Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

Özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale gelen ABD artık onlar olmadan savaşa giremez

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
TT

Özel güvenlik şirketleri, nasıl küresel güç mücadelesinin aracı haline geldi?

26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP
26 Aralık 1996 tarihinde kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD güvenlik şirketi / Fotoğraf: AFP

Rus paralı asker grubu Wagner güçlerinin geçen haziran ayındaki isyanından ve grubun kurucusu ve lideri Yevgeni Prigojin'in birkaç gün önce benzeri görülmemiş bir senaryoyla öldürülmesinden bu yana özel askerî güvenlik şirketlerinin oynadığı ciddi rol, tüm dünyanın ana gündemini oluşturuyor.

Rusya, ABD ve diğer bazı küresel güçlerin savaşlarında ve askeri çatışmalarında özel güvenlik şirketlerine önemli bir araç olarak başvurmalarının nedenleri mercek altına alındı.

Peki paralı askerleri ve özel güvenlik şirketlerini 'servet avcılarına' dönüştüren şey neydi?

Ve bunlar ülkeler için bazen nasıl stratejik bir zayıflık haline geliyor?

Paralı askerler kimlerdir?

Britannica Ansiklopedisi'ne göre paralı asker, siyasi çıkarlar veya meseleler ne olursa olsun herhangi bir ülke veya ulus için savaşan ücretli profesyonel askerdir.

Uluslararası insancıl hukuka göre, bir bireyin paralı asker olarak sınıflandırılabilmesi için altı kriteri karşılaması gerekiyor.

Cenevre Konferansı Birinci Ek Protokolü'nün 47'nci maddesinde paralı askerin, doğrudan çatışmalara katılması koşuluyla, silahlı bir çatışmada savaşmak üzere yurt içinde veya yurt dışında özel olarak görevlendirilen herhangi bir kişi olduğu belirtiliyor.

Paralı askerlerin temel amacı özel kazanç elde etme arzusu ve çatışmanın taraflarından biri tarafından kendisine veya temsilcisine belirli bir ücret vaat edilmesidir.

Paralı askerler, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşı olmamalı, çatışmanın taraflarından birinin kontrolü altındaki bir bölgede ikamet etmemeli ve çatışmanın taraflarından birinin silahlı kuvvetlerinin mensubu olmamalı.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP
Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara dahil etmeden Rusya'nın küresel emellerinin fiili temsilcisi olarak hareket ediyor / Fotoğraf: AFP

Ayrıca çatışmaya taraf olmayan bir ülke tarafından silahlı kuvvetlerin bir üyesi olarak resmi bir görevle gönderilmemiş olmalı.

Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesine göre paralı asker, özel kazanç veya maddi tazminat amacıyla bir hükümeti devirmeye veya o ülkenin anayasal düzenini baltalamaya çalışan, o ülkenin vatandaşı olmayan kişi olarak tanımlanıyor.

Ancak uzmanlar bu tanımlamanın, savaşçıların bir kısmının, 2003 yılındaki işgalden sonra Irak'taki ABD'liler ve şu anda Ukrayna ve Suriye'deki Ruslar gibi, çatışmanın taraflarından birinin vatandaşları olduğu göz önüne alındığında, Rus Wagner, İngiliz Aegis veya Amerikan Blackwater, Vinnell, MPRI ve Halliburton gibi özel güvenlik ve askeri şirketlere tamamen uygulanıp uygulanmadığı konusunda hemfikir değiller

Paralı askerlerin tarihi

Tarih boyunca birçok paralı asker grubu ve ordusu, büyük savaşlarda belirleyici bir rol oynamış, bazen savaş alanındaki normal güçlerden daha iyi performans gösterdi.

Uluslararası çatışmaların bu çekişmeli tarihi, en az üç bin yıl öncesine, II. Ramesses'in hükümdarlığı sırasındaki Mısır İmparatorluğu'na kadar uzanıyor.

Bu, 14'üncü yüzyılda İtalya'nın elit paralı asker ordularından biri olarak bilinen 'Beyaz Bölük' gibi Orta Çağ'a kadar devam etti.

Kuvvetleri İngiliz, Alman ve Macarların bir karışımıydı. Daha sonra 15'inci ve 19'uncu yüzyıllar arasında Avrupa ordularının saflarına bir milyondan fazla İsviçreli katıldı.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP
Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla herhangi bir ilişkisi olduğunu inkar ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emri altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekiyor / Fotoğraf: AFP

14'üncü yüzyılın başlarında Bizans İmparatorluğu'nun Türklerle savaşmak için İspanyollardan paralı askerler kiraladığı durumda olduğu gibi, bazen paralı asker kiralamak siyasi açıdan tehlikeli ve maliyetli olabilir.

Zira paralı askerler, Bizans ordusunun düşmanı yenmesine yardım ettikten sonra komutanlarına saldırdılar ve bir Bizans şehrini yağmaladılar.

Yüzyıl Savaşları'nın (1337-1453) ardından binlerce erkek yalnızca işgal edilen Avrupa'ya karşı savaşmak için eğitildi.

İsviçreli, İtalyan ve Alman askerlerden oluşan sözde 'özgür şirketler', hizmetlerini çeşitli komutanlara ve prenslere sattılar.

