Sudan savaşı... Cenevre’nin sıradan toplantıya dönüşmemesi için yol haritası arayışı

21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
TT

Sudan savaşı... Cenevre’nin sıradan toplantıya dönüşmemesi için yol haritası arayışı

21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)

Areej Al-Hac 

Sudan’da barış çabalarından sorumlu taraflar, 20-21 Ekim 2026 tarihlerinde Cenevre’de yeniden bir araya geldi. Bu kez koordinasyon, önceki toplantılara kıyasla daha kapsamlıydı. Hatta bu koordinasyonun savaşın başlamasından bu yana en geniş kapsamlı düzeye ulaştığı söylenebilir. Ancak toplantı, açık bir uygulama planı açıklanmadan, ateşkesin başlaması veya sivil siyasi sürecin başlatılması için bağlayıcı bir tarih belirlenmeden sona erdi. Bir sonraki toplantının tarihi ve yeri dahi henüz kararlaştırılmadı.

Burada şu soru öne çıkıyor: Dünya başka bir krizle meşgul olmadan ve Sudan meselesi geçmişte olduğu gibi yeniden uluslararası gündemin arka sıralarına düşmeden önce bu ivme nasıl korunabilir? Savaşın başlamasından bu yana Sudan’da beklentileri yükselten ve ülkeyi bir barış anlaşmasına taşıması umulan çok sayıda toplantı ve girişim düzenlendi. Buna rağmen bu çabalar çatışmaları durdurmayı başaramadı. Dolayısıyla Cenevre toplantısının önemi yalnızca tarafları aynı masa etrafında bir araya getirmesinde değil, koordinasyonun uygun biçimde sağlanması halinde bundan sonra neler yaşanabileceğinde yatıyor.

Toplantıya 22 ülke ve beş uluslararası kuruluştan temsilciler katıldı. Toplantının öne çıkan gelişmelerinden biri, ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) oluşan Dörtlü Mekanizma ile Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği’nden oluşan Beşli Mekanizma arasındaki koordinasyonun sürdürülmesiydi. Bu toplantı, iki grubun 23 Eylül’de New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ilk buluşma oldu. BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, iki grup arasındaki etkileşim düzeyini şimdiye kadarki en yoğun düzey olarak nitelendirdi. Bu gelişme, Sudan’da barışın sağlanmasına yönelik uluslararası ve bölgesel girişimlerin çoğaldığı, zaman zaman rollerin ve önceliklerin birbiriyle örtüştüğü yönünde eleştirilerin dile getirildiği bir dönemde önem taşıyor.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Sudan’ın Kuzey Darfur bölgesindeki et-Tavile kasabasında bulunan Zemzem Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıların ardından bölgeden ayrılmak zorunda kalan mülteciler, 15 Nisan 2025 (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Sudan’ın Kuzey Darfur bölgesindeki et-Tavile kasabasında bulunan Zemzem Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıların ardından bölgeden ayrılmak zorunda kalan mülteciler, 15 Nisan 2025 (Reuters)

Verileri eyleme geçirilebilir adımlara dönüştürmek

Sudan’ın ihtiyacı, üst düzey toplantıların ardından yayımlanan süslü açıklamalar değil, yaşanan insani felaketin boyutlarıyla örtüşen somut adımlar. Ülkenin giderek ağırlaşan insani krizine yol açan sorunların ele alınması gerekiyor.

Çözüm bekleyen sorunların başında, savaşın iki tarafına silah ve finansman akışının sürmesi geliyor. Nisan 2023’ten bu yana uluslararası düzeyde dış askerî desteğin durdurulması yönünde çağrılar tekrarlansa da ikmal hatları, çatışmaların devam etmesini sağlayan başlıca etkenlerden biri olmayı sürdürüyor. Cenevre Bildirisi’nde özellikle insansız hava araçlarının (İHA) kullanımındaki artışa ve bunların sivil kayıplara yol açmasına dikkat çekildi.

