Fas Kralı’nın Afrika’nın ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirme vizyonu

Fas Başbakanı Aziz Ahnuş, St. Petersburg’da, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 54 Afrika ülkesi katıldığı zirvede Fas’ın vizyonun açıkladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikinci Rusya-Afrika zirvesinin oturum aralarında Aziz Ahnuş ile bir araya geldi. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikinci Rusya-Afrika zirvesinin oturum aralarında Aziz Ahnuş ile bir araya geldi. (AP)
TT

Fas Kralı’nın Afrika’nın ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirme vizyonu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikinci Rusya-Afrika zirvesinin oturum aralarında Aziz Ahnuş ile bir araya geldi. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ikinci Rusya-Afrika zirvesinin oturum aralarında Aziz Ahnuş ile bir araya geldi. (AP)

Fas Başbakanı Aziz Ahnuş dün St. Petersburg’da, Afrika’nın çeşitli ortaklarıyla ilişkilerini güçlendirmeye yönelik kraliyet vizyonuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Uluslararası etkinlikte Kral 6. Muhammed’i temsil eden Ahnuş, ikinci Rusya-Afrika zirvesinin ilk genel oturumunda yaptığı konuşmada, Kral’ın ‘geleneksel ortakların Afrika kıtasına yönelik yaklaşımlarını değiştirmesi gerektiği konusunda ilk uyarıda bulunan kişi’ olduğunu hatırlattı. Bunun defalarca kez, özellikle de Kral tarafından 2014 yılında Abidjan’da Fas-Fildişi Ekonomi Forumu’nun açılışında yapılan konuşmada dile getirildiğini kaydetti. Söz konusu konuşmasında Kral “Kıta’da karşılıklı fayda sağlayan ortaklara, yardımlara ihtiyacı olduğundan daha fazla gereksinim vardır. Ayrıca insani yardımdan çok beşeri ve sosyal kalkınma projelerine ihtiyaç bulunuyor” ifadelerini kullanmıştı.

Fas’ın farklı stratejik ortaklarıyla ilişkisine olan ‘daimi bağlılığını’ vurgulayan Fas Başbakanı, ülkenin Kral 6. Muhammed’in sağduyulu önderliği altında stratejik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalıştığına dikkat çekti. Afrika kıtasının durumu ve geleceğinin Fas dış politikasının temel önceliklerinden olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Kraliyet vizyonu, Afrika’nın muazzam insani ve doğal bir potansiyele sahip olduğu gerçeğine ve meşru olarak dünyanın geri kalanıyla olan ilişkisindeki rolünü ve çıkarlarını bağımsız ve egemen bir şekilde belirleme isteğine dayanmaktadır.”

Ahnuş, birçok Afrika devlet ve hükümet başkanının katılımına tanık olunan oturumda “Kıtamızın ülkeleri, hayati çıkarlarını göz önünde bulundurarak, çeşitli aktif uluslararası gruplar ve güçlerle kurmayı düşündükleri stratejik ortaklıkların niteliğini tam bir bağımsızlıkla belirleme hakkına sahiptir” dedi.

Fas ile Rusya arasındaki 18’inci yüzyıldan bu yana devam eden seçkin diplomatik ilişkiler hususunda Fas Başbakanı, Kral 6. Muhammed’in 2016 yılında Moskova’yı ziyaretinden itibaren tarım, enerji, denizcilik, bilim ve teknoloji, kültür ve yüksek öğretim gibi birçok alanı içeren geniş bir iş birliği yelpazesi kapsamında derin bir stratejik ortaklığın temellerinin atılmasıyla bu ilişkilerin daha da güçlendiğini söyledi.

Bu bağlamda Ahnuş, bu yılki zirvenin, ‘Rusya Federasyonu’nun katılımcı Afrika ülkeleriyle dostane ilişkileri ve yapıcı iş birliğini güçlendirme, kapsamlı kalkınma sağlama çabalarını destekleme ve karşılaşılan çeşitli zorluklarla etkin bir şekilde mücadele edilmesine yardımcı olma kararlılığını yansıttığını’ belirtti. Aynı zamanda bu zirvenin ‘dünyanın çeşitli bölgelerinde istikrarsızlığın hâkim olduğu ve çatışmalar ve gerginliğin arttığı çalkantılı ve belirsiz bir uluslararası atmosferde’ gerçekleştiğine işaret etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Ahnuş konuşmasında, Fas’ın mevcut krizlerle ilgili tutumunun dayandığı temel ilkeleri de açıkladı. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler (BM) üye devletlerinin toprak bütünlüğüne saygı gösterme, uluslararası hukuk ilkelerine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ile Genel Kurulu’nun kararlarına saygı duyma, çatışmaları barışçıl yollarla çözme ve güç kullanmaktan kaçınma anlayışına vurgu yaptı.

