Belucistan Kurtuluş Ordusu saflarında eğitimli kadın intihar bombacıları

Pakistan, iki genç kadın tarafından gerçekleştirilen iki intihar saldırısını kaydetti

Şari Beluç (sağda) ve Semiyye Kalanderani Beluç (solda), Pakistan'da iki ölümcül saldırı gerçekleştiren iki öğrenci (İletişim siteleri)
Şari Beluç (sağda) ve Semiyye Kalanderani Beluç (solda), Pakistan'da iki ölümcül saldırı gerçekleştiren iki öğrenci (İletişim siteleri)
TT

Belucistan Kurtuluş Ordusu saflarında eğitimli kadın intihar bombacıları

Şari Beluç (sağda) ve Semiyye Kalanderani Beluç (solda), Pakistan'da iki ölümcül saldırı gerçekleştiren iki öğrenci (İletişim siteleri)
Şari Beluç (sağda) ve Semiyye Kalanderani Beluç (solda), Pakistan'da iki ölümcül saldırı gerçekleştiren iki öğrenci (İletişim siteleri)

Muhammed İştiyak 

"Beluç Kurtuluş Ordusu" örgütünün Pakistan'daki intihar operasyonlarında kadınları çalıştırma olgusunun birbirine dolanan ipleri ve büyüyen acısı...

Olayın ayrıntıları Independent Urdu'nun araştırması tarafından ortaya çıkarıldı, ancak bunların en tehlikelisi, bu Asya ülkesinde eğitimli kadınların radikal örgütlere katılımının artması olmaya devam ediyor.

Yaklaşık 14 ay içinde Pakistan, Beluç Kurtuluş Ordusu tarafından üstlenilen ve 25 ila 30 yaşları arasındaki eğitimli iki genç kadın tarafından gerçekleştirilen iki intihar saldırısına tanık oldu.

İlk saldırı Şari Beluç tarafından geçen yılın nisan ayında Karaçi şehrinde gerçekleştirildi, Semiyye Kalanderani Beluç ise geçtiğimiz haziran ayında Belucistan'daki Turbat bölgesini hedef aldı.

Ancak Belucistan'da bir kadın tarafından gerçekleştirilen ilk intihar saldırısı 2013 yılına dayanıyor.

Aynı yılın haziran ayı ortalarında bir kadın intihar bombacısı Sardar Bahadur Khan Kadın Üniversitesi'nin öğrencilerini taşıyan bir otobüsün yakınında kendini patlatarak 14 kız öğrencinin ölümüne sebep olmuştu.

Bu iki Beluç kadın intihar bombacısı kim?

Şari Beluç ve Semiyye Kalanderani Beluç, yasaklı Pakistan örgütü "Beluç Kurtuluş Ordusu"na mensuptu, ilk genç kadın öğretmenlik alanında çalışırken, ikincisi örgütün medya kanadında çalışıyordu.
Tarihsel olarak Şari, intihar saldırısı gerçekleştiren ilk Beluci kadın olarak sınıflandırıldı.

30 yaşındaki kadın, Karaçi Üniversitesi'nde Çinlileri hedef alarak üçü Çinli dört kişiyi öldürdü.

Belucistan'ın Turbat ilçesinden olan Şari, evli ve Mah Rosh (sekiz yaşında) ve Mir Hassan (dört yaşında) olmak üzere iki çocuk annesi.

Ayrıca yüksek lisans derecesine sahip ve Zooloji eğitimini Karaçi Üniversitesi'nde tamamlamayı planlanlıyor.

Öğretmen oldu ve Kalatak bölgesinde lise öğrencilerine ders veriyordu. Öğrenciliğinden beri Beluc Öğrenci Örgütü platformundan milliyetçi nitelikteki siyasi faaliyetlerde aktif olmasının yanı sıra, ailesinin de iyi bir eğitim itibarı vardı, bu nedenle kızı intihar saldırısını gerçekleştirdiğinde ilk başta şaşırdı.

Semiyye Kalanderani Beluç (25) ise Belucistan'ın Kuzdar ilçesine bağlı Totak bölgesinden ve "Beluç Kurtuluş Ordusu"nun kurucusu Eslem Beluç'un oğlunun eşi.

Dedesi, amcası ve bazı akrabalarının 2011 yılında bölgelerindeki askeri operasyon sırasında kaçırılıp kaybolduğu bildirildi.

Semiyye, gazetecilik alanıyla ilişkili eğitimli ve askeri örgütün medya kanadında çalışan bir kişiydi. Bu yılın haziran ayı sonlarında Turbat'ta güvenlik güçleri mensupları bir intihar saldırısında hedef alındı.

