Savaş nedeniyle Sudan'ın yakıtı tükendi; bedelini ağaçlar ödüyor

Benzin istasyonları ve gaz depolarının önündeki kuyruklar, enerjiye alternatif olarak kömür ticaretinin hızla artması ve çevre felaketine ilişkin uyarılar

Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
TT

Savaş nedeniyle Sudan'ın yakıtı tükendi; bedelini ağaçlar ödüyor

Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)
Sürücüler bazen benzin alabilmek için benzin istasyonlarının önünde üç gün harcıyor (AFP)

Osman el-Esbat

Sudan ordusu ile başkentteki Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaklaşık 5 aydır süren çatışmaların tırmanması ve bu çatışmaların neden olduğu ağır kayıplar ve büyük hasarlar, yeniden yerinden edilme dalgalarına yol açtı.

Bu durum, savaşın vatandaşların yaşamları üzerindeki yansımalarından, ekonomik krizlerden ve gerekli hizmetlerin kıtlığından mustarip olan güvenli vilayetlerde yeni bir gerçeklik ortaya çıkardı.

Sudan'da yakın gelecekte silahlı çatışmayı sonlandıracak acil çözüm fırsatlarının bulunmadığını hatırlatmakta fayda var.

Ülkenin çeşitli bölgeleri devam eden yerinden edilme hareketinden etkilendi ve binlerce kişi, yaşamın çeşitli yönlerini etkileyen yüksek fiyatlar nedeniyle konut eksikliği krizinden mustarip hale geldi.

Ayrıca emtia fiyatlarının yüksek olması, su ve elektriğin bulunmaması ve hastanelerin aşırı kalabalık olması da cabası.

Yakıt krizi

El-Cezire, El-Kadarif, Atbara, Kassala, Kuzey Kordofan, Beyaz Nil ve Kuzey eyaletleri başta olmak üzere birçok eyalette şiddetli akaryakıt krizi yeniden gündeme geldi.

Kimi sürücüler benzin istasyonlarının önünde üç gün boyunca benzin almak için beklerken, kimileri geceyi benzin istasyonlarında geçirmek zorunda kalıyor; bu, son iki yılda alışık olunmayan bir durum.

Kriz, malların hareketinin kısmen aksamasına ve ulaşım maliyetlerinin artmasına neden oldu. El Cezire Eyaleti'nin Vad Medeni şehrinde bir galon benzinin fiyatı 25 bin Sudan lirasına (35 dolar) yükseldi. Aynı durum Beyaz Nil, Atbara ve diğer şehirler için de geçerli.

Hızlı Destek Güçleri, Nisan ortasından bu yana Hartum'un kuzeyindeki El-Cili bölgesindeki petrol rafinerisini kontrol ediyor. Sudan ordusu, rafinerinin tahrip edilmesi korkusuyla bölge yakınında askeri çatışmaya girmekten kaçınıyor.

Sudanlı taksici Mahcub Ömer, "Sudanlılar devam eden krizlere radikal çözümler bulamadan sürekli acı içinde yaşamaya mahkumlar. Ne yazık ki çok geriye gittik. Uzun akaryakıt kuyruklarına iki yıl öncesine kadar aşina değildik, bu çok üzücü. İlerlemek yerine yıldırım hızıyla geriye gidiyoruz, insanların ve eşyaların hareketini etkilediği için bu soruna acil bir çözüm bulunacağını umuyoruz. Üç yıl önce başkent Hartum'da bir benzin istasyonunun önünde uzun kuyrukta sıra beklediğim günleri hatırlıyorum. Benzin almak için iki gün bekleyince bu sahne hafızama kazındı. Ancak en kötü kabuslarımda bile kuyruk krizinin geri dönüşünü ve yüzlerce arabanın art arda yığılmasını beklemiyordum. Tüm zamanımı müşteri beklemek yerine benzin istasyonları önünde benzin almak için bekleyerek geçirdim. Bu nedenle bu hafta maddi kazancımın yaklaşık yüzde 60'ını kaybettim" dedi.

Hükümet çabaları

Sudan Enerji ve Petrol Bakanı Mahmud Abdullah, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, bakanlığının akaryakıt krizini çözmek için çalıştığını söyledi.

