Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

ECOWAS heyeti ve askeri konsey arabuluculuğunun başarısızlığına karşı tehditlere boyun eğilmesi reddediliyor.

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
TT

Nijer’de siyasi çıkmaz ve sertleşen askeri ton ortasında karar anı yaklaşıyor

Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)
Eylemciler, Nijer’in başkenti Niamey’de 3 Ağustos 2023’te düzenlenen yürüyüş kapsamında, Ulusal Meclis’in girişinde ve çatısında duran eylemciler. (EPA)

Nijer’deki durum, hem içeride hem de dışarıda daha fazla gerilme doğru evriliyor ve bu kontrolden çıkma tehdidi oluşturuyor. İçeride, son saatlerde darbeciler devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’a baskı uyguluyor. Bazoum, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadına kapatılmış olmasına rağmen, birden fazla kez görüştüğü Fransa Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Batılı liderlerle iletişim kurabiliyor. Ayrıca arabuluculuk yapmaya çalışan Çad Devlet Başkanı Mahamat Idriss Deby’yi de kabul etti.

Bazoum, eşi ve oğluyla birlikte Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bir kanadında tutuluyor. Niamey’den edinilen bilgiye göre alıkoyulduğu kanadın elektriği kesildi. Öyle görünüyor ki ABD merkezli Washington Post gazetesine ulaşan ve hızlı yardım çağrısı içeren makalesi, dış dünyayla son teması olacak. Aynı şekilde Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) darbeci liderlerle ve devrik Cumhurbaşkanı ile görüşmek üzere Niamey’e gönderdiği heyet, hayal kırıklığıyla Abuja’ya geri döndü. Ne darbeci lider ne de Cumhurbaşkanı Bazoum ile görüşebildi. Bu da Nijerya Cumhurbaşkanı Bola Tinubu’nun belirttiğine göre dostane çözüm arayışlarının çıkmaza girdiği anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre eski Nijerya Devlet Başkanı Abdulsalami Abubakar ve üst düzey ECOWAS yetkililerinin başkanlık ettiği heyet, darbecileri hareketlerinden geri adım atmaya ikna etmek, ülkede anayasal düzeni yeniden sağlamak ve koşulları ve belki de Afrika örgütünün darbe liderlerine sağlayabileceği garantileri ve son tarihleri görüşmek üzere görevlendirildi.

Fotoğraf Altı: Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.
Nijer’de gerçekleşen darbeyi destekleyenler Rusya bayrağını dalgalandırdı.

Bakanlar tutuklandı

Darbeciler bununla da yetinmeyerek, birkaç günlük tereddütten sonra bir grup bakan, güvenlik görevlisi ve politikacıyı tutuklamaya devam etti. Tutuklanan politikacılar, Cumhuriyet Sarayı yakınlarındaki sıkı korunan bir binaya yerleştirildi. Bu çerçevede askeri konsey, Nijer’in Fransa, ABD, Nijerya ve Togo’daki büyükelçilerinin görevlerine son verilmesi kararı aldı.

Dış cephede ise askeri yetkililer, hükümete bağlı iki Fransız medya kuruluşunun (France 24 TV ve Radio France Internationale) yayınını kesti. Bu bağlamda ‘France Media of the World’ adlı harici bir yayın kuruluşundan yayın yapılıyor. Bu durum, Fransa hükümetini sert bir yanıt vermeye yöneltti.

Fransa Dışişleri Bakanlığı, basın ve ifade özgürlüğünü koruma ve gazetecileri koruma konusundaki kararlılığını dile getirdi. Ayrıca Paris, basın karşıtı önlemlerin, darbeciler tarafından yürütülen otoriter baskı zemininde geldiğini dile getirdi. Bu çerçevede Nijer, iki darbeden sonra ortaya çıkan iki askeri konsey tarafından yönetilen Mali ve Burkina Faso’nun izlediği yolu takip ediyor.

