İran savaşı, küresel tahvillerde 2,5 trilyon dolarlık bir kayba yol açtı

Tokyo Borsası’nın hisse senedi endeks panosunun önünden geçen insanlar (EPA)
Tokyo Borsası’nın hisse senedi endeks panosunun önünden geçen insanlar (EPA)
TT

İran savaşı, küresel tahvillerde 2,5 trilyon dolarlık bir kayba yol açtı

Tokyo Borsası’nın hisse senedi endeks panosunun önünden geçen insanlar (EPA)
Tokyo Borsası’nın hisse senedi endeks panosunun önünden geçen insanlar (EPA)

Ortadoğu’daki savaşın etkileriyle ortaya çıkan stagflasyon korkusu, mart ayında küresel tahvillerin değerinde 2,5 trilyon dolardan fazla kayba yol açtı. Bu durum, piyasaların son üç yılın en büyük aylık kaybını yaşamasına neden oldu.

Tahvil piyasasındaki bu çöküş, petrol fiyatlarındaki keskin artıştan kaynaklandı. Artan enerji maliyetleri enflasyonu hızlandırırken, sabit getirili borç araçlarının değerini eritti. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre tahvillerdeki kayıplar, küresel hisse senetlerinde yaşanan yaklaşık 11,5 trilyon dolarlık değer kaybına kıyasla daha sınırlı görünse de beklenmedikti. Çünkü genellikle jeopolitik kriz dönemlerinde tahviller güvenli liman olarak değer kazanır, fakat mevcut kriz bunu sağlamadı.

Enflasyonist baskılar

Bu bağlamda, Bloomberg göstergelerine göre, devlet ve şirket borçlarının toplam piyasa değeri, şubat ayı sonunda yaklaşık 77 trilyon dolardan mart itibarıyla 74,4 trilyon dolara geriledi. Bu, aylık bazda yüzde 3,1’lik düşüşle Eylül 2022’den bu yana piyasanın en kötü performansını temsil ediyor. Söz konusu dönemde ABD Merkez Bankası (FED), agresif bir sıkılaştırma döngüsünün içindeydi.

Washington ve Tahran arasındaki Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehditleri, merkez bankaları -özellikle FED ve Avrupa Merkez Bankası- tarafından nisan ayında faiz artışı yapılabileceği spekülasyonlarını artırdı. Amaç, kontrolden çıkan enflasyonu dizginlemek olsa da bunun ekonomik büyüme üzerinde baskı yaratabileceği ifade ediliyor.

Küresel gelir kaybı

Kayıplar yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı, Asya piyasalarına da yayıldı. Hindistan, Japonya ve Güney Kore’de devlet tahvillerinin getirileri yükselirken, Avustralya’nın 10 yıllık tahvilleri 2011’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı.

Strateji uzmanlarına göre, savaşın sürmesi ve enerji fiyatlarının artışı, merkez bankalarının piyasaları kurtarma kapasitesini sınırlayacak. Bu durum, düşük büyüme ortamında faiz artışına zorlanmalarına yol açabilir; ekonomik literatürde buna stagflasyon deniyor ve küresel finansal sistemin istikrarı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.



Esnek politikalar ve ulaşım arterleri… Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı krizine karşı ekonomik kalkanı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
TT

Esnek politikalar ve ulaşım arterleri… Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı krizine karşı ekonomik kalkanı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (SPA)

Dünya, ABD-İsrail-İran çatışmasının yarattığı benzeri görülmemiş kriz ortamında sarsılırken ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması tedarik zincirlerini tehdit ederken, Suudi Arabistan ekonomisi direnç ve esneklik konusunda öne çıktı. Uzmanlar, bu dayanıklılığın tesadüfi olmadığını, aksine erken dönemde uygulanan proaktif politikaların ve ulaştırma ile lojistik hizmetlerinin çeşitlendirilmesine yapılan yatırımların bir sonucu olduğunu belirtti. Bu stratejik bütünleşme, Suudi Arabistan’ın coğrafi konumunu tehlikeye açık deniz geçitlerine bağımlı bir noktadan, sağlam bir ekonomik kaleye dönüştürdü. Karayolu, denizyolu ve havayolu üzerinden oluşturulan alternatif güzergâhlar, ülkenin sadece enerji akışını güvence altına almasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda bölgenin gıda ve ilaç ihtiyaçlarını karşılayarak Suudi Arabistan’ı savaş ortamında kritik bir lojistik platform haline getirdi.