Açgözlü, acımasız ve disiplinsiz olan bu kiralık askerlerin çoğu, işverenlerinin hizmetlerinin karşılığını ödeme konusundaki isteksizliği veya yetersizliği nedeniyle patronlarına ihanet ederek ve sivilleri yağmalayarak isyan etti.

Ancak 18'inci yüzyılın sonlarından bu yana paralı askerler çoğunlukla zenginlik arayan bireysel askerlerdi.

Bu nedenle onlara 'servet avcıları' deniyordu ve onlar İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bazı üçüncü dünya ülkelerinde bir miktar ün kazandılar.

Afrika, Ortadoğu, Amerika ve Güneydoğu Asya'daki çatışmalarda yabancı paralı askerler kullanıldı.

Paralı askerler, gelişmekte olan ülkelerdeki istikrarsız hükümetleri devirmek ve birçok küçük darbe için gerekli insan gücünü sağlamak amacıyla sıklıkla sahaya sürüldü.

Son yıllarda, muharebe de dahil olmak üzere hizmet sunan özel güvenlik ve askeri şirketler, güvenlikle ilgili belirli hizmetler için hükümetler tarafından sözleşme yapılan, yasal olarak oluşturulmuş kuruluşlar olarak kullanılmaya başlandı. Tabii ki bunun arkasında çeşitli nedenler var.

Özel güvenlik şirketleri

Bunun en önemli nedenlerinden biri, II. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra birçok Batılı ülkenin silah üretimini özelleştirmeye başvurmasıdır.

Almanya'daki Freiburg Üniversitesi Kamu Hukuku Enstitüsü'nde silahlı çatışmalarda özel milislerin rolü konusunda uzmanlaşmış bir araştırmacı olan Katharina Stein, bunu askeri hizmetlerin özelleştirilmesinin takip ettiğini söylüyor.

Soğuk Savaş 1990 yılında sona erdiğinde ve ABD, Birleşik Krallık ve eski Sovyetler Birliği ordularını küçültmeye başladığında, pek çok iyi eğitimli asker işsiz kaldı.

Bu kişiler özel askeri şirketlerde yeni pozisyonlar buldular ve genellikle aynı ülkelerle, aynı ülkelerin askeri müdahaleye izin verdiğinden daha az yoğun çatışmalara müdahale etmek üzere sözleşme imzaladılar.

Blackwater

26 Aralık 1996 tarihinde eski Donanma Subayı Erik Prince tarafından kurulan Blackwater, kolluk kuvvetlerine, Adalet Bakanlığı'na ve askeri kuruluşlara eğitim desteği sağlamaya başlayan özel bir ABD askeri güvenlik şirketiydi.

İlk sözleşmesini 2000 yılında ABD destroyeri USS Cole'un bombalanmasından sonra ABD hükümetinden aldı.

Ancak Yeni Amerika Merkezi'nde (New America Center) stratejist olan Peter Singer'a göre şirketin adı, onlarca Iraklının ölümüne yol açan bir katliamın ardından Irak'ta çamura bulandı.

Bu durum, ABD'nin Irak'taki özel askeri gücünün hukuki statüsü, yönetimi, gözetimi ve hesap verebilirliğine ilişkin birçok soruya ışık tuttu.

Singer, o zamanlar bu skandalın en kötü yanının, ABD hükümetinin artık birincil görevlerinden birini yani ülkede sükuneti sağlamayı yerine getirememesi olduğunu düşünüyordu.

Bu nedenle ABD, Blackwater gibi özel şirketlere ve askeri yüklenicilere güvenerek devasa askeri operasyonları dış kaynaklara yaptırdı.

Bu da askeri yüklenicilere olan bağımlılığın ve azalmanın tüm işaretlerini gösteriyor.

Irak'ta siyasi bağlantıları ve yolsuzluğu olan şirketlere odaklanan ABD Kongresi'ndeki Waxman Komisyonu da Blackwater'ın karanlık modellerinden bazılarını gün yüzüne çıkaran bir dizi belgeyi ortaya çıkardı.

Çok sayıda şirket

2007 yılında ABD Savunma Bakanlığı'nda (Pentagon) yapılan bir iç nüfus sayımı, Irak'ta yaklaşık 160 bin kişinin özel askeri yüklenicilerle çalıştığını ortaya çıkardı.

Bu da kabaca o zamanki ABD kuvvetlerinin toplam sayısına eşitti. Bununla birlikte, bir dizi büyük şirketin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı veya diğer ABD federal kurumları veya sivil toplum kuruluşları tarafından istihdam edilen şirketler bu sayıya dahil edilmediğinden, bu sayı ihtiyatlı bir tahmin olarak kabul edildi.

2006 yılında yayınlanan bir başka tahminde, Irak Özel Güvenlik Şirketleri Birliği'nin yöneticisi, Irak'ta 181 özel güvenlik şirketinin faaliyet gösterdiğini bildirdi.

Sorunun kökeni

Atlantik Konseyi strateji uzmanı Sean McFate'e göre sorunun kökeni, ABD Savunma Bakanlığı'nın Afganistan ve Irak'ta tamamı gönüllülerden oluşan düzenli askeri gücün iki uzun savaşı sürdürmeye yetecek kadar gönüllü toplayamadığını tespit etmesidir.

Bu durum politikacılara üç korkunç seçenek bıraktı. Bunlardan ilki, hayal bile edilemeyecek şekilde geri çekilmek ve savaştan vazgeçmekti.

