Demokratik Kongo Cumhuriyeti: “Kıtanın güneyindeki güçler, doğu Afrika’nın ‘başarısız olduğu’ şeyi başarabilecek mi?”

SADC, Haziran ayında ‘güvenliği tesis etme’ görevini teslim alacak

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Namibya’daki SADC Güvenlik Hizmeti Zirvesi’ndeki katılımcıların arasında (SADC internet sitesi)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Namibya’daki SADC Güvenlik Hizmeti Zirvesi’ndeki katılımcıların arasında (SADC internet sitesi)
TT

Demokratik Kongo Cumhuriyeti: “Kıtanın güneyindeki güçler, doğu Afrika’nın ‘başarısız olduğu’ şeyi başarabilecek mi?”

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Namibya’daki SADC Güvenlik Hizmeti Zirvesi’ndeki katılımcıların arasında (SADC internet sitesi)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Namibya’daki SADC Güvenlik Hizmeti Zirvesi’ndeki katılımcıların arasında (SADC internet sitesi)

Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nun (SADC) bölgesel gücü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin sorunlu doğu bölgesinde ‘güvenlik ve istikrar tesis etme’ görevi için Doğu Afrika Topluluğu gücünün yerini aldı.

Geçen Aralık ayında, Ruanda’nın destek vermekle suçladığı isyancı 23 Mart Hareketi’nin oluşturduğu tehdide yanıt olarak, Demokratik Kongo’nun doğusunda Doğu Afrika ülkelerinden bölgesel bir askeri güç konuşlandırıldı. Kigali, bu gelişmeyi reddediyor. Bu gücün görev süresinin sonlanacağı Haziran ayı yaklaşırken Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, söz konusu gücü ‘isyancıları püskürtememekle’ ve hatta ‘onlarla bir arada yaşamakla’ suçlayarak sözleşmeyi yenilemeyi reddetti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Christophe Lutundula Apala’ya göre SADC, silahlı gruplara karşı Kongo Silahlı Kuvvetlerini desteklemek için gelecek Haziran ayında görevlerine başlayacak.

Güney kuvvetleri, kendilerini Doğu kuvvetlerine kıyasla tercih edilen bir seçenek haline getiren birçok unsura sahip. Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemcilere göre bu unsurların başında ise ‘çatışma taraflarından herhangi birinin yanında yer almakla suçlanmaması’ ve ‘barışı koruma faaliyetlerindeki kapsamlı deneyimi’ geliyor. Ancak bununla birlikte Kongo’da sosyal ve siyasi zorlukların varlığı, ‘güvenliği eşit bir zeminde tesis etme’ çabalarının başarılı veya başarısız olmasına neden oluyor.

Kongo’nun doğusunda şiddet eylemleri onlarca yıldır artış gösteriyor. Yaklaşık 120 silahlı grup, Ruanda sınırında bulunan Kuzey Kivu eyaletindeki ‘23 Mart Hareketi’nin yanı sıra, Müttefik Demokratik Güçler de dahil olmak üzere topluluklarını savunmak için bölge, kaynaklar ve güç için savaşıyor. 23 Mart Hareketi, 10 yıl önce ortaya çıktı ve şu anda geniş alanları kontrol ediyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Christophe Lutundula ise silahlı gruplar karşısında Kongo Silahlı Kuvvetlerini desteklemek için ülkesine gelen Doğu Afrika Topluluğu’nun bölgesel gücünün ‘görevinde başarısız olduğunu’ açıkladı. Yerel medya organlarına göre Lutundula, 14 Mayıs’ta SADC’ın isyancı 23 Mart Hareketi ile mücadelede Demokratik Kongo Cumhuriyeti silahlı kuvvetlerini desteklemek için kuvvetlerini gönderme kararı aldığına dikkati çekti.

Fransa merkezli ‘Sınır Tanımayan Doktorlar’ kuruluşu tarafından birkaç hafta önce yayınlanan bir açıklamaya göre, geçen yıl boyunca yaklaşık bir milyon insan, bir ‘insani felakete’ neden olan ‘23 Mart Hareketi’ ile bağlantılı çatışmalar dolayısıyla ülkeden kaçtı.

