"Küresel Güney" adını, gücünü ve bağımsızlığını nasıl kazandı?

Washington’ın politikasının değişmesi, karar sahiplerinin Güney ülkelerinin bakış açılarına maruz kalmasını gerektiriyor

"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
TT

"Küresel Güney" adını, gücünü ve bağımsızlığını nasıl kazandı?

"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP
"Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkeleri ifade ediyor / Fotoğraf: AFP

Tarık eş-Şami 

ABD'nin "Küresel Güney"deki ortaklarına, büyük güçlerin politikalarındaki piyonlar muamelesi yapma eğiliminde olduğu ve Amerika'nın dünya liderliğine boyun eğmeleri için baskı yaptığı bir zamanda Afrika, Asya ve Latin Amerika'daki öncü birçok ülkenin Ukrayna'daki savaşta NATO'yu destekleme konusundaki isteksizliği, Küresel Güney teriminin bir kez daha, ama yeni özellikler barındıran farklı şekillerde ortaya çıkmasına yol açtı.

Güney ülkeleri, dünya sahnesinde varlığını pekiştiriyor ve herhangi bir büyük gücün tarafını tutmamayı tercih ediyor.

"Küresel Güney" ile kastedilen ne ve bu ad nereden geliyor?

"Üçüncü Dünya" ve "gelişmekte olan ülkeler" terimleri neden ortadan kayboldu?

"Küresel Güney", günümüz dünyasında kendisinden söz ettiren ve etkili bir güç kaynağı haline nasıl geldi ve ABD'yi ona karşı yaklaşım biçimini gözden geçirmeye sevk eden ne oldu? 

Dönüşüm alametleri

ABD, onlarca yıldır kendi dünya liderliğine boyun eğmeleri için Küresel Güney ülkelerine baskı uyguladı.

Bunu çoğu Güney Yarım Küre'de yer alan bu ülkeler için uygun tek ortağın kendisi olduğu gibi eski varsayımlara dayanarak ve bağımlılık teorisyenlerinin tanımladığı şekliyle küresel siyasi ekonomide merkez-çevre ilişkisine odaklanan bakış açısına bağlı kalarak yaptı.

Bununla birlikte Ukrayna'da patlak veren savaş ve krize yönelik farklı tepkiler, Küresel Güney ülkelerinin uluslararası karar alım sürecinde temsil edilmemesi nedeniyle dünyadaki mevcut durumun had safhasına ulaştığını gösterdi. 

Bu gelişmenin ışığında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden Uluslararası Para Fonu'na kadar küresel yönetimin odak noktasını oluşturan uluslararası kurumların eksikliklerini telafi etmek için sesler yükselmeye başladı.

Nitekim güçlü ülkelerden oluşan bir azınlığın küresel sistem içindeki egemenliğini kendi çıkarlarını pekiştirmek ve büyük ölçüde Güney Yarım Küre ülkelerine yansıyan olumsuz sonuçlara sahip güvenlik çözümleri veya ekonomik kurallar için gündem oluşturmak üzere kullanmaları artık ne mümkün ne de kabul edilebilir.

Bundan hareketle zorluğu olsa da ortak gündem belirlemek için reform çağrıları yükseldi. Yetmedi, böyle bir reforma bağlı kalacağını göstermesi ve bu gündemi ilerletmek için önceden verdiği sözlerin arkasında durarak adım atması için Biden yönetimine yönelik baskılar arttı. 

Peki, bu "Küresel Güney" terimi ile ne kastediliyor?

Küresel Güney nedir?

Boston Üniversitesi'ndeki The Frederick Pardee Gelecek Araştırma Merkezi Müdürü Georgie Hein'e göre "Küresel Güney" terimi, tümü Güney Yarım Küre'de yer almayıp Afrika, Asya ve Latin Amerika'ya yayılmış farklı ülkelere işaret ediyor.

Bununla birlikte bu ülkeler, genel olarak daha fakir oldukları için gelişmekte olan, az gelişmiş ya da geri kalmış ülkeler olarak tanımlanır.

Bu ülkelerde gelir eşitsizliği seviyeleri daha yüksektir ve "Küresel Güney" ülkelerine, yani Okyanusya ve Avustralya ile Yeni Zelanda gibi başka yerlerle birlikte ağırlıklı olarak Kuzey Amerika ve Avrupa'da yer alan daha zengin ülkelere göre ortalama yaşam süresi daha düşük ve yaşam koşulları daha zorlu.  

