi’.

Ateşkes anlaşmasını imzalar mıydı? Müzakereleri kabul eder miydi, yoksa halefinin bugün yaptığı gibi karşı mı çıkardı? 2006’daki Temmuz Savaşı’nın ardından kullandığı “Bilseydim” ifadesine yeniden başvurabilir miydi?

Bunlar yanıtı hiçbir zaman bulunamayacak bir dizi soru. Lübnan’ın güneyinden başka bir kaynak ise ‘sayısız insanın ölümüne tanıklık eden ve İsrail’in Lübnan’a yönelik tüm savaşlarını takip eden, bu savaşlarda ailesini, arkadaşlarını ve evini kaybeden’ biri olarak, siyasi açıdan Hizbullah’ın karşısında durduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: “Aradan iki yıl geçti, ancak çevre ve taban hâlâ şok ve tam bir inkâr halinde... Toplu bir hezeyan hali. Sanki insanlar askeri bir lideri ya da dini bir lideri kaybetmemiş, içinde bulundukları koşulları onlara açıklayan kişiyi kaybetmiş gibi.”

Nasrallah’ın savaşı ve kayıplarını ‘tiyatrolaştırma’, felakete uğrayanların, yaslıların ve acılı ailelerin ödediği bedelleri epik bir coşku ve zafer anına dönüştürme yeteneği konusunda bir uzlaşı bulunuyor. Görünen o ki, bugün taraftarlarının ve destekçilerinin en çok özlediği şey de bu. Sanki destek savaşı olarak adlandırılan çatışmaya katılmaları ve bunun bedelini ödemeleri, kendilerine bu savaşın olumlu hikâyesini anlatacak kişinin yokluğu karşısında ikincil bir ayrıntıya dönüşüyor.

cdfgt
Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir adam, suikastının ikinci yıldönümünde eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu bir telefonu tutuyor. (AFP)

Bu söylem boşluğunun nedeni yalnızca Hizbullah’ın mevcut Genel Sekreteri Naim Kasım’ın bu yeteneğe sahip olmaması değil. Bunun nedeni, Nasrallah’ın da suikasta uğramadan çok önce kamusal alandaki etkisini, imajını ve görünürlüğünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamış olması. Dolayısıyla suikast anı, onu pek çok kayıptan ve ağır sonuçlardan kurtaran bir an olarak geldi.

Kaynak, “Nasrallah aslında suikasta uğradığı andan önce ölmüştü... Çağrı cihazlarının patlatılması operasyonu ve peş peşe gelen suikastlarla birlikte öldü. İnsanları mobilize etme ve yaşananları gerekçelendirme kapasitesini kaybettiğinde, halka bir anlatı sunamaz hale geldiğinde ve artık kimse konuşmalarını eskisi gibi önemseyip beklemediğinde öldü” diyor.

Kaynak burada, Hizbullah içinde Nasrallah’ın üstlendiği örgütsel konumdan daha önemli olduğunu düşündüğü bir işleve işaret ediyor. Ona göre Nasrallah, ‘ne askeri taktik adamı ne de alışılmış anlamda bir din adamıydı; daha ziyade Hizbullah’a devletlerin sahip olduğu, ancak partilerin veya silahlı örgütlerin sahip olmadığı bir güç kazandıran bir seferberlik adamıydı’.

Bilindiği üzere, böylesine baskın bir etki bir anda ortaya çıkmaz.

‘Sanki hiç var olmamış gibi’

Hizbullah’ı ve toplumsal tabanındaki dönüşümleri izleyen sosyolog ve yazar, Nasrallah’ı 2000-2006 yılları arasındaki dönemiyle hatırlıyor ve o dönemde onu ‘parti aktivistine’ daha yakın biri olarak tanımlıyor. Ona göre Nasrallah, zamanla etkisini artırdı ve bu konumunu, sözlerinin bölgesel ağırlık kazandığı Refik Hariri suikastıyla pekiştirdi.

Nasrallah, 2000 yılındaki çekilmeden bu yana bu güçlü imajı korudu ve bunun üzerinde yoğun biçimde çalıştı. Bunu yaparken, Hizbullah’ın tam teşekküllü medya mekanizmasından yararlanarak ‘efsaneye, hatta yarı tanrısal bir figüre daha yakın’ bir imaj oluşturdu ve böylece silah taşımaya devam edilmesini meşrulaştırdı.

vf
Örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in suikastlarının ikinci yıldönümünde düzenlenen anma törenine katılan Hizbullah destekçileri (DPA)

Yakın zamana kadar televizyon ekranlarındaki görünümleri Ümmü Gülsüm gecelerini andırıyordu. Sokaklar boşalır, insanlar ekranların karşısına geçip duyduklarından etkilenerek kendilerinden geçerdi.