İkincisi, siyasi intihar olarak değerlendirilen açığı kapatmak için Vietnam Savaşı'na benzer bir şekilde zorunlu askerlik hizmetinin başlatılmasıydı.

Üçüncüsü ise gerekli görevleri yerine getirecek şirketlerin getirilmesiydi. Bu nedenle hem George Bush hem de Barack Obama yönetimlerinin özel güvenlik şirketlerini seçmesi şaşırtıcı değildi.

Ancak söz konusu şirketlere bağımlılık aslında ABD Silahlı Kuvvetleri'nin yaklaşık yüzde 10'unun sözleşmeye bağlandığı İkinci Dünya Savaşı'na kadar uzanıyor.

Bu oran Irak ve Afganistan'daki savaşlar sırasında yüzde 50'ye fırladı.

Gelecek için endişelenmek

Bu büyük yüzde endişe verici bir eğilimi gösteriyor. Zira ABD, savaşlarını yürütmek için özel güvenlik şirketlerine bağımlı hale geldi.

Doğal olarak bu stratejik bir zayıflık teşkil ediyor. Çünkü söz konusu durum, ABD'nin artık özel askerî güvenlik şirketleri olmadan savaş yürütemeyeceği anlamına geliyor.

En önemli nokta ise şu ki ABD, savaşlarını büyük ölçüde özel güvenlik şirketleri aracılığıyla yürütüyor ve onlar olmadan Amerikan muharebe kuvvetleri güçsüz kalacak.

Şayet bu eğilim devam ederse gelecek savaşlarda gücün yüzde 80-90 oranında azaldığını görebiliriz.

Atlantic gazetesine göre özel askerî güvenlik şirketleriyle sözleşme yapmak büyük bir iş.

2014 mali yılında, Irak ve Afganistan savaşları devam ederken Pentagon, federal sözleşmelere 285 milyar dolar ayırdı.

Bu rakam, diğer tüm hükümet kurumlarının toplamından daha fazlaydı. Bu, federal harcamaların yüzde 8'ine, yani tüm İngiliz savunma bütçesinin üç buçuk katına denk geliyordu.

Wagner Grubu

Ancak Rusya'da durum biraz farklı. Çünkü 2014 yılında Yevgeniy Prigojin tarafından kurulan özel askeri şirket Wagner Rusya'da yasal değildi.

Barnard College'da profesör olan Kimberly Martin, 2020 yılında ABD Kongresi önünde yaptığı açıklamada, Wagner'i yasadışı ve Rusya'da bir belirsizlik ortamında tutmanın, Kremlin'in bu grup tarafından gerçekleştirilen tehlikeli eylemlerden kendisini uzaklaştırmasına izin verdiğini söyledi.

Bu, Wagner savaşçılarının 2018 yılında Suriye'de ABD kuvvetlerine karşı şiddetli bir savaş sırasında öldüğü ve bunun yaklaşık 300 Wagner paralı askerinin öldürülmesiyle sonuçlandığı zaman açıkça görülüyordu.

Kremlin yıllardır Wagner Grubu'yla savaş suçlarıyla bağlantılı herhangi bir ilişkisi olduğunu inkâr ederken, Batı medyası bu grubun Rus istihbaratının emriyle faaliyet gösterdiğini vurguluyor.

Amerikan gazetesi The Daily Beast, Wagner gibi özel askeri şirketlerin Rusya yasalarına göre yasal olarak faaliyet göstermediğini ancak tercih edilen bazı şirketlerin Rus devletiyle bir tür ortaklık içinde çalışmasına izin verildiğini söylüyor.

Grubu yakından inceleyen New America Center'ın Geleceğin Cepheleri Programı Direktörü Candace Rondo, Wagner'in savaş hizmetlerinin Rusya'nın dış politika oyununa yaptığı katkının yalnızca bir parçası olduğunu söylüyor.

Rondo, Wagner savaşçılarının düzensiz savaş operasyonları ve psikolojik savaş için çok amaçlı roller oynadığına ve bir dizi Afrika ülkesindeki çatışmalarda ortak güçlerin eğitimi de dahil olmak üzere diğer çatışma alanlarında önemli bir taktik rol oynadığına inanıyor.

Bu, Rusya'nın dünyanın her yerine askerî açıdan kendisini yansıtabileceği izlenimini yaratacak bir varlıktır.

Wagner Grubu, Rus hükümetini resmi olarak savaşlara ve çatışmalara dahil etmeden, Rusya'nın küresel emelleri için fiili bir ajan olarak hareket ediyor ve bu da Wagner'in faydasını artırıyor.

Ayrıca Rusya'nın, birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesine nüfuz etmesine ve çok fazla maliyet olmadan ilerlemesine olanak tanıyor.

Şirketlerle sözleşme yapmanın avantajları

Ülkeleri bütün bir orduya kıyasla ucuz bir alternatif gibi görünen özel güvenlik şirketlerine çeken şey genellikle uygun maliyetli dış kaynak kullanımıdır.

Özel askeri ve güvenlik şirketleri çok daha ucuz gibi görünüyor ve devletlerin onları eğitmesi gerekmiyor.

Ayrıca emeklilik masraflarını karşılamaları ya da yaralandıklarında veya hastalandıklarında personelinin tedavisini karşılamaları da gerekmiyor.

