Nijer... Diplomasi ve askeri müdahale yarışı

ECOWAS, askeri müdahaleyi ‘son seçenek’ olarak nitelendirdi.

27 Temmuz’da Niamey sokaklarında çıkan yangınlar ve huzursuzluk (AP)
27 Temmuz’da Niamey sokaklarında çıkan yangınlar ve huzursuzluk (AP)
TT

Nijer... Diplomasi ve askeri müdahale yarışı

27 Temmuz’da Niamey sokaklarında çıkan yangınlar ve huzursuzluk (AP)
27 Temmuz’da Niamey sokaklarında çıkan yangınlar ve huzursuzluk (AP)

Cumhuriyet Muhafızları tarafından yönetilen ve Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’a düzenlenen askeri darbeden bir hafta sonra Nijer’deki durumun geleceği ile ilgili iki paralel yol var. Darbeyle birlikte General Abdurrahman Tiani, ‘vatanı kurtarma’ gerekçesiyle Ulusal Konsey başkanlığını üstlendi.

Anlaşıldığı üzere darbe, Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) veya Afrika Birliği (AfB) aracılığıyla bölgesel düzeyde ve ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri tarafından temsil edilen Avrupa, ABD ve uluslararası düzeylerde geniş çapta kınandı. Rusya, darbenin hemen ardından ‘anayasal düzene’ dönüş ve Bazoum’un görevine iade edilmesi çağrılarında bulundu. Bu, bölgesel ve uluslararası düzeyde üzerinde anlaşmaya varılan bir talep. Bunun karşısında darbeciler, sadece kendileri gibi darbecilerin, yani Mali ve Burkina Faso’daki askeri konseylerin desteğini aldı.

2021 ve 2022’de bu iki ülke, ordunun dizginleri devralmasına yol açan iki büyük darbeye tanık oldu. Yönetimler, uluslararası kınamalara ve ECOWAS ve diğer taraflarca uygulanan ağır yaptırımlara rağmen hala ayakta. Nijer darbesinin umut ettiği şey, kendilerini iktidara getirmek ve Afrikalılar ve dünya için silah zoruyla dayatılan oldubittiyi kabul ettirmektir. Bu da demokratik olarak seçilmiş bir cumhurbaşkanının görevden alınmasına ve Niamey’deki başkanlık sarayının dış dünyayla bağlantısı kesilmeden kanatlarından birine hapsedilmesine yol açtı. Öyle ki Bazoum, darbeler dünyasında yeni bir ‘moda’ çerçevesinde dünyanın dört bir yanından cumhurbaşkanları ve yetkililerle temaslarını sürdürüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de dahil olmak üzere üst düzey Afrikalı ve Batılı yetkililerle birkaç kez görüşme gerçekleşti. Arayanların tümü, cumhurbaşkanlığı görevlerini yerine getirmeye geri dönmesini desteklediklerini ve kendisine destek vereceklerini dile getirdi.

Siyasi süreç

Dünya, henüz yeni oldubittileri kabullenmedi. Hâlâ siyasi- diplomatik sürece ve beraberindeki çok yönlü baskılara başvurarak zamanı geri almayı umuyor. Geçen pazar gününden bu yana, ECOWAS liderleri Çad Cumhurbaşkanı Muhammed Deby’ye orduyu darbeden geri adım atmaya ve kışlalarına dönmeye ikna etmek için Niamey’e gitmesi talimatını verdiler. Ancak çabaları başarısız oldu.

Foto: ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, Abuja’da Nijer krizini tartışıyor (EPA)
ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, Abuja’da Nijer krizini tartışıyor (EPA)

Bu görevi, kendisi de ‘yarı darbe’ ile ve en hafif tabirle demokratik olmayan bir şekilde iktidara gelen bir başkana emanet etmek garipti. Oğul Deby, babası İdris Deby’nin kuzey Çad’da isyancılarla yapılan çatışmalarda öldürülmesinin ardından kendisini dayattı. Yetki devrinde anayasal ilkelere saygı göstermedi. Ancak Afrikalılar, Avrupalılar ve Amerikalılarla birlikte olanlara göz yumdu.

Deby’nin başarısızlığı, Afrikalıların cesaretini kırmadı. Bu yüzden dün oyuna devam ederek, ECOWAS adına Nijeryalı Abdesselam Ebu Bekir başkanlığındaki bir heyet, darbenin liderleriyle görüşmek ve onlarla uluslararası ve Afrika iradesine yanıt verme olasılığını görüşmek üzere Niamey’e yöneldi. Bu, ECOWAS Siyasi İşler, Güvenlik ve Barış Komiseri Abdulfettah Musa tarafından da doğrulandı.

Ciddi uyarı

Afrikalıların darbecileri geri adım atmaya ikna etmek için siyasi- diplomatik yolu tercih ettikleri açık görünüyor. Bu da arabuluculuğun neden çoğaldığını açıklıyor.

Geçen pazar günü Nijerya’nın başkenti Abuja’da zirve yapılması çağrısında bulunan 11 lider, darbecilere tehdit mesajı ve ciddi uyarı gönderme yoluna giderek darbecilere darbeden geri adım atmaları için bir hafta süre verdi. Bu, Nijer’in yeni yöneticilerine uygulanan mali, ticari ve ekonomik yaptırımların ve siyasi tecridin devamı sayılıyor.

Uluslararası tepkiler, Afrikalı liderlerin kararları ve eylemleri için başta Washington ve Paris olmak üzere etkili Batılı başkentlerden, tam ve kamusal destek aldıklarını gösteriyor. Ayrıca Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ECOWAS’ın bu başkentlerin vekaletinde çalıştığını düşünenler var. Fransız kaynaklarına göre Afrikalıların, ‘Demir sıcakken dövülür’ diyen bir Fransız atasözü uyarınca, darbecilere işlerini düzenleme ve otoritelerini pekiştirme fırsatı vermemekte kararlı oldukları da açık.