Fransa’nın durumu farklı

Fransa, ABD, İngiltere veya diğer Batılı ülkelerden farklı olarak, Nijer’de siyasi, ekonomik ve askeri varlığı olan Almanya ve İtalya gibi günden güne yerel yönetimlerin hedef tahtasında beliriyor. Nijer ordusu, Paris’i ‘güvenlik durumu gerekçesiyle vatandaşlarını sınır dışı etmeye’ iten nedenlere anlam veremiyor. Darbeci liderlere göre hiçbir Fransız vatandaşı, tehdit edilmedi veya saldırıya uğramadı. Ulusal Gün münasebetiyle yapılan gösteriler, sakin geçti. Darbecilere desteklerini ifade etmek için meydanlara ve sokaklara dökülen göstericiler, güvenlik güçleri tarafından sıkı koruma sağlanan Fransa büyükelçiliğine yaklaşmadı. Paris’in kararı, diğer ülkeleri (İtalya, Almanya, ABD ve İngiltere gibi…) vatandaşlarını tamamen veya kısmen tahliye etmeye sevk etti.

Askeri konsey tarafından yapılan son duyuru, Niamey ile Paris arasında imzalanan çok sayıda askeri anlaşmanın iptali oldu. Bunlardan en önemlisi 10 yıl önce imzalanan savunma anlaşması. Bir askeri konsey üyesi, devlet televizyonu üzerinden yapılan açıklamada Fransa’nın kayıtsız tavrı karşısında olduğunu belirtti. Üye, “Ulusal Anavatanı Koruma Konseyi, bu ülke (Fransa) ile güvenlik ve savunma alanında iş birliği anlaşmalarını geçersiz kılmaya karar verdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Bazoum’un, Fransa’nın Mali’den çektiği Barkhane gücünün bir kısmını Nijer üslerine konuşlandırmasını kabul ettiğini belirtmek gerekiyor. Ayrıca daha sonra Burkina Faso’dan çekilen komando kuvvetine ev sahipliği yapmayı da kabul etti. Bu durum, Fransa açısından Nijer’i, Paris’in Sahel bölgesindeki radikalizm yanlısı ve terör örgütleriyle mücadele çabalarında kullandığı ana askeri üs haline getirdi.

Fotoğraf Altı: Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)
Protestocular, Niamey’deki Fransız Büyükelçiliği önünde Nijer ordusu lehine slogan attılar. (AFP)

Paris reddetti

Paris, darbe makamlarının kararına, yalnızca meşru Nijer makamlarının Fransa tarafından tanındığını teyit ederek yanıt verdi.

Ancak gözlemciler, bunu beklenen bir adım olarak nitelendirdi. Niamey, daha önce Bamako ve Vagadugu’da olanları taklit ediyor. Ancak eğer gerçekleşirse, Fransız kuvvetlerinin geri çekilmesi bir gecede gerçekleşemez, bunun yerine askeri konsey ile müzakereler ve zaman çizelgesi üzerinde bir anlaşmaya varılması gerekir.

Paris’in Çad, Fildişi Sahili ve Senegal’de askeri üsleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Paris açısından zorluk, geri çekilen kuvveti alacak bir Afrika ülkesi bulmak olacaktır. Öte yandan askeri konsey tarafından Nijer’de çeşitli çerçevelerde bulunan iki ABD askeri üssü veya Alman, İtalyan ve Belçikalı askerler hakkında herhangi bir bildiri yayınlanmadı. Bu gerçeklik, yabancılaşmanın genel olarak Batı ile değil, özellikle eski sömürge ülke ile olduğunu daha açık bir şekilde gösteriyor.

Ülkedeki durumun çıkmaza girmesi, ECOWAS’ın darbecilere Muhammed Bazoum’u yeniden cumhurbaşkanlığı pozisyonuna getirmeleri için verdiği sürenin sona yaklaşması karşısında öyle görünüyor ki süreç, askeri müdahaleye doğru daha hızlı ilerliyor. Afrika Örgütü’ne üye 11 ülkenin Genelkurmay Başkanları toplantıları Abuja’da sona erdi. Nijer askeri konseyindeki ikinci adamın askeri güç kullanımı çağrısında bulunan ECOWAS cephesine karşı bir cephe kurulmasını görüşmek üzere Bamako ve Vagadugu’ya yaptığı ziyaret de sona erdi.

Fotoğraf Altı: ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)
ECOWAS grubunun askeri yetkilileri, çarşamba günü Abuja’da Nijer krizini görüştü. (EPA)

Tehditlere boyun eğme reddedildi

Bu çerçevede cumhurbaşkanlığı muhafızlarının eski başkanı, askeri konsey başkanı ve bugün fiilen komutan olan General Abdurrahman (Ömer) Tchiani, herhangi bir tehdide teslim olmayı reddettiğini, Nijer’in iç işlerine her türlü müdahaleyi reddettiğini ve güçlerinin onları hedef alan herhangi bir askeri harekata yanıt vermeye hazır olduğunu açıkladı. Konsey tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Nijer devletine yönelik herhangi bir saldırı veya saldırı girişimi, üyeliği askıya alınan dost ülkeler (Burkina Faso ve Mali) haricinde örgütün herhangi bir üyesine Nijer savunma ve güvenlik güçleri tarafından uyarı yapılmaksızın anında verilecek bir yanıta tanık olacaktır.”

