İran-ABD esir takası anlaşması kapsamında İran’ın dondurulan fonlarının transferi bekleniyor

ABD Donanmasına ait USS Bataan isimli amfibi hücum helikopter gemisi geçtiğimiz salı günü Kızıldeniz'de yola çıktı (AP)
ABD Donanmasına ait USS Bataan isimli amfibi hücum helikopter gemisi geçtiğimiz salı günü Kızıldeniz'de yola çıktı (AP)
TT

İran-ABD esir takası anlaşması kapsamında İran’ın dondurulan fonlarının transferi bekleniyor

ABD Donanmasına ait USS Bataan isimli amfibi hücum helikopter gemisi geçtiğimiz salı günü Kızıldeniz'de yola çıktı (AP)
ABD Donanmasına ait USS Bataan isimli amfibi hücum helikopter gemisi geçtiğimiz salı günü Kızıldeniz'de yola çıktı (AP)

CNN, İran'da tutuklu bulunan beş ABD vatandaşının serbest bırakılması anlaşması için ABD ile İran arasında devam eden müzakereleri yakından takip eden ABD’li bir yetkilinin, iki ülkeden heyetlerin Doha'da ‘birbirlerine yakın, fakat görüş alanı içinde olmayan’ farklı otellerde bir araya geldiklerini söylediğini aktardı.

Şarku'l Avsat'ın CNN’den aktardığı habere göre ABD’li yetkili, bir yılı aşkın süredir Katar'ın başkenti Doha’daki otellerde devam eden müzakerelerden hiçbirinin yüz yüze yapılmadığını, bunun yerine Katarlı diplomatların iki taraf arasında bu zor anlaşmaya varılması için mekik diplomasisi yürüttüklerini belirtti. Dolaylı müzakereler, birbiriyle konuşmayan iki ezeli düşman ülke arasında olası bir diplomatik atılım olurken iki yıl süren dolaylı müzakereler sonucunda bu hafta açıklanan esir takası anlaşmasına varıldı.

Bu yoğun çabalar, perşembe günü İran'ın kötü şöhretli Evin Hapishanesi’nde tutulan dört ABD vatandaşının ev hapsine alınması ve bir diğer tutuklu bulunan ABD vatandaşının ise ev hapsinde tutulmaya devam edilmesi kararıyla ilk meyvelerini verdi.

CNN’in kaynaklarına göre Washington, bu konuda Tahran'la doğrudan görüşmeye yönelik girişimleri reddetti.

ABD'li yetkililer, İranlılarla müzakerelere hiçbir garanti verilmeden girseler de işler iyi gidiyor gibi görününce ABD yönetimi Kongre'ye ve ABD'li tutukluların ailelerine kaydedilen ilerlemelerle ilgili bilgiler vermeye başladı.

CNN, ABD’li yetkililerin, tutukluların ev hapsine alınmasından iki gün öncesine kadar anlaşmanın hayata geçirildiğini anlamadıklarını aktarırken CNN’e konuşan ABD’li kaynak, Washington’ın dört ABD vatandaşının hapisten çıkarılmasını öngören anlaşmadaki ilk adımın perşembe günü atılacağına dair ‘somut bilgileri’ çarşamba günü edindiğini söyledi.

Aynı kaynak, ABD'li yetkililerin perşembe günü sahadaki ilerlemeyle ilgili bilgi almak için İsviçre'nin Tahran büyükelçisiyle doğrudan temas kurduklarını belirtti. Bilindiği üzere İsviçre, 40 yıldır ABD'nin İran'daki diplomatik görevlerini yürütüyor.

Fon transferinin önündeki uzun yol

Kaynak, ABD’li yetkililerin dolaylı müzakerelerin devam ettiğini ve hassas bir aşamadan geçtiğini vurguladıkları bir dönemde ilerleme kaydedilen süreci ‘kademeli’ olarak nitelendirdi. Anlaşmada ABD ile İran arasında beklenen esir takası ve bunun karşılığında Tahran'ın Güney Kore'de dondurulan 6 milyar dolarının serbest bırakılması öngörülüyor. İran’ın 6 milyar dolarlık varlığı Katar Merkez Bankasına aktarılacak ve İran sadece ilaç ve gıda gibi insani yardım malzemeleri için satıcılara ödeme yapmak üzere paraya erişebilecek.