Siyasi aktivist Carl Oglesby, "Küresel Güney" terimini ilk kez 1969 yılında kullandı. Oglesby, liberal Katolik dergisi Commonweal'de Vietnam'daki savaşın, kuzey ülkelerinin Küresel Güney üzerindeki egemenlik tarihinin doruk noktası olduğunu yazmıştı.

Bununla birlikte bu terim, ancak 1991 yılında İkinci Dünya'nın sonuna dair bir işaret taşıyan Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra hız kazandı.

O zamana kadar gelişmekte olan ülkeler, yani henüz tam olarak sanayileşmemiş ülkeler için en yaygın terim "Üçüncü Dünya" idi. 

"Üçüncü Dünya"nın ortadan kayboluşu

"Üçüncü Dünya" terimini 1952 yılında Fransız demograf Alfred Sauvy, Observateur gazetesinde "Üç Dünya, Tek Gezegen" başlığıyla yayınlanan bir makalesinde ortaya attı.

Sauvy, "Birinci Dünya" terimini gelişmiş kapitalist ülkelere, "İkinci Dünya" terimini Sovyetler Birliği liderliğindeki sosyalist ülkelere ve "Üçüncü Dünya" terimini de gelişmekte olan ülkelere işaret etmek için kullanmıştı.

O dönemde bunlardan birçoğu hâlâ sömürgeciliğin boyunduruğu altındaydı. Terimi daha da popüler hale getiren şey ise, sosyolog Peter Worsley'nin 1964 tarihinde yayımladığı "Üçüncü Dünya: Uluslararası İlişkilerde Yeni Bir Hayati Güç" adlı kitabı oldu.

Kitapta "Üçüncü Dünya"nın, Soğuk Savaş dönemindeki iki kutup taraftarlığına bir tepki olarak sadece üç yıl önce kurulmuş olan Bağlantısızlar Hareketi'nin belkemiğini oluşturduğu vurgulanıyordu. 

Worsley'nin bu Üçüncü Dünya'ya bakışı olumlu olsa da terim daha sonra yoksulluk ve istikrarsızlıkla boğuşan ülkelerle ilişkilendirilmeye başladı ve böylece "Üçüncü Dünya" terimi, demokratik olmayan rejimler tarafından yönetilen "Muz Cumhuriyetleri" ile eşanlamlı hale geldi.

Bununla birlikte 1990'lı yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılması ve beraberinde İkinci Dünya'nın da sona ermesiyle "Üçüncü Dünya" terimi ortadan kalktı.

Ancak aynı zamanda dünyanın gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler gibi adlandırmalara bölünmesi yaygın eleştirilere maruz kaldı.

Zira bu taksim, Batı ülkelerini ideal, bu kulübün dışındakileri ise geri kalmış olarak tasvir ediyordu. Bunun için kullanılan alternatif ve tarafsız terim "Küresel Güney" oldu. 

Coğrafi değil, jeopolitik

"Küresel Güney" terimi, coğrafi bir taksime işaret etmez. Nitekim Küresel Güney'in en büyük iki ülkesi olan Çin ve Hindistan, tamamen Kuzey Yarım Küre'de yer alıyor.

Bu terim, devletler arasındaki siyasi, jeopolitik ve ekonomik ortak paydaların bir karışımını ifade eder. Küresel Güney ülkeleri, genellikle emperyalizmin ve sömürgeci yönetimin hedefi oldu; bunun belki de en bariz örneği Afrika ülkeleri.

Bununla beraber bu terim şu an, bağımlılık teorisyenlerinin küresel siyasi ekonomide merkez ile çevre arasındaki ya da "Batı ve diğerleri" arasındaki ilişki olarak tanımladığı şeyden tamamen farklı bir bakış açısı sunuyor.  

Gerek imparatorluklar çağında gerekse Soğuk Savaş döneminde Küresel Güney ile Küresel Kuzey ülkelerinin birçoğu arasındaki eski dengesiz ilişkiye bakıldığında Küresel Güney'deki pek çok ülkenin, "Üçüncü Dünya" ya da "Küresel Güney" için geçerli olmayan 'geri kalmış dünya' adı altında peşini bırakmayan ekonomik zayıflık imajından kurtulduktan sonra şimdi herhangi bir süper gücün tarafında olmamayı tercih etmesi şaşırtıcı değil.  