Kongo halkı, Doğu Afrika kuvvetlerinin isyancıları hızla yenebileceğini ve onları işgal ettikleri topraklardan sürebileceğini umuyor. Ancak bölgesel gücün askeri komutanları, ‘isyancılarla çatışmaya girme yetkisine sahip olmadıklarında’ ısrarcı.

Birkaç gün önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Doğu Afrika Topluluğu tarafından konuşlandırılan bölgesel askeri gücü eleştirdi. Tshisekedi, Botsvana’ya yaptığı bir ziyarette, isyancılar ile (geçen yılın sonlarında konuşlanmaya başlayan) güç arasındaki ‘birlikte yaşama’ hareketi konusundaki endişelerini dile getirdi.

Tshisekedi, düzenlediği basın toplantısında Doğu Afrika kuvvetleri ile isyancılar arasında ‘bir arada yaşamın’ söz konusu olduğunu söylerken, “Bu, kendisine emanet edilen görevle ilgili gerçek bir sorun. Bu da bizi şunu sormaya zorluyor: Bu görevin amacı nedir?” dedi.

Kahire Üniversitesi Afrika Çalışmaları Enstitüsü’nde barış ve çatışma konularında uzman olan Hasna Tamam, Güney kuvvetlerinin görevlerinde başarılı olma veya ‘eşit bir zeminde durmama’ yeteneğinin getirdiği fırsatlar ve zorluklara değindi. Şarku’l Avsat’a konuşan Tamam, “Güney kuvvetleri, doğuya kıyasla onları Kinşasa için tercih edilen bir seçenek haline getiren unsurlara sahiptir. Özellikle SADC üye devletlerinin bu görevden önce etkili bir role ve güçleriyle bir varlığa sahip olması dolayısıyla Kongo hükümetinin güvenini kazanma, onu çatışma taraflarının yanında yer almakla suçlamamasına olanak tanıyor” dedi. Hasna Tamam ayrıca, SADC’ın Mozambik ve Lesotho’daki deneyimine dayalı olarak barışı koruma görevlerinde kapsamlı deneyime sahip olduğuna dikkati çekti. Uzman, “Müdahale araçlarının farkında. Doğu Kuvvetlerinin aksine, çatışmanın bağlamını ve hassasiyetlerini dikkate alıyor. Doğu Kuvvetlerinin Kongo’da konuşlandırılması, kuruluşundan bu yana Doğu Afrika Topluluğu için türünün ilk örneğiydi” şeklinde konuştu.

Hasna Tamam, yine de MONUSCO, Özel Kuvvetler Müdahale Tugayı (FIB) ve Ituri bölgesinde radikal İslamcılarla savaşan Uganda askeri güçlerinin de dahil olduğu uluslararası güçlerin katılımıyla SADC grubunun, Kongo’da güvenliği istikrara kavuşturmak için yeterli ilaca sahip olmadığının söylenebileceğini dile getirdi. Ayrıca “Aynı zamanda, Doğu Afrika Topluluğunun bölgesel gücü ile koordinasyon sağlamak zorundadır. Sonuç olarak, hareketleri büyük ölçüde bu kuvvetlerin hareketine ve ilgili koordinasyon sınırlamalarına bağlı olacaktır” dedi.

Tamam’a göre Doğu Kongo’da güvenliğin tesis edilmesi, onsuz gerçekleştirilemeyecek bir siyasi gerekliliğe sahip. Bu durum da Doğu Kongo’da çatışmanın nedenlerine radikal bir çözüm içeren kapsamlı, dışlayıcı olmayan bir siyasi çözüme ulaşılmasıyla ilgili. Bu şartın yokluğunda ise sürdürülebilir güvenliği sağlamak zor. Ancak güvenlik durumu üzerinde geçici kontrol ve kontrolü dayatmak için manevralar olabilir. Bu da meseleyi ‘ister iç ister dış taraflardan olsun, çatışmayı çözmek için siyasi iradenin mevcudiyetine bağlı’ hale getiriyor.