Sennar eyaleti petrol departmanı müdürü Hayder İbrahim, "krizin bir dönüm noktasına yakın olduğunu" söyledi.

İbrahim, "Tüm eyaletlerin ihtiyacını karşılayacak 45 milyon litre kapasiteli akaryakıt yüklü bir gemi Port Sudan'a gelecek. Hızlı Destek Kuvvetleri'nin kontrolü ele geçirmesinden sonra krize neden olan şey El-Cili rafinerisindeki çalışmaların durdurulması oldu. Yönetim, günde 2 ila 5 bin varil arasında dağıtım yaptığı için artık stokunu kullanıyor, ihtiyaç ise günlük 10 bin varile ulaşıyor" dedi.

Ekonomi analisti Mücahid Ferah, yenilenen akaryakıt krizini, hükümetin özellikle eyaletlerde etkili çözümler geliştirememesine bağlıyor. 

Ferah, "Durum, akaryakıt sektöründe yaşanan krizlerin tekrarlanmaması için dev depolama istasyonları inşa etmeye dayalı stratejik bir politikanın dikkate alınmasını gerektiriyor. Kriz, bazı şehirlerdeki iç ulaşım sorununu ağırlaştırırken güvenli eyaletlere gidiş-dönüş ulaşım fiyatlarını da etkiledi. Bu, durumu daha da kötüleştiriyor ve piyasaların ve mal ve emtia değişimi hareketinin durmasına katkıda bulunuyor" dedi.

Yurtdışından ithalatın yakıt tasarrufu üzerinde önemli bir etkisi olmayacağını söyleyen ekonomi analisti, "Çünkü yakıtın büyük bir kısmı zaten ülke dışından ithal ediliyor" ifadelerini kullandı.

Yemek pişirme krizi başkent Hartum ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti (AFP)
Yemek pişirme krizi başkent Hartum ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti (AFP)

Pişirme gazı

Yemek pişirme gazı krizi başkent Hartum'da ve Sudan'ın tüm eyaletlerinde daha da kötüleşti.

Sudanlılar gazın kıtlığından ve karaborsada gerçek fiyatının dört katına satılmasından şikayetçi. Bir tüp gaz 60 ABD dolarını aştı.

Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için uzun zaman önce terk ettikleri kömürü yeniden kullanmaya başlamasına neden oldu.

Bu durum, yanan orman ağaçlarından çıkarılan kömür üzerinde büyük baskı oluşturdu ve fiyatlarının yükselmesine neden oldu.

Kömürün kârlı ticaretinin popülaritesi tüccarların üretimini yüksek düzeyde çevresel komplikasyon riskinin yanı sıra bitki örtüsü ve ormanlar için tehdit oluşturacak şekilde artırmaya yöneltti.

Krizin yoğunlaşmasıyla birlikte kömür fiyatları önemli ölçüde arttı; bir çuvalın fiyatı 5 bin Sudan lirasından (9 dolar) 8 bin liranın (12 dolar) üzerine çıktı.

Ortalama bir ailenin kömür tüketiminin ise günde bin lira olduğu tahmin ediliyor.

Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için kömür kullanmaya başlamasına neden oldu (AFP)
Kriz, birçok sakinin yemek pişirmek için kömür kullanmaya başlamasına neden oldu (AFP)

Pek çok vatandaş gibi Saddam Hamid de gününü gaz temini için başkalarıyla rekabet ederek geçiriyor.

İki gün bekledikten sonra eli boş geri dönen Hamid, iki gaz tüpünü dolduramadığı için kömür kullanmak zorunda kalacak.

Saddam, "Bazı fırınlar pişirme gazının olmayışı nedeniyle ekmek çıkaramadığı için çalışmayı durdurdu. Bu, özellikle zor insani ve yaşam koşulları, likidite eksikliği ve günlük işlerin durması sonucunda yoksulluğun artmasının gölgesinde, son derece karmaşık koşullar altında çözüm ve alternatif bulma konusunda kafası karışık olan vatandaşlar için yeni bir ikilemdir. Yetkililer, sorunu hızlı bir şekilde ve en baştan çözebilecek olmalarına rağmen gaz krizinin tırmanmasına izin verdiler. Vatandaşın temel ihtiyaçlarını karşılamada hükümetin bu tavrı, su ve elektrik gibi diğer yaşam sorunları ve ihtiyaçlardaki sürekli başarısızlığı göz önüne alındığında yeni değil" dedi.