İşin ilginç yanı, dinleyenler Hizbullah üyeleri olmadığı gibi hepsi örgütün doğrudan toplumsal çevresinin bir parçası da değildi. Nasrallah, farklı dönemlerde genel bir gündem haline gelmişti: “Destekçisi, rakibi, komşu ülkeler ve ertesi gün ne olacağını öğrenmek isteyen herkes onu dinlerdi.”

Bugün ise, aradan iki yıl geçtikten sonra, ‘sanki hiç var olmamış gibi’.

Güney Lübnan’da toplumsal ve dini açıdan nüfuzlu ailelerden birine mensup bir kadın, ikinci yıl dönümü anmasından bir gün önce Sur ve Nebatiye’ye gittiğini belirterek şunları söylüyor: “Sokaklarda veya binalarda alışıldığı üzere fotoğraflarını görmedim. Küçük bir dükkânda kenarda duran küçük bir fotoğrafını fark etmeseydim, genel manzaradaki tamamen yokluğunun bile farkına varmayacaktım.”

fgbnt
Suikastının ikinci yıldönümünde eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın resimlerini dalgalandıran Hizbullah destekçileri (DPA)

Şöyle devam ediyor: “Dar çevredeki sohbetlerde bile artık kimse ondan söz etmiyor. Bunun anma yıl dönümüne denk gelmesi bana daha da tuhaf geldi... İlk bakışta ona karşı bir ilgisizlik olduğu düşünülebilir. Ancak bence artık ‘hakkında konuşulmayan’ bir kişiye dönüştü. Bugün Şiilerin tam anlamıyla ‘tabusu’ haline geldi.”

Hizbullah’ın çevresine yakın olan ve örgütün dar toplumsal çevresinde güven duyulan, ancak örgütün bir parçası olmayan kadına göre, ‘Hizbullah’ın çekirdek kadrosunda yer alanlar dışında Nasrallah’ın artık dışarıda kalan sevenlerinin kalmadığı görülüyor.

Önceden sahip olduğu geniş tabanının bile, Şiiler açısından ‘temel bir ritüel’ olan taziye merasimlerine gitmemesi de bunu gösteriyor.

Sadece DMO kaldı

Güney Lübnan’dan konuştuğum kişi, Nasrallah’ın mirasına dönerek “Onun mirasını devralacak kimse kalmadı... hatta bildiğimiz anlamdaki Hizbullah bile onun ölümüyle öldü” diyor.

Bu görüşünü açıklayan kaynak, siyasette Nasrallah’ın en yakın müttefikleri açısından eşi benzeri görülmemiş bir siyasi sıkıntıya yol açtığını belirtiyor. Buna göre Nasrallah, Meclis Başkanı Nebih Berri’ye şahsen aksi yönde taahhütte bulunmasına rağmen destek savaşı başlattığını ilan etti. Ardından altı füzenin fırlatılmasının ardından Berri temaslarda bulunarak Hizbullah’ı, füzelerin sorumluluğunu üstlenen bir açıklama yayımlamamaya ikna etmeye çalıştı ve açık bir başka taahhüt aldı. Ancak bu taahhüdün ömrü birkaç saati bile bulmadan bozuldu.

Nasrallah, 7 Ekim 2023’e kadar görece geniş bir hareket alanıyla bölgesel bir rol de üstlendi. Kaynağa göre o, “İran ile Lübnan arasında; hükümet, mezhepler, halk ve kurumlar düzeyinde güvenilir bir arabulucuydu. Bölge ülkeleri ve dış dünyayla ilişkilerde çeşitli roller üstlenerek Tahran’ı komşu ülkelerle doğrudan karşı karşıya gelmekten kurtardı; kararları onun adına iletip darbeleri de onun yerine göğüsledi.”