Özellikle Afrika Kıtası^’nda Ukrayna krizinden kaynaklanan gıda ve enerji güvenliği ile ilgili sıkıntılar hususunda Ahnuş, Fas Krallığı’nın bu krizin yarattığı sıkıntılarla mücadele etme, engelleri ortadan kaldırma ve Kıta’daki tüm ülkelerin enerji alanında olduğu gibi gıda güvenliği alanında da güvenliğini sağlayan bir gelecek inşa etmek için çabaları yoğunlaştırma ve uluslararası ve bölgesel iş birliğini teşvik etme gereksinimine inandığını vurguladı. Fas’ın, bu zirvenin bu ilişkileri güçlendirmesini ve ‘kalkınmayı ilerletebilecek, Afrika kıtasında güvenlik ve istikrarı sağlamlaştırabilecek ve Afrika-Rusya ilişkilerinin geleceği için daha geniş ufuklar açabilecek’ yenilikçi iş birliği alanları oluşturmasını umduğunu ifade etti.

Başbakan, ikinci Rusya-Afrika zirvesinde Kral 6. Muhammed’i temsil etmek üzere perşembe günü St. Petersburg’a gelmişti. Zirveye katılan Fas heyetinde Dışişleri, Afrika İşbirliği ve Yurtdışında İkamet Eden Faslılar Bakanı Nasır Burita ve Fas’ın Rusya Büyükelçisi Lütfi Buşaara da yer aldı.

Rusya ve Afrika arasındaki ikinci Rusya-Afrika Zirvesi için, resmi olarak tanınan tüm Afrika ülkelerine münhasıran Rusya Federasyonu tarafından davet gönderilmişti. Bu zirve, BM tarafından tanınan Afrika ülkelerine yönelik münhasıran açık katılım prensibini güçlendirmiş oldu. Bazı ülkelerin, özellikle de Güney Afrika ve Cezayir’in Rusya ile aralarındaki dostane ilişkileri kullanarak bu zirveye ayrılıkçı Polisario Cephesi’ni katmaya yönelik baskılarına rağmen Rusya, BM tarafından tanınan ve ikili ilişkiler içerisinde olduğu Afrika ülkelerini zirveye davet etmişti.

Başkent Rabat’taki gözlemciler bu şekilde ‘Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Afrika ülkelerinin ikinci Rusya-Afrika zirvesine münhasıran kabulü ilkesinin yoruma açık olmasına izin vermeyen net bir pozisyon sergilendiğine’ işaret ettiler.

Bu bağlamda, zirvenin çalışmaları sonrasında kabul edilen ve benimsenen tüm belgeler, dört bildiri ve eylem planı bu özel katılım ilkesini açıkça vurgulamaktadır. Zira, tüm resmi belgelerin açılış bölümü  “Biz, Rusya Federasyonu ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Afrika Devletleri’nin (bundan sonra Rusya Federasyonu ve Afrika Devletleri olarak anılacaktır) Devlet ve Hükümet Başkanları, Afrika Birliği temsilcileri ve önde gelen Afrika entegrasyon kuruluşlarının vekilleri olarak (...)” ifadeleriyle başlıyor. Bu şekilde, Afrika Birliği’ne (AfB) üye olan ve BM tarafından tanınan 54 Afrika ülkesinin açık ve net bir şekilde bu zirveye katılan ülkeler olduğu teyit edilmiş oldu.

Şarku’l Avsat’a konuşan diplomatik bir kaynak Rusya’nın benimsediği tutumun, Fransa’nın önderliğinde uluslararası hukuku alenen ihlal ederek ayrılıkçı Polisario Cephesi liderini Şubat 2009’da Brüksel’de düzenlenen Avrupa Birliği (AB)-AfB zirvesine davet eden AB’nin aldığı tavırla açıkça ters olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, Polisario Cephesi liderinin, Avrupa’daki birkaç yargı organı tarafından savaş suçları işleme ve insan haklarını ihlal etme suçlarından kovuşturulduğunu belirtti. Buna göre, söz konusu lider, BM gözetiminde imzalanan ateşkes anlaşmasını ihlal eden ve Fas’a savaş açarak ülkenin güvenliğini tehdit eden bir milis grubunun başında bulunuyor.



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.