Ormanların yok edilmesi

Orman ve çevre uzmanları, gaz krizinin daha uzun süre devam etmesi halinde, kömür üretimi amacıyla ağaçların sürekli olarak yakılmasından kaynaklı orman tahribatlarının daha da artacağı uyarısında bulundu.

Uzmanlara göre ciddi çevresel hasarın yanı sıra geniş orman alanlarının yok edilme tehlikesi de bulunuyor.

Hartum Eyaleti Çevre Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Bişri Hamid Ahmed, "Hartum Savaşı nedeniyle silahlı çatışma belasından kaçanlar için kampların kırsal bölgelerde olması yerinden edilmenin acısını daha da arttırdı. Çünkü bu bölgeler enerji kaynağı olarak ve yiyecek hazırlama sürecinde yakacak odun ve kömüre bel bağlıyor. Binlerce yerinden edilenin sınırlı alanlarda bulunması doğal kaynaklar ve çevre üzerinde baskı yaratıyor. Bu durum bitki örtüsünün ortadan kalkmasına, toprak erozyonuna, biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemin tehdit edilmesine, çölleşme ve kuraklık oranlarının artmasına, yoksulluğun, kaynak rekabetinin ve güvenlik gerilimlerinin şiddetlenmesine yol açacaktır" dedi.

Ahmed, sözlerini şöyle noktaladı:

Mevcut gaz krizi ve yemek pişirmek için alternatif olarak odun kömürünün kullanılması, Orman İdaresi'nin ağaçların düzenli kesilmesini telafi etme çabalarını olumsuz etkileyecek ve yasaların izin verdiği sınırın aşılmasına yol açacaktır. Bu durum yeniden ağaçlandırmayla telafi edilemez. Gazın mümkün olan en kısa sürede sağlanması için acil çözümler üreterek mevcut krizi hal yoluna koymak gerekiyor. Her geçen gün çevre iki kat daha fazla bozuluyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
TT

Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran savaşı nedeniyle Amerikan mühimmat stoklarında ciddi eksiklik yaşandığı yönündeki açıklamaları eleştirerek, Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Alt Komitesi’nde düzenlenen oturumda “mühimmat meselesinin akıl dışı ve faydasız biçimde abartıldığını” söyledi. Hegseth, ABD’nin ihtiyaç duyduğu mühimmat açısından yeterli kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Hegseth, Amerikan şirketlerinin bu alana yatırım yapmaya başladığını belirterek, “Yeni fabrikalar kuruluyor. Bu da önümüzdeki yıllarda mevcut mühimmat kapasitemizin iki, üç hatta dört katına çıkacağı anlamına geliyor. Çünkü bizim de müttefiklerimizin ve Yabancı Askeri Satış Programı kapsamındaki ortaklarımızın da buna ihtiyacı var. Geçmişte bu ihtiyacı yeterince karşılayamıyorduk” dedi.

ABD’nin bu konuda “iyi bir durumda” olduğunu ifade eden Hegseth, Pentagon’un gerekli gördüğü ihtiyaçlara ilişkin Kongre’ye yeni bir talep sunacağını da kaydetti.

“Her senaryo için hazır planlarımız var”

Milletvekillerinin İran savaşında bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin sorularını yanıtlayan Hegseth, Pentagon’un çeşitli senaryolar için hazır planları bulunduğunu söyledi.

Hegseth, “Gerekirse tırmandırma planımız var, gerekirse yeniden konuşlanma planımız var, ayrıca varlık ve kabiliyetlerin taşınmasına yönelik planlarımız da mevcut” ifadelerini kullandı.

cv cfv
ABD Temsilciler Meclisi’nde, 12 Mayıs 2026 tarihinde Bütçe Ödenekleri Komitesi’nde savunma yetkililerinin katılımıyla bir oturum gerçekleştirildi (Reuters)

Görevin hassasiyetine dikkat çeken Hegseth, “Başkanın İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlama yönündeki taahhüdü çerçevesinde bir sonraki adımın ne olacağını doğal olarak açıklamayacağız” dedi.