Bu iki ülke daha önce, Nijer’e yönelik herhangi bir hedef almanın kendilerine karşı bir ‘savaş ilanı’ olarak kabul edileceği ve bunun da askeri müdahalelerini gerektireceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Senegal Dışişleri Bakanı Aissata Tall Sall ise ECOWAS’ın askeri müdahale kararı alması halinde ülkesinin Nijer’de düzenlenecek bir askeri operasyona katılmaya ve Nijer’e asker göndermeye hazır olduğunu açıkladı. Paris’te dolaşan bilgilere göre Fildişi Sahili ve Benin de katılmaya hazır. Nijer Cumhurbaşkanı’nın ‘dostane bir çözüme’ bağlı olduğunu belirtmesine rağmen Nijer kuvvetleri, askeri gücün ana arteri olacak.

Ancak böyle bir çözümün yokluğunda, darbelerin bulaşıcı olmasından korkan ve kendisini ‘Batı Afrika’da istikrarı koruyan, demokratik rejimleri destekleyen ve darbe seçeneğini reddeden’ etkili bir güç olarak empoze etmek isteyen Abuja, müdahaleden geri adım atmanın ECOWAS’a güvenilirliğini kaybettireceğini düşünüyor. Bu durum, yakın zamanda iktidara gelen başkanı Bola Tinubu’ya yansıyacak. Kendisi, demokratik olmayan yollarla gerçekleşen siyasi değişimi reddeden en güçlü isimlerden biri ve Sahel ve Batı Afrika’daki darbecilerin de dahil olduğu geniş bir cephenin kurulmasına da son vermek istiyor.

Fotoğraf Altı: Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)
Nijer’den tahliye edilenler, Paris’teki Charles De Gaulle Havalimanı’nda medyaya açıklamalarda bulundular. (AP)

Müdahale isteksizliği

Geriye, ilki Fransa ve ABD pozisyonlarıyla ilgili olan son bir çift soru kalıyor. Elbette Paris ve Washington, ECOWAS’ı teşvik ediyor ancak kesinlikle doğrudan müdahale etmek istemiyorlar ve ‘geriden liderlik’ ilkesiyle çalışmaya gayret gösteriyorlar. Ancak olayların gidişatını değiştirebilirler. İkinci yön ise askeri müdahaleye izin veren ‘yasal örtü’ ile ilgili. Prensip olarak, üçüncüsü olmayan iki yol var. Birincisi, Rusya ve Çin’in veya her ikisinin birlikte olası ‘vetosu’ nedeniyle pek olası olmayan Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) bir karar almaktır. İkincisi de uluslararası toplumun Nijer’in tek meşru başkanı olarak gördüğü Başkan Bazoum’un resmi talebinin ortaya çıkmasıdır. Gündemde ise şu soru var: Bazoum tarafından geçen perşembe akşamı Washington Post’ta yayınlanan, kendisini bir ‘rehine’ olarak gördüğü ve ABD hükümetini ve tüm uluslararası toplumu ‘anayasal düzeni yeniden tesis etmeye yardım etmeye’ çağıran mesaj, ülkesine askeri müdahale için resmi bir çağrı olarak kabul edilecek mi?

Cevabı ilerleyen günlerde belli olacak...



Pakistan, Afganistan'a yönelik baskınları savunuyor ve Kabil'den silahlı grupları dağıtmasını istedi

Dün İran'dan dönerken Nimroz vilayetindeki İpek Köprüsü'nü geçen Afganlar (AFP)
Dün İran'dan dönerken Nimroz vilayetindeki İpek Köprüsü'nü geçen Afganlar (AFP)
TT

Pakistan, Afganistan'a yönelik baskınları savunuyor ve Kabil'den silahlı grupları dağıtmasını istedi

Dün İran'dan dönerken Nimroz vilayetindeki İpek Köprüsü'nü geçen Afganlar (AFP)
Dün İran'dan dönerken Nimroz vilayetindeki İpek Köprüsü'nü geçen Afganlar (AFP)

Pakistan Cumhurbaşkanı Asif Ali Zerdari dün, komşu ülke Afganistan'da devam eden askeri saldırıları savunarak, İslamabad'ın Afganistan topraklarından faaliyet gösteren militanları hedef almadan önce her türlü diplomatik yolu denediğini söyledi.