Katharina Stein'a göre ABD, 1994'ten 2007'ye kadar 12 özel milis gücüne yaklaşık 300 milyar dolar yatırım yaptı ki bu çok büyük bir rakam.

Ancak çoğu ülkenin gözünde iyi bir yatırım. Çünkü ABD hükümetiyle sözleşme yapan bu şirketler son derece uzman ve iyi eğitimli kadrolara sahip. Aynı zamanda kendi ekipmanlarını da getiriyorlar.

Ancak hepsinden önemlisi de 'kirli işleri' özel askeri güvenlik şirketleri yapıyor. Böylece savaş suçlarının sorumluluğu daha kolay gözden kaçıyor.

Bu nedenle parlamento orduyu konuşlandırmaya ikna edilemezse özel askeri şirketlerle her zaman sözleşme yapılabilir.

Cezai sorumluluğun bulunmaması

Genel bir kural olarak, devletlerin özel güvenlik şirketlerini kontrol etmesi zor. Çünkü genellikle yasal sularda faaliyet gösterirler ve kendilerini kurallara uyma veya uluslararası savaş hukukuna uygun hareket etme konusunda daha az yükümlü hissederler.

Bu davranışın en güzel örneklerinden biri, 2007 yılında Bağdat'ta Amerikan özel güvenlik şirketi Blackwater savaşçıları tarafından 17 Iraklı sivilin katledilmesidir. 2020 yılında eski ABD Başkanı Donald Trump, cinayetlerin sorumlusu olan dört kişi için af çıkardı.

Gözlemciler, özel güvenlik ve askeri şirketlerin konuşlandırıldıkları ülkelerde cezai kovuşturulmanın hiçbir zaman gerçekleşmediğine dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz 20, 30z yılda, bilinen tek cezai hükümler 2004 yılındaki başarısız darbeden kaynaklananlar oldu. Sandline International'ın kurucu ortağı ve CEO'su Simon Mann'ın 34 yıl hapis cezasına çarptırıldığı Ekvator Ginesi'nde, yine 2009 yılında Ekvator Ginesi Devlet Başkanı tarafından affedildi.

Birleşmiş Milletler'in rolü nedir?

Söz konusu şirketlerin çoğalmasını teşvik eden şey, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük ülkelerin, 2001 yılında yürürlüğe giren Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasıydı.

BM Paralı Askerler Sözleşmesi, paralı askerlerin silahlı çatışmalarda kullanılmasının ve finanse edilmesinin suç olduğunu belirtiyor.

Ancak anlaşmayı yalnızca 35 üye ülke onayladı ve ABD, Rusya ve Çin anlaşmayı onaylamadı.

ABD'nin Paralı Askerlerin İşe Alınması, Kullanılması, Finansmanı ve Eğitimine Karşı Uluslararası Sözleşme'yi onaylamamasının nedeni kısmen, bu konuda önceki BM protokollerinin ve kararlarının çelişkili olmasa da farklı tanımlar içerdiği algısından kaynaklanıyordu.

Bazı ülkeler paralı asker tanımına, özel askeri şirketlerin de dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Bu nedenle ABD hükümeti, en azından diğer ülkelerin ve büyük güçlerin çoğunluğu paralı askerlik yasağına uymaya istekli olana kadar eylemsizliğin en iyi eylem planı olduğuna karar vermiş gibi görünüyor.

Durum değişir mi?

Bazı uzmanlar Wagner Grubu ile ilgili son gelişmelerin özel askeri şirketlere ilişkin düşüncede temel bir değişime yol açacağını ve bunların çoğalmasını düzenleyen uluslararası düzenlemeler için baskı yaratacağını umuyor.

Ancak bunu yapmaya yönelik daha önceki girişimler, paralı askerleri en çok kullanan dört ülke olan ABD, İngiltere, Güney Afrika ve İsrail tarafından engellendiği için başarısız oldu.

Birçok ülke, 17 Eylül 2008 tarihinde onaylanan sözde Montrö Belgesi'ni, Almanya, Ukrayna ve ABD'nin katılımıyla yayınlandıktan sonra ülkelerin özel askerî güvenlik şirketleriyle nasıl anlaşma yapacaklarını düzenlemek için uluslararası alanda geliştirilebilecek bir belge olarak adlandırdı.

Ancak belge bağlayıcı değil. Çünkü belgeden hak veya yükümlülük çıkarımına izin verilmiyor.

Independent Türkçe - Independent Arabia



Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds
TT

Trump ve Bush: Savaşın seçimlere etkisi nedir?

Pete Reynolds
Pete Reynolds

Robert Ford

Donald Trump, Ortadoğu savaşlarına asla karışmayacağına söz vermişti, ancak bugün, tıpkı 2006 yılında George W. Bush'un Irak Savaşı sebebiyle karşı karşıya kaldığı gibi, altı ay içinde patlak verebilecek bir seçim felaketi riskiyle karşı karşıya.

Geçen yıl Riyad'da Trump'ın, Irak'ı işgal edip Saddam Hüseyin rejimini devirdikten sonra Irak devletini yeniden kurmaya çalıştığı için Başkan George W. Bush'u nasıl hedef aldığını hatırlıyoruz. İronik bir şekilde, Trump, 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde Bush'un yaptığı aynı hataları yaptı. Bush gibi Trump da düşmanı yok ederken askeri yöne odaklandı ve “Şok ve Dehşet” olarak adlandırılan savaşta Irak ordusunu ezmek için seyir füzeleri gibi gelişmiş teknolojilere büyük ölçüde güvenen Bush'un izinden gitti.