ABD’nin çatışmanın her alanında üstünlük sağladığını savunan Hegseth, “Biz kazanıyoruz ve bu çatışmanın her aşamasında kazandık. İran da kabiliyetlerinde yaşanan büyük gerileme nedeniyle bunun farkında. Bu yüzden müzakere masasına oturmak istiyorlar. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağı bizim ve Başkan Trump’ın şartlarına göre belirlenecek. Bunu gerçekleştirmek için gerekli tüm mühimmat ve kapasiteye sahibiz” dedi.

Savaşın maliyeti 29 milyar dolara yükseldi

Komite üyeleri ise Hegseth ile oturuma katılan Genelkurmay Başkanı Dan Caine’den, savaş için ek finansman talebinin bir an önce Kongre’ye sunulmasını istedi.

Pentagon’un yeni değerlendirmesine göre savaşın maliyetinin geçen hafta açıklanan 25 milyar dolardan 29 milyar dolara yükseldiği belirtildi.

sxvfdvb
Temsilciler Meclisi Bütçe Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Ken Calvert, 12 Mayıs 2026’da düzenlenen bir duruşmada (Reuters)

Komite Başkanı Ken Calvert, “Umarım kısa süre içinde ek finansman paketini görebiliriz. Mühimmat konusunun farkındayız, bu çatışmanın maliyetini biliyoruz ve devam eden operasyonun finansmanı için muhtemelen kullanmak zorunda kalacağımız diğer unsurların da maliyetini biliyoruz” dedi.

Calvert, ABD’nin karşı karşıya olduğu çok yönlü tehdit ortamına dikkat çekerek, “Dünya artık daha tehlikeli, daha karmaşık ve riskler açısından daha bağlantılı hale geldi. Çin ordusunu kaygı verici bir hız ve ölçekte modernize ediyor. Rusya saldırgan savaşını sürdürüyor. İran ve vekil güçleri ise ağır darbe almalarına rağmen hâlâ tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Tayvan, Ukrayna, NATO, İsrail ve Körfez’deki ABD ortaklarına yönelik tehditlerin “teorik kaygılar değil, ABD’nin güvenilirliği ve kararlılığı açısından bir sınav” olduğunu söyledi.

Demokratlardan Hegseth’e Tepki

Komitedeki Demokratların en kıdemli ismi Betty McCollum ise Hegseth’in daha önce İran savaşına karşı çıkanları “yenilgici” olarak nitelendirmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

McCollum, savaş maliyetleri artarken Kongre’nin yönetimi sorgulamasının anayasal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Savunma Bakanlığı bize askeri hizmetler için yakıt maliyetinin varil başına 154 dolardan 195 dolara yükseldiğini bildirdi. Bu da yakıt için daha fazla ödeme yaptığımız ve eğitim ile tatbikatlar için daha az kaynak kaldığı anlamına geliyor” dedi.

fdvfdv
ABD Genelkurmay Başkanları Kurulu Başkanı Dan Caine, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda (AFP)

McCollum, savunma yetkililerinden Kongre’ye; görev yapan askeri personel sayısı, operasyonel faaliyetler, konuşlandırılmış gemilerin ek bakım maliyetleri, kullanılan mühimmat, kaybedilen veya modernizasyon gerektiren ekipmanlar ile yakıt giderlerine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmalarını istedi.

Bu bilgilerin en geç 11 Haziran’a kadar teslim edilmesi talep edilirken, ayrıca savaş nedeniyle ABD tesislerinde oluşan zararların karşılanması için gereken finansmanın boyutuna ve ABD’nin bölgesel müttefikleriyle yeni tesisler veya Merkez Kuvvetler Komutanlığı kapsamındaki iyileştirmeler konusunda herhangi bir anlaşma yapılıp yapılmadığına dair bilgi verilmesi çağrısında bulunuldu.


Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
TT

Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)

Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir güç oluşturulmasını destekleyen Fransa ve İngiltere, artık ittifaka katılan her ülkenin söz konusu görev için fiilen ne katkı sağlayacağını netleştirmenin zamanı geldiği görüşünde.