Uzmanlar, Suudi politikalarının etkinliği, güç unsurlarının temini ve çoklu nakliye ile ihracat seçeneklerinin varlığının, ABD-İsrail-İran savaşının olası etkilerine karşı Suudi ekonomisinin direnç göstermesinde belirleyici rol oynadığını ifade etti.

Politikaların etkinliği ve güç unsurlarının çokluğu

Bu çerçevede Suudi Arabistan Şura Konseyi Üyesi Fadl bin Saad el-Buayneyn, Suudi Arabistan ekonomisinin güç, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik özellikleri taşıdığını belirterek, mevcut krizden kaynaklanan riskler ve etkiler yüksek olsa da ekonominin mevcut kapasitesi ve verimliliği sayesinde değişen koşullara uyum sağlayabildiğini vurguladı. Bu durumun, olumsuz etkilerin azaltılmasına önemli katkı sağladığını ifade etti.

gtb
Riyad ile Suudi başkentinin yaklaşık 200 kilometre doğusunda bulunan el-Ahsa arasındaki otoyolda seyreden kamyonlar (AFP)

El-Buayneyn, Suudi ekonomisinin derinliği ve büyüklüğünün, ani şokları absorbe etmesine ve bunlarla başa çıkmasına imkân verdiğini, hatta bazı durumları fırsata dönüştürerek olası eksiklikleri telafi edebildiğini söyledi.

Ayrıca petrol sektörüne yönelik stratejik vizyon ve tedarik güvenliğini sağlamak için alınan önleyici önlemlerin, Hürmüz Boğazı’nın kapanması sonrası petrol ihracatında önemli alternatifler oluşturduğunu ve bu sayede komşu ülkelerin yaşadığı olumsuz etkilerin sınırlı kaldığını belirtti. El-Buayneyn’e göre, ihracatların sürdürülebilirliği, Saudi Aramco’nun güvenilirliğini güçlendirdi, devlet gelirlerini korudu ve yüksek petrol fiyatlarından elde edilen kazançlarla eksik olan miktarların etkisi dengelenmiş oldu.

Vizyon 2030’un temel rolü

El-Buayneyn, Vizyon 2030 kapsamında gerçekleştirilen reformların, ekonominin çeşitlendirilmesi ve finansal, ekonomik ve petrol alanlarında stratejik risk yönetimi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman tarafından doğrudan denetlenen tedbirli yönetim ile finans ve petrol alanındaki stratejik risk yönetiminin, krize karşı ilk savunma hattını oluşturduğunu belirtti.

ttrgtr
Suudi Arabistan’ın doğusundaki Selva Sınır Kapısı’ndan Katar’a geçmek için bekleyen tırlar (AFP)

El-Buayneyn, Standard & Poor’s tarafından Suudi Arabistan’ın kredi notunun ‘A+’ ve görünümünün ‘istikrarlı’ olarak teyit edilmesini, ekonominin dayanıklılığı ve verimliliği açısından en tarafsız kanıt olarak değerlendirdi.

Ayrıca savunma unsurlarının rolüne dikkat çeken el-Buayneyn, askeri sektörün gücü ve hazırlığının petrol varlıklarını koruma ve ekonomik güvenliği sağlama açısından en önemli unsur olduğunu kaydetti. Ülkenin konumu ve Kızıldeniz’e kıyısı sayesinde ticaret hatlarının sürdürülebilirliğine ve bölgesel ticaretin korunmasına da katkı sağlandığını ifade etti.