2003 yılındaki işgal sırasında, ABD liderliğindeki koalisyon güçleri 22 gün içinde Bağdat'a ulaşarak Saddam Hüseyin rejimini devirdi; bu operasyonda en fazla 172 ABD askeri hayatını kaybetti, Irak'ın askeri ve sivil kayıpları ise doğal olarak çok daha yüksekti. Tamamen askeri açıdan bakıldığında, Saddam'ın devrilişinden sonra Irak şehirlerinde yaşanan güvenlik çöküşüne rağmen, operasyon başlangıçta tam bir başarı gibi görünüyordu. Ama bu çöküş, Irak Savaşı'nın, Bush yönetiminin beklentilerinin aksine, kısa sürmeyeceğini hızla ortaya koydu.

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı

Trump yönetiminin İran'a saldırma kararına ilişkin basında çıkan ilk haberler, Trump'ın da Bush gibi kısa bir savaş beklediğine işaret ediyor. Ancak Bush'un aksine, düşmanın başkentine ulaşmayı planlamamıştı. Kendi “şok ve dehşet” taktiğinin, sürpriz saldırıda öldürülenlerin yerine yeni İranlı liderlerin atanmasını engelleyeceğine ve kalan İran güçlerinin misilleme yapamayacağına dair bir bahis oynadı.

 Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)Bu arşiv fotoğrafında, bir ABD askeri, Bağdat'ın merkezindeki Firdevs Meydanı'nda Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesini izliyor, 9 Nisan 2003 (Reuters)

8 Nisan'da düzenlenen basın toplantısında, Trump'ın Savunma Bakanı Pete Hegseth, üst düzey komutanların öldürülmesinden İran hava kuvvetlerinin, savaş gemilerinin, füze stoklarının ve üretim tesislerinin imhasına kadar İran'ın kayıplarının bir listesini sundu. İran'ın ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln'e yönelik başarısız hedef alma girişimlerini alaya aldı. Ancak Trump ve Hegseth, tıpkı kendisinden önceki Bush yönetimi gibi, kısa sürede farklı bir gerçeğe tosladılar. Yerel İranlı askeri komutanların kalan füzeleri ve insansız hava araçlarını fırlatma kabiliyeti ve yeni ulusal liderliğin bir dereceye kadar bütünlüğü koruma kudreti, Amerikalıları ve İsraillileri şaşırttı. Bu durum, Hürmüz Boğazı'nın kapanmasına ve Washington ile müttefik Körfez ülkelerinde enerji, su ve sivil altyapıya zarar verilmesine neden oldu. Burada da Amerikalılar güvenliği yeniden sağlamakta aciz kaldılar.

Tarihçiler, Saddam Hüseyin'in devrilişinden ve ülkedeki güvenliğin anında çökmesinden sonra Irak için bir plan hazırlamakta başarısız olunmasından George W. Bush ve ekibini sorumlu tutuyor. Bush yönetimi, hükümet çalışanlarının ve polis memurlarının vatandaşların misillemelerinden korkarak ofislerinden kaçacaklarını öngörmemişti. Kriz, yönetimin Irak ordusunu feshetme kararıyla iyice karmaşık hale geldi, bu da güvenlik alanındaki çöküşü daha da kötüleştirdi.

Askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir

Bağdat ve diğer Irak şehirlerinde yağmalama olayları yaşanırken, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, yaşananların endişe verici bir durum olmadığı izlenimini vererek, “Bunlar olur” demişti. Yağmalama ve kaosun silahlı direnişe dönüşmesiyle birlikte, Amerikalılar kendilerini isyanla mücadele için askeri bir plan veya net siyasi vizyonlarının olmadığı bir durumda buldular. Brett McGurk'ün de aralarında bulunduğu bir Amerikan ekibi, Irak direnişini kontrol altına alabilecek yeni bir Irak hükümeti kurmak için hızla siyasi plan geliştirdi. Ancak bu planın ilk adımları 2003 sonlarında atıldığında, Sünni Arap silahlı örgütler zaten Irak'ın batısında Amerikalılarla savaşmak üzere örgütlenmişti, Mukteda es-Sadr'ın Mehdi Ordusu ise Irak'ın orta ve güneyinde onlarla çatışma halindeydi.

Başta 7 Nisan'da yayınlanan bir New York Times makalesi olmak üzere, basında çıkan ilk haberler, ABD istihbarat teşkilatlarının şubat ayı sonlarında Trump'a İran rejiminin hızla çökeceği yönündeki İsrail iddiasının saçma bir iddia olduğunu bildirdiğine işaret ediyor. Aynı şekilde Genelkurmay Başkanı da Trump'ı İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma riski konusunda uyardı. Ne var ki Trump, ilk suikast serisinden sonra İranlıların yeni bir liderlik kurabileceğinden şüpheliydi ve bu nedenle boğazı kapatamayacaklarını varsaydı.

Şaşırtıcı bir şekilde ABD ordusu tıpkı 2003'te Bağdat'ta olduğu gibi, İran ile savaşta da askeri durumun kötüleşebileceğini öngörerek Şubat 2026'da güçlerini yeniden konumlandırmadı. Mart ayında Pentagon, Hürmüz Boğazı'ndan geçecek ticari gemi konvoylarına eşlik edecek gerekli gemilere sahip olmadığını vurgularken, dört Amerikan mayın temizleme gemisi ABD’nin Doğu Kıyısı'ndaki limanlarda demirli kaldı.

İran’ın füze saldırılarının devam etmesiyle birlikte Washington, Avrupa ve Asya'dan Körfez'e ilave füze savunma sistemleri sevkini ve konuşlandırılmasını hızlandırmak zorunda kaldı. ABD, İranlıların boğazı başarıyla kapatmasından tam bir hafta sonra, İran kıyıları boyunca sınırlı bir kara operasyonu düzenleyebilmek için Japonya ve ABD anakarasından Körfez'e Deniz Piyadeleri ve Kara Kuvvetleri birliklerini sevk etmeye başladı.

Burada, askeri ve istihbarat kurumlarındaki üst düzey profesyonel subayların, Başkanlar Bush ve Trump'a ihtiyaç duydukları açık ve kararlı tavsiyeyi vermede başarısız olduklarını belirtmek önemlidir. Tarihçiler, CIA liderliğinin, özellikle Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin istekleri doğrultusunda, Irak'taki kitle imha silahlarıyla ilgili güvenilmez istihbaratı kasıtlı olarak nasıl büyütüp abarttığını açıkladılar.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu

Benzer şekilde, dönemin ABD Merkez Komutanlığı komutanı General Tommy Franks, işgalci gücün güvenliği sağlamak için çok küçük olduğuna inanan Genelkurmay Başkanı Eric Shinseki'nin uyarılarını görmezden gelmişti. Bunun yerine, Franks, daha fazla sayıda asker konuşlandırmanın Amerika Birleşik Devletleri içinde siyasi tartışmalara yol açacağından korkarak, Donald Rumsfeld'in daha küçük bir güç için verdiği direktiflere uydu.

2026 yılına gelince, New York Times'ın yaptığı bir araştırma, Genelkurmay Başkanı General Dan Keane'in riskler konusunda uyarıda bulunurken, açıkça İran'a saldırma tavsiyesinde bulunmamaya özen gösterdiğini ortaya koydu. Aynı durum, saldırının durdurulmasını savunmaktan kaçınan CIA Direktörü Ratcliffe için de geçerli. Askeri ve istihbarat kurumlarından gelen bu örtülü kabul ile birlikte Trump, İsrail hükümetinin açık teşviki eşliğinde Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Dışişleri Bakanı Rubio'nun yaptığı saldırı çağrılarına kulak verdi.

Başkan George W. Bush, 2003 Irak işgalinden önce diplomasiyi ihmal etmemişti. Amerikan saldırısına katılmak üzere 45 bin İngiliz askeri gönderen dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yakın koordinasyon içinde çalışmıştı. Polonya, İspanya ve Avustralya da dahil olmak üzere diğer birçok Avrupa ülkesi de sınırlı askeri katkı ve siyasi destek sağlamıştı. Bush ayrıca Kuveyt gibi Arap devletlerinden de örtülü destek almıştı.

Bush, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı ve Amerikan diplomatik heyetini savaşın gerekçelerini açıklamak ve uluslararası destek sağlamakla görevlendirmişti. Yazar, o dönemde Beyaz Saray'ın hayal kırıklığını yansıtan bir gözlemle, Colin Powell'ın ilk olarak Ortadoğu'daki Amerikan büyükelçiliklerindeki personele, yaklaşan savaşla ilgili uyarı göndermeyi bırakmaları ve bunun yerine savaş çabalarını desteklemeye odaklanmaları direktifini göndermek zorunda kaldığını belirtiyor.

Sonuç olarak, bu diplomatik çabalar, çoğunluğu asker göndermese de 32 ülkenin Irak savaşında kurulan “gönüllüler koalisyonuna” resmen katılmasıyla sonuçlandı. Ancak, George W. Bush'un 2002 ve 2003 yıllarındaki diplomatik çabaları, Kuveyt'i özgürleştirmek için geniş bir uluslararası koalisyon kuran babası Başkan George Bush'un çabalarının çok gerisinde kalmıştı.

Hem baba hem de oğul George Bush'un diplomasisi Trump'ınkinden çok daha üstündü. 2026'da Trump, benzer bir çaba göstermedi ve Dışişleri Bakanlığı'nı İran'a yönelik herhangi bir saldırının dışında tuttu. Bakanlığın bunun dışında tutulduğu o kadar belirgindi ki, Amerikan vatandaşlarını Körfez bölgesini terk etmeleri konusunda ancak savaşın başlamasından iki gün sonra, 2 Mart'ta uyardı. Dışişleri Bakanlığı genellikle savaşlar başlamadan önce bu tür uyarıları yayınlar. Nitekim Colin Powell döneminde Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin Irak'ı işgalinden iki ay önce Amerikalılara Ortadoğu'yu terk etmeye hazırlanma çağrısı yapmıştı.

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor

Üstelik Trump, İsrail hariç, ortak ülkelerle koordinasyon kurmaya veya bir koalisyon oluşturmaya çalışmadı. Bu nedenle 28 Şubat saldırısı, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri için taktiksel bir sürpriz oldu. Trump, Hürmüz Boğazı'nda zorluklarla karşılaştıktan sonra Avrupalı NATO müttefiklerinden yardım talep etmeye başladı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu talepler bile kınamalar, hatta bazen korkaklık ve anlamlı bir yardım sağlayamama suçlamalarıyla birlikte geldi. Bu nedenle, Trump'ın diplomasisi, baba ve oğul başkanlarınkinden radikal bir şekilde farklı görünüyor.

Son tablo altı ay daha netleşmeyecek olsa da Trump'ın George W. Bush'a başka bir açıdan benzemesi muhtemel, o da savaş kararının iç siyasi maliyeti. Nitekim Irak Savaşı'na rağmen, Amerikalı seçmenler 2004'te Bush'u yeniden seçti çünkü o zamanki kamuoyu yoklamalarına göre halkın yaklaşık yarısı hâlâ savaşı destekliyordu. Ancak bu destek 2006'da yarının altına düştü. Bush'un ikinci döneminin ortasında yapılan o yılki ara seçimler hem kendisi hem de Cumhuriyetçi Parti için bir felaket oldu. Temel nedeni de sonu görünmeyen Irak Savaşı idi. Demokrat Parti, Kongre'nin her iki kanadının kontrolünü Cumhuriyetçilerden alarak Senato'da beş, Temsilciler Meclisi'nde ise 31 yeni sandalye kazandı. Bu, Bush'un iç politika ve ekonomi alanındaki büyük projelerinin gerileyişinin ve 2008 seçimlerinde Beyaz Saray'ın Demokratlara geçeceğinin erken bir göstergesiydi.

 İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)İran'ın 7 Mart'ta Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri arasında Umman'ın Maskat limanında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)

Trump, 3 Kasım'da yapılacak kongre seçimlerine büyük önem veriyor. Mevcut durumu, 2006 seçimlerinde Demokratların zaferinden önceki Bush'un durumunu anımsatıyor. Söz konusu kongre seçimlerinden önceki aylarda yapılan kamuoyu yoklamaları, Bush'un Beyaz Saray'daki performansından memnun olanların oranının, büyük ölçüde uzun süren ve bitmek bilmeyen Irak Savaşı nedeniyle sadece yüzde 35 ila 40 arasında olduğunu gösteriyordu. Son kamuoyu yoklamalarında Trump'a yönelik destek oranları da benzer bir aralıkta yer alıyor ve Amerikalıların yaklaşık yüzde 60'ı artık onun performansından memnun olmadığını ifade ediyor.

Bu arada, bir zamanlar kendisine aşırı sadık olduğu bilinen siyasi tabanı da eleştirilerini yüksek sesle dillendirmeye başladı. Eski Georgia Temsilciler Meclisi üyesi, önde gelen medya figürü ve bir zamanlar Trump'ın en sadık müttefiklerinden biri olan Marjorie Taylor Green, Trump'ın İran'a savaş açarak “ABD'yi Yeniden Harika Yap” hareketine ihanet ettiğini belirtti. Cumhuriyetçilere, Kongre'deki Demokratlara katılarak Trump'a karşı azil sürecini başlatma çağrısında bulundu.

X platformunda 4,4 milyon takipçisi olan Alex Jones, 3,6 milyon takipçisi olan Megyn Kelly ve 17,4 milyon takipçisi olan Tucker Carlson gibi muhafazakar medya figürleri de onlara göre Amerikan çıkarlarından ziyade İsrail'in ulusal çıkarlarına hizmet ettiği için Trump'ı hedef aldı. Bunun aksine, 2,2 milyon takipçisi olan Glenn Beck ve 5 milyon takipçisi olan Mark Levine gibi diğer önde gelen medya figürleri ise onu desteklemeye devam ediyor. Gelgelelim eleştirilerin boyutu öyle bir noktaya ulaştı ki, 9 Nisan'da Trump, sosyal medyada eleştirmenlerine aptallar ve kaybedenler diyerek yanıt verdi.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur

2006'da ABD ekonomisinin güçlü olduğu ve Irak Savaşı'nın enerji fiyatlarında yükselişe neden olmadığı Bush'un aksine, Trump bu savaşın ekonomik etkisinin yaklaşan seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin şansını daha da azaltacağının farkında. Mart ayı sonunda yapılan bir CNN anketi, Amerikalıların yüzde 65'inin Trump'ın savaş ve gümrük vergileri de dahil olmak üzere politikalarının ekonomiyi kötüleştirdiğine inandığını gösterdi. Katılımcıların sadece yüzde 31'i ekonomik politikalarını desteklerini belirtti.

Altı ay Amerikan siyasetinde uzun bir süre ve savaş seçimlerden önce bitebilir. Kamuoyu yoklamaları bazen yanıltıcı olabilir. Ancak, Hürmüz Boğazı'nın sürekli kapalı kalması ve bunun sonucunda Amerikan tüketicileri açısından enflasyonun ve faiz oranlarının daha da yükselmesi, Amerikan seçmenlerinin Temsilciler Meclisi'nde ve belki de Senato'da Demokratların çoğunluk kazanmasını sağlaması beklentisini güçlendiriyor.

Bir başka ezici Demokrat dalgasından kaçınmak, belki de Trump'ın Pakistan arabuluculuğuyla İran ile bir anlaşmaya varma arzusunun ardındaki en büyük motivasyondur. Zira herhangi bir Demokrat zaferi, iç gündeminin çoğunu hayata geçirmesini engelleyecek ve aynı zamanda, 6 Ocak'ta Cumhuriyetçi milletvekilleriyle yaptığı bir toplantıda kendisinin de kabul ettiği gibi, gelecek yıl Kongre'de yeni bir azil davası sürecinin başlatılmasının kapısını açacaktır. Dolayısıyla, çatışmalar sona erdikten sonra bile hem İran rejimi hem de Trump, artan iç siyasi meydan okumalarla karşı karşıya kalacaktır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

TT

ABD'de "akıllı gözlükle" göçmen tespiti yapılacak

Katie Hawkinson ABD Muhabiri 

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), "akıllı gözlük" geliştirilmesine 7,5 milyon dolar ayırmayı planladığı bildirilirken DHS sözcüsüne göre cuma günü itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı" (AFP)

ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın (DHS), federal göçmenlik görevlileri için "akıllı gözlükler" geliştirmek üzere milyonlarca dolar harcamaya hazırlandığı bildirildi.

NewsNation'ın haberine göre görevlilerin, ABD'ye yasadışı yollarla girmiş olabilecek göçmenleri tespit etmesini sağlayacak "akıllı gözlüklerin" geliştirilmesi için bakanlık gelecek yıl 7,5 milyon dolar ayırmayı planlıyor.

Yayın kuruluşu tarafından incelenen belgelere göre bu "akıllı gözlükler", memurlara "sahada gerçek zamanlı bilgi erişimi ve biyometrik kimlik tespiti yetenekleri" kazandırabilir. Önerinin, gelecek yılın ilk çeyreğine kadar kullanıma hazır bir prototipin tamamlanmasını öngördüğü bildirildi.

Haber kuruluşunun aktardığı üzere bu planlar Trump yönetiminin 2027 mali yılı bütçe teklifinde yer alıyor. Teklifte, yetkililerin "Birleşik Devletler'de yasadışı bulunan göçmenleri belirleme, nakletme, gözaltına alma ve sınır dışı etme" kapasitesini güçlendirmeye katkı sağlayacağını söylediği projelere milyonlarca dolay ayrılıyor.

NewsNation'ın elde ettiği bir bütçe belgesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Bu iyileştirmeler, kamu güvenliğini ve operasyonel mükemmelliği sağlarken, verimli ve etkili göçmenlik denetimlerini, sınır dışı etme operasyonlarını, yürütme emirlerinin ve idari önceliklerin yerine getirilmesini doğrudan [mümkün kılacak].

DHS sözcüsünün The Independent'a yaptığı açıklamaya göre cuma günü öğleden sonra itibarıyla "herhangi bir 'akıllı gözlük' projesine bütçe ayrılmadı". 

Sözcü, "Bilim ve Teknoloji Direktörlüğü (S&T), sahadaki kolluk görevlilerine yardımcı olmak için ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ve diğer DHS birimlerinin ihtiyaçlarını sürekli değerlendirmeye alıyor. DHS'nin kullandığı her türlü teknolojinin tamamen yasalar kapsamında kalmasını sağlamak için bu görüşmelere gizlilik ofisleri, bilgi teknolojileri yöneticileri ve avukatlar da katılıyor" diye ekledi.

The Independent'ın daha önce yürüttüğü araştırmada DHS memurlarının kişisel akıllı gözlükler taktığı görülmüştü.

Araştırmada Trump'ın göreve gelmesinden bu yana en az 6 eyalette DHS görevlilerinin Meta'nın yapay zeka gözlüklerini takarken görüldüğü ve bazı durumlarda bunları halktan kişileri kaydetmek ve fotoğraflamak için kullandığı ortaya çıkmıştı.

NewsNation'ın DHS "akıllı gözlük" projesine ilişkin haberi, New York Times'ın şubatta aktardığı üzere Meta'nın akıllı gözlükler için yüz tanıma özelliği geliştirmeye çalıştığı dönemde geldi. Yeni eklenen bu özelliğin, kullanıcıların başka kişileri teşhis etmesini mümkün kılacağı ve Meta'nın yapay zeka asistanının da bu kişiler hakkında bilgi sağlayabileceği bildiriliyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor
TT

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

Trump’ın temsilcileri İslamabad’da... İran “sert talepleri” reddediyor

ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın iki temsilcisi, İran’la yeni bir müzakere turu amacıyla Pakistan’ın başkenti İslamabad’a gitti. Ancak İran’a ait resmî medya organları, mevcut koşullarda doğrudan görüşmelerin yapılmasını ihtimal dışı olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin taleplerini ve ABD’nin tutumuna yönelik çekincelerini dile getirdi. İslamabad’da bulunan İranlı bir diplomatik kaynak Reuters’a yaptığı açıklamada, “İlke olarak İran tarafı sert talepleri kabul etmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Görüşmelere ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmazken, Arakçi’nin Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldiği bildirildi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’un taleplerini karşılamaya yönelik bir teklif sunmayı planladığını söyledi. Ancak bu teklifin içeriğine dair bilgi sahibi olmadığını belirten Trump, ABD’nin kimlerle müzakere yürüttüğünü de açıklamaktan kaçındı ve “Şu anda sorumlu kişilerle temas halindeyiz” dedi.