İkinci ve acil mesele ise insani ateşkes. Cenevre toplantılarında ateşkes ile siyasi süreç arasında bağlantı kurulmasının önemi vurgulandı. Cidde görüşmeleri de dahil olmak üzere geçmiş deneyimler göz önünde bulundurulduğunda bu yaklaşımın benimsenmesi gerekli. Ancak bu ilke üzerinde anlaşmaya varılması tek başına yeterli değil; ateşkesin nasıl izleneceği ve tarafların anlaşmaya uymasının nasıl güvence altına alınacağı da açıklığa kavuşturulmalı. Taraflardan biri ateşkesi yeniden silahlanmak veya mevzilerini güçlendirmek için kullanırsa hangi önlemler alınabilir? Yeni bir anlaşmaya varılmadan önce bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Aksi halde kısa sürede çöken ateşkeslerin deneyimi yeniden yaşanabilir. Bu sürece, eş zamanlı olarak yürütülecek, ABD ve uluslararası toplumun güçlü baskısı da eşlik etmeli; bu çabalar mümkün olan en üst düzeyde koordinasyon içinde sürdürülmeli. İnsani bedel artık son derece ağır bir noktaya ulaşmış durumda. Sudan’daki can kayıplarının ve yıkımın boyutlarını duymaya yönelik bir tür alışkanlık gelişirken uluslararası toplumun sessizliği de devam ediyor. Bu sessizliğin hiçbir haklı gerekçesi bulunmuyor.

Bu çabalarda sivillerin yeri ne?

Güvenlik süreciyle paralel olarak Beşli Mekanizma, Sudanlı sivil güçlerle temaslarını genişletti. Hartum, Addis Ababa ve Nairobi’nin de aralarında bulunduğu kentlerde siyasi taraflar, kadın ve gençlik grupları ile savaş karşıtı güçlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Bu istişareler, daha geniş katılımlı bir sürecin önünü açıyor. Burada önemli olan, Sudan toplumunun çeşitliliğini yansıtan bir temsilin güvence altına alınması ve ülkenin sesinin yalnızca yurt dışındaki toplantılarda daha fazla görünürlük kazanan güçlerle sınırlandırılmamasıdır.

Sudan’daki sivil siyasi alan tek bir bütünlük oluşturmuyor. Bununla birlikte, bileşenler arasındaki farklılıklar mutlaka aşılması gereken bir bölünme olarak görülmemeli; aksine bu farklılıklar dikkate alınmalı, bölgelerin ve toplulukların çıkarları ile savaş karşısında yaşadıkları farklı deneyimler gözetilmeli. Bu nedenle öncelikle, sivil katılıma ilişkin açık kurallar üzerinde uzlaşmaya varılması gerekiyor. Bu kurallar, katılımcıların çatışan taraflardan, diğer silahlı gruplardan ve bu grupların finansman ağlarından bağımsızlığını güvence altına almalı; toplulukların kendilerini temsil edecek kişileri, silahlı güçlerin veya uluslararası arabulucuların vesayeti ya da baskısı altında kalmadan seçmelerine imkân tanımalı.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, 21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, 21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısı sırasında (Reuters)

Dörtlü ve Beşli mekanizmaların her birinin sorumluluklarını belirleyen ve ateşkes çabalarını, açık ve yakın vadeli bir takvim çerçevesinde sivil siyasi sürecin hazırlıklarıyla ilişkilendiren ortak bir yol haritasına ihtiyacı var. İstişarelere sendikalar, meslek örgütleri, yerel girişimler, kadınlar, gençler, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, mülteciler ve güvenilir geleneksel yerel yönetim yapıları da dahil edilmeli. Ayrıca Darfur, Kordofan, Doğu Sudan ve diğer bölgelerdeki toplulukların temsilcilerinin de sürece katılması sağlanmalı; böylece herkesin sesini duyurabileceği bir ortam oluşturulmalı.

Bu sürecin başarıya ulaşması için şeffaf bir finansman mekanizmasına da ihtiyaç var. Böyle bir mekanizma, seyahat, organizasyon ve istişare masraflarını karşılayamayan kişilerin katılımını mümkün kılarken diyaloğun finansörlere bağımlı hale gelmesini de önlemeli. Bu yaklaşım, geçiş dönemi hükümetinin kurumlarıyla temel hizmetleri desteklemeyi amaçlayan uluslararası fonun, denetime tabi ve açık bir kanal üzerinden oluşturulmasının da önünü açabilir. Böylece uluslararası toplumun rolü, gerekli koşulları hazırlamak, destek sağlamak ve koruma sunmakla sınırlı kalır. Temsilcilerin seçilmesi ve Sudan’ı kimin yöneteceği konusunda uzlaşmaya varılması ise yalnızca Sudanlıların sorumluluğundadır.