Dünya servetlerinin mekânı

21'inci yüzyılın başından beri dünyadaki servet merkezlerinin Atlantik Okyanusu'nun iki kuzey kıyısından Asya'ya ve Pasifik Okyanusu'na kayması, dünyadaki zenginliğin üretildiği mekâna dair geleneksel görüşü büyük oranda alt üst etti.

Dünya Bankası'na göre 2030 yılına kadar dünyanın en büyük dört ekonomisinden üçünün Küresel Güney'den olması bekleniyor ki bu dört ülke sırasıyla Çin, Hindistan, ABD ve Endonezya'dır. 

Ayrıca Güney'in egemen olduğu ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın içinde bulunduğu BRICS ülkelerinin alım gücü bakımından GSYİH, Kuzey Yarım Küre'deki benzeri G7'yi geride bırakıyor.

BRICS ülkelerinin genişleyerek farkı Güney ülkeleri lehine artıracak şekilde başka ülkeleri içermesi de cabası.

Küresel servet üretimin mekânlarının değiştiğine dair bir başka gösterge de Çin'in Pekin kentindeki milyarder sayısının ABD'nin New York kentindeki milyarder sayısını geçmesidir. 

Güneyin siyasi vizyonunun güçlenmesi

Üstelik bu ekonomik dönüşüm, gerek Çin'in Suudi Arabistan ile İran arasındaki arabuluculuğu gerekse Brezilya'nın Ukrayna'daki savaşı sona erdirmek için bir barış planını harekete geçirme girişimi üzerinden dünya sahnesinde giderek daha fazla boy gösteren Küresel Güney ülkelerinin siyasi vizyonunun gelişmesiyle omuz omuza gidiyor. 

Bu ekonomik ve siyasi güç dönüşümü, Parag Khanna ve Kishore Mahbubani gibi jeopolitik uzmanlarını "Asya Yüzyılı" olarak tarif ettikleri şeyin gelişine dair yazılar yazmaya yönlendirdi.

Bu esnada siyaset bilimci Oliver Stuenkel gibi başka isimler de Güney Yarım Küre'deki ülkelerin, 'gelişmekte olan ülkelerin' ya da 'Üçüncü Dünya'nın sahip olmadığı siyasi ve ekonomik kaslarını gösterdiği bir zamanda "Batı sonrası bir dünya" hakkında öngörülerde bulunuyor. 

Washington'daki siyaset yapıcılar

Küresel Güney ülkelerinin uzun bir süredir güçlerini küresel sahnede uygulamaya çalıştığı bir ortamda Washington'daki siyaset yapıcıların da yeni bir çerçeveye ihtiyacı var.

Nitekim Ukrayna savaşı, gıda krizi, Batılı güçlerle yaşanan gerilimler ve Küresel Güney'deki birçok ismin eşitsizliği kınayarak uluslararası kurumlarda iyileştirme talep etmesi ile birlikte ABD'nin Afrika ülkelerine kur yaptığı ve Küresel Güney ülkelerinin bakış açılarını daha iyi bir şekilde kendisine aktaran daha fazla çalışma ve araştırma merkezi açmaya ilgi duymaya başladığı ortaya çıktı. 

Stimson Odd Darnell (?) Center'daki bir araştırmacıya göre bu, Güney ülkelerinin önemli ortaklar olduğunun kabul edildiği ve ABD'nin bu ülkelere baskı uygulamaktan veya siyasi bağımsızlık isteklerini görmezden gelmekten kaçınması gerektiği anlamına geliyor.

ABD dış politikasının yön değiştirmesi için Kongre'deki yasa yapıcıların, ilk adım olarak Küresel Güney'in küresel sistemdeki rolüne ayrılmış yeni siyaset alanlarını güçlendirmek adına, yanlış anlayışlara dayalı politikalar geliştirmek yerine Küresel Güney'den daha fazla bakış açısına maruz kalması lazım.  

Ancak bu sürecin gerektirdiği reform, yeni uluslararası kurumların inşa edilmesini gerektiriyor.

Bu da ilkeler, temsil ve çalışma yöntemleri üzerinde bir fikir birliğine varma ihtiyacına bakılacak olursa karmaşık bir zorluğu temsil ediyor.

Nitekim henüz çözülmemiş BM Güvenlik Konseyi reformu meselesi, böyle bir sürecin en az beş reform önerisiyle karmaşık hale gelebileceğini gösteriyor. 