Lojistik platformu ve insani sorumluluk

El-Buayneyn’e göre, Suudi Arabistan küresel bir lojistik platformuna dönüştü. Ülkenin havalimanları ve limanları, kardeş ülkelere alternatif olacak şekilde açıldı ve böylece gıda ve ilaç tedarik zincirlerinin sürekliliği sağlanarak Körfez piyasalarına güven verildi. Enerji sektöründe ise Suudi Arabistan, müşterilerinin taleplerini karşılamaya devam etti; ayrıca Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ve yurt dışındaki stoklardan faydalanarak spot piyasaya ilave petrol sevk etti.

El-Buayneyn, ulaşım ve lojistik hizmetlerinde de Suudi Arabistan’ın, yurt dışında mahsur kalanları ülkelerine geri gönderme ve alternatif havalimanlarını kullanarak Körfez havayolu şirketlerinin faaliyetlerini güvence altına alma konusunda başarılı olduğunu aktardı.

Ayrıca ülkenin doğusundaki limanların bölgede önemli bir insani ve lojistik rol üstlendiğini belirten el-Buayneyn, yaklaşık 3 bin 200 gemiye ve 40 bin denizciye gıda, ilaç ve yakıt sağlandığını, bunun İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle gerekli olduğunu ifade etti. El-Buayneyn, Suudi Arabistan’ın insani çabalarının ‘en zor koşullarda ve uluslararası hukuka aykırı barbar saldırılara rağmen devam ettiğini’ vurguladı.

Krizler karşısında metanet

Öte yandan, Abha Ticaret Odası Başkanı Abdullah el-Mubti Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan ekonomisinin ABD-İsrail-İran çatışmasının etkilerine karşı dayanıklı olduğunu vurguladı. El-Mubti, bunun temelinde ‘liderliğin ekonomiyi güçlendirmek için ortaya koyduğu net vizyon ve akılcı planlar’ olduğunu belirtti.

fdfv
Otomobil yüklü bir kargo gemisi Hürmüz Boğazı’na doğru ilerliyor. (AP)

El-Mubti, Suudi ekonomisinin krizler karşısındaki direncini, ülke liderlerinin ekonomiyi güçlendirmek için belirlediği açık vizyon ve stratejik planlara bağladı. Bu durumun, Suudi Arabistan’ı yoğun bir savaş ortamında dahi güvenilir bir stratejik derinlik sağlayan ülke konumuna taşıdığını ifade etti.

Ayrıca, Suudi Arabistan’ın önceden planlama yapma ve gelişmeleri öngörme sorumluluğunu ciddiyetle benimsediğini, bunun ülke ve vatandaşların çıkarlarını koruma çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Kara taşımacılığı çözümleri

El-Mubti, Suudi Arabistan’ın hiçbir zaman savaş yanlısı olmadığını vurgulayarak, ülkenin stratejik alternatifler geliştirme konusundaki vizyonunun başarılı olduğunu ifade etti. Örnek olarak, Hürmüz Boğazı yerine Kızıldeniz üzerinden petrol sevkiyatını sağlayabilme kapasitesini ve mevcut lojistik altyapı aracılığıyla Körfez ülkeleri ve diğer bölgelere tüm ihtiyaçların ulaştırılmasını gösterdi.

fvbfr
Suudi Arabistan’dan ham petrol yüklü bir tanker Mumbai limanına ulaştı (AP)

El-Mubti, “Hızlı sonuçlardan biri olarak, Suudi kara taşımacılığı sektörünün yüksek kapasite ve hızlı yanıt verme yeteneği sayesinde, hem yolcu taşımacılığında hem de tedarik zincirlerinin güvence altına alınmasında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve çevre ülkelerin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı görüldü. Bu durum, Suudi Arabistan’ın coğrafi konumunu bölge için ekonomik bir kale haline getirmedeki başarısını kanıtladı” dedi.