Güven inşa etmek için küçük adımlar

Cenevre’de gündeme gelen konular arasında Haavisto’nun açıkladığı, güven artırıcı adımlara yönelik çalışmalar da yer aldı. Bu çalışmalar, esir ve tutukluların karşılıklı olarak değiştirilmesini ve Sudan’ın farklı bölgelerindeki öğrencilerin lise bitirme sınavlarına girmelerinin kolaylaştırılmasını kapsıyor. Bu başlıklar büyük önem taşıyor. Arabuluculuk çabalarının öğrencilerin sınavlara girmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmasına veya tutukluların serbest bırakılmasına yönelik sonuç vermesi, çatışan taraflardan somut taahhütler alınabileceğini gösterecektir.

Bu adımlar, özellikle sivillere insani yardımların engelsiz ulaştırılmasını güvence altına alan önlemlerle birlikte hayata geçirildiğinde, daha kapsamlı uzlaşıların önünü açmak için dayanak oluşturabilir.

BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasındaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla Cenevre’de düzenlenen altıncı istişare toplantısının ardından yaptığı basın toplantısında, 21 Ekim 2026 (AFP)
BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasındaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla Cenevre’de düzenlenen altıncı istişare toplantısının ardından yaptığı basın toplantısında, 21 Ekim 2026 (AFP)

Son olarak Cenevre toplantısı, girişimlerin çoğaldığı ve rollerin iç içe geçtiği yılların ardından Sudan’la ilgilenen uluslararası ve bölgesel taraflar arasında daha geniş bir koordinasyon alanı bulunduğunu gösterdi. Ancak koordinasyonun başarısıyla arabuluculuk sürecinin başarısı birbirine karıştırılmamalı. Şu ana kadar bu çabalar çatışmaları durdurmayı sağlayamadı ve üzerinde uzlaşılan hususların uygulanmasına yönelik ortak bir mekanizma da henüz netleşmedi. Dörtlü ve Beşli mekanizmalarının önünde, aralarındaki yakınlaşmayı daha düzenli bir sürece dönüştürme fırsatı bulunuyor. Bu süreç, uygulanabilir insani adımlarla başlamalı; ateşkes düzenlemeleri ve sivil siyasi sürece yönelik hazırlıklar da buna paralel yürütülmeli. Cenevre sonrasında iki grubu meşgul etmesi gereken soru yalnızca bir sonraki toplantının ne zaman yapılacağı değil, o toplantı gerçekleşene kadar nelerin başarılabileceğidir.



Sudan savaşı... Cenevre’nin sıradan toplantıya dönüşmemesi için yol haritası arayışı

21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
TT

Sudan savaşı... Cenevre’nin sıradan toplantıya dönüşmemesi için yol haritası arayışı

21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)
21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısında bir araya gelen ülke ve kuruluş temsilcileri (AFP)

Areej Al-Hac 

Sudan’da barış çabalarından sorumlu taraflar, 20-21 Ekim 2026 tarihlerinde Cenevre’de yeniden bir araya geldi. Bu kez koordinasyon, önceki toplantılara kıyasla daha kapsamlıydı. Hatta bu koordinasyonun savaşın başlamasından bu yana en geniş kapsamlı düzeye ulaştığı söylenebilir. Ancak toplantı, açık bir uygulama planı açıklanmadan, ateşkesin başlaması veya sivil siyasi sürecin başlatılması için bağlayıcı bir tarih belirlenmeden sona erdi. Bir sonraki toplantının tarihi ve yeri dahi henüz kararlaştırılmadı.

Burada şu soru öne çıkıyor: Dünya başka bir krizle meşgul olmadan ve Sudan meselesi geçmişte olduğu gibi yeniden uluslararası gündemin arka sıralarına düşmeden önce bu ivme nasıl korunabilir? Savaşın başlamasından bu yana Sudan’da beklentileri yükselten ve ülkeyi bir barış anlaşmasına taşıması umulan çok sayıda toplantı ve girişim düzenlendi. Buna rağmen bu çabalar çatışmaları durdurmayı başaramadı. Dolayısıyla Cenevre toplantısının önemi yalnızca tarafları aynı masa etrafında bir araya getirmesinde değil, koordinasyonun uygun biçimde sağlanması halinde bundan sonra neler yaşanabileceğinde yatıyor.