Ancak kaynak, bunun 7 Ekim’den sonra giderek değişmeye başladığını, Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından ise köklü bir dönüşüm yaşandığını söylüyor: “Bugün geriye yalnızca Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kaldı. Sadece onlar. DMO, Hizbullah’ın tüm kademelerini doğrudan kontrol ediyor; liderlikten savaşçılara ve stratejik kararlara kadar. Naim Kasım ise arabulucu veya mesaj taşıyıcısı rolünü üstlenebilecek durumda değil.”

xcdfgt
Beyrut’un güney banliyösünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın suikastının ikinci yıldönümü töreninden (Reuters)

Hizbullah yapılanması açısından ise kaynak şöyle devam ediyor: “Hizbullah Genel Sekreterliği’ndeki son siyah sarıklı isim Hasan Nasrallah’tı. Naim Kasım’ın sarığı beyaz ve bu, dini hiyerarşi açısından farklı bir konuma işaret ediyor. Onun konuşulan yardımcısı ise Muhammed Raad. O, milletvekili ve hatta din adamı bile değil.”

Kasım’dan önce genel sekreterlik için aday gösterilen ve daha sonra adaylığı geri çekilen (bazılarına göre kendisi çekilen) İbrahim Seyyid Emin’i hesaba katmazsak, Haşim Safiyuddin’in ardından bu görev için en yakın isim olarak görülen adayın, Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi olduğu düşünülebilir. Genç bir din adamı ve sarıklı olan Muhammed Mehdi, aynı zamanda örgütte aktif bir kadro olarak görev yapıyor.

Ancak birden fazla kaynağın ortak görüşüne göre, bu role hazırlanmadı ve henüz yeterince olgunlaşmadı.

Nasrallah’ın çocukları... Mirasın getirdiği sıkıntı

Kaynaklardan biri şöyle açıklıyor: “Nasrallah ve çevresindeki isimlerin öldürülmesinin ardından, kendisini çevreleyen güven çemberinde aile bağlarının ne kadar önemli olduğunu ve Hizbullah liderliğinin de büyük ölçüde bu bağlar üzerine kurulduğunu daha iyi anlıyoruz.” Kaynağa göre, “Nasrallah’ın yakınındaki bu liderlerle çevrili şekilde görevinde kalmayı seçerek ve kaçınılmaz biçimde yaklaşan ölümü bekleyerek yıktığı şey, aile, aşiret ve Hizbullah arasındaki ortak bağ dokusuydu. Bunun yeniden onarılması son derece zor, hatta belki de imkânsız.”

Dikkat çekici olan ise bütün bunların içinde oğullarını sürece dahil etmemesi ve hiçbirini kendisinden sonra gelecek kişi olarak hazırlamaması.

Sosyolog-yazara göre, “bu ölçekteki tarihi liderler, belki de içlerindeki bir tür narsisizm nedeniyle miras bırakmayı düşünmüyor. Bu da çocuklarını kendi kimlikleri ve omuzlarına yüklenen mirasın ağırlığıyla başa çıkma konusunda bocalar halde bırakıyor.”

x fbghj
Eylül 2024’te İsrail’in düzenlediği çağrı cihazı patlamalarında bir gözünü kaybeden 14 yaşındaki Ali Abbas, hâlâ iyileşmeye çalışıyor. (Reuters)

Özellikle Cevad ve Muhammed Mehdi olmak üzere oğullarının son dönemde kamuoyundaki görünürlüklerini artırmaları ise üzerinde durulması gereken bir olgu. İki kardeşin de babalarını insanileştirmeye ve onun imajını taklit etmeye çalıştığı görülüyor. Ancak kaynak, bunun gerçekte fazla bir sonuç vermediğini belirtiyor.

İki kardeşin son dönemde kullandığı sosyal medya hesapları yakından incelendiğinde, babalarının el hareketlerini taklit etmekten konuşma tarzına kadar çeşitli davranışlarını benimsemeye yönelik yoğun bir çaba görülüyor. Bunun yanı sıra adeta aralarında bir rol paylaşımı da var. Biri sarığıyla dini bir figürü temsil ederken, diğeri zaman zaman Che Guevara ve halkların özgürleşmesi temalarına, zaman zaman da şehitlere ve salihlere atıfta bulunuyor ve babasının da onlarla birlikte geri döneceğine dair inancını dile getiriyor.

Gözlerinin büyüsü… Sadece bir balon

Bugün ise bu efsaneyi sürdürmek yerine, “Nasrallah’ın anlatısı zayıfladı... ve rüzgâra kapıldı” diyor kaynaklardan biri. Şöyle devam ediyor: “Ölümünün üzerinden iki yıl geçtikten sonra, doğrudan çevresinin onun mirasına bu kadar gelişigüzel yaklaşmasına bakmak bile bu mirasın başında duran kimsenin olmadığını anlamamız için yeterli... Liderlik karizması, güçlü kişiliği ve gözlerinin büyüsü hakkında anlatılan tüm bu hikâyeler bir anda ortadan kayboldu. Sanki hepsi bir balondan ibaretti. Örneğin, televizyonda marjinal bir siyasetçinin onunla yaklaşık 7 saat oturduğunu iddia etmesi yeterli. Ne büyük bir abartı! Ya da oğlu Mehdi’nin çıkıp ona kahvaltı hazırladığını anlatması veya kendisinin Dahiye’de arabayla dolaşırken görüldüğü ve bağlamı, tarihi ya da kaynağı bilinmeyen videonun yayımlanması... Bu Hizbullah medyası mı? El Menar televizyonu mu? Bu hikâyelerin bugün kamuoyuna çıkması gerektiğine kim karar verdi?”

Ses ve görüntü kaybı

Bunların tümü, Nasrallah’ın tekelinde tuttuğu anlatının artık sorgusuz sualsiz kullanılmasına ilişkin daha fazla soru doğuruyor. Bu, hem kendisi hem de partisi hakkındaki anlatıydı ve kendisine dikte edilen çizginin dışına çıkmayan bağlı bir medya mekanizması aracılığıyla bunun ritmini belirliyordu.

Peki, anma töreninin sloganı neden “Ahde bağlı kalacağız” oldu? Kasım neden Nasrallah’ın mirasını korumak ve yaymak amacıyla bir kurum kurdu?

fgbju
Mehdi İzcileri’nden bir kız, suikastlarının ikinci yıldönümünde, Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Haşim Safiyuddin’in fotoğraflarını taşıyor. (AP)

Belki de amaçları, adamı ‘insanileştirmek’ ve onu ulaşılabilir bir kişiye dönüştürerek yas tutan toplumsal tabana, yokluğuna rağmen kendileri gibi ve aralarında olduğu mesajını vermekti.

Ancak pratikte sonuç tam tersi oldu.

Sosyolog, ‘çukurun büyüklüğündeki boşluğu’ ve liderlik krizini, daha önce güçlü biçimde varlık gösteren insan kitlesi üzerinden okuyor. Ona göre bu kitle, ‘hiç olmadığı kadar belirsiz ve kapalı’ hale geldi ve ‘yakın çevresindeki çocukları dışındakiler için tamamen bilinmez’ durumda.

Şöyle diyor: “Sanki bütün Şiiler kendi içlerine çekildi ve günlük yaşamın çeşitli alanlarında, diğer partilerle, mezheplerle ve daha geniş Lübnan toplumuyla ilişkilerinde bir boşluk bıraktılar.” Sosyal medyada görünerek destek savaşını savunmak için yoğun çaba gösteren küçük kesim dışında, Nasrallah’ın sesi olduğu toplumsal kitlenin artık daha az görünür ve daha az etkin olduğu izlenimi veriyor.

vfgthyj
Beyrut’ta bir dükkân sahibi, televizyonda Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın bir konuşmasının yayınlandığı sırada dışarıda oturuyor. (AP)

“Nasrallah’ı kaybetmeleriyle birlikte sanki seslerini ve görüntülerini de kaybettiler” diyor.

Ancak dışarıdan bakıldığında bir gerileme gibi görünen durum, dar güven çevrelerinde başka bir sıkıntıyı ortaya çıkarıyor.

‘Barınma’ kaçınılmaz olarak mı geliyor?

Güney Lübnanlı kadın, “Hizbullah liderliğindeki boşluk bugün güneylilerin günlük yaşamını ayakta tutan mekanizmalardaki boşluğun yanında lüks kalıyor” diyor. Şöyle devam ediyor: “Sanki Emel, özellikle Sur’da, Hizbullah yerine sokağı ve sahayı miras aldı. Hizbullah mensuplarının hareketli gruplar üzerinde oluşturduğu caydırıcı etki artık yok. Böylece bu gruplar her şeyi kontrol eden fiili bir otorite haline geldi... Bunun yarattığı büyük bir acı var.”

Bugün güneyde yaşayan birçok kişi, yeni genel sekreterlerinin ‘barınmanın’ kaçınılmaz olarak geleceği ve İran’ın kendilerini terk etmeyeceği, para, silah ve nüfuz desteğini sürdüreceği yönündeki sözlerine inanmak istiyor. Ancak aynı kişiler, paranın gelmeyeceği gerçeği konusunda sessiz kalıyor. Nasrallah’ın 2006’daki Temmuz Savaşı’nın ardından kendilerine vaat ettiği ‘uygun konut ve uygun eşya’ yerine yalnızca ‘barınma’ kelimesinin kullanılması bile, içinde bulundukları koşullar hakkında çok şey söylüyor.

hyju
 Lübnan’ın güney banliyölerinden bir vatandaş, Eylül 2024’te Beyrut’taki Haret Hreik’te eski Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın karargahını hedef alan İsrail bombardımanı sonucu yıkılan evinin kalıntıları üzerinde oturuyor. (AFP)

Hizbullah çevresinin yaşadığı inkâr ile derin yas arasında, en büyük şokun “iktidarın ve yirmi yılı aşkın süredir sahip oldukları, Lübnanlıların geri kalanına karşı her gün bir silah olarak sergiledikleri ‘güç fazlasının’ kaybedilmesi olduğu” belirtiliyor. Bu nedenle bugün toplumsal sözleşmeleri, bu narsistik yarayı iyileştirmek için öfkelerinin tamamını ‘ajanlara’ yöneltmek üzerine kurulu gibi görünüyor.

Hainler ve ajanlar hakkında aşırı biçimde konuşulması, sanki onları her şeyin ötesindeki o derin sessizlikten kurtarıyor. Onlara göre bu kişiler, kendileri dışındaki Lübnanlılar, yani tüm Lübnanlılar ve kendilerine destek veren çatışmada onları desteklemeyen herkes. Bu nedenle bu kişilerden söz edildiğinde öfkeden çılgına dönüyor, yaşadıkları sıkıntıyla başa çıkabilmek için daha fazla hakaret ve tehdit diline başvuruyorlar.


Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor
TT

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Koalisyon güçleri Husilerin balistik füzelerine ve füze rampalarına karşı koyuyor

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, Riyad’a yönelik saldırıda kullanılan bir balistik füze fırlatma rampasının imha edildiğini açıkladı. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, füze rampasının Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırı için hazırlık yapıldığı sırada Sana’da imha edildiğini bildirdi.

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, çarşamba günü daha önce yaptığı açıklamada, Husilerin Hamis Muşayt ve Riyad  yönüne fırlattığı balistik füzeler imha edildiğini duyurmuştu. Koalisyon, Husilerin füze tehdidinin kaynağının işgal altındaki başkent Sana’nın yanı sıra Saada ve Amran vilayetleri olduğunu belirtmişti.

Öte yandan balistik füzeler ve patlayıcı yüklü insansız hava araçları, çarşamba sabahı Aden’de sivil hava ulaşımını tehdit etti. Husilerin Aden Uluslararası Havalimanı’nı hedef aldığı saldırıda, iniş hazırlığındaki Yemen’e ait bir yolcu uçağının isabet alma tehlikesi atlattığı bildirildi. Saldırıyla eş zamanlı olarak Husilerin Taiz kentindeki yerleşim bölgelerini hedef alan bombardımanında ise 5 sivil yaralandı.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, salı akşamı yaptığı açıklamada, silahlı kuvvetler ile tüm askeri oluşumların Yemen Şafağı operasyonu kapsamında çeşitli cephelerde kararlılık ve güçle mücadele yürüttüğünü söyledi. Alimi, sahada elde edilen ilerlemelerin ve gösterilen direncin, “girişimin artık devletin ve silahlı kuvvetlerinin elinde olduğunu ve darbenin sona erdirilmesiyle uzun süredir devam eden insani krizin sonlandırılması yolunda ilerleme kaydedildiğini” gösterdiğini ifade etti.

Alimi, Yemen Şafağı operasyonunun ikinci günündeki gelişmeleri takip ederken yaptığı açıklamada, son saatlerde çeşitli çatışma cephelerinde silahlı kuvvetler, tüm askeri oluşumlar ve halk direnişinin elde ettiği başarıları övdü. Alimi ayrıca birliklerin ve komutanlarının savaşın yönetiminde gösterdiği cesaret ve yüksek yetkinliğe dikkati çekerek, İran tarafından desteklenen milislere ağır kayıplar verdirildiğini belirtti.


Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
TT

Güney Kore ve Mısır ikili ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine yükseltiyor 

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Seul’de Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile el sıkışıyor. (EPA)

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung bugün yaptığı açıklamada, ülkesi ile Mısır'ın ikili ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine çıkarma kararı aldığını bildirdi.

Lee bu ifadeleri, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Seul'de gerçekleştireceği zirve öncesinde yaptığı açılış konuşmasında dile getirdi. Lee ayrıca iki ülkenin, Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nı (CEPA) hayata geçirmek amacıyla müzakerelere başlaması yönündeki temennisini ifade etti.