Associated Press'e (AP) göre Zerdari, Kabil'deki Taliban hükümetine Pakistan'daki saldırılardan sorumlu grupları dağıtması çağrısında bulundu.

Pakistan daha önce Afganistan ile ‘açık savaş’ halinde olduğunu açıklamış ve uluslararası toplumda endişe yaratmıştı.

Sınır bölgesi, El Kaide ve DAEŞ dahil olmak üzere silahlı örgütlerin kalesi olmaya devam ediyor.

Asif Ali Zerdari parlamentoda yaptığı konuşmada, “Taliban, çatışma ve savaş ekonomisinden beslenen terörist grupları çökertmeyi seçmeli” dedi. Zerdari, hiçbir ülkenin kendi topraklarında art arda saldırılara izin vermeyeceğini de sözlerine ekledi.

Afganistan, pazar günü Pakistan'ın hava saldırılarına yanıt olarak perşembe günü saldırılar başlattı.

Pakistan daha sonra sınır boyunca operasyonlar düzenledi ve Enformasyon Bakanı Ataullah Tarar, 435 Afgan askerinin öldürüldüğünü ve 31 mevziinin ele geçirildiğini açıkladı.

Pakistan, Taliban’ı ‘kendisine yönelik saldırıların tırmanmasına neden olan militanları barındırmakla’ suçlarken, Kabil ise topraklarının Pakistan'a saldırı düzenlemek için kullanıldığı iddialarını reddediyor.

Pakistan ve Afganistan, geçtiğimiz ekim ayında Katar'ın arabuluculuğunda bir ateşkes anlaşması imzaladı, ancak her iki taraf da diğerini anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor. Bunu, Türkiye'nin İstanbul kentinde iki taraf arasında yapılan ve sonuçsuz kalan görüşmeler izledi.

Kabil'de, Taliban Dışişleri Bakanı Mali ve İdari İşlerden Sorumlu Yardımcısı Muhammed Naim Vardak, sosyal medya platformu X'te yayınlanan bir açıklamada, Taliban güçlerinin Durand Hattı'nı geçtiğini ve Pakistan topraklarında ‘şiddetli çatışmalara’ girdiğini söyledi.

Afgan haber ajansı Khaama Press'e göre Vardak, çatışmaların şu anda sınır boyunca bulunan Pakistan askeri üslerinde yaşandığını belirtti.

Vardak, çatışmaların devam etmesi ve Taliban güçlerinin saldırmaya karar vermesi halinde Pakistan topraklarında önemli ilerlemeler kaydedebileceklerini de sözlerine ekledi. Pakistanlı yetkililer Vardak'ın açıklamalarına resmi olarak yanıt vermedi.

Bu açıklamalar, sınır ötesi çatışmaların ve Pakistan'ın Afganistan'da hava saldırıları düzenlediğine dair haberlerin dördüncü gününe girildiği bir dönemde yapıldı.

Basında yer alan haberlere göre Pakistan savaş uçakları ve insansız hava araçları (İHA) Kabil, Taliban askeri merkezleri ve Bagram Hava Üssü dahil olmak üzere birçok yeri hedef aldı.


Dünya Bankası Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Şu anda kimse bölgedeki gerginliğin sonuçlarını değerlendiremez

Dünya Bankası Başkanı’nın Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan fabrikaları ziyaretinden (Dünya Bankası)
Dünya Bankası Başkanı’nın Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan fabrikaları ziyaretinden (Dünya Bankası)
TT

Dünya Bankası Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Şu anda kimse bölgedeki gerginliğin sonuçlarını değerlendiremez

Dünya Bankası Başkanı’nın Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan fabrikaları ziyaretinden (Dünya Bankası)
Dünya Bankası Başkanı’nın Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan fabrikaları ziyaretinden (Dünya Bankası)

Bölgedeki jeopolitik gerilimlerin artmasıyla birlikte, Ortadoğu ekonomilerinin yeni şokları absorbe edebilme kapasitesi ve büyüme, enflasyon ve sermaye akışları üzerindeki etkiler konusunda endişeler artıyor. Bu bağlamda Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İstikrarsızlık hiçbir bölge için iyi değildir” dedi. Banga, etkilerin boyutunu belirlemede kritik faktörün ‘gerilimin ne kadar süreceği’ olduğunu vurguladı ve “Şu anda bunu kimse söyleyemez… Ben de söyleyemem” ifadelerini kullandı.