Merkezi Çin'de olan Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS ülkelerinin kurduğu Yeni Kalkınma Bankası gibi Batılı olmayan çok taraflı kurumlar gelişmekle birlikte bunların yaygınlığı, geleneksel uluslararası kuruluşlarla karşılaştırıldığında hâlâ sınırlı.

Bunun için belki de reformun ilk adımı, Küresel Güney'in bakış açılarını uluslararası siyasete daha iyi bir şekilde entegre ediyor.

Böylece bu ülkelerin kalkınma, yönetim, güvenlik, ticaret ve iklim değişikliği gibi konulardaki seslerini yükseltecek alanlar oluşturulabilir.

Bu, ABD içinde ve dışındaki siyaset yapıcılar arasında Küresel Güney'i oluşturan ülkelerin değerlerine dair farkındalığın artmasına vesile olur.

Bu yolla ABD için barış, güvenlik ve insani ilerleme konusunda karşılıklı menfaat sağlamaya dönük bir dış politika şekillendirilir. 

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



 ABD, Hürmüz Boğazı’nı açmak için beş kritik seçeneği değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
TT

 ABD, Hürmüz Boğazı’nı açmak için beş kritik seçeneği değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)

ABD’nin İran’a yönelik askeri harekâtı devam ederken, Hürmüz Boğazı bu savaşta en kritik cephe olarak öne çıkıyor.

Amerikan ve İsrail hava saldırılarına karşı İran, büyük ölçüde boğaza abluka uygulayarak petrol sevkiyatlarını engelledi ve benzin fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. Savaşın üçüncü haftasına yaklaşılırken, ABD Başkanı Donald Trump, boğazı yeniden açmak için liderlik becerilerini sınayan bir dizi askeri ve diplomatik seçeneği değerlendiriyor.

ABD, sorunu çözmek için bölgeye askeri kaynaklarını sevk ediyor ve İran güçleri ile tesislerine yönelik saldırılar gerçekleştiriyor. Amaç, boğazı yeniden açmak ve Beyaz Saray üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıları hafifletmek. Ayrıca Trump, müttefiklerini boğazda petrol tankerlerini korumak için savaş gemileri göndermeye zorladı. Ancak daha önce bu ülkelere defalarca cezai tarifeler uygulamış ve tehditler savurmuş olması, müttefiklerden büyük bir destek görmesini engelledi.

fervgf
NASA tarafından çekilen Hürmüz Boğazı uydu görüntüsü (DPA)

Trump, geçtiğimiz Cuma günü, boğazın yeniden açılmasını kullanan ülkelerin sorumluluğuna bırakacağını belirterek ABD’nin doğrudan kullanmadığını söyledi. Sosyal medyada, “Bize ihtiyaç duyulursa, bu ülkelerin Hürmüz’deki çabalarına yardımcı oluruz, ama İran tehdidi ortadan kalktığında bunun gerekli olmayacağını” yazdı. Bu, Trump yönetiminin savaş konusundaki çelişkili mesajlarından sadece biri.

Boğazı açmak için değerlendirilen seçenekler

Tüm seçenekler karmaşık ve yüksek riskli; hiçbirinin savaşı hızlıca sona erdireceğinin garanti etmiyor.

1. Tehditleri yok etmek

ABD donanması, ticaret gemilerini boğaza eşlik ettirmeden önce, İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesini mümkün olduğunca yoklamak istiyor.

  • Son günlerde Amerikan savaş uçakları, İran’ın güney hattındaki füze rampalarına yoğun bombardıman düzenledi.
  • ABD Merkezi Komutanlığı, F-15E bombardıman uçaklarının 5 bin pound (2 bin 274 kilogram) ağırlığında bombalar kullanarak yeraltındaki “cruise” füzeleri ve destek ekipmanlarını imha ettiğini açıkladı.
  • Genelkurmay Başkanı General Dan McKenzie, İran’ın füze fırlatma kapasitesinin savaşın başından bu yana yüzde 90 azaldığını belirtti; ancak İran güçlerinin hâlâ sınırlı bir ateş gücüne sahip olduğunu kabul etti.

Bölgesel bazı müttefikler, Apache helikopterleri kullanarak tek yönlü saldırı insansız hava araçlarını hedef alıyor; bu araçlar İran’ın en güçlü deniz tehditlerinden biri.

gffg
11 Mart 2026’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hürfakan’dan görülen Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ve yük gemileri sıralanıyor (AP)

2. Boğazı mayınlardan temizlemek

ABD yetkilileri, İran’ın boğaza mayın yerleştirip yerleştirmediği konusunda fikir ayrılığı yaşıyor.