Toplantıya 22 ülke ve beş uluslararası kuruluştan temsilciler katıldı. Toplantının öne çıkan gelişmelerinden biri, ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) oluşan Dörtlü Mekanizma ile Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği’nden oluşan Beşli Mekanizma arasındaki koordinasyonun sürdürülmesiydi. Bu toplantı, iki grubun 23 Eylül’de New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ilk buluşma oldu. BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, iki grup arasındaki etkileşim düzeyini şimdiye kadarki en yoğun düzey olarak nitelendirdi. Bu gelişme, Sudan’da barışın sağlanmasına yönelik uluslararası ve bölgesel girişimlerin çoğaldığı, zaman zaman rollerin ve önceliklerin birbiriyle örtüştüğü yönünde eleştirilerin dile getirildiği bir dönemde önem taşıyor.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Sudan’ın Kuzey Darfur bölgesindeki et-Tavile kasabasında bulunan Zemzem Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıların ardından bölgeden ayrılmak zorunda kalan mülteciler, 15 Nisan 2025 (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Sudan’ın Kuzey Darfur bölgesindeki et-Tavile kasabasında bulunan Zemzem Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıların ardından bölgeden ayrılmak zorunda kalan mülteciler, 15 Nisan 2025 (Reuters)

Verileri eyleme geçirilebilir adımlara dönüştürmek

Sudan’ın ihtiyacı, üst düzey toplantıların ardından yayımlanan süslü açıklamalar değil, yaşanan insani felaketin boyutlarıyla örtüşen somut adımlar. Ülkenin giderek ağırlaşan insani krizine yol açan sorunların ele alınması gerekiyor.

Çözüm bekleyen sorunların başında, savaşın iki tarafına silah ve finansman akışının sürmesi geliyor. Nisan 2023’ten bu yana uluslararası düzeyde dış askerî desteğin durdurulması yönünde çağrılar tekrarlansa da ikmal hatları, çatışmaların devam etmesini sağlayan başlıca etkenlerden biri olmayı sürdürüyor. Cenevre Bildirisi’nde özellikle insansız hava araçlarının (İHA) kullanımındaki artışa ve bunların sivil kayıplara yol açmasına dikkat çekildi.

İkinci ve acil mesele ise insani ateşkes. Cenevre toplantılarında ateşkes ile siyasi süreç arasında bağlantı kurulmasının önemi vurgulandı. Cidde görüşmeleri de dahil olmak üzere geçmiş deneyimler göz önünde bulundurulduğunda bu yaklaşımın benimsenmesi gerekli. Ancak bu ilke üzerinde anlaşmaya varılması tek başına yeterli değil; ateşkesin nasıl izleneceği ve tarafların anlaşmaya uymasının nasıl güvence altına alınacağı da açıklığa kavuşturulmalı. Taraflardan biri ateşkesi yeniden silahlanmak veya mevzilerini güçlendirmek için kullanırsa hangi önlemler alınabilir? Yeni bir anlaşmaya varılmadan önce bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Aksi halde kısa sürede çöken ateşkeslerin deneyimi yeniden yaşanabilir. Bu sürece, eş zamanlı olarak yürütülecek, ABD ve uluslararası toplumun güçlü baskısı da eşlik etmeli; bu çabalar mümkün olan en üst düzeyde koordinasyon içinde sürdürülmeli. İnsani bedel artık son derece ağır bir noktaya ulaşmış durumda. Sudan’daki can kayıplarının ve yıkımın boyutlarını duymaya yönelik bir tür alışkanlık gelişirken uluslararası toplumun sessizliği de devam ediyor. Bu sessizliğin hiçbir haklı gerekçesi bulunmuyor.

Bu çabalarda sivillerin yeri ne?

Güvenlik süreciyle paralel olarak Beşli Mekanizma, Sudanlı sivil güçlerle temaslarını genişletti. Hartum, Addis Ababa ve Nairobi’nin de aralarında bulunduğu kentlerde siyasi taraflar, kadın ve gençlik grupları ile savaş karşıtı güçlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Bu istişareler, daha geniş katılımlı bir sürecin önünü açıyor. Burada önemli olan, Sudan toplumunun çeşitliliğini yansıtan bir temsilin güvence altına alınması ve ülkenin sesinin yalnızca yurt dışındaki toplantılarda daha fazla görünürlük kazanan güçlerle sınırlandırılmamasıdır.