Banga’nın açıklamaları, bugün Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusundaki bir fabrika ziyareti sırasında, Şarku’l Avsat’ın bölgedeki tırmanışın etkileri, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının olası sonuçları, petrol fiyatlarının varil başına 100 doları geçip geçmeyeceği ve bunun 2026 yılında küresel büyüme, enflasyon ve gelişmekte olan piyasalara sermaye akışları üzerindeki etkileriyle ilgili sorularına yanıt olarak geldi. Banga, “Cevaplar birbirine bağlı; çünkü ekonomik etkilerin derinliği, bozulmaların ne kadar süreceğine bağlı” dedi.

Banga, Mısır örneğini vererek, ülkenin son yıllarda Kovid-19 salgını, küresel dalgalanmalar ve Süveyş Kanalı gelirleriyle ilgili zorluklar gibi ardışık belirsizlik dalgalarıyla başa çıktığını belirtti. Bu durumun ekonomik kalkınma üzerinde yaratacağı zorlukları anlamanın zor olmadığını ifade ederek, maliye, para birimi ve enflasyon üzerinde baskı yaratan küresel istikrarsızlığa dikkat çekti.

Banga’nın açıklamaları, Ortadoğu’daki gerilimin yayılmasına ilişkin kaygıların arttığı bir döneme denk geliyor. Petrol fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesi, doğrudan küresel enflasyonu artırabilir ve merkez bankalarını fiyatları kontrol etme ile büyümeyi destekleme arasında zor bir denkleme sokabilir. Küresel finansal koşulların sıkılaşması ise dış finansman ve yabancı yatırımlara bağımlı gelişmekte olan piyasalara sermaye akışlarının yavaşlamasına yol açabilir.

tbgt
Dünya Bankası Başkanı’nın Mısır’ın başkenti Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan fabrikaları ziyaretinden (Dünya Bankası)

Kısa ve orta vadeli etkilerle ilgili olarak Banga, istikrarsızlığın ‘kısa süreli’ olması durumunda etkilerin sınırlı kalabileceğine işaret etti, ancak gerilimlerin daha uzun sürmesi halinde baskıların katlanacağını belirtti. Bu yaklaşım, Dünya Bankası’nın belirsiz bir ortamda sayısal tahminler yapmak yerine, öngörülerini zaman çerçevelerine dayandırmayı tercih eden temkinli tutumunu yansıtıyor.

Dünya Bankası, Mısır hükümetiyle iş birliğini sürdürüyor

Mısır bağlamında Banga, Dünya Bankası’nın hükümetle finansmanı aşan geniş bir program yelpazesi üzerinden çalışmaya devam ettiğini vurguladı. Bu programlar, iş ve yönetim reformlarının desteklenmesini, özel sektörün rolünün güçlendirilmesini, fiziksel altyapının geliştirilmesini ve insan sermayesine yapılan yatırımları kapsıyor; amaç, sürdürülebilir istihdam yaratmak.

Banga, Kahire ziyaretinde sosyal konut projesi ve elektrikli otobüs üretim hatlarını inceledi. Sosyal konut projesinin, büyüklük ve hedef açısından dünyadaki en iddialı projelerden biri olduğunu belirtti. Projeden yararlananların büyük kısmının ilk kez ev sahibi olan ve 40 yaşın altındaki kişiler olduğunu kaydetti. Banga, projeden çıkarılacak önemli derslerin ‘hükümetin iddiası, ipotek piyasasının inşası ve finansal kapsayıcılığın artırılması’ olduğunu; bunların gençleri güçlendirmek ve konut sahipliğini yaygınlaştırmak için gerekli olduğunu ifade etti.

Daha geniş bir perspektifte Banga, -konut, ulaşım ve enerji gibi alanlarda- altyapıya yapılan yatırımları gelişmekte olan ekonomilerin dış şoklara karşı dayanıklılığını artırmakla ilişkilendirdi. Banga’ya göre büyüme kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve tarım, turizm ve imalat gibi sektörlerin desteklenmesi, enerji ve küresel ticaret piyasalarındaki dalgalanmaların etkilerini azaltabilir.

