Trump, savaşı sona erdirme anlaşmasını doğruladı... Netanyahu, Filistin devletini reddetti

İsrail Başbakanı, Filistin devletini tanıyan ülkelere yüklendi… Suriye ve Lübnan ile barıştan söz etti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşmada, ‘İran terör ekseninin laneti’ olarak adlandırdığı durumu anlatırken elinde bir harita tutuyor. (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşmada, ‘İran terör ekseninin laneti’ olarak adlandırdığı durumu anlatırken elinde bir harita tutuyor. (AFP)
TT

Trump, savaşı sona erdirme anlaşmasını doğruladı... Netanyahu, Filistin devletini reddetti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşmada, ‘İran terör ekseninin laneti’ olarak adlandırdığı durumu anlatırken elinde bir harita tutuyor. (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşmada, ‘İran terör ekseninin laneti’ olarak adlandırdığı durumu anlatırken elinde bir harita tutuyor. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Batı Şeria'nın ilhakına izin vermeyeceğini bildirdiği günün ertesi günü, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 80’inci yıllık oturumunda yaptığı konuşmada, Filistin-İsrail çatışmasını çözmek ve Gazze Şeridi'nde yaklaşık iki yıldır süren savaşı sona erdirmek için yoğun küresel çabalar konusunda hükümetinin aşırı tutumları nedeniyle kendisi ve İsrail'i giderek artan uluslararası izolasyonundan kurtarmaya çalıştı.

Netanyahu kürsüye çıktığında, yüzlerce uluslararası yetkili ve diplomat salondan çıkarken, İsrail heyetinin üyeleri onu sürekli alkışladı.

Netanyahu'nun Filistin devletinin kurulmasını reddeden konuşmasıyla eş zamanlı olarak, Başkan Trump Gazze savaşını sona erdirmek için bir anlaşmaya varıldığına inandığını ifade etti. Beyaz Saray'da gazetecilere verdiği demeçte, “Sanırım bir anlaşmaya vardık... Gazze konusunda bir anlaşmaya vardık gibi görünüyor. Umuyorum ki bu anlaşma rehineleri geri getirecek ve savaşı sona erdirecek bir anlaşma olacak” dedi.

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün, neredeyse boş olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda konuşmasını yaptı. (DPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün, neredeyse boş olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda konuşmasını yaptı. (DPA)

Netanyahu, New York'taki konuşmasına, geçen yılki konuşmasında, tüm dünyanın barışını tehdit eden ‘İran terör ekseninin laneti’ olarak nitelendirdiği durumu açıklamak için kullandığı bir haritayı göstererek başladı. İran'ı ‘sadece İsrail'i yok etmekle kalmayıp, aynı zamanda ABD'yi de tehdit etmek’ amacıyla ‘hızla devasa bir nükleer silah ve balistik füze programı geliştirmekle’ suçladı.

İsrail'in bölgede çeşitli cephelerdeki savaşlarına atıfta bulunarak, Tahran'ın Hamas, Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Suriye'deki milislerine verdiği desteği ele aldı. Netanyahu, “İran'ın askeri nükleer kapasitesini ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yeniden inşa etmesine izin vermemeliyiz. Bu stoklar ortadan kaldırılmalı ve BM Güvenlik Konseyi yaptırımları yeniden uygulanmalı… Henüz işimiz bitmedi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin geleceği

Netanyahu, “Hamas'ın geri kalan liderlerine ve rehinelerimizin başında bekleyen görevlilere sesleniyorum: Silahlarınızı bırakın… Rehineleri hemen serbest bırakın, bunu yaparsanız yaşarsınız. Bunu yapmazsanız, İsrail sizi yakalayacaktır” şeklinde konuştu.

“Hamas taleplerimizi kabul ederse, savaş şimdi sona erebilir” diyen Netanyahu, ‘İsrail'in Gazze Şeridi’nde en üst düzey güvenlik kontrolünü elinde tutacağını ve barışçıl bir sivil otorite kurulacağını’ belirtti.