Krizleri yönetme yeteneği

Al-Tamayuz Technology CEO’su Abdullah bin Zeyd el-Muleyhi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarını yönlendirme konusundaki stratejik planlarının, küresel ve bölgesel ekonomiyi sarsan ciddi krizler karşısında ülkeye olağanüstü bir dayanıklılık kazandırdığını vurguladı. El-Muleyhi, Suudi ekonomisini mevcut savaşın etkilerine karşı ‘en dayanıklı ekonomilerden biri’ olarak nitelendirdi.

El-Muleyhi, Suudi politikalarının yüksek esneklikle tasarlandığını ve bu sayede krizleri emme kapasitesine sahip olduğunu belirtti. Tarihsel olarak 2008 küresel mali krizinde ekonominin gösterdiği direnci ve günümüzde savaşın etkileriyle başa çıkmadaki başarısını örnek gösterdi.

Ayrıca, ekonomiyi çeşitlendiren politikalar ve kara ile deniz limanlarından oluşan gelişmiş altyapının, Suudi Arabistan’ın eşsiz coğrafi konumunun en iyi şekilde değerlendirilmesine katkı sağladığını ifade etti. El-Muleyhi, Hürmüz Boğazı yerine Kızıldeniz üzerinden petrol sevkiyatının mümkün kılındığını ve ‘çoklu nakliye ve ihracat seçeneklerinin bu stratejik direnci mümkün kıldığını’ vurguladı.

El-Muleyhi, Suudi kara taşımacılığı sektörünün bugün bölge ekonomilerinin ‘ana itici gücü’ haline geldiğini, özellikle yolcu ve yük taşımacılığı açısından yoğun kullanım sayesinde güçlü bir büyüme ve canlanma yaşandığını, bu durumun başta BAE olmak üzere bölge ülkelerinin ekonomik krizlere karşı dayanıklılığını artırdığını belirtti.


ESCWA: Savaş Arap bölgesinde 150 milyar dolarlık kayba neden olabilir

Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
TT

ESCWA: Savaş Arap bölgesinde 150 milyar dolarlık kayba neden olabilir

Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)
Rarity adlı petrol tankeri, Maskat’taki Sultan Kabus Limanı’na demirliyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA), Arap bölgesinde benzeri görülmemiş ekonomik kayıplara dikkat çeken ciddi bir uyarı yayınladı. Komisyona göre sadece iki haftalık sürede bölge gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yaklaşık 63 milyar doları (Yüzde 1,6) buharlaştı. Bu kayıp, enerji piyasalarında yaşanan sarsıntılar ve uluslararası ticaret ile havayolu ulaşımındaki aksaklıklarla bağlantılı olup, ESCWA üyesi 21 ülkeyi modern tarihinin en ciddi ekonomik testlerinden biriyle karşı karşıya bırakıyor.

ESCWA’nın “Çatışma ve Sonuçları: Arap Bölgesinde Krizin Şiddetinin Artışı” başlıklı raporu, olası senaryoları detaylı bir şekilde analiz ediyor. Rapor, ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı sadece bir ay sürerse, bölgesel kayıpların 150 milyar dolara kadar çıkabileceğini ve bu miktarın bölge GSYH’sının Yüzde 3,7’sine denk geldiğini öngörüyor. Böyle bir durumda kısa süreli şoklar, kronik yapısal krizlere dönüşebilir.

fvdf
Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

ESCWA’nın 21 üyesi Arap ülkeleri şunlar: Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Tunus, Cezayir, Cibuti, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Somali, Irak, Umman, Filistin, Katar, Kuveyt, Lübnan, Libya, Mısır, Fas, Moritanya ve Yemen.