Şari ve Semiyye gençti ve iki saldırının ardından isimleri Twitter'da tartışma konusu oldu.

İki kadın intihar bombacısı son mesajlarını ayrı ayrı kaydetti, ancak her biri Belucistan vilayetindeki yoksunluk hissinden ve Beluç askerlerinin yanında savaşma kararlılığından bahsetti.

Semiyye'nin böyle bir örgüte katılmasının arkasındaki sebep, ailesinin maruz kaldığı taciz ve güvenlik güçlerinin Belucistan'da Pakistanlı militanlara yönelik çeşitli operasyonları sırasında akrabalarının kaybolması olabilir. Ancak Şari Beluç aile üyelerinden hiçbiri tutuklanmadı veya kaybolmadı.

Neden özellikle kadınlar?

"Belucistan Kurtuluş Ordusu"nun oluşumu 1970 yılına dayanırken, örgütün askeri kanadı Belucistan vilayetinde özyönetim elde etmek için faaliyetlerine devam edeceğini söylüyor.

Pakistan hükümeti kendi payına, onları ulusal yola dahil etmek için Beluç Kurtuluş Ordusu ve diğer ayrılıkçı örgütlerle defalarca görüşmeye çalıştı. Ancak İslamabad beklenen büyük başarıyı yakalayamadı.

Örgütün intihar operasyonlarında kadınları kullanmasına ise örgüt şu yanıtı verdi:

Beluç hareketinde kadın ve erkek eşitliği var. Dolayısıyla kadınların neden kullanıldığı sorusu temelde yanlış ve cinsiyet ayrımcılığına dair gerici fikirlere dayanmakta.

Beluç Kurtuluş Ordusu'na göre örgüt kadınları kullanmıyor, bunun yerine Beluci kadınlar, en yüksek liderlikten savaşan askerlere kadar örgütün mücadelesinde erkekler kadar yer alıyor.

Belucistan'ın sorunları neler?

Pakistan'ın doğal kaynaklar açısından zengin güneybatı Belucistan bölgesindeki milliyetçi partiler, devletin bölgedeki geri kalmışlığı gidermek için gerçek adımlar atmadığından şikayet ediyor.

Bu adımların atılmaması Belucistan'da yaşayanlar arasında yoksunluk duygusunu artırıyor. Güvenlik durumu da her zaman soru konusu oldu.

Ayrıca İslamabad'daki merkezi hükümetler, Beluç halkı arasındaki yoksunluk hissini ortadan kaldırmak için tedbirler alındığını söylüyor.

Pakistan hükümeti, sözlerinin güvenilirliğini, sırayla bölgenin sorunlarını çözmek için tavsiyelerde bulunan parlamento komiteleri oluşturarak kanıtladı.

Bu tavsiyelerin bir kısmı da hayata geçirildi, ancak bu, Beluci milliyetçi partilerin endişelerini ve şikayetlerini gidermeye yetmedi.

Kadın intihar bombacılarının sırları

Pakistan meseleleri uzmanı Zahid Hüseyin ise Belucistan sorununun çok eski olduğunu ve zaman geçtikçe daha da karmaşıklaştığını belirterek şunları söyledi:

Silahlı örgütlerin operasyonlarını artırmasının birçok nedeni olabilir. Bunlardan en önemlisi, gençliğin devletten soyutlanmışlık duygusu ya da hayal kırıklığı ve öfke duygusudur ve kadınların bu tür operasyonlara katılması bana bir umutsuzluk işareti gibi geliyor. Bu olay aynı zamanda tehlikeli çünkü Beluciler geçmişte intihar operasyonlarına başvurmadı ve bu durum gerçekten endişe verici. Devamsız olanların sayısı artıyor, bu da devletin güç kullanarak sorunu çözmeye çalıştığı anlaşılıyor. Ancak şu ana kadar anlaşılan, terör operasyonlarının siyasi nedenlerinin üzerinde durulmadığı.

Hüseyin, Beluç çocuk ve kadınlarının, Karaçi ve İslamabad gibi büyük şehirlerde devamsızlık ve zorla kaybetmeye karşı yıllardır protesto yaptıkları konusunda uyarıda bulundu. Hüseyin, açıklamalarına şöyle devam etti:

İntihar operasyonlarındaki bu artış, asıl sebebin mevcut çaresizlik hali olduğunu gösteriyor. İnsanlar yıllardır kayıp olan yakınları hakkında hiçbir şey bilmiyorlar, ölü mü diri mi bilmiyorlar, bazen cesetlerini buluyorlar, bu sebepler diğerlerinden daha derin.

Hüseyin, diğer ülkelerin bu tür hareketlerden yararlanmaya çalıştıklarına dikkat çekti.