Netanyahu, İran ve destekçilerini ‘modern dünyayı geçmişe, şiddet, hoşgörüsüzlük ve terörizmin karanlık çağına geri sürüklemek istemekle’ suçlarken, ‘İsrail'in dünya ulusları için bir savaş verdiğini’ söyledi. Trump'ın, İsrail ve ABD'nin İran ve onun ajanlarından kaynaklanan ortak bir tehditle karşı karşıya olduğunu diğer liderlerden daha iyi anladığını vurguladı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda dün konuşma yapan Netanyahu'ya karşı New York'ta protesto gösterisi düzenlendi. (Reuters)Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda dün konuşma yapan Netanyahu'ya karşı New York'ta protesto gösterisi düzenlendi. (Reuters)

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Netanyahu'ya insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle tutuklama emri çıkarması ve Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği iddia edilen soykırımla ilgili yargılaması sürerken Netanyahu, “Bu salonda temsil edilen liderlerin birçoğunun bize karşı hukuki savaş açarak tamamen farklı bir mesaj verdiğini” söyledi.

İsrail'in ‘sivil kayıpları en aza indirmek için tarihteki herhangi bir ordudan daha fazla önlem aldığını’ iddia eden Netanyahu, İsrail'in milyonlarca broşür attığını ve milyonlarca kısa mesaj ve telefon görüşmesi yaparak ‘sivilleri Gazze şehrini terk etmeye çağırdığını’ belirtti.

Netanyahu, “Sözde hedef aldığı sivil nüfusa karşı soykırım yapan bir devlet, onlara bu zor durumdan kurtulmaları için yalvarır mı? Soykırım yapmak isteseydik, onlardan gitmelerini ister miydik?” diye sordu. Hamas'ı ‘soykırım yapmakla’ suçlayan Netanyahu, Filistinlilerin aç bırakıldığına dair söylentileri ‘şaka’ olarak nitelendirdi. Netanyahu, “İsrail'e karşı soykırım ve açlık iddialarını yayanların, Orta Çağ'da Yahudilere iftira atanlardan hiçbir farkı yok” dedi.

Netanyahu, Avustralya, Kanada, Fransa ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere ondan fazla ülkenin Filistin devletini tanıdığını belirterek, “Filistin devletini tanıyan liderlerin verdiği mesaj, Hamas’ın Yahudileri öldürmenin karşılığını aldığıdır” dedi. Netanyahu, bunun ‘tüm ülkelerin üzerinde bir leke olacağını’ söyledi.

Netanyahu sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz, Yahudi devleti İsrail'in Filistin devletiyle barış içinde yan yana yaşadığı iki devletli bir çözüme inanıyoruz. Bununla ilgili tek bir sorun var: Filistinliler bu çözüme inanmıyorlar. 7 Ekim 2023'ten sonra Filistinlilere Kudüs'ten bir mil uzaklıkta bir devlet vermek, 11 Eylül 2001'den sonra el Kaide'ye New York'tan bir mil uzaklıkta bir devlet vermek gibidir.”

“İsrail, bize terörist bir devlet dayatmanıza izin vermeyecek” diyen Netanyahu, Knesset'te Filistin devleti konusunda bir oylama yapıldığını ve ‘120 milletvekilinden 99'unun aleyhte, sadece 9'unun lehte oy kullandığını’ belirtti. Netanyahu, “Bu yüzde 90'ın üzerinde bir oran, marjinal bir grup değil. Başbakan’ın kendisi aşırılıkçı değil, aşırılıkçı partilerin esiri de değil. Onun yanında İsraillilerin yüzde 90'ından fazlası var. Filistin devletine karşı çıkmam sadece benim politikam ya da hükümetimin politikası değil; İsrail devletinin ve halkının politikası” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı'nın eşi Sara Netanyahu ve heyet üyeleri, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşma sırasında Binyamin Netanyahu’yu alkışlıyor. (AFP)İsrail Başbakanı'nın eşi Sara Netanyahu ve heyet üyeleri, dün Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşma sırasında Binyamin Netanyahu’yu alkışlıyor. (AFP)

İsrail barışı

Netanyahu, İsrail'in İran terör ekseni üzerindeki zaferlerinin ‘Suriye ile barış için yeni olanaklar yarattığını’ söyledi. Netanyahu sözlerine şöyle devam etti: “Yeni Suriye hükümetiyle ciddi müzakerelere başladık. Suriye'nin egemenliğine saygı duyan, İsrail'in güvenliğini ve Dürzi azınlık da dahil olmak üzere bölgedeki azınlıkların güvenliğini koruyan bir anlaşmaya varılabileceğine inanıyorum.”

“İsrail ile Lübnan arasında da barış mümkün” diyen Netanyahu, Lübnan hükümetine ‘İsrail ile doğrudan müzakerelere başlaması’ çağrısında bulundu. Netanyahu, “Lübnan, Hizbullah'ı silahsızlandırmak için gerçek ve sürdürülebilir adımlar atarsa, kalıcı bir barışa ulaşabileceğimize inanıyorum… Hamas üzerinde kazanılan zafer, Arap ve İslam dünyasıyla barışı mümkün kılacak” dedi.

Netanyahu pazartesi günü Trump ile görüşecek

Uluslararası yetkililer, pazartesi günü Beyaz Saray'da Trump ve Netanyahu arasında yapılacak toplantıyı bekliyor. Bu toplantıda, ABD Başkanı’nın İsrail Başbakanı’na, Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un bahsettiği 21 maddelik plana onay vermesi için ne kadar baskı uygulayacağını görecekler. Trump, geçtiğimiz perşembe günü Oval Ofis'te gazetecilere verdiği demeçte, “İsrail'in Batı Şeria'yı ilhak etmesine izin vermeyeceğim. Hayır, buna izin vermeyeceğim. Bu olmayacak” ifadelerini kullandı. Netanyahu ile bu konuyu konuştuğunu vurgulayan Trump, “Yeter. Artık durma zamanı” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda konuşmasını yaptı. (AFP)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda konuşmasını yaptı. (AFP)

Diplomatlar, Trump'ın BM'de bir araya geldiği bir dizi üst düzey Arap ve Müslüman yetkiliye planı sunduğunu açıkladı.

Beyaz Saray, Avrupalı yetkililerle de görüşülen ve savaş sonrası Filistin devleti ve Gazze Şeridi için geçici yönetimden açıkça bahseden planın ayrıntılarını açıklamayı reddetti.

Konuya yakın kaynaklar, Mısır'da büyük bir yeniden inşa konferansı düzenleneceğini ve İsrailli rehinelerin anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonraki 48 saat içinde serbest bırakılacağını söyledi. Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki Filistinli yetkililer arasındaki bağlantıların, nihai olarak Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir adım olarak rol oynayacağını, ancak Hamas sempatizanlarının kaderinin henüz belirsiz olduğunu da bildirdiler.

Washington Post gazetesi, toplantı sırasında bir dizi Arap ve Müslüman yetkilinin Trump'a ‘Netanyahu Batı Şeria'yı ilhak etmeye devam ederse, İsrail ile bölgesel entegrasyonun etkileneceğini’ açıkça belirttiğini bildirdi. Trump, Netanyahu'ya nadir görülen Amerikan baskısı olarak değerlendirilen bir yanıtla, “İsrail'in halihazırda işgal ettiği toprakları ilhak etmesine izin vermeyeceğini” söyledi.

Bir diplomat, Witkoff ve diğer üst düzey yetkililerin ‘Netanyahu'ya sunmadan önce Gazze anlaşmasına ilişkin vizyonları konusunda İslam ülkeleri arasında bir anlaşmaya varmaya çalıştıklarını’ belirtti.

Arap ve Avrupalı diplomatlar, Trump'ın planının ‘Trump yönetiminin önceki vizyonlarına göre bir gelişme olduğunu’ ifade ettiler. Ancak, İsrail'in herhangi bir anlaşmaya uyacağına ve Trump'ın Netanyahu üzerindeki mevcut baskısını sürdüreceğine dair derin bir güvensizlik var. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre birçok diplomat halen Gazze Şeridi'nde barışın uzak bir ihtimal olduğunu düşünüyor. Üst düzey bir diplomat, “Analizimize göre, gece yarısına sadece beş dakika kaldı. Bu savaşı sona erdirmek için şimdi baskı yapmalıyız, aksi takdirde durum şu anda gördüğümüzden daha da kötüye gidecek” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, “Arap ve Müslüman ülkeler, Başkan Trump'ı Batı Şeria'da herhangi bir ilhakın tehlikeleri ve bunun sadece Gazze Şeridi'nde barış olasılığını değil, bölgedeki kalıcı barışı da tehdit ettiği konusunda uyardı” dedi.

Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, iki devletli çözümün adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolu olduğu konusunda uluslararası bir konsensüs olduğunu belirterek, bunun uygulanmasının önündeki ana engelin Netanyahu hükümeti olduğunu vurguladı.



