Fransa’nın Nijer’deki askeri varlığının geleceği krizi

Fransız askerlerin Nijer’den çıkışı, Paris'in ülkedeki stratejik konumunu kaybetmesine neden olacak

Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
TT

Fransa’nın Nijer’deki askeri varlığının geleceği krizi

Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)
Başkent Niamey'de ülkedeki Fransız askerlerinin en geç ay başında geri çekilmesi talebiyle düzenlenen protesto gösterisine katılan eylemciler (AFP)

Nijer'de 26 Temmuz’da sivil yönetime karşı yapılan askeri darbenin hemen ardından Fransa’nın ülkede konuşlu bin 500 askeri personelinin geleceği konusu gündeme getirildi. Birçok analist hiç vakit kaybetmeden Nijer’deki Fransız askerlerinin, Mali'de konuşlu olan, ancak geçtiğimiz yıl ağustos ayında ülkeden ayrılan Barkhane Operasyonu adlı 4 bin 500 kişilik askeri gücü ve Burkina Faso’da terörle mücadele için konuşlandırılan, fakat son üyeleri geçtiğimiz şubat ayında başkent Vagadugu’dan ayrılan Sabre Operasyonu'nda görevli Fransız askerleri ile aynı kaderi paylaşacağı değerlendirmesinde bulundular.

Hem Mali hem de Burkina Faso’daki son gelişmelerle Paris, iki ülkede askeri darbeyle yönetimi ele geçiren askeri cuntaların talebi üzerine bu ülkelerdeki askeri güçlerini geri çekti. Paris şimdi Nijer’de de aynı durumla karşı karşıya. Nijer Vatanı Koruma Ulusal Konseyi (CNSP) Sözcüsü Albay Amadou Abdramane, Fransa ile 1977-2020 yılları arasında yapılan beş askeri anlaşmanın iptal edildiğini açıkladı. Askeri cuntanın çoğunluğu Niamey 101 Hava Üssü’nde konuşlu olan Fransız askeri personelinin geri çekilmesini talep ettiğini belirten Albay Abdramane, Paris’e geri çekilme süreci için bir ay süre verildiğini duyurdu. Askeri cunta, Fransa'nın darbecilere karşı düşmanca tutumuna atıfla ‘Fransa’nın Nijer’deki duruma karşı pervasız tutumuna’ tepki olarak bu kararın alındığını açıkladı.

Paris yine aynı durumla karşı karşıya

Tıpkı beklendiği üzere Paris, diğer birçok ülke gibi askeri cuntayı ülkenin meşru yönetimi olarak tanımayı reddederek talebin Niamey'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda alıkoyulan Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum hükümetinden gelmesi gerektiği gerekçesiyle Fransız askeri personelini ülkeden geri çekmeyi kabul etmedi.

Nijer’deki askeri darbenin, Paris'in (Batı Afrika'dan Kızıldeniz'e uzanan ve Senegal, Çad, Burkina Faso, Mali, Nijerya, Moritanya ile Nijer'in içinde yer aldığı 3 milyon kilometrelik) Sahel bölgesindeki siyasi ve askeri stratejisine ağır bir darbe olduğu başından beri belliydi. Çünkü Fransa’nın Mali ve Burkina Faso'daki askerlerinin geri çekilmesinin ardından bölgede yalnızca Nijer’de ve Çad’da askeri varlığı bulunuyor.

Bir yandan iki ülke arasındaki iyi ilişkiler, diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mali'den çekilen Barkhane Operasyonu’nda görevli askerlerin bir kısmına ev sahipliği yapmayı kabul eden Nijer Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum arasındaki şahsi ilişkiler nedeniyle Nijer’in Paris için mihenk taşı olduğu bir gerçek.

Terörle mücadele

Paris, Sahel bölgesindeki askeri varlığını, El Kaide'nin Kuzey Afrika'daki kolu olan İslami Mağrip El Kaidesi (AQIM) ve DEAŞ'ın Afrika kolu Batı Afrika Vilayeti (ISWAP) adlı iki terör örgütüyle mücadeleye dayandırıyor.

Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu, 7 Ağustos'ta (eski Twitter olan) X hesabından yaptığı açıklamada, Fransız ordusunun Sahel bölgesindeki çalışmalarının bölgedeki binlerce insanın can güvenliğinin sağlanmasına, aynı zamanda Fransa’da Fransızları olası saldırılara karşı korumaya olanak tanıdığını yazdı. Fransa’nın bölgedeki askeri varlığı, tüm bunların yanı sıra Paris’in siyasi, güvenlik ve ekonomik çıkarlarını korumayı ve ilgili ülkelerin politikalarını etkileyecek şekilde nüfuzunu artırmayı da amaçlıyor.

Fransa ordusu, 2013 yılından bu yana Nijer ordusuyla iş birliği yapıyor. Niamey'deki Fransız askeri personeline takviye yapılmasıyla iki ordu arasındaki iş birliği derinleşmişti. Ancak Fransız askerleri, askeri darbeden sonra Nijer, Mali ve Burkina Faso arasındaki sınır üçgeninde düzenlenen özel askeri operasyonlara katılmayı büyük ölçüde bıraktı.