Sudan’daki sivil siyasi alan tek bir bütünlük oluşturmuyor. Bununla birlikte, bileşenler arasındaki farklılıklar mutlaka aşılması gereken bir bölünme olarak görülmemeli; aksine bu farklılıklar dikkate alınmalı, bölgelerin ve toplulukların çıkarları ile savaş karşısında yaşadıkları farklı deneyimler gözetilmeli. Bu nedenle öncelikle, sivil katılıma ilişkin açık kurallar üzerinde uzlaşmaya varılması gerekiyor. Bu kurallar, katılımcıların çatışan taraflardan, diğer silahlı gruplardan ve bu grupların finansman ağlarından bağımsızlığını güvence altına almalı; toplulukların kendilerini temsil edecek kişileri, silahlı güçlerin veya uluslararası arabulucuların vesayeti ya da baskısı altında kalmadan seçmelerine imkân tanımalı.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, 21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu danışmanı Massad Boulos ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Musa Kulaklıkaya, 21 Ekim 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasında koordinasyonu güçlendirmeye yönelik altıncı istişare toplantısı sırasında (Reuters)

Dörtlü ve Beşli mekanizmaların her birinin sorumluluklarını belirleyen ve ateşkes çabalarını, açık ve yakın vadeli bir takvim çerçevesinde sivil siyasi sürecin hazırlıklarıyla ilişkilendiren ortak bir yol haritasına ihtiyacı var. İstişarelere sendikalar, meslek örgütleri, yerel girişimler, kadınlar, gençler, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, mülteciler ve güvenilir geleneksel yerel yönetim yapıları da dahil edilmeli. Ayrıca Darfur, Kordofan, Doğu Sudan ve diğer bölgelerdeki toplulukların temsilcilerinin de sürece katılması sağlanmalı; böylece herkesin sesini duyurabileceği bir ortam oluşturulmalı.

Bu sürecin başarıya ulaşması için şeffaf bir finansman mekanizmasına da ihtiyaç var. Böyle bir mekanizma, seyahat, organizasyon ve istişare masraflarını karşılayamayan kişilerin katılımını mümkün kılarken diyaloğun finansörlere bağımlı hale gelmesini de önlemeli. Bu yaklaşım, geçiş dönemi hükümetinin kurumlarıyla temel hizmetleri desteklemeyi amaçlayan uluslararası fonun, denetime tabi ve açık bir kanal üzerinden oluşturulmasının da önünü açabilir. Böylece uluslararası toplumun rolü, gerekli koşulları hazırlamak, destek sağlamak ve koruma sunmakla sınırlı kalır. Temsilcilerin seçilmesi ve Sudan’ı kimin yöneteceği konusunda uzlaşmaya varılması ise yalnızca Sudanlıların sorumluluğundadır.

Güven inşa etmek için küçük adımlar

Cenevre’de gündeme gelen konular arasında Haavisto’nun açıkladığı, güven artırıcı adımlara yönelik çalışmalar da yer aldı. Bu çalışmalar, esir ve tutukluların karşılıklı olarak değiştirilmesini ve Sudan’ın farklı bölgelerindeki öğrencilerin lise bitirme sınavlarına girmelerinin kolaylaştırılmasını kapsıyor. Bu başlıklar büyük önem taşıyor. Arabuluculuk çabalarının öğrencilerin sınavlara girmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmasına veya tutukluların serbest bırakılmasına yönelik sonuç vermesi, çatışan taraflardan somut taahhütler alınabileceğini gösterecektir.

Bu adımlar, özellikle sivillere insani yardımların engelsiz ulaştırılmasını güvence altına alan önlemlerle birlikte hayata geçirildiğinde, daha kapsamlı uzlaşıların önünü açmak için dayanak oluşturabilir.

BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasındaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla Cenevre’de düzenlenen altıncı istişare toplantısının ardından yaptığı basın toplantısında, 21 Ekim 2026 (AFP)
BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, Sudan’daki barış girişimleri ve çabaları arasındaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla Cenevre’de düzenlenen altıncı istişare toplantısının ardından yaptığı basın toplantısında, 21 Ekim 2026 (AFP)

Son olarak Cenevre toplantısı, girişimlerin çoğaldığı ve rollerin iç içe geçtiği yılların ardından Sudan’la ilgilenen uluslararası ve bölgesel taraflar arasında daha geniş bir koordinasyon alanı bulunduğunu gösterdi. Ancak koordinasyonun başarısıyla arabuluculuk sürecinin başarısı birbirine karıştırılmamalı. Şu ana kadar bu çabalar çatışmaları durdurmayı sağlayamadı ve üzerinde uzlaşılan hususların uygulanmasına yönelik ortak bir mekanizma da henüz netleşmedi. Dörtlü ve Beşli mekanizmalarının önünde, aralarındaki yakınlaşmayı daha düzenli bir sürece dönüştürme fırsatı bulunuyor. Bu süreç, uygulanabilir insani adımlarla başlamalı; ateşkes düzenlemeleri ve sivil siyasi sürece yönelik hazırlıklar da buna paralel yürütülmeli. Cenevre sonrasında iki grubu meşgul etmesi gereken soru yalnızca bir sonraki toplantının ne zaman yapılacağı değil, o toplantı gerçekleşene kadar nelerin başarılabileceğidir.


“Mekke İttifakı” ülkeleri ile İran, iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmeleri sürdürme konusunda anlaştı

Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıda ülkesinin heyetine başkanlık eden Prens Halid bin Selman (AFP)
Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıda ülkesinin heyetine başkanlık eden Prens Halid bin Selman (AFP)
TT

“Mekke İttifakı” ülkeleri ile İran, iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmeleri sürdürme konusunda anlaştı

Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıda ülkesinin heyetine başkanlık eden Prens Halid bin Selman (AFP)
Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıda ülkesinin heyetine başkanlık eden Prens Halid bin Selman (AFP)

İran devlet televizyonunun haberine göre, “Mekke İttifakı”nın üç üye ülkesi ile İran, dün Tahran’ın ev sahipliğinde düzenlenen dörtlü toplantıda, “bölgesel barış ve güvenlik alanları da dâhil olmak üzere iş birliğini güçlendirmek amacıyla görüşmeleri sürdürme” konusunda anlaşmaya vardı.

Toplantıya, “Mekke İttifakı” ülkelerini temsilen Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Türkiye’yi temsilen Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı İbrahim Kalın katıldı. Heyetler, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile bir araya geldi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Prens Halid bin Selman ile “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ülkeleri temsilcilerinin İranlı üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Suudi Arabistan’ın bölgesel ve uluslararası diyalog ile barışın tesis edilmesine yönelik çabalarının devamı niteliğinde olduğunu bildirdi. Açıklamada, ziyaretin mevcut krizin tarafları arasındaki gerilimi azaltmayı, diyaloğu ve diplomatik çözüm yollarını teşvik etmeyi amaçlayan girişimler kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi.

Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye temsilcileri İran heyetiyle toplantıda (AP)
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye temsilcileri İran heyetiyle toplantıda (AP)

Suudi Arabistan, mevcut krizin taraflarının ziyaretin sonuçlarına ve Katar ile Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk girişimlerine olumlu ve yapıcı yaklaşmasının önemini vurguladı. Açıklamada, bölgede askerî gerilimin yeniden artmasını önlemek ve krizi sona erdirecek bir anlaşmaya zemin hazırlamak amacıyla müzakere kanallarının açılması gerektiği ifade edildi.

Bakanlık, söz konusu girişimin Katar ve Pakistan’ın arabuluculuk çabalarına destek amacı da taşıdığını belirterek, Suudi Arabistan’ın krizin taraflarının ziyaretin sonuçlarına ve iki ülkenin devam eden girişimlerine yapıcı yaklaşmasını beklediğini kaydetti. Bu yaklaşımın, krizin diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, askerî gerilimin yeniden artmasını önlemek ve krizi sona erdirecek bir anlaşmaya ulaşmak için müzakere kanallarının açılmasının, bölgede ve dünyada güvenlik ile barışın güçlendirilmesi açısından önem taşıdığı belirtildi.