SADC, 1989 yılında kurulmuş 16 ülkeyi (Angola, Botsvana, Komorlar, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Esvatini, Lesotho, Madagaskar, Malavi, Mauritius, Mozambik, Namibya, Seyşeller, Güney Afrika, Tanzanya, Zambiya, ve Zimbabve) kapsıyor.

Mayıs ayı başlarında Windhoek Zirvesi sırasında SADC, ‘barışı ve güvenliği yeniden tesis etme’ konusunda destek vermek amacıyla Demokratik Kongo’nun doğusuna asker göndermeyi kabul etti. Ancak Afrika meseleleri konusunda Sudanlı bir araştırmacı olan Abbas Muhammed Salih Abbas, Doğu Kongo’daki durumun özellikle ‘son yıllarda ateşkes kararının uygulanmasına yönelik tüm çabaların başarısız olduğu’ göz önüne alındığında son derece karmaşık olmaya devam ettiğine dikkati çekti.

Abbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Doğu Kongo’daki durumu kontrol altına almaya yönelik bölgesel ve uluslararası çabalar, 23 Mart Hareketi ve Kongo hükümet güçleri arasında sahada hızlanan askeri gelişmelerin aksine, oradaki zor sosyal yapıyla çatışıyor ve bölgesel müdahaleleri engelliyor” dedi.



DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
TT

DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz gücü, İran'ın düzenli ordusuyla paralel bir yapı olarak faaliyet gösterse de geleneksel deniz kuvvetlerinden farklı bir işlev üstlenmektedir. Örgüt, enerji ticaretinin adalar, yabancı üsler ve uluslararası deniz yollarıyla iç içe geçtiği Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın dar ve hassas sularına yönelik tasarlanmış bir doktrin üzerine inşa edildi.

Bu ortamda güç, geniş sularda yaygın konuşlanma hedefleyen büyük filo modeline değil, kıyıya yakın konuşlanmaya, hızlı botlara, füzelere ve engelleme birimlerine dayanıyor.

Resmi düzeyde ise İran Genelkurmay Başkanlığı, ordu ile DMO’nun görevleri arasında ‘paralellik’ bulunmadığını öne sürerek durumu tehditlerin niteliğinin dayattığı bir görev dağılımı olarak sunuyor.

Bununla birlikte konuşlanma haritası aynı askeri yapı içinde iki ayrı donanmanın varlığını gözler önüne seriyor. Orduya bağlı donanma Umman Denizi, Hazar Denizi ve uzak görevleri üstlenirken DMO’ya bağlı deniz gücü ABD ve müttefikleriyle en hassas sürtüşme noktaları olan Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda mevzilenmiş durumda.

dfvgthyj
İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta düzenlediği hava saldırılarının ardından İran'ın Kanark Deniz Üssü'nde görülen ve yanmakta olan bir fırkateyn (Reuters)

Bu güç, DMO’ya bağlı küçük deniz birimlerinin bataklıklar, nehir geçitleri ve kıyı ortamlarında faaliyet gösterdiği yılların ardından resmi olarak 1985 yılında İran-Irak Savaşı'nın ortasında kuruldu. Savaşın sona ermesiyle birlikte kademeli olarak DMO bünyesinde bağımsız bir deniz koluna dönüştü. Yapısı sürat botlarına, kıyı-deniz füzelerine, komando birimlerine ve sahil savunmasına dayanıyor ve geleneksel donanmalarla kıyaslandığında büyük savaş gemilerine nispeten daha az yer veriyordu.

DMO’nun deniz gücünün konumu 1999 yılından itibaren güçlendi. Yaklaşık bin 200 kilometre deniz sınırını kapsayan bir alan içinde Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki İran sularının güvenliğini sağlama görevi üstlendi. Bu görevlendirme, savaş içinde doğan gücü İran'ın en hassas deniz kozlarından birini elinde tutan bir teşkilata dönüştürdü: Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu boğaz, dünya enerji piyasaları için kritik bir stratejik öneme sahip.

Beş deniz bölgesi

DMO, Arap Körfezi'ndeki operasyon sahasını beş bölgeye ayırdı. Birinci Bölge Hürmüz Boğazı'na en yakın deniz bölgesi olan Bender Abbas'ta bulunuyor ve ‘Sahibu'z-Zaman’ adıyla biliniyor. Bu bölgenin görevi boğaz içindeki savunma ve taarruz operasyonlarına odaklanıyor.

İkinci Bölge Buşehir'de bulunuyor ve ‘Nuh Nebi’ adını taşıyor. Temel görevi Hark Adası'nı korumak ve İran petrol ihracatının sürekliliğini güvence altına almak.

Üçüncü Bölge Ma'şur Limanı'nda bulunuyor ve Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Ahvaz ilinin kıyı suları olan Ma'şur'dan Şattularab'a kadar Arap Körfezi'nin kuzeyini kapsıyor. Irak'ın Fav bölgesine komşu el-Kasaba şehrindeki Erundkunar üssü bu bölgeye bağlı en önemli üsler arasında yer alıyor.

Dördüncü Bölge Aseluye’de bulunuyor ve Kiş Adası'ndan Ras Mataf'a kadar yaklaşık 350 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridini kapsıyor. Bu bölgenin önemi, İran ekonomisinin temel direklerinden biri olan ve jeolojik açıdan Katar'ın kuzey sahasıyla ortaklık içinde bulunan Güney Pars Doğalgaz Sahası’na olan yakınlığından kaynaklanıyor.

dvfgbhyjuk
DMO’ya bağlı deniz piyadeleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçmeye çalışan bir gemiye baskın düzenlerken (AFP)

Beşinci Bölge ise merkezi Bender Lengeh'te olmak üzere Birinci Bölge'nin faaliyet alanından bir kısım ayrılarak 2012 yılında kuruldu. Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları ile Siri Adası'nı kapsayan bu bölgenin faaliyet alanı Keşm Adası'nın ucundan Kiş Adası'nın batısına uzanıyor. Bu bölünmenin amacı Birinci Bölge'nin görevlerini Hürmüz Boğazı'na odaklamak ve adalar için bağımsız bir faaliyet alanı oluşturmaktı.

Bu bölgelerin her birinde hız botlarının yanı sıra kıyı-deniz füze birlikleri, bağımsız hava savunma grupları, özel kuvvetler, komando ve deniz piyade birlikleri konuşlanıyor. Bu yapı, daha büyük bir düşmanı şaşkınlığa uğratmayı hedefleyen asimetrik, yoğun ve kıyıya yakın savaşa dayalı bir denizcilik doktrinini yansıtıyor.

Sürat botları bu doktrinin omurgasını oluşturuyor. Engelleme, manevra, gemilere yaklaşma ve vur-kaç operasyonlarında kullanılıyor. Bu botlar kıyı füzeleri, insansız hava araçları (İHA), mayınlar ve elektronik harp unsurlarını kapsayan çok katmanlı bir tehdit sisteminin parçası olarak sahaya sürülüyor.

DMO’nun deniz gücü ayrıca daha büyük platformlar ile helikopter, İHA kapasitesi ve Hordad-15 ile Tabas hava sistemleri gibi gibi denizden fırlatmalı hava savunma sistemleri de geliştirdi. Tahran bu platformları DMO’nun deniz gücünü yakın sulardaki konuşlanmanın ötesine taşıma yolundaki adımlar olarak sunuyor.

Ağırlık merkezine darbe

İran donanması son savaşta gemi, üs ve deniz askeri üretim tesislerini hedef alan kapsamlı bir saldırıya maruz kaldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yürüttüğü harekâtın füze ve İHA üretim tesislerinin, deniz kapasitelerinin ve tersanelerin üçte ikisinden fazlasını hasar gördürdüğünü ya da yok ettiğini açıkladı; bu durum söz konusu çatışmanın Tahran'ın deniz ulaşımını tehdit etmek için bel bağladığı altyapıyı hedef aldığına işaret ediyor.

dfvgthyju
DMO’ya ait bir savaş botu, geçtiğimiz aralık ayında ülkenin güneyindeki Hürmüz Boğazı'nda düzenlenen askeri tatbikat sırasında (arşiv - EPA)

CENTCOM verilerine göre İran donanmasının en büyük savaş gemilerinin yüzde 92'si tahrip edildi. Maddi kayıpların yanı sıra DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin savaş sırasında hayatını kaybetmesiyle birlikte komuta kademesine de ağır bir darbe vuruldu. Tengsiri, DMO içindeki deniz baskı doktrininin önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyordu.

dfvgbhyj
Tahran'daki bir binada yer alan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını konu alan propaganda afişi. Afişin ortasında ABD ve İsrail’in hava saldırılarında hayatını kaybeden DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin fotoğrafı ve yanında Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz kuvvetlerine karşı savaşmış İranlı tarihî şahsiyet Reis Ali Delvari yer alıyor (Reuters)

Tahran, Tengsiri'nin ölümünün üzerinden yaklaşık dört ay geçtikten sonra Ali Azmai'yi DMO Deniz Kuvvetleri’nin yeni komutanı olarak atadığını resmen duyurdu. Değişiklik, yaşanan kayıpların ağırlığı altında İran'ın deniz caydırıcılık imajının sarsıldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum yeni komutanlığın görevini hasarlı birliklerin yeniden düzenlenmesi, üs ve platform ağının onarılması ve Tahran'ın ABD ile yüzleşmede en önemli kozlarından biri olarak gördüğü sahada güvenin yeniden inşasıyla doğrudan ilişkilendiriyor.


Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
TT

Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)

ABD'li bir yargıç, jüri heyetinin ABD Başkanı Donald Trump'ın yazar E. Jean Carroll'a cinsel saldırıda bulunduğu ve itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından Carroll'a 5,8 milyon dolar ödenmesine karar verdi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığı habere göre Federal Yargıç Lewis A. Kaplan, dün verdiği kararla, yazara 5,8 milyon dolar ödenmesine hükmetti. Söz konusu miktar, üç yıl önce bir jüri heyetinin Trump'ın 1996 yılında başkanlık görevine başlamadan önce yazara cinsel saldırıda bulunduğu ve saldırıyı kamuoyuna açıklamasının ardından itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından belirlenmişti.

Yargıç Kaplan, ödemenin yanı sıra karar tarihinden itibaren biriken faizlerin de Carroll'a verilmesine karar verdi.

Carroll'ın avukatları, ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2023 yılında verilen hukuk davası kararına yönelik temyiz başvurusunu incelemeyi reddetmesinin ardından ödemenin yapılmasını talep etmişti.

Trump'ın avukatları Yüksek Mahkeme kararının yeniden değerlendirilmesi için başvuru hazırlarken, Trump da Carroll'a yönelik saldırılarını yeniden sürdürdü.

Jüri kararı, Trump'ın katılmadığı bir duruşmanın ardından açıklandı. Carroll, duruşmada Manhattan'daki lüks bir mağazada Trump tarafından cinsel saldırıya uğradığını, ikili arasındaki dostane bir karşılaşmanın şiddet olayına dönüştüğünü anlatmıştı.

82 yaşındaki Carroll, söz konusu saldırıyı ilk kez 2019 yılında, Trump'ın başkanlığı döneminde yayımlanan anı kitabında kamuoyuna açıklamıştı. Trump ise defalarca Carroll'ı hiç tanımadığını savunmuş, onu kendi üzerinden kitap satmaya çalışmakla ve siyasi amaçlar taşımakla suçlamıştı.


Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
TT

Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)

Atlantik ötesi ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana Avrupa liderleri ile Washington arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi ve kapsamının genişlemesiyle en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyor. Trump, Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'nde "benzeri görülmemiş bir birlik" vurgusu yapsa da bazı müttefiklerine yönelik sert açıklamaları, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının boyutunu ortaya koydu.

İşte bugün Atlantik'in iki yakası arasındaki başlıca anlaşmazlık başlıkları:

Savunma harcamaları baskısı

Trump, NATO'nun Ankara Zirvesi'ne Avrupalı müttefiklere yönelik bir dizi eleştiriyle geldi. ABD Başkanı, İran'la yürüttüğü savaşta ittifakın ülkesine destek vermemesinden dolayı "çok öfkeli" olduğunu söyledi. Ayrıca Grönland'ın kontrolü konusundaki taleplerini yineledi ve İspanya'ya yönelik sert eleştirilerini sürdürdü.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Washington'un bağlılığı konusunda liderlere güvence vermeye çalışmasına rağmen, Trump'ın açıklamaları temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: ABD'nin savunma şemsiyesi hâlâ garanti altında mı?

Rutte, Trump'ın baskılarının Avrupalılar ve Kanadalıları savunma harcamalarını artırmaya yönelttiğini ve NATO ülkelerinin güvenlik için gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 5'ini ayırma taahhüdünde bulunduğunu vurgulasa da Avrupa'daki endişeler devam ediyor. Zira Washington'un taleplerinin kalıcı bir siyasi baskı aracına dönüşmesinden korkuluyor.

Bu kaygılar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in haziran ortasında Avrupa'daki Amerikan askeri varlığının altı ay içinde gözden geçirileceğini açıklamasıyla daha da arttı. Bu açıklama, kıtadaki ABD askerlerinin azaltılabileceği endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Ukrayna... dayatılan tavizler mi?

Ukrayna meselesi, Trump'ın dış politikasına ilişkin Avrupa'daki en büyük endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. ABD Başkanı, Rusya ve Ukrayna'nın "anlaşmaya varmak istediği" görüşünü tekrarlıyor. Bu açıklamalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ve "çok iyi" olarak nitelendirdiği görüşmenin sonrasında yapıldı.

Ancak Avrupalılar, Trump'ın hızlı çözüm arayışının, Kiev'i yeterli güvenlik garantileri almadan taviz vermeye zorlayabileceğinden endişe ediyor.

Tarafların uzlaşmaya hazır olduğuna dair somut işaretlerin bulunmadığı bir dönemde Avrupa ülkeleri, yeni askeri yardım paketleri ve yenilenen siyasi taahhütlerle Ukrayna'ya desteklerini yinelemeye çalışıyor.

İran savaşı

ABD ve İsrail'in İran'la savaşı, Trump ile Avrupalı müttefikleri arasında yeni bir gerilim kaynağına dönüştü. ABD ve İsrail'in şubat sonunda İran'a yönelik saldırılarından bu yana Trump, çatışmadan uzak duran Batılı ülkeleri daha sık eleştirmeye başladı.

Trump, Ankara'da yaptığı açıklamada, NATO'dan memnun olmadığını belirterek, müttefiklerin İran karşısında "kendilerine yardım etmek istemediğini" söyledi ve İran'ı "terörizmi destekleyen başlıca ülke" olarak nitelendirdi.

Bu anlaşmazlık, Atlantik dayanışmasının NATO'nun geleneksel coğrafyasının dışındaki sınırlarını ortaya koyuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupalılar, kendileriyle önceden koordine edilmediğini düşündükleri ve özellikle enerji ile deniz ulaşımı alanındaki güvenlik ve ekonomik çıkarlarına zarar verebilecek bir savaşa dahil olma konusunda temkinli davranıyor.

Trump ise Avrupa'nın tutumunu, stratejik bir karşı karşıya gelme anında Washington'u yalnız bırakmak olarak değerlendiriyor.

İspanya tehdidi

İspanya, son haftalarda Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik doğrudan eleştirilerinin başlıca hedefi oldu. Trump, İspanya'yı "kaybedilmiş bir dava" olarak nitelendirdi ve NATO içindeki savunma harcamalarına yeterince katkı sağlamamakla suçladı. Daha sonra ABD'nin İspanya ile tüm ticari ilişkileri durdurabileceğini söyledi.

Madrid ile Washington arasındaki anlaşmazlık, ittifak içinde savunma yükünün paylaşımı tartışmasından, NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye yönelik doğrudan ekonomik tehdide dönüştü.

Bu konu, İspanya'nın İran savaşı konusundaki tutumuyla da bağlantılı hale geldi. Madrid'in ABD operasyonlarına destek vermeyi reddetmesi, Trump'ın gözünde onu savunmaya yeterince katkı sağlamayan ve Washington'a askeri destek vermeyen bir Avrupa müttefiki konumuna getirdi.