CNN'e göre kaynaklar, paranın Trump yönetimi altında kurulan ve yetkilendirilen ve açılan hesaplara yatırılan petrol satışlarından geldiğini söyledi.

Anlaşma sürecini yakından takip eden kaynaklar, İran’ın Güney Kore’deki dondurulan 6 milyar dolarının Katar Merkez Bankasına aktarılması işleminin 30 ila 45 gün sürebileceğini ve paranın Katar'dan önce İsviçre’ye gitmesi gerekeceğini belirttiler.

Associated Press’in (AP) haberine göre para transferinin uzun sürmesinin nedeni İran’ın fonu euro ve dolara kıyasla başka bir para birimine daha az çevrilebilir olan Güney Kore para birimi won cinsinden dondurmak istememesiydi.

ABD'li yetkililer, Güney Kore'nin transferi onayladığını söylerken 6-7 milyar won tutarındaki fonun tek seferde başka bir para birimine çevrilmesinin hem döviz kurunu hem de ekonomiyi olumsuz etkileyeceğinden endişe edildiğini aktardılar.

Bu yüzden Güney Kore’nin yavaş hareket ettiğini belirten yetkililer, paranın Katar Merkez Bankasına küçük miktarlara bölünerek transfer edildiğini eklediler. Bunun yanında fon transferleri sırasında ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlara takılmamak ve ABD’nin finansal sistemine zarar vermekten kaçınılması gerektiğinden üçüncü bir ülkedeki bankalar aracılığıyla karmaşık ve zaman alan bir para transferi operasyonu gerçekleştiriliyor.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, cuma günü yaptığı açıklamada, “Güney Koreliler ile bu konuda yoğun çalışmalar gerçekleştirdik. Paranın Güney Kore'den Katar'a transfer edilmesinin önünde hiçbir engel yok” ifadelerini kullandı.

dswef
Kirby’nin 17 Temmuz'da Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, nihai hedefi İran’da tutuklu bulunan ABD vatandaşlarının serbest bırakılması olan süreçte bu noktaya gelinceye kadar ‘uzun bir yol’ kat edildiğini açıklarken CNN, kaynaklarının İran’da tutuklu bulunan ABD vatandaşlarını evlerine geri götürmenin Başkan Biden'ın, göreve başlamasından bu yana öncelikleri arasında yer aldığını söylediklerini aktardı.

6 milyar dolar mı 16 milyar dolar mı?

Ancak İran uzmanları, Biden yönetimini İran'a faaliyetlerini desteklemek için milyarlarca dolar sağlamakla suçlayarak bu gelişmeleri eleştirdiler.

Washington merkezli Demokrasileri Savunma Vakfı'nın (FDD) danışmanlarından Richard Goldberg, (eski adı Twitter olan) X hesabından yaptığı paylaşımdan “Milyarlarca dolar, çeşitli yasadışı faaliyetlere, yeni, güçlendirilmiş bir yeraltı nükleer tesisinin inşasının tamamlanmasına ve İran’ın nükleer eşiği geçmesine destek demektir. İran hiçbir şeyden vazgeçmez ve her zaman kazanır. Bu itidalli tutum, gerçekten sükûnet için değildir, bu bir felakettir” yazdı. Başka bir paylaşımında ise İran’ın serbest bırakılan mal varlığının miktarının 6 milyar dolar olmadığını öne süren Goldberg, “Hali hazırda Irak'tan Umman'a aktarılan 10 milyar dolar bulunuyor. Yani aslında şu an İran’ın serbest bırakılan mal varlığı miktarı toplam 16 milyar dolar. Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) kimse 7 milyar dolarla ilgili yorum yapmıyor. Hiç daha önce İran'a gittiniz mi? İran Dışişleri Bakanı bu hafta Japonya'daydı ve Japon yetkililerden 3 milyar dolar istedi” ifadelerine yer verdi.

Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü'nden analist Henry Rome da X hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın uranyum stoklarını yüzde 60 oranında azaltma anlaşmasının, ABD ile İran arasında Umman'da yapılan müzakerelerde varılan anlaşmaların uygulanmasında yapıcı bir adım olduğunu söyledi.

Eylül ayında hassas diplomatik adımlar atılacağını söyleyen Rome, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) raporunda İran’ın Fordo'daki nükleer tesiste zenginleştirilen uranyum stokunu azalttığını ve UAEA müfettişleri ile iş birliği yaptığını teyit edeceğini belirterek, “Tüm bunlar, gerilimin azaltılması durumunun değerlendirilmesi açısından önemli. Raporda kesinlikle hiçbir kınama yer almayacak” dedi.

Rome, Tahran’ın, ahlak polisi (irşad devriyesi) tarafından kurallara göre örtünmediği gerekçesiyle tutuklanan genç kadın Mahsa Amini'nin ölümünün ardından başlayan halk protestolarının birinci yıl dönümü öncesinde toplumu baskılamak amacıyla diplomaside kaydedilen bu ilerlemeyi istismar edebileceğini düşünüyor.

ABD-İran anlaşmasının başlıca iki nedeni

Wall Street Journal (WSJ) gazetesine göre bazı gözlemciler, ABD ile İran’ın anlaşmaya varmalarının başlıca iki nedeni olabileceğini düşünüyorlar. Gözlemcilere göre bu iki nedenden biri İran'ın, zenginleştirilmiş uranyum stokunu ‘gönüllü olarak’ azaltarak, UAEA Yönetim Kurulu'nun bir sonraki toplantısında uygulanabilecek yaptırımlardan kaçınma girişimi, iki neden ise ABD’nin uzun süredir Körfez sularında daha önce eşi ve benzeri görülmemiş askeri yığınağının Tahran'a ‘net’ bir mesaj vermiş olması.

AP tarafından aktarıldığına göre ABD güçleri ve Batılı müttefikleri, cumartesi günü stratejik konuma sahip Hürmüz Boğazı'ndan geçen yük gemilerine, olası bir saldırı durumuna karşı önlem amacıyla İran karasularından mümkün olduğunca uzak durmaları konusunda yeni bir uyarıda bulundular. Gözlemcilere göre bu, ABD-İran müzakerelerinin devam etmesine rağmen iki ülke arasındaki gerilimin de sürdüğü bir dönemde yapılan ‘katı’ bir uyarıydı.

Kısa bir süre önce askeri takviyelerin gönderildiği ABD Donanması 5. Filo Sözcüsü Komutan Tim Hawkins, “ABD destekli bir donanma gücü, dizginlemeye çalıştığımız mevcut bölgesel gerilimler temelinde bölgedeki denizcilere olası bir saldırı riskini azaltmak için almaları gereken uygun önlemleri bildirdi. Gemilere İran karasularından mümkün olduğu kadar uzak durmalarını tavsiye etti” şeklinde konuştu.



Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi
TT

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan askeri saldırıların 5 gün süreyle ertelenmesi talimatı verdiğini duyurdu. Trump ayrıca, bölgedeki askeri operasyonları sonlandırmak için 5 temel hedeflerinin olduğunu açıkladı.

Donald Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden peş peşe yaptığı açıklamalarda, İran ile Ortadoğu'daki gerilimi sona erdirecek kapsamlı bir çözüm üzerinde çalışıldığını belirtti.

Trump, son iki gündür süren yapıcı görüşmelerle, İran'ın enerji santralleri ve altyapısına yönelik saldırı planlarını geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

Saldırılar 5 gün süreyle askıda

Trump, "Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin tonuna dayanarak, Savaş Bakanlığı'na, devam eden toplantıların başarısına bağlı kalmak kaydıyla, İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıları beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" dedi.

