Sudan iç savaşı Mısır’ı nasıl etkiliyor?

Mısır, bitecek gibi görünmeyen Sudan iç savaşının yansımaları karşısında hiç de imrenilecek bir durumda değil

Sisi ve Burhan - AFP
Sisi ve Burhan - AFP
TT

Sudan iç savaşı Mısır’ı nasıl etkiliyor?

Sisi ve Burhan - AFP
Sisi ve Burhan - AFP

Amr İmam

Sudan Genelkurmay Başkanı ve Geçici Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmek üzere 29 Ağustos’ta Mısır’ı ziyaret etti.

Bu, Burhan’ın, geçtiğimiz nisan ayının ortasında Sudan ordusu ile yarı askerî Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında çıkan savaştan bu yana yurtdışına yaptığı ilk yolculuk.

Sisi, Sudanlı en üst düzey generali el-Alameyn Havalimanı’nda karşılamak istiyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük mücadelelerinden birine sahne olmuş bu ünlü yer, sonraları uluslararası turizm yatırımı için bir cazibe noktası haline geldi. Ayrıca Mısır liderinin Mısır’ın kuzeydoğusundaki sayfiyesi de burada yer alıyor.

Belki de bu, Mısır’ın, Sudan ordusuna verdiği desteğe dair açık bir mesaj ve 63 yaşındaki Generalin Sudan’ın meşru yöneticisi olduğu yönündeki duruşunun bir teyididir.

Bununla birlikte mesele sadece, Mısır’ın Sudan’da yaşanan vahşi savaşta kimi desteklediğiyle alakalı değildi. Kahire’nin, güney komşusu ülkenin daha fazla kargaşaya, parçalanmaya ve dağılmaya sürükleneceği bir senaryonun yaşanmasından yana duyduğu korku da söz konusu.

Sudan’ın savaşa sürüklenmesi ve ülkedeki silah ticaretinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Libya’nın güneyi ile Sahil ve Sahra bölgesinde faaliyet gösteren terörist grupların sızma ihtimali gibi gelişmelerden kaynaklanan tehlikeleri artık tek başına Mısır’ın önlemesi gerekiyor

Burhan’ın uçağının el-Alameyn’e inişinden yaklaşık bir ay önce Kahire, Mısır’ın güney komşusu Sudan’da savaşın patlak vermesinden bu yana yapılan ilk görüşmede Sudanlı isyancı ve sivil hareketlerden oluşan Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin toplantısına ev sahipliği yaptı.

Toplantıya katılanların çabaları; ülkedeki çatışmayı sona erdirmek için ortak bir zemin bulmaya ve barışçıl bir çözüm bulmak için iç ve uluslararası desteği harekete geçirmeye yoğunlaştı.

Bundan birkaç gün önce Sisi, Mısır’ın Sudan’daki savaşı bitirmek için ortaya koyduğu girişime destek için Sudan’a komşu ülkelerin liderlerini bir araya getirmeyi başarmıştı.

Bu girişim, kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını, yardımları ulaştırmak için güvenli insani koridorların inşa edilmesini ve Sudanlı tüm siyasi güçleri ve isimleri içine alan bir diyalog çerçevesi oluşturulmasını hedefliyor.

Burhan’ın 29 Ağustos’ta el-Alameyn’de Sisi ile görüşmesi, yukarıda belirtilen ve hepsi de Mısır’ın Sudan’daki duruma dair artan endişelerini yansıtan çabaların yoğunlaştırılmasının yolunu açtı. Yerel bir analistin de ifade ettiği gibi Mısır’da, bu çatışmanın devam etmesi halinde Sudan’ın küçük bölgelere bölünme ihtimaliyle karşı karşıya kalacağına dair inanç artmaya başladı.

Kahire Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tarık Fehmi, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada durumu şöyle değerlendirdi: “Çatışma, genişlemeye devam ederek Sudan’ın tüm bölgelerine peş peşe ulaşma tehdidi oluşturuyor. Bu, daha önce açıkladığı gibi tüm taraflarla tarafsız bir ilişki kuran ve çatışmanın tüm taraflarıyla konuşan Kahire’de tehlike çanlarının çaldığı anlamına geliyor.”