İran heyetine Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başkanlık etti (AP)
İran heyetine Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başkanlık etti (AP)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Kamu Diplomasisi Sorumlusu Büyükelçi Raid Karmali de ziyaretin, mevcut krizin tarafları arasındaki gerilimi azaltmaya yönelik devam eden çabalar ve Katar ile Pakistan’ın arabuluculuk girişimlerine destek çerçevesinde gerçekleştirildiğini belirtti. Karmali, mevcut gerilimlerin aşılması için diyaloğun ve diplomatik çözüm yollarının güçlendirilmesinin önemini vurguladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, son olarak “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ülkelerinin bölgesel güvenlik ve istikrarın sağlanmasındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, bölgesel ve uluslararası barışın tesis edilmesi için farklı ülkelerle iş birliği içinde çalışmayı sürdüreceklerini bildirdi.


İsrail’in El Halil’deki operasyonu, hükümet ile ordu arasında görüş ayrılığına yol açtı

İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in El Halil’deki operasyonu, hükümet ile ordu arasında görüş ayrılığına yol açtı

İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde yürütülen askerî operasyon kapsamında Filistinlilere ait binalara baskın düzenliyor. (Reuters)

İsrail’in El Halil’de başlattığı baskın ve arama operasyonu, hükümet ile ordu komutanlığı arasında büyük bir görüş ayrılığına yol açtı. Cuma günü, iki İsrail askerinin ölümüne neden olan saldırının ardından başlatılan operasyon, bugün yapılacak seçimler öncesinde Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti ile İsrail ordusu yönetimi arasında tartışma konusu oldu.

İsrail ordusuna bağlı 98. Tümen, kentte yoğun operasyonlarını sürdürürken belirli bölgelerde Filistinlileri evlerinden ayrılmaya zorluyor, gözaltılar gerçekleştiriyor, silah arıyor ve binaları yıkıyor. Ancak İsrail ordusu, şu ana kadar elde edilen operasyonel sonuçların yetersiz olduğu gerekçesiyle operasyonun mevcut şekliyle sürdürülmesinin gerekliliğinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, pazar günü sokaklara konuşlanan İsrail askerleri ve askerî araçlar. (DPA)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, pazar günü sokaklara konuşlanan İsrail askerleri ve askerî araçlar. (DPA)

Yedioth Ahronoth gazetesinin dün, “konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara” dayandırdığı haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Israel Katz’ın katıldığı bir toplantıda Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, El Halil’deki operasyonu sona erdirmenin zamanının geldiğini ifade etti. Ancak Netanyahu ve Katz bu görüşe karşı çıkarak operasyonun devam etmesini istedi. Sonuçta Genelkurmay Başkanı’nın önerisi kabul edilmedi ve operasyonun sürdürülmesine karar verildi.

Netanyahu ve Katz, operasyonun başlatılması talimatını geçen cuma günü vermişti. İkili, operasyonun kapsamlı olacağını belirtmiş; işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki mülteci kamplarında uygulanan modeli El Halil’e taşımaktan, yani Filistinlileri yerlerinden ederek yerleşim alanlarını yıkmaktan söz etmişti. Özellikle saldırganların geldiği mahallelerin yıkılması ve ordunun bölgede kalıcı biçimde konuşlanması gündeme getirilmişti. Ayrıca altyapının imha edilmesi, aranan kişilerin yakalanması ve silahların toplanması vaat edilmişti. Ancak İsrail ordusu bu yaklaşımı benimsemedi ve Netanyahu ile Katz’ın kamuoyuna yansıttığı kapsamlı planın aksine, birkaç günle sınırlı bir operasyon duyurdu.

Operasyonun başlamasından birkaç gün sonra İsrail ordusu yaklaşık 2 bin 600 Filistinliyi evlerinden çıkardı ve bazı kişileri gözaltına aldı. Ancak 500 evde yapılan aramalarda yalnızca bir tüfek ve bir tabanca bulundu. Ordu, ayrıca 500 noktada arama yaptığını, 50 kişiyi gözaltına aldığını ve geçen hafta sonu yaşanan çatışmaya katılan saldırganlardan birinin evinin yakınında yer altında bir çukur bulduğunu açıkladı.

İsrail ordusuna göre çukurun bir çıkış açıklığı bulunmuyor. İlgili birimler tarafından yürütülen inceleme sürüyor. Yaklaşık 15 metre derinliğinde ve 75 santimetre genişliğinde olduğu belirtilen çukurun El Halil kent sınırları içerisinde bulunduğu, yakınında herhangi bir İsrail yerleşiminin olmadığı vurgulandı.