Körfez ülkeleri krizin merkezinde

Rapor, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin doğrudan finansal kayıpların en büyük kısmını üstlendiğini vurguluyor. Bu ekonomiler yapısal olarak sağlam olsa da, çatışma nedeniyle yerel borsaların piyasa değeri düşerken, devlet tahvili getiri farkları genişledi. Bu durum, jeopolitik risklerin arttığını ve devlet borç sigorta maliyetlerinin yükseldiğini gösteriyor.

gffrg
Patapsco Nehri’nde bir yük gemisinin üzerinde konteynerler (AP)

Enerji sektöründe ESCWA, etkilenen ülkelerde petrol üretiminde ilk iki haftada günlük 20 milyon varil azalma yaşanacağını varsaydı. Bu azalma, ihracat yollarındaki lojistik aksaklıklardan kaynaklanıyor. Sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tedarikinde özellikle Katar’ın rolü öne çıkıyor; Katar dünya ihtiyacının Yüzde 19’unu sağlıyor. Nakliye ve ihracat sorunları Avrupa’da gaz fiyatlarını Yüzde 80 oranında yükseltti ve uzun süreli tedarik kesintisi endişelerini artırdı.

Hürmüz Boğazı… Küresel ticarette felç

ESCWA, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin tarihsel bir düşüşle Yüzde 97 oranında azaldığını belgeledi. Bölge limanlarına günlük gelen gemi sayısı 137’den yalnızca 5’e düştü. Bu stratejik aksaklık, günlük yaklaşık 2,4 milyar dolar değerinde mal akışının durmasına ve savaş riskine karşı sigorta primlerinin astronomik şekilde yükselmesine neden oldu. Sadece ilk iki haftada birikmiş ticari kayıplar yaklaşık 30 milyar dolara ulaştı; çatışma bir ay sürerse bu kaybın 60 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Havacılık ve turizm sektörü

Rapora göre havacılık ve turizm, “operasyonel şoklardan” en çok etkilenen sektörler arasında. Sadece 12 gün içinde 9 bölgesel ana havaalanında 18.400’den fazla uçuş iptal edildi. ESCWA, havayolu şirketlerinin ilk kayıplarını 1,9 milyar dolar olarak tahmin ederken, savaş bir ay sürerse bu rakam 3,6 milyar dolara ulaşabilir. Büyük havayolu şirketleri güzergâh değişikliğine gitmek zorunda kaldı; bu durum yakıt tüketimini artırıp uçuş sürelerini uzattı ve ciddi operasyonel kayıplara yol açtı. Turist sayısındaki azalma ülkelere göre Yüzde 10 ile Yüzde 95 arasında değişiyor.

Bölgesel etki haritası

Savaşın etkileri yalnızca çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmadı; ekonomik ve sosyal derinlikleri de etkiledi. Lübnan: Doğrudan şoklardan en çok etkilenen ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. 816 binden fazla kişi insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Lübnan ekonomisi 2019’dan bu yana Yüzde 40 küçüldü; altyapı ve temel hizmetler ciddi baskı altında.

dfvf
Denver Uluslararası Havalimanı’nda United Airlines gişesinde self servis check-in kioskları önünde yolcular (AP)

Mısır ve Tunus: Enerji ithalatçısı bu ekonomiler ciddi mali baskılar ve devam eden enflasyonla karşı karşıya. ESCWA, yakıt ithalat faturalarının yıllık yaklaşık 6,8 milyar dolar artabileceğini belirtiyor; bu, ulusal bütçelere büyük yük bindiriyor ve yaşam standardını tehdit ediyor.

Filistin, Sudan, Yemen, Somali: Halihazırda süregelen çatışmalar ve yapısal zayıflıklarla mücadele eden ülkeler, yüksek yoksulluk ve işsizlik oranlarıyla karşı karşıya.

Rapor, insani yardıma ihtiyaç duyan kişi sayısının 82 milyon, çatışmalardan etkilenen nüfusun ise 210 milyon olduğunu belirtiyor. Bu durum, ülkelerin yeni ekonomik şoklarla başa çıkma kapasitesini büyük ölçüde sınırlıyor.