İngiltere Savunma Bakanlığı, 22-23 Nisan tarihlerinde İngiltere Daimi Müşterek Karargâhı’nda düzenlenen toplantıların, “ulusal vizyonların çok uluslu bir plan çerçevesinde birleştirilmesi açısından kritik” olduğunu açıkladı. Bakanlık, salı günkü toplantının ise “farklı kıtalardan 44 ülkenin askeri planlamacıları tarafından son haftalarda kaydedilen büyük ilerlemeye” dayandığını belirtti.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bu çok uluslu savunma görevine liderlik edecek. Diplomatik anlaşmaları askeri planlara dönüştürecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına güveni yeniden tesis edeceğiz. Görevimiz yalnızca konuşmakla kalmayıp harekete geçmeye hazır olduğumuzu göstermektir” dedi.

frgb
Hürmüz Boğazı’nda 8 Mayıs 2026 tarihinde gemiler (Reuters)

Paris ve Londra’nın “örnek teşkil etmek” amacıyla harekete geçerek, Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle” ve ona eşlik eden savaş gemilerini Kızıldeniz üzerinden bölgeye sevk ettiği belirtiliyor. Paris’te dolaşan bilgilere göre gemi, Cibuti’deki Fransız deniz üssünde durdu.

Londra yönetimi ise “İngiltere’nin en gelişmiş savaş gemilerinden biri” olarak tanımlanan HMS Dragon destroyerini boğaza yakın sulara yönlendirdi. Ancak geminin mevcut konumu açıklanmadı.

Uygun an bekleniyor

İki Avrupa başkenti, çok uluslu güce katkı sağlayacak ülkelerin “şartlar oluşur oluşmaz” göreve başlayabilecek şekilde hazır tutulmasını öngören “önceden konuşlanma” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor.

Fransız cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre plan, “özellikle Doğu Akdeniz’de hâlihazırda bulunan deniz unsurlarından en iyi şekilde yararlanmak ve boğazdaki deniz trafiğinin yeniden başlamasına ilişkin şartların netleşmesini beklemek” üzerine kurulu.

sxdv
Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle (uçak gemisi) ve ona eşlik eden savaş gemileri, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki sularda görev yapmak üzere ilerlerken Süveyş Kanalı’ndan geçiyor (AFP)

Élysée Sarayı’na göre Fransa, çoğunluğu Kıbrıs açıklarında Doğu Akdeniz’de bulunan, ayrıca Körfez bölgesinde konuşlu 8 fırkateyn ile 2 çıkarma ve komuta gemisi olmak üzere toplam 10 gemi sevk etti. Fransız çevreleri, “önceden askeri konuşlanmanın önemine” dikkat çekerek bunun doğru yönetilmesinin de hayati olduğunu vurguluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz dahil birçok Batılı liderin açıklamalarına göre çok uluslu gücün temel özellikleri tarafsız, barışçıl ve bölgedeki Amerikan güçlerinden tamamen ayrı olması.

Macron ayrıca, bu gücün İran’la eşgüdüm içinde hareket edeceğini defalarca dile getirerek, operasyonun başlamasının Tahran’ın kabulüne bağlı olduğunu vurguladı.

Fransız Cumhurbaşkanlığı çevreleri, ABD’nin de bu girişimi kabul etmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Bu da pratikte Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yapılması, kırılgan ateşkesin kalıcı hale gelmesi ya da çatışmaların ciddi şekilde azalması gibi şartların oluşmasını gerektiriyor.

Aşılması zor engeller

Ancak mevcut tablo, görevin önümüzdeki günler veya haftalarda başlamasının zor olduğunu gösteriyor. Bunun için en az beş temel unsurun oluşması gerektiği belirtilirken, ilk iki unsur doğrudan çatışan taraflarla bağlantılı görülüyor.

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a son önerilerini değerlendirmesi için süre tanıyarak uzattığı ateşkesin son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Trump pazartesi günü yaptığı çeşitli açıklamalarda yeniden askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidinde bulundu.

Tahran ise Washington’un ya kendi yanıtını kabul etmesi ya da reddetmesi gerektiğini belirterek artık ek taviz verme alanının kalmadığını açıkladı.

Böylesi bir ortamda, çok uluslu güce katkı sunmayı düşünen ülkelerin sonucu belirsiz ve kendilerini doğrudan çatışmanın tarafı haline getirebilecek bir misyona katılmalarının zor olduğu değerlendiriliyor.