Çukurun içinde bulunan elektronik bir cihaz, incelemelerin sürdürülmesi amacıyla güvenlik güçlerine teslim edildi.

İsrail ordusunun, El Halil’de saldırganlardan birinin evinin yakınında bulduğunu açıkladığı yer altındaki çukur. (İsrail ordusu)
İsrail ordusunun, El Halil’de saldırganlardan birinin evinin yakınında bulduğunu açıkladığı yer altındaki çukur. (İsrail ordusu)

İsrail kamu yayıncısı Kan’a konuşan bir askerî kaynak, El Halil’deki operasyonun caydırıcılık ve istihbarat toplama hedeflerine ulaştığını söyledi. Operasyona katılan bazı askerler ise kentte fiilen hareketsiz kaldıklarını ve yapabilecekleri fazla bir şey olmadığını belirterek operasyonun sona erdirilmesini istemeyen birilerinin bulunduğunu dile getirdi.

Şarku’l Avsat’ın Kan’dan aktardığına göre İsrail ordusu operasyonu bitirmeyi planlıyor; ancak Netanyahu ve Katz buna karşı çıkarak operasyonun devam etmesini talep ediyor.

Operasyona katılan askerlerden biri, “Şu anda yalnızca zaman kaybediyoruz. Bir tabanca daha ya da Hamas bayrağı bulmak için operasyonu sürdürmenin bir anlamı yok. Her zaman başka bir silah veya bayrak bulunabilir, ancak mesele bu değil” dedi. Askerin bu sözleri, operasyonun sürdürülmesinde seçim hesaplarının etkili olduğu yönündeki değerlendirmelere işaret etti.

El Halil Valisi Halid Dudin, 500’den fazla evin aranmasının ve kentin farklı bölgeleri arasındaki ulaşımın kesintiye uğramasının ardından evlerini terk eden Filistinlilerin sayısının yaklaşık 2 bin 600’e yükseldiğini açıkladı.

Ancak Dudin, Netanyahu ve Katz’ın istediği modelin aksine, kent sakinlerinin yakın zamanda evlerine dönebileceğini düşünüyor. Batı Şeria’daki mülteci kamplarında yaşananlara benzer bir durumun El Halil’de tekrarlanmasını beklemiyor. Söz konusu kamplarda yaklaşık 40 bin Filistinli yerinden edilmiş durumda.

Çok sayıda gösterge, İsrail ordusunun bu aşamada El Halil’de mülteci kamplarında uygulanan modeli hayata geçirmeyeceğini gösteriyor.

İsrail ordusu, özellikle Filistinli sivillerin uzun süre evlerinden uzak tutulmasının hukuki açıdan sorun oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, operasyonun somut ve kayda değer askerî sonuçlar üretmediği koşullarda daha da önemli bir mesele olarak görülüyor.

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, cumartesi günü kapalı bir İsrail kontrol noktasının altından poşet geçiren iki Filistinli. (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinde, cumartesi günü kapalı bir İsrail kontrol noktasının altından poşet geçiren iki Filistinli. (AFP)

Ancak İsrail’deki siyasi yönetim bu değerlendirmeye karşı çıkıyor. Netanyahu ve Katz, saldırganların otomatik silahlar ve çok miktarda mühimmatla hareket etmiş olmasının, ordunun bölgede silah arama çalışmalarını sürdürmesini ve silahların bulunduğu noktaları tespit etmesini gerektirdiğini savunuyor. Operasyonun devam etmesinin caydırıcı bir etki yaratacağını ileri sürüyorlar.

Savunma Bakanlığı kaynakları ise İsrail ordusunun Batı Şeria’nın en büyük kenti olan El Halil’de yoğun askerî faaliyet yürütmesinin, Filistinliler üzerinde psikolojik ve algısal bir etki oluşturduğunu belirtiyor. Kaynaklar, bunun özellikle El Halil gibi bir Filistin kentinde gerçekleştiriliyor olmasına dikkat çekiyor. Bu durumun, daha önce Cenin, Nur Şems ve Tulkerim mülteci kamplarında yürütülen operasyonlardan farklı olduğu ifade ediliyor.