Aylık krizden stratejik felçe

ESCWA iki temel senaryo öngörüyor:

30 Günlük Savaş Senaryosu: Enflasyon artışı ve Körfez’de petrol dışı sektörlerde yavaşlama.

Bölgesel Şok Senaryosu (1 Yıl): Küresel enerji tedarik zincirlerinin kesintiye uğraması, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin aksaması. Bu senaryo bölgeyi yoksulluk ve eğitim açısından on yıllar geriye götürebilir.

fvrb
Katar’ın Ras Laffan Endüstri Şehri’ndeki sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tesisleri (AP)

ESCWA, bu senaryoların gerçekleşme olasılığı düşük görünse de, etkilerinin yönetimi için yüksek düzeyde bölgesel hazırlık ve acil uluslararası koordinasyon gerektiğini vurguluyor. Bu “stratejik felç”, küresel sistemin istikrarını da tehdit ediyor.


Yatırımcılar savaşın zirvesinde neden altından kaçıyor?

Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
TT

Yatırımcılar savaşın zirvesinde neden altından kaçıyor?

Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)
Altın külçeleri üretmek için eritilmeden önce altın takıların hazırlanması, Viyana’daki bir rafineride (AFP)

Rekor yükselişlerin ardından altın ve gümüşün yatırım gündeminin zirvesine yerleştiği bir dönemin ardından, değerli metaller piyasası sert bir satış dalgası ve hızlanan fiyat düşüşleriyle sarsıldı. Böylece altın ve gümüş, artan enflasyon beklentilerinin son kurbanları arasına girdi.

“Kara Perşembe” olarak nitelenen günde, altın ve gümüş vadeli kontratları tarihlerinin en sert günlük düşüşlerinden birini kaydetti. Altın yüzde 5,9 (ons başına 289 dolar) gerilerken, gümüş sadece yedi işlem gününde yaklaşık yüzde 20 değer kaybetti. Altın fiyatları cuma günü de düşüşünü sürdürerek son 15 yılın en kötü haftalık performansını sergiledi. Bu gerilemede, ABD-İran savaşı kaynaklı ekonomik risklere yönelik artan endişeler etkili oldu.

Altın, Ekim 2008’den bu yana en kötü aylık performansına doğru ilerliyor. Buna karşın, 2026 yılı genelinde hâlâ yüzde 5’in üzerinde artıda bulunuyor; bu da savaş öncesinde güçlü bir yükseliş yaşandığını ortaya koyuyor.

Peki, jeopolitik krizler tırmanırken “güvenli limanlar” neden değer kaybediyor?

Bu düşüşün temel nedeni, enflasyon beklentilerindeki değişim ve küresel faiz indirimlerine yönelik umutların zayıflaması. Altın genellikle düşük faiz ortamında cazip hale gelirken, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı enerji şoku, ABD ve Avrupa’daki merkez bankalarının politika alanını daralttı.

fgbgf
Bir çalışan, Seul’deki Kore Altın Borsası mağazasında altın külçelerini sergiliyor (AFP)

Bu hafta merkez bankalarından gelen mesajlar, faizlerin yatırımcıların beklediği kadar hızlı düşmeyebileceğine işaret etti. Bu durum, getiri sağlamayan altını elde tutmanın “fırsat maliyetini” artırarak yatırımcıları daha yüksek getiri sunan tahvillere yöneltti.

Fonlardan çıkış hızlandı

Baskı yalnızca para politikası ve büyük yatırımcılarla sınırlı kalmadı; bireysel yatırımcılar da satış dalgasına katıldı. Verilere göre, dünyanın en büyük altın borsa yatırım fonu olan SPDR Gold Shares (GLD)’dan cuma gününe kadar üst üste altı gün net çıkış yaşandı.