Banga’nın Dünya Bankası adına özetlediği yaklaşım, istikrarsızlık riskine karşı uyarıda bulunurken, belirsiz zaman çizelgesi altında tahminleri abartmaktan kaçınmak üzerine kurulu. Kısa süreli bir bozulma ile uzun süreli bir kriz senaryosu arasında 2026’nın ekonomik çerçevesi şekillenecek. Netlik sağlanana kadar esneklik, yapısal reformlar ve özel sektörün güçlendirilmesi, hem Mısır’da hem de bölgede şokları yönetmenin temel araçları olmaya devam edecek.


Türkiye: Amerika, İsrail ve İran arasındaki tırmanan çatışma, bölge için en tehlikeli senaryodur

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye: Amerika, İsrail ve İran arasındaki tırmanan çatışma, bölge için en tehlikeli senaryodur

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte, Türkiye'nin bölgeye istikrarı yeniden kazandırmak için çabalarına devam edeceğini teyit etti (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, ABD, İsrail ve İran arasında tırmanan çatışmanın tehlikelerine ve bunun bölgesel istikrara etkisine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin daha fazla kan dökülmeden bölgeyi bu kargaşadan kurtarmak için elinden gelenin en iyisini yaptığını belirtti.

Erdoğan, bugün Ankara'da düzenlenen bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Türkiye'nin barışçıl diplomasi yoluyla diyalog ve müzakereler aracılığıyla sorunlara adil ve eşitlikçi çözümler bulmak için yoğun çaba sarf ettiğini belirtti.

Türkiye'nin bölgede "barış, huzur ve istikrarı teşvik etme" çabalarında kararlı olduğunu teyit etti.

Türk-Amerikan görüşmeleri ve uyarılar

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile üç taraf arasında çatışmadaki gelişmeleri ve bölge üzerindeki etkilerini görüştü.

Dışişleri Bakanlığı merkezinde bugün Barak ile yapılan görüşmenin arifesinde Fidan, son gelişmelerin bölgenin geleceğini ve küresel istikrarı tehdit edebileceğini belirterek, ABD ve İsrail'in İran'ı hedef alan saldırılarının başlangıçta bölgedeki İran yanlısı güçler arasında önemli bir hareketliliğe yol açmadığını, ancak Hizbullah'ta bazı hareketlenmeler yaşandığını kaydetti.

Fidan, bugün Dışişleri Bakanlığı merkezinde ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Türk Dışişleri Bakanlığı- X)Fidan, bugün Dışişleri Bakanlığı merkezinde ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Türk Dışişleri Bakanlığı- X)

Sözlerine şöyle devam etti: "Şu anda İran halkı içinde rejim değişikliğine yol açacak bir huzursuzluk dalgası görünmüyor, ancak mevcut koşullar altında en tehlikeli senaryo, çatışmanın tırmanması ve İran da dahil olmak üzere tüm bölgeye yayılan bir istikrarsızlık ortamı yaratmasıdır."

Ankara'da Türk medya temsilcileriyle pazartesi akşamı yaptığı iftar yemeğinde konuşan Fidan, İran ve Ortadoğu'da istikrarın korunmasının kritik önemini vurguladı. Türkiye'nin gerilimi azaltmak ve barışı yeniden tesis etmek için yoğun çabalar sarf ettiğini ve bu çabaların savaşın patlak vermesini geciktirmeye katkıda bulunduğunu belirten Fidan, İran ve ABD arasındaki müzakerelerin sonuç vereceğini umduğunu ifade etti.

Ayrıca, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun amacının İran'da rejim değişikliği olduğunu ve İsrail ile ABD'nin İran'ı gelecekteki bir tehdit olmaktan çıkarmak için çalıştığını belirtti.

İran'a Uyarılar

İran'ın ise Körfez ülkelerindeki enerji hedeflerini bombalayarak "ağır bedel ödetmeye" çalıştığını, ancak ABD'ye savaşı durdurması için baskı yapılması yönündeki beklentisini karşılamadığını belirtti.

Şöyle devam etti: "İran'ın kaç füzesi kaldığını bilmiyorum, ancak İran füzelerini ve insansız hava araçlarını ciddi şekilde kullanırsa, İsrail'e önemli ölçüde zarar verebilir."