Grönland'ın egemenliği

Trump, kendisi için "önemli bir mesele" olarak nitelendirdiği Grönland konusunu yeniden gündeme taşıdı ve Danimarka'ya bağlı adanın ABD için "çok önemli" olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, Trump'ın yıl başında Grönland'ı gerekirse güç kullanarak ele geçirme tehdidinde bulunmasının ardından Kopenhag ile yaşanan gerilimi yeniden canlandırdı. Trump, haftalar süren sert söylemlerin ardından bu çıkışlarından geri adım atmıştı.

Avrupalılar açısından mesele yalnızca Grönland ile sınırlı değil; ittifak içindeki egemenlik ilkesiyle ilgili. Danimarka NATO üyesi ve Grönland, Danimarka Krallığı içinde özerk bir bölge statüsünde.

Bu nedenle Trump'ın açıklamaları, Washington'un stratejik çıkarlarının bunu gerektirdiğini düşündüğü durumlarda müttefiklerin de ABD baskısının hedefi haline gelebileceği yönündeki geniş kaygıları artırdı.

Diego Garcia Üssü

Trump, Mauritius ile Chagos Adaları konusunda yapılan anlaşma nedeniyle İngiltere ile karşı karşıya geldi. ABD Başkanı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik öneme sahip İngiliz-Amerikan askeri üssü Diego Garcia'dan "vazgeçilmesi" konusunda uyarıda bulundu.

Anlaşmazlık, üssün özellikle İran'a yönelik Ortadoğu askeri planlamasındaki rolü nedeniyle daha hassas bir boyut kazandı.

Bu konu Londra'yı zor bir durumda bırakıyor: İngiltere bir yandan Chagos Adaları üzerindeki uzun süreli egemenlik anlaşmazlığını çözmeye çalışırken, diğer yandan Diego Garcia'nın ABD-İngiltere askeri yapısındaki önemini korumak istiyor.

Trump ise üssün statüsündeki herhangi değişikliği katı bir güvenlik perspektifinden değerlendiriyor ve bunu Washington'rn askeri çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak niteliyor.

Meloni'nin fotoğrafı

Trump, geçen ay Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" iddia ederek Roma ile diplomatik bir kriz yaşanmasına neden oldu.

Meloni bu iddiayı reddederek "uydurma" olarak nitelendirdi. Açıklamalar İtalya'da, Washington'a yakın Avrupalı bir müttefike yönelik kişisel ve siyasi bir hakaret olarak değerlendirildi.

Anlaşmazlık görünüşte kişisel bir tartışma gibi görünse de Trump'ın Avrupalı liderlerle ilişkilerindeki daha geniş bir yaklaşımı yansıtıyor. Diplomatik hesapların kişisel saldırılarla iç içe geçmesi, siyasi olarak kendisine yakın hükümetlerle bile ikili ilişkiler üzerinde olumsuz etki yaratıyor.

Gümrük vergileri

Güvenlik alanındaki anlaşmazlıkların yanı sıra Trump'ın Avrupa Birliği'ne yönelik ticari tehditleri, Atlantik ötesi ticaret savaşı endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Brüksel açısından Washington'un savunma talepleri ekonomik baskılardan ayrı değerlendirilmiyor: Müttefiklerden daha fazla savunma harcaması yapmaları, piyasalarını daha fazla açmaları ve yapay zekâ ile sosyal medya şirketlerinin özgürlüğü gibi alanlarda ABD'nin temel tercihleriyle karşı karşıya gelmemeleri bekleniyor.

Bu durum, Trump yönetimiyle ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor. Gerilimler artık yalnızca NATO, Ukrayna veya İran dosyalarıyla sınırlı değil; ticaret, gümrük vergileri ve tedarik zincirlerine de uzanıyor. Bu da Avrupa'da Washington'un güvenlik ve ekonomi araçlarını birlikte kullanarak, kendi gündemini dayattığı yönündeki algıyı güçlendiriyor.