İkinci unsur ise taraflar arasında barış müzakerelerine dair somut bir ufkun bulunmaması. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre ABD ve İran heyetlerinin yeniden doğrudan ya da dolaylı müzakerelere başlaması ihtimali giderek zayıflıyor. Pakistan arabuluculuğunun çıkmaza girdiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından büyük zarar görecek olan Çin’in olası arabuluculuğu tek umut olarak görülüyor. Çünkü Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı bu boğazdan geçiyor.

Hürmüz’de iki ayrı görev tartışması

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla hazırladığı Özgürlük Projesi’nin başarısız olmasının ardından Avrupalılar, bunun kendi girişimlerinin önünü açtığını düşünüyor.

Ancak Başkan Trump pazartesi günü Özgürlük Projesi’ni daha büyük bir askeri güçle yeniden devreye sokma tehdidinde bulundu. Trump daha önce planın yalnızca 36 saat sonra askıya alınmasını Körfez ülkelerinin girişimleri ve İran’la müzakerelerdeki ilerlemeyle gerekçelendirmişti.

Trump’ın açıklamalarının gözdağı mı yoksa gerçek bir plan mı olduğu netlik kazanmazken, projenin yeniden gündeme gelmesi Paris, Londra ve onlarla iş birliği yapan Avrupa, Asya, Körfez ve Afrika ülkelerini rahatsız ediyor.

Çünkü Hürmüz’de güvenli geçişi sağlamak amacıyla iki rakip askeri misyonun aynı anda bulunmasının pratikte ciddi sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupalılar ve ortaklarının, ABD-İran ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini beklemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

İran ve ABD’nin Çekinceleri

Sorunlar bununla da sınırlı değil. İran, boğazda yabancı askeri güç bulunmasına açık şekilde karşı çıkıyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Fransa ve İngiltere’ye ait savaş gemilerinin veya “başka ülkelerin gemilerinin” Hürmüz’e yaklaşması halinde “kesin bir karşılık verileceği” uyarısında bulundu.

Garibabadi, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Savaşta da barışta da bu boğazın güvenliğini yalnızca İran İslam Cumhuriyeti sağlayabilir. Hiçbir ülkenin bu alana müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Macron, İran’a güvence vermek amacıyla çok uluslu görevin Tahran’la koordinasyon içinde yürütüleceğini ve Fransa’nın asla boğaza asker konuşlandırmayı düşünmediğini söyledi. Ancak Macron aynı zamanda girişimin temel ilkelerinin; boğaza herhangi bir tarafça abluka uygulanmasına karşı çıkmak ve geçişlerden ücret alınmasını reddetmek olduğunu da vurguladı.

Fransa ayrıca İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kaldırması karşılığında, İran gemilerinin de serbest dolaşım hakkına kavuşmasını; başka bir ifadeyle ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısının sona ermesini öneriyor.

Çok uluslu misyona mesafeli duran yalnızca İran değil. Washington yönetimi de girişime sıcak bakmıyor. ABD, Avrupalılar, NATO üyeleri ve Avustralya ile Japonya gibi ülkelerin son savaşta Washington’a destek vermemesinden rahatsızlık duyuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İngiliz mevkidaşı arasında pazartesi günü yapılan telefon görüşmesinde Avrupa’nın öncülük ettiği görev de ele alındı. Rubio’nun ve Başkan Trump’ın bu misyona mesafeli olduğu biliniyor.

Trump daha önce, her şey bittikten sonra böyle bir gücün oluşturulmasının mantıklı görünmediğini söylemiş, ancak sonunda yine de bazı faydaları olabileceğini ifade etmişti.


Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Somali'nin siyasi tablosu, Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu çağrılarının sonuçsuz kalması ve muhalif hareketlerin Mogadişu'daki protesto gösterileriyle giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Tüm bunlar, hükümetin ısrarla savunduğu, ancak muhalefetin kesinlikle reddettiği doğrudan seçim yöntemiyle bazı ilçelerde gerçekleştirilen yerel seçimlerle eş zamanlı yaşanıyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, muhalefet hareketlerine halka hitap ederek karşılık verdi. Şeyh Mahmud, ‘iktidar hevesindeki kesimleri’ ülkeyi kaosa sürüklemek yerine siyasi bir vizyon ortaya koymaya çağırdı. Somali ve Afrika uzmanları bu tabloyu, en iyi ihtimalle uzlaşı ve siyasi çözüme, en kötü ihtimalle ise çatışmaya ve güvenlik istikrarsızlığına kapı aralayan karmaşık senaryolara zemin hazırlayan bir süreç olarak değerlendiriyor.