Ancak her halükarda biri hakkında bir şikayet varsa, ona karşı hukuk çerçevesinde önlem alınmasının daha iyi olduğunu da belirtti.

Buna karşılık, Pakistan Barış Çalışmaları Enstitüsü (hükümet dışı) müdürü Muhammed Amir Rana, "eyaletteki devlet karşıtı duyarlılığın artması nedeniyle kadınların artık Belucistan'daki silahlı mücadelenin bir parçası olduğunu" belirtti.

Rana'ya göre, "kadınların intihar saldırıları yeni değil çünkü dünyadaki milliyetçi hareketler genellikle sola yöneliyor ve Belucistan'daki durum da bundan farklı değil ve buradaki savaşçıların eğilimleri de aynı yönde."

Kadınların erkekler gibi kontrol noktalarında muayene edilmediğini, bu nedenle bazen Torbet gibi operasyonların yapıldığını da sözlerine ekledi.

Rana, Beluç Kurtuluş Ordusu'nun daha fazla kadın savaşçısı olduğu iddiasıyla ilgili endişelerini dile getirdi.

Bu da örgütün Turbat'taki intihar saldırısının ardından yayınladığı, canlı bombanın fotoğrafını ve ayrıntılarını içeren bir video aracılığıyla oldu.

Çözüm nerede?

Pakistan işlerinde uzman olan Zahid Hüseyin, hükümeti yasadışı operasyonları derhal durdurmaya ve siyasi sorunları çözmeyi yeniden düşünmeye çağırarak şöyle dedi:

Beluciler birçok sorunla karşı karşıya. Radikal hareketler, daha önce böyle bir yönelime sahip olmayan bölgelerde bile ivme kazanıyor. Bu hareketlerden etkilenenlerin çoğu eğitimli sınıftandır, kimisi tutkuya yenik düşmüş, kimisi de dışarıdan kullanılmakta. Ancak devletten soyutlanma fikrini sona erdirmek için siyasi yolu kullanarak kök nedenlere odaklanmalı ve Belucilerin devlete olan güvenini yeniden tesis etmeye yardımcı olacak bir atmosfer yaratmalıyız.

Hüseyin, açıklamalarına şöyle devam etti:

Güven oluşturmak ve zorla kaybedilenlerin ailelerine yakınları hakkında bilgi vermek, kızgın Beluç ile görüşmeler yapmak için gerekli ve ekonomik sorunlara odaklanılmalı. Belucistan'da ekonomik koridor projesi çalışılırken bölge halkı haklarını alamamışken Belucistan'daki kaygı daha da artacak.

Hüseyin, Pakistan hükümetinin, sorunları siyasi olarak çözmeye çalışırsa, terör operasyonlarını ve kadınlar tarafından gerçekleştirilen intihar saldırılarını kontrol edebileceğine inanıyor.

Buna karşılık, Belucistan İçişleri Bakanı Mir Ziya Langove "kadınların bu tür operasyonlara dahil edilmesinin geleneklerimize yönelik bir saldırı olduğu ve bunun büyük bir sorun olduğu" değerlendirmesinde bulundu.

Bakan, “En ciddi sorun, kadınları intihar operasyonlarına atarak, naif ve masumları bu amaçla istismar ederek geleneklerimizin çiğnenmesi” dedi.

Belucistan'da artan terör operasyonları dalgasıyla ilgili bir soruya yanıt olarak Mir Ziya, bu sorunun yerel düzeyde değil, küresel düzeyde güvenlik empoze ettiğini söyledi.

Vatandaşları korumak için askeri operasyonların hükümetin sorumluluğunda olduğunu ve bu sorumluluğu ihmal etmeyeceklerini kaydetti.

Mir Ziya, “İstihbarat bilgilerine dayalı olarak militanlara yönelik operasyonlar halen devam ediyor ve kadınları tutukladığımızda Beluci geleneklerinden söz edilmemeli, bu önlemleri insanların hayatını korumak için alıyoruz” dedi.

Militanların olası hareketini önlemeye yönelik tedbirlerle ilgili olarak, eyaletin içişleri bakanı, yasadışı hareketi önlemek için İran ve Afganistan sınırlarına bir çit çekildiğini söyledi.

Belucistan İçişleri Bakanı Mir Zia Langove geçen ay düzenlediği basın toplantısında Pakistan devletinin sorunları diyalog yoluyla çözmeye inandığını söyledi.

Bakan, “Diyalog son çare. Haklarını alamayanlar, haklarını hukuka uygun ve anayasaya uygun şekilde talep etmeli. Bizimle görüşmek isteyen olursa hazırız ama devletin temelleriyle alay edenlere, anayasaya saygı duymayanlara taviz verilmeyecek” ifadelerini kullandı.

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.