Fidan, İran'ın Arap ülkelerindeki ABD üslerini doğrudan hedef almasının, durumun daha geniş bir bölgesel güvenlik krizine dönüşme olasılığını artırdığı konusunda uyardı. Hürmüz Boğazı da bir diğer sorun; çünkü kapanması küresel finans ve enerji piyasalarında önemli dalgalanmalara yol açabilir ve potansiyel olarak Amerika Birleşik Devletleri'ni hızlı bir şekilde harekete geçmeye zorlayabilir.

Körfez ülkelerinin İran'a misilleme yapma olasılığına ilişkin olarak Fidan, “İran resmi olarak hiçbir şey açıklamadı, ancak bölgesel ülkelerin saldırılarına karşılık verdiği yönünde bazı iddialar var ve biz de bu iddiaları duyuyoruz. Bu doğru olabilir” dedi.

İran'ın Amerikan ve İsrail saldırılarına misilleme olarak Türkiye'deki üsleri hedef alma olasılığına ilişkin olarak ise Fidan, İran meselesinden bağımsız olarak Türkiye'nin her zaman kendini koruduğunu ve bunu yapacak irade ve kapasiteye sahip olduğunu söyledi.

Fidan ayrıca İran'ın Kıbrıs'ı hedef alma olasılığını da dışlayarak, "Şu anda Kuzey Kıbrıs için önemli bir tehdit olduğuna inanmıyorum ve güneydeki tehdidin de sınırlı, gerçekten çok sınırlı olduğuna inanıyorum. Sivil altyapıya önemli bir zarar gelmeyebilir" dedi.

Fidan, Türkiye'nin temel talebinin açık olduğunu belirtti: Saldırıların derhal durdurulması ve diplomatik diyaloğun yeniden başlaması.

Potansiyel etkiler

İran'daki savaşın Gazze üzerindeki potansiyel etkilerine ilişkin olarak, Gazze'nin "ciddi" şekilde etkileneceğini belirten Fidan, İsrail'in Gazze'ye giriş ve çıkışı durdurduğunu da ifade etti.

Fidan, Suudi Arabistan, Mısır, Katar ve Ürdün'ün Gazze sorunu konusunda Türkiye ile birlikte çalıştığını ve Mısır hariç bu ülkelerin şu anda başka acil sorunları olduğunu ve gündemlerinin kaçınılmaz olarak değiştiğini belirtti.

Türk vatandaşları bugün Türkiye'nin doğusundaki Van ilinde bulunan İran sınırındaki Kapıköy sınır kapısından geçerek ülkelerine geri döndüler (Reuters)Türk vatandaşları bugün Türkiye'nin doğusundaki Van ilinde bulunan İran sınırındaki Kapıköy sınır kapısından geçerek ülkelerine geri döndüler (Reuters)

İran'dan Türkiye'ye olası bir göç dalgasıyla ilgili olarak Fidan, ülkesinin gerekli kaynaklara ve planlara sahip olduğunu belirtti. Ayrıca, İran'ın şu anda vatandaşlarının sınırdan geçmesine izin vermediğini ve bu nedenle İran'dan Türkiye'ye şu anda herhangi bir göç akışı olmadığını kaydetti.

İran'da şu anda çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere yaklaşık 20 bin Türk'ün yaşadığını ve hem Türk vatandaşlarının hem de diğer ülkelerin vatandaşlarının Türkiye'nin İran ile olan üç sınır kapısından herhangi bir engel olmadan Türkiye'ye geçebildiğini belirtti.

Ahmet Davutoğlu (X hesabından)Ahmet Davutoğlu (X hesabından)

Bu bağlamda, eski Başbakan ve muhalefetteki Gelecek Partisi'nin mevcut lideri Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin hiçbir koşulda İran'daki mevcut savaşa karışmaması ve topraklarının, üslerinin ve hava sahasının İran'a karşı kullanılmasına izin vermemesi gerektiğini vurguladı.

Davutoğlu yaptığı açıklamalarda, bölgeyi gerçekten istikrarsızlaştıracak senaryonun İran ile Körfez ülkeleri arasında bir çatışma olduğunu belirterek, İran ile Suudi Arabistan arasında olası bir gerilim artışının vahim sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Davutoğlu, Türkiye'nin bunun olmasını önlemek için etkili diplomasi yürütmesi gerektiğini vurguladı ve gerekirse, iki tarafın da müzakere masasına davet edilmesi gerektiğini ifade etti.