Pazar günü 13 ilçenin sandığa giderek yerel yönetimleri, ilçe meclislerini ve eyalet temsilcilerini seçtiğini belirten Şeyh Mahmud, yaşlılar, engelliler ve gençler dahil olmak üzere tüm vatandaşların oy kullanmak için uzun kuyruklar oluşturduğuna da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı, pazar günü yaptığı konuşmada ‘bazı siyasetçilerin gösteriler aracılığıyla vatandaşları kargaşaya sürüklemeye çalıştığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Somali resmi haber ajansı SONNA'dan aktardığına göre Şeyh Mahmud, ‘ülkenin bazı bölgelerinde doğrudan seçimlerin yapıldığı ve federal hükümetin diyalog ile istişare için hazırlık toplantısına davet çıkardığı, bu kritik dönemde söz konusu gösterinin neden bu zamana denk getirildiğini’ sorguladı.

Şeyh Mahmud, 3 Mayıs'ta muhalefetteki ‘Müstakbel Konseyi’ni 10 Mayıs'ta resmi olarak düzenlenecek diyaloga davet ederek ‘ülkenin kaderini belirleyen meseleleri olumlu bir ruhla, şeffaflık ve sorumluluk anlayışıyla müzakereye’ çağırmıştı.

Mogadişu’daki yetkililer, söz konusu diyaloğun neden gerçekleşmediğini açıklamadı, ancak yerel basın muhalefetin katılmayı reddettiğini belirtti.

Protesto gösterilerinin ‘iyi niyetle düzenlenmediğini, aksine Somali'yi felce uğratmayı hedeflediğini’ söyleyen Somali Cumhurbaşkanı, ülkeyi yönetmek isteyen siyasetçileri, halkın kabul göreceği vizyonlar ortaya koymaya davet ederek ‘vatandaşlar arasında hassasiyetleri ve duyguları kaşımaktan’ kaçınmaları uyarısında bulundu.

“Beka sınavı”

Somali ve Afrika uzmanı Ali Mahmud Kilni, Somali'deki siyasi arenaya dair değerlendirmesinde, ‘federal hükümet ile muhalefet güçleri arasındaki anlaşmazlığın giderek derinleşmesi, siyasi diyalog turlarının geçiş döneminin geleceği, seçimlerin şekli ve tartışmalı anayasa değişiklikleri konularında somut bir mutabakata ulaşamaması nedeniyle ülkenin yıllardır en hassas dönemlerinden birini yaşadığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Hükümet, değiştirilmiş anayasayı ve doğrudan seçimleri hayata geçirme yolunda kararlı bir tutum sergilerken, Kilni’ye göre muhalefet, ‘iktidarın, ülkeyi açık uçlu bir anayasal ve güvenlik krizine sürükleyebilecek siyasi bir oldu-bitti dayatmaya yöneldiği’ görüşünde.

Kilni, anlaşmazlıkların Somali devletini önümüzdeki yıllarda siyasi sistemin şeklini ve istikrarın geleceğini belirleyecek varoluşsal bir sınavla karşı karşıya bıraktığını vurguladı.

Kilni'ye göre mevcut krizin özü yalnızca seçimler üzerindeki anlaşmazlıkla sınırlı değil, siyasi sistemin niteliği, merkezi hükümetin yetki sınırları ve ülkedeki federalizmin geleceğiyle de doğrudan bağlantılı. ‘Geçiş yılı’ olarak bilinen düzenleme kapsamında cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği görev sürelerini beş yıla uzatan son anayasa değişikliklerinin muhalefet güçleri ve bazı bölgesel eyaletler arasında geniş çaplı itirazlara yol açtığına dikkati çeken Kilni, bu adımın ulusal uzlaşının çiğnenmesi ve iktidarın merkezi hükümette yeniden yoğunlaştırılmaya çalışılması olarak değerlendirildiğini belirtti.