Irak'tan İran ile sınır kapılarının kapatıldığına dair haberler geliyor

Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
TT

Irak'tan İran ile sınır kapılarının kapatıldığına dair haberler geliyor

Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)

Irak’ın İran ile arasındaki bir sınır kapısını kapattığına ilişkin çelişkili haberler gündeme geldi. Bazı kaynaklar, gelişmenin Washington’un Tahran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Bağdat’tan daha fazla sınır kapısını kapatmasını istemesiyle bağlantılı olduğunu öne sürerken, İranlı bir yetkili Irak sınırındaki bütün kapıların yolcu geçişlerine açık olduğunu, ancak kamyon trafiğinde gecikmeler yaşandığını bildirdi.

Irak ile İran bin 400 kilometreyi aşan bir kara sınırını paylaşıyor. Her gün yüzlerce tüccar ve yolcunun kullandığı sınır hattındaki 8 kapı, çoğunlukla güvenlik gerekçeleriyle ve kısa süreli olarak kapatılıyor.

Zeydi sınır kapısını kapattı

Irak Sınır Kapıları Kurumu’ndan bir kaynak, İran tarafında Cezabe adıyla bilinen Şeyb Sınır Kapısı’nın bu sabahtan itibaren kapatıldığını belirtti. Kaynak Şarku’l Avsat’a kapatmanın ne zamana kadar süreceğinin henüz açıklanmadığını, kararın gerekçesinin de belirtilmediğini söyledi.

İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Online internet sitesi de sınır kapısının kapatıldığını doğruladı. Haberde, kararın Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin ofisi tarafından alındığı ifade edildi.

ABD, Ortadoğu’da şubat ayının sonunda savaşın başlamasından bu yana İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalışıyor. Washington, aralarında Irak merkezli kuruluşların da bulunduğu ve İran’la bağlantılı olmakla suçlanan çeşitli kurum ve kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.

İki siyasi kaynak Şarku’l Avsat’a verdikleri bilgide, ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Irak hükümetine İran’la olan tüm sınır kapılarını kapatması yönünde baskı yaptığını ileri sürdü.

Kaynaklardan biri, ABD Hazine Bakanlığı yetkililerinin söz konusu talebi, Irak Başbakanı Zeydi’nin geçen ay Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York’ta bulunduğu sırada kendisine ilettiğini söyledi.

Kaynağa göre bu plan kapsamında, Irak’ın federal yönetimindeki bölgelerde yalnızca bir sınır kapısının, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde de bir kapının açık bırakılması öngörülüyor.

Diğer siyasi kaynak ise ABD’nin İran’la sınırı bulunan tüm ülkelere benzer adımlar atmaları yönünde çağrıda bulunduğunu belirtti.

İranlılar, 24 Mart 2026’da Basra’daki Şelemçe Sınır Kapısı’nı hedef alan ABD saldırısının ardından Irak sınırında ülkelerine geçiş yapmak için bekliyor. (Reuters)
İranlılar, 24 Mart 2026’da Basra’daki Şelemçe Sınır Kapısı’nı hedef alan ABD saldırısının ardından Irak sınırında ülkelerine geçiş yapmak için bekliyor. (Reuters)

Önceden bildirim şartı

İran’ın kara sınırı paylaştığı yedi ülkeden biri olan Pakistan’ın, İran’la arasında en az üç sınır kapısı bulunuyor. İki ülke arasındaki kara sınırının uzunluğu 900 kilometreyi aşıyor.

İran İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Ali Zeyni Vend, İran’ın Mehr Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, bazı komşu ülkelerle sınır geçişlerinde aksamalar yaşandığını söyledi.

Zeyni Vend, bu aksaklıkların bir bölümünün olağan olduğunu ve savaş ya da yaptırımların bulunmadığı dönemlerde de zaman zaman yaşanabildiğini belirtti.

Güvenlik gerekçesiyle sınır kapılarının bir saatten birkaç saate kadar geçici olarak kapatılmasının alışılmış bir uygulama olduğunu kaydeden sözcü, bu tür kısa süreli kapanmalarda karşı tarafa önceden bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığını ifade etti.

Zeyni Vend, İran ile Irak arasında sınır kapılarının yönetimine ilişkin ortak anlaşma uyarınca, herhangi bir kapının bir günden daha uzun süre kapatılmasına karar verilmesi durumunda diğer tarafa önceden bildirim yapılması gerektiğini vurguladı.