Tahran yönetimini terör rejimi olarak nitelendiren Trump, İran’a yönelik askeri çabaların hedeflerine ulaşmaya çok yaklaştığını savundu.

Trump, bölgedeki askeri varlığı azaltmak veya sonlandırmak için şu 5 şartın yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:

1 - İran'ın füze kapasitesinin, fırlatıcılarının ve bunlarla ilgili her şeyin tamamen etkisiz hale getirilmesi.

2 - İran'ın savunma sanayi altyapısının tamamen çökertilmesi.

3 - İran Deniz ve Hava Kuvvetleri ile hava savunma sistemlerinin ortadan kaldırılması.

4 - İran'ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına asla izin verilmemesi ve ABD’nin olası bir durumda anında ve güçlü tepki verecek konumda kalması.

5 - İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bölge müttefiklerinin en üst düzeyde korunması.

ABD Başkanı daha önce İran’a, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etmişti.

İran’dan yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmadığını belirtti. Arakçi, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, gemilerin geçişten kaçınmasının nedeninin savaş riski ve sigorta şirketlerinin çekinceleri olduğunu ifade ederek, gerilimin sorumlusunun İran olmadığını savundu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ise savaşa taraf olmayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için Tahran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini açıkladı.

Açıklamada ayrıca, İran kıyıları veya güney adalarının hedef alınması durumunda deniz iletişim hatlarının kesileceği ve deniz mayınlarının döşeneceği uyarısında bulunuldu. Bu ifadelerin, ABD’nin İran’ın ana petrol ihracat noktası olan Hark Adası’na yönelik olası müdahale planlarına dolaylı bir yanıt olduğu değerlendiriliyor.

İran Devrim Muhafızları da enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya aynı düzeyde karşılık verileceğini belirterek, elektrik üretim tesislerinin hedef alınması halinde İsrail’deki enerji altyapısı ile bölgedeki ABD üslerine enerji sağlayan sistemlerin vurulacağını açıkladı.

Trump’ın bu açıklaması, son dönemdeki sert söylemlerinin ardından siyasi ve medya çevrelerinde sürpriz olarak değerlendirildi. ABD Başkanı kısa süre önce “güç yoluyla barış” yaklaşımını yinelemişti.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından İsrail ve ABD, başta Tahran olmak üzere çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. İran ise İsrail ve bazı Körfez ülkelerine füze saldırılarıyla karşılık verdi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri tehdit etti.

Bu gelişmeler, boğazda fiili bir kapanmaya yol açarken küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa neden oldu.


Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın Ortadoğu'daki gerilimlere kapsamlı çözüm bulmak amacıyla son iki gündür "iyi ve verimli" görüşmeler gerçekleştirdiğini duyurdu.

Trump, açıklamasında bu "derinlemesine ve yapıcı" görüşmelerin hafta boyunca devam edeceğini belirterek, görüşmelerin "doğası ve atmosferi" göz önüne alındığında, İran'ın enerji santrallerini ve altyapısını hedef alabilecek olası askeri saldırıların beş gün ertelenmesi talimatını verdiğini söyledi.

Açıklamasında, bu ertelemenin "devam eden toplantı ve istişarelerin başarısına bağlı" olduğunu belirtti.

Trump, iki gün önce İran'a, Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine yeniden açması için 48 saatlik bir ültimatom vermiş ve enerji altyapısını yok etmekle tehdit etmişti.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: “İran, herhangi bir tehdit olmaksızın, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı'nı tamamen açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri en büyüklerinden başlayarak tüm enerji tesislerine saldırıp imha edecektir!”

Trump'ın tehdidinden dakikalar sonra, İran ordusu, ABD başkanının enerji altyapısını yok etme tehditlerini yerine getirmesi halinde, bölgedeki enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini hedef alacağını duyurdu.


Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.