Herkes, Fransız askerlerinin ülkedeki siyasi durum ‘açıklığa kavuşana’ kadar bu özel operasyonlara katılmayacağının farkında. Paris, Fransa’nın ülkedeki askeri varlığını hedef almanın Nijer'de kamuoyunu harekete geçirmeye yönelik bir adım olduğuna inanıyor. Darbenin hemen ardından Fransa’nın Niamey Büyükelçiliğine yönelik baskın girişiminde ve cuma günü Fransız askeri personelinin konuşlu olduğu Niamey 101 Hava Üssü yakınlarında toplanan kalabalığın attığı sloganlarda bu durum açıkça görüldü.

Paris tarafından Niamey 101 Hava Üssü’nde Paris'in Mirage savaş uçakları, Tiger helikopterleri ve ABD yapımı Reaper insansız hava araçlarının (İHA) yanı sıra onlarca zırhlı araç ve tankın konuşlandırılmış olması, Paris’in başka seçeneği olmadığını anlaması ve askeri cuntanın talebini kabul etmesi durumunda bunu yapmasının son derece zor olacağı anlamına geliyor.

Askeri seçenek

Ancak Fransa bugün bile Nijer'deki mevcut durumun ‘tersine çevrilebilir’ olduğunu, yani zamanı geri alma fırsatı olduğunu düşünüyor. Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Niamey'e yönelik askeri bir askeri müdahalenin ‘ciddiyetle ele alınması gerektiği’ konusunda birçok kez uyarıda bulunurken CNSP tarafından geçtiğimiz perşembe günü televizyon ekranından, iki taraf arasında imzalanan anlaşmalara göre Fransa ordusuna Nijer'den ayrılması için verilen bir aylık sürenin ‘azaldığı’ uyarısı yapıldı.

Niamey birkaç kez Fransa ordusunu hava sahasının kapatılmasına ve uçuşların yasaklanmasına saygı göstermeyip hükümet kurumlarına saldırmakla ve ‘teröristleri salıvermekle’ suçladı. Ancak Fransız yetkililer bu suçlamaları kabul etmediler. Darbeciler iktidara gelmeyi başarır ve Cumhurbaşkanı Bazoum kendisine yönelik baskılar nedeniyle istifasını sunarsa Fransa, askeri cunta iktidarının taleplerini tanımak zorunda kalacak. Ardından Fransız askerlerinin Nijer'den çıkması kaçınılmaz olacak.

Fransız askerlerini bekleyen kader

Fransa Savunma Bakanlığı, bugün halen iktidarın devredilmesi seçeneğinin masada olmadığını savunsa da son gelişmeler durumu baştan ayağa değiştirebilir. Bu yüzden Paris’in ne yapmak isteyebileceği sorusu ortaya çıkıyor. Fransa, askerlerini doğruca eve geri götürebilir yahut Fildişi Sahili'ndeki askeri üssünde ya da özellikle bin kişilik bir askeri gücünün konuşlu olduğu Çad'da ya da diğer Afrika ülkelerinde bu askerleri yeniden konuşlandırabilir.

Cumhurbaşkanı Macron, geçtiğimiz yaz Afrika ziyareti kapsamında Kamerun ve Benin'den sonra son durağı Gine Bissau'ya gitmiş, terör örgütlerinin artan tehdidi karşısında bu ülkelerin ‘talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda’ yerel güçleri desteklemeye çalışmak kaydıyla Fransız askeri konuşlandırılmasını önermişti.

Fransa, şimdiye kadar Nijer’de sivil yönetimin çöküşünden en çok etkilenen ülke olarak, tüm batı ülkeleri (ABD ve Avrupa ülkeleri) arasında en radikal ve Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) Nijer’e askeri müdahalede bulunmasını en çok destekleyen ülke olduğunu gösterdi.

Paris’teki dedikodulara göre Fransa, talep edilmesi halinde ECOWAS tarafından oluşturulacak askeri güce destek vermeye hazır. Ancak Fransız kaynaklar, konuyla ilgili ayrıntılara girmekten kaçınıyorlar. Afrikalıların Nijer'de Cumhurbaşkanı Bazoum'un serbest bırakılmasını, yeniden görevine dönmesini ve yetkilerini kullanmasını sağlayacak şekilde askeri müdahalede bulunabilecek bir gücü seferber edip edemeyeceğine dair soru işaretleri var.

Kaynakların çoğu, ECOWAS'ın Nijerya'nın başkenti Abuja'daki ikinci toplantısından sonra Nijer’e derhal askeri müdahalede bulunulabileceğine ilişkin oluşan izlenimin aksine oluşturulacak askeri gücün müdahaleye hazır hale gelmesinin haftalar ve belki de aylar alacağını ve bu sürenin de arabulucuların krize diplomatik bir çıkış yolu bulmaları için zaman tanıyacağını vurguluyorlar.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.