Bu süreçte yaklaşık 10,5 milyon dolarlık çıkış, geçen yıl tek günde görülen 36,8 milyon dolarlık girişle kıyaslandığında sınırlı görünse de, asıl önemli olan “psikolojik dönüşüm”. Daha önce altını “sarsılmaz güvenli liman” olarak gören bireysel yatırımcıların algısı değişiyor.

dcfv
İki kişi, İstanbul’daki Kapalıçarşı’da bir kuyumcu dükkânının önünde altın takılara bakıyor (AFP)

Ocak ayında ons fiyatı 5300 doları aşarken alıma yönelen yatırımcılar, artık altının enflasyona karşı korunma aracı olmaktan ziyade enflasyon beklentilerinin “mağduru” haline geldiğini düşünüyor. Bu da yatırımcıların dolara ve sabit getirili varlıklara yönelmesine neden olarak fiyatlar üzerinde ek baskı yaratıyor.

Zorunlu satışlar ve likidite ihtiyacı

Analistlere göre satışların önemli bir bölümü, altına olan güvenin tamamen kaybolmasından değil, piyasalardaki likidite ihtiyacından kaynaklanıyor. Hisse senedi ve döviz piyasalarındaki kayıplar nedeniyle birçok yatırımcı, altın varlıklarını “nakit kaynağı” olarak kullanıyor.

ddfv
Bir kilogram ağırlığında bir altın külçe ve damgalı bir altın sikke, Dubai’deki bir kuyumcu mağazasında sergileniyor (Reuters)

Bu çerçevede yapılan zorunlu satışlar, altının kriz dönemlerinde bile hızlı nakde çevrilebilen bir varlık olarak görülmesine yol açarken, aynı zamanda fiyat düşüşlerini de hızlandırıyor.

“Akıllı para” da pozisyon azaltıyor

Kurumsal yatırımcılar ve hedge fonları da değerli metallerdeki pozisyonlarını azaltmaya başladı. Piyasalardaki yüksek oynaklık ve hisse senetlerindeki düşüşler, bazı yatırımcıları kâr realizasyonu yapmaya veya diğer piyasalardaki zararlarını telafi etmek için altın satmaya yöneltti.

Uzmanlara göre mevcut tabloda, jeopolitik risk priminden ziyade likidite ihtiyacı belirleyici faktör haline gelmiş durumda.

Merkez bankaları alım tarafında

Buna karşılık, merkez bankaları altın alımlarını sürdürerek piyasada denge unsuru olmaya devam ediyor. Özellikle People’s Bank of China, alımlarını art arda 16’ncı aya taşıyarak şubat ayında yaklaşık 25 ton altın ekledi ve rezervlerini rekor seviyeye çıkardı.

Bu alımlar, rezervleri çeşitlendirme ve dolara bağımlılığı azaltma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Yeni oyuncular sahneye çıkıyor

2026’nın ilk çeyreğinde yalnızca geleneksel alıcılar değil, yeni merkez bankaları da altın piyasasına giriş yaptı. Bank of Korea ilk kez altın ETF’lerini rezerv portföyüne dahil etmeyi planladığını açıklarken, Bank Negara Malaysia uzun bir aranın ardından önemli bir alım gerçekleştirdi.

Bu gelişmeler, merkez bankalarının fiyat düşüşlerini uzun vadeli bir “alım fırsatı” olarak gördüğüne işaret ediyor.

2026 için görünüm

Bazı gelişmekte olan ülkelerin, artan enerji maliyetleri ve kur baskıları nedeniyle altın alımlarını yavaşlatabileceği öngörülüyor. Ancak genel beklenti, 2026 yılında merkez bankalarının toplam net alımlarının 750–900 ton aralığında kalması yönünde.

Bu durum, bireysel ve kurumsal satışlara rağmen altın fiyatları için güçlü bir taban oluşturabilir.

Düşüş dalgası diğer metallere de yayıldı

Satış baskısı yalnızca altın ve gümüşle sınırlı kalmadı. Platin ve paladyum bu ay sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 15 değer kaybederken, bakır ve alüminyum gibi sanayi metalleri de geriledi.

Analistler, bu düşüşü küresel büyüme beklentilerinin yeniden değerlendirilmesine bağlıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki arz risklerine rağmen, yaklaşan küresel resesyonun talebi azaltacağı beklentisi, metallerin cazibesini zayıflatıyor.