Hükümet ise değişikliklerin kabile paylaşım sistemini sona erdirmeyi ve doğrudan seçimlere geçişi hedefleyen siyasi reform sürecinin bir parçası olduğunu savunuyor. Mevcut aşamanın yeni sistemin hayata geçirilmesi için geçiş düzenlemeleri gerektirdiğini öne sürüyor. Kilni, muhalefetin iktidarın ‘demokratik dönüşüm’ söylemini, uzlaşı olmaksızın siyasi süreci uzatmanın meşrulaştırılması için araçsallaştırdığına inandığını vurguladı.

rvervf
Somali Cumhurbaşkanı, Müstakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldi (SONNA)

Gerilimin nedenine gelince Kilni’ye göre muhalefet, ‘hükümetin diyaloğu iç ve dış baskıları savmak için zaman kazanma aracı olarak kullandığına ikna olduğunu’ düşünüyor. Hükümet ise rakiplerini doğrudan seçimler projesini engellemeye ve geleneksel kabile paylaşım düzenini korumaya çalışmakla suçluyor.

Anayasa değişikliği

Yeni değiştirilmiş Somali anayasası, cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev sürelerini bir yıl daha uzatan bir "geçiş yılı" öngörüyor. Muhalefet ise Şeyh Mahmud'un görev süresinin bu ayın ortasında sona ereceğine ilişkin önceki takvimin aşılmasına izin vermeyeceği tehdidini sürdürüyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madubi, tüm anayasal kurumların Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev sürelerini dört yıl yerine beş yıla çıkaran değiştirilmiş anayasaya göre çalışmaya devam edeceğini teyit etti. Söz konusu görev sürelerinin bu ayın ortasından önce sona ermesi öngörülmüştü.

Geçtiğimiz mart ayında anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından ‘Müstakbel Konseyi’ olarak bilinen muhalefet koalisyonu bir açıklama yayımladı. Açıklamada 2012 geçici anayasasına göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026 yılında, cumhurbaşkanlığı görev süresinin ise 15 Mayıs 2026'da sona erdiği vurgulandı. Koalisyon, 2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerin ötesinde herhangi bir görev süresi uzatma girişimini açık ve kesin bir dille reddettiğini de belirtti.

Bu tehditlerin en sonuncusu, federal hükümetle anlaşmazlık içindeki Puntland Cumhurbaşkanı Said Abdullahi Deni'den geldi. Deni, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında ‘cumhurbaşkanlığı görev süresi bitmeden kapsamlı bir çözüme ulaşılmazsa siyasi anlaşmazlıkların devletin varlığını tehdit edebileceği’ uyarısında bulundu.

Olası senaryolar

Kilni’ye göre mevcut tablo, birkaç olası senaryoya kapıyı araladı. Birinci senaryoda iç ve uluslararası arabuluculuk girişimleri, ‘gerginliği yatıştıracak ve patlama noktasını erteleyecek’ geçici bir siyasi uzlaşıyı dayatmayı başarıyor. İkinci senaryoda ise karşılıklı çıkmaz ve gerilim süreci devlet kurumlarını felç eden uzun soluklu bir anayasal krize dönüşüyor.

Kilni, en tehlikeli senaryoya göre siyasi anlaşmazlığın güvenlik çatışmalarına ya da hükümet ile bazı yerel ve bölgesel güçler arasında doğrudan yüzleşmeye dönüşmesinin ülkeyi yeniden kaos ve istikrarsızlık sarmalına sürükleyebileceğini belirtti.

Kilni, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Mevcut koşullar çerçevesinde Somali krizi, geçici bir seçim anlaşmazlığının çok ötesine geçerek, devletin şekli ve siyasi sistemin geleceği üzerinde bir iktidar mücadelesine dönüşmüş gibi görünüyor. Oysa ülke, şu an her zamankinden çok geniş tabanlı bir ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyuyor.”

Kilni, sözlerini şöyle tamamladı:

“Herhangi bir çatışma senaryosunun önüne geçmek için başta Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB)ve Batılı ülkeler olmak üzere uluslararası ortaklar, ülkenin açık uçlu bir siyasi yüzleşmeye sürüklenmesini önleyecek kapsamlı bir diyaloğu hayata geçirme yönünde baskı uygulamaya çalışacaktır.”