  • İstihbarat yetkilileri “evet” diyor, Pentagon yetkilileri ise kesin kanıt görmediklerini belirtiyor.
  • Mayın temizleme süreci haftalar sürebilir ve ABD denizcilerini doğrudan tehlikeye atabilir.

İran’ın farklı tipte mayınları bulunuyor:

  • Küçük yapışkan mayınlar, dalgıçlar tarafından geminin gövdesine yerleştiriliyor.
  • Su yüzeyine yakın yerleştirilen 100 pound (45,36 kg) ve üzeri patlayıcıya sahip mayınlar.
  • Deniz tabanına yerleştirilen gelişmiş mayınlar, manyetik, ses, basınç ve sismik sensörlerle tetikleniyor; patlama gücü yüzlerce pounda ulaşabiliyor.

Emekli Amiral John F. Kirby, “Sadece bir mayının geçmesi bile deniz taşımacılığını felç edebilir. Korku, nakliyeyi durdurabilir” dedi.

fdfv
ABD’nin HIMARS füze sistemi İran topraklarına doğru füzelerini fırlatıyor (DPA)

3. Hızlı bot filosu

Pentagon, savaşın ilk saatlerinden itibaren İran donanmasını hedef alarak 120’den fazla gemiyi imha etti veya hasar verdi. Ama İran Devrim Muhafızları yüzlerce hızlı bot bulunduruyor.

  • Hızlı botlar, roketatarla donatıldığında tanker veya savaş gemisine ölümcül saldırı düzenleyebilir.
  • ABD hava kuvvetleri, A-10 Warthog uçaklarını düşük irtifada uçurarak hızlı botları hedef alıyor.
  • Botlar bazı sivillere yakın limanlarda konuşlandırıldığından, saldırılar sırasında siviller risk altında.

bgf
Tayland bayraklı yük gemisi “Mayuri Nari”, Hürmüz Boğazı’nda İran füzelerinin isabet etmesi sonucu yanıyor (AP)

4. Hark Adası’nın işgali

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Hark Adası’ndaki askeri tesislere yönelik saldırıda 90’dan fazla hedefin yok edildiğini belirtti. Bu tesisler, mayın ve füze depolarını içeriyor.

  • Bu saldırı, adanın savunmasını zayıflattı. Trump, adayı kontrol etme ve İran petrol ekonomisini boğma tehdidini değerlendiriyor.
  • Operasyon, yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesi ve üç savaş gemisi ile gerçekleştirilecek; helikopterler, dronlar ve savaş uçakları destek sağlayacak.
  • ABD, önümüzdeki ay bölgeye 2 bin 500 ek deniz piyadesi göndermeyi planlıyor. Alternatif olarak, özel harekât birlikleri ve 82. Hava İndirme Tümeni gibi elit askerler adayı ele geçirebilir.

5. Petrol tankerlerini koruma

Trump, boğazdan tanker geçişini “basit bir askeri operasyon” olarak tanımladı; ancak deniz uzmanlarına göre bu en karmaşık seçeneklerden biri.

  • Operasyon, sadece destroyer ve sahil savaş gemilerini değil, aynı zamanda taarruz uçaklarını da gerektiriyor.
  • Bölgede yaklaşık 12 destroyer ve sahil savaş gemisi konuşlandırılmış durumda; daha fazla gemi gönderilebilir ama bu haftalar alabilir.
  • Bir destroyer, Aegis savaş sistemi ile kara hedeflerini ve İran’dan gelen tehditleri takip ederek koruma sağlayabilir.
  • Tanker başına 5-6 gemi eşlik etmesi gerekebilir; geçiş süresi 10-12 saat sürebilir.

Geçmişte, 1980’lerde İran-Irak arasında “Tanker Savaşı” sırasında ABD, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndan yeniden kayıtlı Kuveyt tankerlerini geçirmişti.


Katz: Orduya, Lübnanlılara ait evlerinin yıkımını hızlandırma ve Litani Nehri üzerindeki köprüleri tahrip etme talimatı verildi

“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
TT

Katz: Orduya, Lübnanlılara ait evlerinin yıkımını hızlandırma ve Litani Nehri üzerindeki köprüleri tahrip etme talimatı verildi

“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte orduya ‘cephe hattı köyleri’ olarak tanımlanan bölgelerde Lübnanlılara ait evlerin yıkımını hızlandırma talimatı verdiklerini duyurdu. Katz, bu adımın İsrail bölgelerine yönelik tehditleri ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti.

Katz ayrıca, Litani Nehri üzerindeki tüm köprülerin derhal imha edilmesi yönünde orduya talimat verildiğini ifade ederek, söz konusu köprülerin ‘terör faaliyetlerinde’ kullanıldığını öne sürdü.

İsrail’in Güney Lübnan’daki kara harekâtı dün sahil kasabası Nakura çevresine kadar ilerledi. Bu eksende ilk kez yaşanan saldırılarda, İsrail ordusu ile Hizbullah unsurları arasında doğrudan çatışmalar yaşandı.

Nakura’nın yanı sıra, Güney Lübnan’daki çatışmalar el-Hıyam cephesinde de ‘yakın temas’ seviyesine ulaştı. Mercuyun bölgesinden saha kaynaklarına göre, çatışmalar hafif ve orta makineli silahlarla yoğun şekilde devam ederken, bölgede bu denli şiddetli silah seslerinin nadiren duyulduğu ifade edildi.


ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)

İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şimdiye kadar açıkladığı savunma stratejisini değiştirmedi, ancak bu stratejiyi zorlu bir sınava tabi tuttu.

Teorik düzeyde, Trump’ın Monroe Doktrini’ne getirdiği ek yaklaşıma göre ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumak, ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun soluklu ve maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklindeki daha ilan edilen öncelik sıralaması halen geçerliliğini koruyor.

Ancak pratik düzeyde, Washington’ın İran’a karşı savaşı desteklemek için Asya sahnesinden savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra denizde ve karada gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte kafa karışıklığının özü burada yatıyor. Mesele artık Asya'nın öncelik olup olmadığına dair entelektüel bir tartışma değil, daha acil bir pratik soruna dönüştü: Ortadoğu'daki her büyük kriz ABD'yi Asya'daki hazır kuvvetlerinden ödünç almaya zorluyorsa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken Pekin'e, “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilebilecek bir ortak değildir” diye tekrarlamak için değerli bir propaganda malzemesi sunuyor.

Asya'ya verilen öncelik artık sarsılmaz değil

Resmî belgeler halen Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde Batı Yarımküre'de ABD'nin hakimiyetini yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini'ne getirdiği eklemelerden açıkça bahsediyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu vurgularken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer sahalarda ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olmasını öngörüyor.

vb
Japonya'nın Okinawa kentinde düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey model helikopterden inerken, 31 Ocak 2025 (New York Times)

Teorik olarak bu, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olmadığı, aksine uzun soluklu savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir saha olduğu anlamına geliyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını ortaya çıkardı. Öyle ki Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini tekrarlarken diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını söylüyor. Reuters ise Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizciyi daha gönderdiğini, bunların bölgede halihazırda bulunan 50 binden fazla askere katılacağını duyurdu. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişlemenin gerçekleri arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik inandırıcılığını zayıflatıyor.

Asya'dan ne getirildi?

Konuşmalar, Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakledilme olasılığıyla ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi anlamlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsıyordu. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki en önemli ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru yola çıktığını teyit etti. Ayrıca izlemelerden elde edilen verileri üç gemiden ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'ndan geçtiğine işaret etti. Bu hamle, söz konusu görev gücünün aslen Asya'daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, yani Tayvan veya Japonya'yı çevreleyen denizlerdeki olası herhangi bir krize doğrudan yakın bir ortam için tasarlanmış olmasından dolayı önem taşıyor.

scfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz perşembe akşamı Beyaz Saray'da Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'yi ağırladı (Reuters)

ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişesi abartılı sayılmaz. Çünkü bu, sadece bir nakliye gemisi ya da rutin bir asker rotasyonu meselesi değil, tam bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi meselesi. USS Tripoli sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Bu kapasite Asya'dan çekildiğinde, verilen mesaj sadece asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de ölçülür.

Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan da Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aksine Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.