Geçerli endişeler

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme boyunca Sisi, Mısır’ın Sudan’la dayanışmasını ve onun güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğü için desteğini vurguladı. Toplantının ardından el-Burhan, Sudan halkının adil ve özgür seçimlerle liderini seçme imkânına sahip olması için savaşı bitirme ve ülkedeki geçiş aşamasını tamamlama isteğini Sudan’a komşu ülkelere dile getirmek için Mısır’da bulunduğunu söyledi.

Birkaç gün geçmedi ki Burhan, Kızıldeniz’in batısındaki sahil kenti Port Sudan’da polislere, bilhassa uzun vadeli bir çatışmanın çıkması haline ülkesinde fiili bir parçalanma ihtimalinden bahsetmekle, Mısır’ın endişelerinin yerinde olduğunu gösterdi. Burhan şöyle dedi: “Hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmazsa Sudan’ı bölecek bir savaşla karşı karşıyayız.”

Foto: Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdülfettah el-Burhan, 28 Ağustos 2023’te Port Sudan’daki Flamingo Deniz Üssü’nü ziyaret etti (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdülfettah el-Burhan, 28 Ağustos 2023’te Port Sudan’daki Flamingo Deniz Üssü’nü ziyaret etti (AFP)

Sudan ordusu ile HDK arasında bir iktidar mücadelesi şeklinde ortaya çıkan savaş, Sudan’ın büyük bölümünü içine alan kapsamlı bir çatışmaya dönüştü ve yersiz kalan milyonlarca insanın içeride ve dışarıda oraya buraya savrulmasına sebep oldu.

İçeride kanunun olmadığı Sudan, Kahire’deki güvenlik planlamacıları için endişe verici bir korkuyu temsil ediyor. Mısır zaten komşusu Libya’daki sıkıntıların ağır yükünü taşıyor. Nitekim bu batı komşusu ülkeyle bin 100 km’lik ortak sınırı kontrol etmesi lazım.

Sudan’daki savaşın patlak vermesinden önce Sudanlı sınır muhafızları, Mısır ile (toplamda bin 276 km’lik) ortak sınırın bir kısmında devriye geziyor, diğer kısmını ise Mısır sınır muhafızlarına bırakıyordu.

Güvenlik analistlerinin ifadesine göre Mısır’ın, Sudan’ın savaşa sürüklenmesi ve ülkedeki silah ticaretinin yaygınlaşmasıyla birlikte, Libya’nın güneyi ile Sahil ve Sahra bölgesinde faaliyet gösteren terörist grupların sızma ihtimali gibi gelişmelerden kaynaklanan tehlikeleri artık tek başına önlemesi gerekecek.

Al Majalla’ya konuşan Mısır Düşünce ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Halid Ukaşe (Khaled Okasha) durumu şu ifadelerle değerlendirdi:

“Sudan’daki durum, başta Mısır olmak üzere komşu ülkeler için büyük bir tehlike oluşturuyor. Terörist gruplar genellikle istikrarsızlıktan faydalanır. Sudan’daki uzun savaş da ülkeyi bu grupların varlığı ve büyümesi için verimli bir zemine dönüştürebilir.”

Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı

Sudan’daki savaştan kaynaklanan güvenlik endişeleri, Mısır’ın Filistin Gazze Şeridi’yle ortak sınırlarda yüzleştiği zorluklara da etki ediyor. Bilindiği üzere Gazze Şeridi’nde Sina’daki Mısır ordusuna ve polisine yönelik İslamcı radikallerin saldırılarını körükleyebilecek kaçakçılık ağları faaliyet yürütüyor.

Sudan’ın dağılması ve başarısızlığının Kızıldeniz’de güvenlik sorunlarına yol açıp, Güneydoğu Asya ile Avrupa arasındaki en kısa yol olan Süveyş Kanalı’nda ulaşımı tehdit etmesi de muhtemel. Sudan ordusunun Sudan’ın doğusunda ve özellikle de Port Sudan’da kontrolü yitirmesi halinde Sudan’ın Kızıldeniz’e 750 km’den fazla olan kıyısı, Süveyş Kanalı ya da Babülmendeb Boğazı’nda seyreden gemilere yönelik saldırılar ve korsan faaliyetleri için bir başlangıç noktası olabilir.

Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı’nda yapılıyor. Kanal, Mısır’ın ulusal geliri için vazgeçilmez bir kaynak olmasının yanı sıra, Mısır’ın ekonomik kalkınma planlarında da temel bir unsuru teşkil ediyor.  

Mısır’ın ekonomik projelerinin, Kanalı çevreleyen bölgeyi milyarlarca dolarlık yabancı yatırım çeken ve Mısırlılar için on binlerce iş fırsatı oluşturan küresel bir lojistik, hizmet ve sanayi merkezine dönüştürmeyi hedeflediği görülüyor.

Ocak 2020’de Sisi, güneydoğu sahilinde, Sudan’dan sadece birkaç km uzakta inşa edilen bir deniz/hava üssünün açılışını yapmıştı. Bu üs, Mısır’ın, Kanalın güney girişinde olası sıkıntılardan yana duyduğu endişeyi daha da büyüttü.

Barnis adı verilen üssün inşası, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki ulaşım faaliyetinin Yemen’deki Husi milisler tarafından yüzleştiği tehditlere Mısır’ın gösterdiği bir tepki mahiyetindeydi. Bununla birlikte bazılarına göre bu üs, Mısır’ın bölgesel rakibi Türkiye’nin, Sudan’ın Kızıldeniz’de Mısır’a sadece birkaç km uzaklıktaki Sevakin adasının kontrolünü ele geçirme girişimlerine karşı da bir set görevi görecek.

Ocak 2020’de Sisi, güneydoğu sahilinde, Sudan’dan sadece birkaç km uzakta inşa edilen bir deniz/hava üssünün açılışını yapmıştı. Bu üs, Mısır’ın, Kanalın güney girişinde olası sıkıntılardan yana duyduğu endişeyi daha da büyüttü

BM Göç Ajansı’na (IOM) göre savaş şu ana kadar 4,6 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Bunların 3,6 milyondan fazlası Sudan içindeki daha güvenli bölgelere kaçarken kalan 1 milyondan fazlası ise sınırları geçerek komşu ülkelere gitti.

Komşu ülkelere göç eden bu insanlardan Mısır’ın payına düşen yaklaşık dörtte birdi. Bunlar, zaten Mısır’da yaşayan yaklaşık 5 milyon Sudan vatandaşına eklendi. Sudanlı mülteci akınının artması, ekonomik sorunları derinleştirecek ve güvenlik risklerini artıracaktır.

Bu gelişmeler, Mısır’ın ciddi bir ekonomik krize sahne olduğu bir dönemde yaşanıyor. Söz konusu kriz, Koronavirüs salgınında patlak verdi ve uluslararası pazarda temel emtia fiyatlarının yükselmesine sebep olan ve dolayısıyla Mısır’ı temel ithalatlar da dahil olmak üzere ithalatları için daha fazla ödeme yapmak zorunda bırakan Ukrayna savaşından sonra devam etti.

Nahda Barajı

Sudan’daki savaş, Mısır için büyük bir jeostratejik kaybı da temsil ediyor. Mısır özellikle, Etiyopya’nın Mısır’ın ana kolu olan Mavi Nil üzerinde milyarlarca dolarlık bir hidroelektrik baraj inşa etmesine karşılık, tatlı suların ana kaynağı olan Nil Nehri sularındaki payını koruma mücadelesi veriyor.

Mısır, 4 milyar dolar maliyetindeki Büyük Etiyopya Nahda Barajı’nın inşasının, Mısır’ın Nil sularındaki yıllık 55,5 milyar metreküplük payını büyük ölçüde azaltmasından korkuyor.

Böyle bir şey, su fakiri Mısır’ın ekonomik olarak yıkımına, yüz binlerce dönümlük tarım arazisinin yok olmasına ve 105 milyonu aşkın nüfusun büyük bir kısmının aç kalmasına sebep olabilir.

Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında Kahire’de yapılan son tur da dahil olmak üzere, Etiyopya ile on yıldan fazla bir süredir devam eden müzakereler neticesinde Nahda Barajı’nın rezervuarının doldurulmasına ve barajın tamamlandıktan sonra işletilmesine ilişkin kurallar üzerinde bir anlaşmaya varılamadı.

Mısır her zaman Etiyopya’yı müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olmak ve barajın inşası ile doldurulması konusunda tek taraflı yol almakla suçluyor.

Müzakerelerle geçen bu on yılda Sudan, çoğu zaman Mısır’ın yanında yer aldı. Zira güney komşusu ülke de Etiyopya Barajı nedeniyle ekonomik ve toplumsal bir yıkım ihtimaliyle karşı karşıyaydı.

Sudan’ı parçalayan ve Mısır’ı olası yansımaları karşısında hiç de imrenilmeyecek bir konumda bırakan savaş, yakın zamanda sona erecek gibi görünmüyor. Görünüşe bakılırsa Mısır devletinin halihazırda bu savaşla ve sonuçlarıyla başa çıkmak için tek seçeneği, bir devlet olarak sürekliliğini temin etmek ve halkını korumak için kullandığı diplomatik yollardır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
TT

Hamas'ın silahları birkaç gün içinde arabulucuların masasında olacak

Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)
Filistinli bir çocuk, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat kampında yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek topluyor (Arşiv-AFP)

Gazze'de Filistinli gruplar içindeki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hamas ile silah meselesi konusunda "genel istişarelerin" devam ettiğini doğruladı. Bir kaynak, "özellikle Gazze Şeridi'ndeki hükümet operasyonlarının (Gazze İdari Komitesi'ne) devredilmesiyle birlikte, grupların silahları konusunda arabulucularla daha ciddi görüşmelerin önümüzdeki günlerde başlayacağını" ifade etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılmasını ateşkesin ikinci aşamasının uygulanması için temel bir koşul olarak görürken, Filistin hareketi silahlarının akıbetini bu konuda "ulusal bir uzlaşmaya" bağlıyor.

Hamas'tan bir kaynak Şarku’l Avsat'a, silahların akıbeti konusunun "kamuoyu istişareleri" aşamasında olduğunu söyledi.

Kaynaklar, "kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçeve" oluşturulmasının gerekliliğini vurguladı. Ayrıca, "Filistinli gruplarla bazı istişarelerin yapıldığını ve bu konuyu ele alacak ciddi görüşmeler sırasında arabuluculara sunulmak üzere bir önerinin hazırlandığını" vurguladılar.


Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
TT

Halep, savaşın tozunu üzerinden atarak iddialı projelerle eski canlılığına kavuşuyor

Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)
Restorasyon ve işletmeye açılmasının ardından çarşılardan biri (Şarku'l Avsat)

Suriye'nin Halep şehri, savaş ve depremin tozunu üzerinden atıyor ve özellikle iddialı projelerle tarihi çarşısında yavaş yavaş eski canlılığını ve ruhunu yeniden kazanıyor.

UNESCO tarafından koruma altına alınan bu tarihi çarşı, Bab Antakya'dan Halep Kalesi civarına kadar uzanan onlarca çarşıyı içerir. Memlük, Zengi ve Osmanlı dönemlerine ait hamamlar ve kervansaraylara ev sahipliği yapar; her bir çarşının belirli bir zanaat veya emtia konusunda uzmanlaşmış olmasıyla öne çıkar.

Kültür Bakanlığı ve uluslararası ortaklar, 2018'den bu yana restorasyon projeleri başlattı; bu projeler arasında 40 çarşıdan 13'ünün yeniden açılması ve yüzlerce dükkanın sahiplerine iade edilmesi yer alıyor. Bu çalışmalarda orijinal taşlar ve yetenekli el işçiliği kullanılıyor.

Mimar Fatima Hulendi Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, Halep'in tarihi çarşısının estetiği ve benzersizliği hakkında coşku ve gururla konuşuyor ve "El-Sakatiyye 1" çarşısrının, Bab Antakya'dan Suk el-Zerb'e uzanan düz bir hat üzerinde yer alması nedeniyle Halep'teki eski çarşılar için hayati bir damar olduğunu belirtiyor.


İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.