İranlı sözcü, Şeyb Sınır Kapısı’nın kapatılmasından önce İran tarafına herhangi bir resmî bildirimde bulunulmadığını belirtti. İranlı yetkililerin konuyu takip etmeyi ve gelişmenin arka planını incelemeyi sürdürdüğü ifade edildi.

Kapatma değil kamyon trafiğinde gecikme

Öte yandan İran Uluslararası Taşımacılık Şirketleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Melikzade bugün yaptığı açıklamada, Pakistan sınırındaki Rimdan Sınır Kapısı’nın kapatıldığını duyurdu. Melikzade, buradaki mal ithalatı ve transit taşımacılık işlemlerinin üçüncü ülkelere yönlendirilerek Mircave Sınır Kapısı üzerinden sürdürüldüğünü belirtti.

Melikzade, buna karşılık Irak ile İran arasındaki tüm sınır kapılarının yolcu geçişlerine açık olduğunu, ancak bazı noktalarda hafif yoğunluk ve kamyon trafiğinde gecikmeler yaşandığını söyledi.

Mehr Haber Ajansı’na konuşan Melikzade, “Bazı sınır kapılarında kamyon geçişlerinde gecikmeler yaşanmasına rağmen İran’ın tüm sınır kapılarında yolcu hareketliliği devam ediyor” dedi.

Pakistan sınırındaki Rimdan Kapısı’nda şu anda geçiş yapılmadığını belirten Melikzade, mal ithalatı ve transit taşımacılık işlemlerinin üçüncü ülkelere yönelik olarak Mircave Kapısı üzerinden sürdürüldüğünü kaydetti.

Irak sınırındaki kapıların açık olduğunu vurgulayan Melikzade, yolcuların kullandığı sınır kapılarının kapatıldığına ilişkin güvenilir bir bilgi bulunmadığını ifade etti.

Melikzade ayrıca, bazı kapılarda kamyon geçişleri gecikse de İran’dan Irak’a yönelik sınır geçişlerinde şu ana kadar olağan dışı bir sorun kaydedilmediğini belirtti.

Böylece Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapattığı yönündeki haberlerle İranlı yetkililerin tüm Irak sınır kapılarının yolcu geçişlerine açık olduğu açıklaması arasında çelişki ortaya çıktı. Kapatmanın kapsamı ve süresi konusunda ise taraflardan gelen açıklamalar arasında henüz tam bir netlik bulunmuyor.


Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
TT

Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)

İsrail’de yapılacak parlamento seçimlerine bir hafta kala Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimini devirmeye yönelik kararlılığını sürdürdüğünü açıkladı. Netanyahu’nun ofisinden dün akşam yapılan açıklamada, İsrail Başbakanı’nın bu konudaki tutumunu yinelediği belirtildi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Netanyahu, “İran rejimini ortadan kaldırma sürecini tamamlamaya kararlıyız” dedi. Bunun İsrail açısından en önemli mesele olduğunu vurgulayan Netanyahu, bu konuyu yalnızca pazar günü ABD Başkanı Donald Trump ile yeniden görüştüğünü söyledi.

Netanyahu, İran yönetimi varlığını sürdürdüğü sürece nükleer silah üretmeye çalışacağını öne sürerek, “Bunu engellemenin tek yolu bu rejimi devirmektir” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı, İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a birlikte saldırdığı dönemde de İran yönetimini devirmeyi hedeflemişti. Saldırılarda çok sayıda İranlı general ve üst düzey siyasetçi hayatını kaybetmiş, ancak İran hükümeti devrilmemişti.

İsrailliler, 27 Ekim’de yeni parlamentoyu seçmek üzere sandık başına gidecek. Seçimlerde Netanyahu ile en önemli rakiplerinden, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot arasında çekişmeli bir yarış yaşanması bekleniyor.

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, dün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. ABD merkezli Axios haber sitesi, Hegseth’in İsrail ziyaretini İran’la yaşanan çatışmada yeni bir gerilim yaşanabileceğine ilişkin değerlendirmelerle ilişkilendirdi.

Netanyahu ayrıca, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde tek taraflı olarak oluşturulan “güvenlik bölgesi” içinde, İran destekli Hizbullah’a ait bütün terör altyapısını imha ettiğini ileri sürdü.


Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
TT

Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)

John Bolton

Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.

Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.

Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.

Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.

Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.

Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.

İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.

Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.

665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.

Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.

Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.

Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.