Mühimmat ve hazır bulunuşluk eksikliği

Artık bu durum, araştırma merkezlerinin ve uzmanların dikkatini çekmeye başladı. Brooking Enstitüsü'ne göre Washington, gemilerden hava savunma sistemlerine ve Okinawa'daki deniz piyadelerine kadar askeri kaynaklarını Asya'dan Ortadoğu'ya yeniden konuşlandırdığı sürece Japonya pek de rahat edemeyecek. Zira mevcut kaosun, rakipler tarafından dayatıldığı kadar Washington’ın bizzat kendisi tarafından da kaynaklandığı düşünülüyor.

dvfd
USS Boxer amfibi hücum gemisi, ABD Deniz Piyadeleri'nden oluşan görev gücüyle birlikte Ortadoğu'ya doğru seyrediyor (Arşiv - AFP)

ABD Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, operasyonel ihtiyaçlar ile modernizasyon ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle, son yirmi yıl içinde ABD'nin askeri hazırlık durumunun kötüleştiği uyarısında bulundu.

Washington Post gazetesi ise İran'la savaşın ‘ABD'nin Çin'e karşı caydırıcılığının zayıflamasına’ yol açtığını yazdı. Gazeteye göre Ortadoğu'da harcanan hava savunma füzelerinden destroyerlere, ikmal gemilerine ve hatta keşif araçlarına kadar tüm kaynaklar, Pasifik'te kullanılamaz hale geliyor. Bu argüman, askeri harekete ilkesel bir reddetmeden değil, hazırlık durumuna ilişkin ‘bakım, eğitim ve uzun vadeli stokların tamamı başka sahalarda tüketiliyorsa, Çin gibi büyük bir rakibi nasıl caydırabiliriz?’ sorusundan yola çıktığı için daha fazla ağırlık kazanıyor.

Bununla birlikte daha da hassas bir boyut daha var; o da uzun menzilli mühimmatların tükenmesi. Financial Times gazetesi, Tayvan’ın İran savaşında ABD’nin JASSM-ER ve Tomahawk füzelerini yoğun bir şekilde tüketmesini endişeyle izlediğini, bunun gelecekte Çin ile yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ABD’nin hazırlık durumunu zayıflatmasından korktuğunu bildirdi.

Pekin ve 2027 yılı

Bu tablonun merkezinde, son yıllarda Çin’in Tayvan’a yönelik hazırlıklarının hızlandığına dair tahminlerle ilişkilendirilen 2027 yılı öne çıkıyor. ABD’nin en son istihbarat değerlendirmeleri, Pekin’in şu anda o yıl Tayvan’ı ilhak etmeyi planlamadığını belirtse de Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, Çin’İn yarattığı tehdidin ‘baskıcı ve çok ciddi’ olduğunu, ancak etkili bir caydırıcılığın herhangi bir saldırıyı maliyetli ve başarı şansı düşük hale getirebileceğini vurguladı. Bu, meselenin artık sabit bir tarih değil, ‘ABD ne kadar dağınık görünürse, Pekin bu caydırıcılığın sınırlarını o kadar test etmeye meyilli’ şeklindeki değişken bir caydırıcılık denklemi olduğu anlamına geliyor.

fev
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Kore'de yapılacak görüşme öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (DPA)

Müttefiklerin endişeleri ve Trump’ın Çin ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in bu ayın sonlarında yapılacak bir zirvede Tayvan, gümrük vergileri, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri gibi konuları görüşmesi planlanıyordu. Ancak İran’a yönelik savaş öncelikler listesini altüst etti ve ziyaret birkaç hafta ertelendi.

Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan ve aynı zamanda Çin’den çekinen Japonya için denklem daha da karmaşık görünüyor. Zira Japonya ne Washington ile olan ittifakını zayıflatmak ne de İran ile olan çatışmanın ABD’nin dikkatini tamamen üzerine çeken bir kara deliğe dönüşmesini istiyor.

Sonuç olarak, İran savaşı Trump’ın stratejisindeki ‘Çin önceliğini’ ortadan kaldırmadı, ancak bunun değişebilir bir öncelik olduğunu ve dokunulmaz olmadığını ortaya koydu. Güney Kore'den savunma bataryaları nakledilirken, USS Tripoli gemisi Okinawa'da konuşlu deniz piyadeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ederken ve uzmanlar bunun hazırlık ve caydırıcılık üzerindeki etkisine karşı uyarırken, soru Washington'ın öncelikleri hakkında söyledikleriyle daha az, cepheler çoğaldığında gerçekten neyi koruyabileceğiyle daha fazla ilgili olmaya devam ediyor. İşte Pekin'in bugün izlediği ve ABD’nin Asya'daki müttefiklerinin korktuğu da tam bu!