Son seçenek

ECOWAS liderlerinin, Nijerya cumhurbaşkanının açık bir baskısı ile darbecilere karşı sertlik göstermesi ve dişlerini sıkması gerekiyordu. Bu noktada Abuja’da ECOWAS üyesi devletlerin genelkurmay başkanlarının çarşamba günü başlayan toplantılarının cuma gününe kadar sürmesi bekleniyor. Bu durum da Afrikalıların, darbecileri devirip anayasal düzeni ve Cumhurbaşkanı Bazoum’u görevine getirecek askeri harekata başvurma olasılığı konusundaki ‘ciddiyetini’ gösteriyor. Ancak askeri çözüme başvurmak ‘son seçenek’. Genelkurmay Başkanları toplantılarının başlamasından hemen önce Abdulfettah Musa da bu yaklaşımı dile getirdi. “Masadaki askeri seçenek son çare, ama bu olasılığa hazırlanmalıyız” diyen Musa, “Sadece konuşabileceğimizi değil, aynı zamanda eylemde bulunabileceğimizi de göstermeye ihtiyaç var” şeklinde konuştu. Nijerya, çarşamba günü darbeciler üzerinde ek bir baskı uygulamak amacıyla Nijer’e tedarik ettiği elektriği kesti. Ülkenin yüzde

Mali ve Burkina Faso’nun desteği

Darbeciler, bu toplantının amacının Nijer’e karşı askeri harekata hazırlanmak olduğunu ileri sürdü. Aynı şekilde Paris’i kendi adına askeri harekata hazırlanmakla suçlamak niyetindeydiler ve şu anda başbakanlık görevini yürüten Bazoum hükümetinin Dışişleri Bakanı’nın ülke dışında olduğu için yetki aldığını söylüyorlardı. Mali ve Burkina Faso’daki liderlerin salı günü yaptığı ve Nijer’e yönelik herhangi bir askeri harekâtı iki ülkeye ‘savaş ilanı’ olarak değerlendiren açıklamayla, ‘tehditlerinin ciddi’ olduğu gösterdi. Geçen hafta Nijer darbesinin en önde gelen isimlerinden biri olan ve Nisan ayında görevden alınan eski Genelkurmay Başkanı General Salifou Modi, dün üst düzey bir heyet başkanlığında Mali’ye ziyarette bulundu. Bu ziyaret, darbecilerin, ECOWAS’ın askeri müdahale vaadini yerine getirmesi halinde, Afrika’daki tehditlerin ciddiyetinden ve askeri koordinasyon arayışından korktuklarının bir göstergesi olarak sayılıyor.

30 Temmuz’da Niamey’deki Fransız büyükelçiliği önünde Nijer ordusu için slogan atan protestocular (AFP)
30 Temmuz’da Niamey’deki Fransız büyükelçiliği önünde Nijer ordusu için slogan atan protestocular (AFP)

Son olarak Niamey’in hedefi, kelimeleri eylemle ilişkilendirebilen ve askeri müdahaleye başvurabilen ‘Demokratlar Cephesi’ ile mücadele için Gine’nin siyasi olarak katılacağı üç kişilik bir askeri darbe cephesi oluşturmak olabilir. Ancak şaşırtıcı olan, ECOWAS son yıllarda Gine, Mali ve Burkina Faso’da yaşanan darbelere göz yummuştu ve bugün, Batı Afrika’daki dördüncü darbeyi etkisiz kılmak için seferber oluyor.

Darbeler bulaşıcı

Avrupa devletlerinin kendi vatandaşlarını Nijer’den sınır dışı etme acelesini, askeri harekât olasılığının bir göstergesi olarak görenler var. Diğer taraftan bu aceleciliğin, askeri müdahale tehdidinin darbecileri baskı altına almak ve onlara iki seçenekleri (yani ya bilinen taleplere cevap vermek ya da Afrika güçleriyle yüzleşmek) olduğunu anlatmak için yapıldığını düşünenler var. Paris’teki siyasi kaynaklar, Afrika Grubu’nun ‘güvenilirliğini kanıtlaması gerektiğini ve bunu başaramazsa fiilen başka darbelere kapı açmış olacağını’ söylüyor. Kaynaklar ayrıca, “Böylece ciddi rolünü kaybedecek ve boş bir kabuğa dönüşecektir” dedi.

O halde darbelerin bulaşıcı olması korkusu mevcut. Bu nedenle ECOWAS, öncelikle kendisini bu hastalıktan korumaya çalışıyor. Nijerya’dan edinilen bilgilere göre, ECOWAS’ın birkaç ülkesi askeri bir operasyona katılma isteklerini dile getirdi. Nijeryalı yetkililer ise ‘bölgelerinin bir kısmının Nijer ile 1.600 km’lik ortak sınırdan çok uzakta olmadığını ve müdahale etmeye hazır olduğunu’ belirtti.

Arabuluculuk başarısız olursa, Fransa, ABD, İtalya ve Almanya gibi Batılıların Nijer’de oynayacağı rol konusunda soru işareti olacak. Kesin olan şu ki, bu taraflar müdahale etmek istemiyor ve Paris daha önce Nijer’de askerî harekât planlamayı reddetmişti. Ancak bu durum, askeri konseyi zayıflatacak ve belki de onu uluslararası baskılara yanıt vermeye zorlayacak şekilde, destek sağlamasını ve ordunun kırılganlığını ve bölünmüşlüğünü vurgulamaya çalışmasını muhtemelen engellemeyecektir.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe