ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardımları 45 milyar dolara yaklaştı

ABD'nin Ukrayna'ya sağladığı yaklaşık 76 milyar dolarlık destek askeri, insani ve mali yardım olarak 3'e ayrılırken, söz konusu yardımın 44,4 milyar dolarını askeri yardımlar oluşturuyor

Yardımın 44 milyar doları, savaşın başladığı 24 Şubat 2022'den beri yapıldı (AA)
Yardımın 44 milyar doları, savaşın başladığı 24 Şubat 2022'den beri yapıldı (AA)
TT

ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardımları 45 milyar dolara yaklaştı

Yardımın 44 milyar doları, savaşın başladığı 24 Şubat 2022'den beri yapıldı (AA)
Yardımın 44 milyar doları, savaşın başladığı 24 Şubat 2022'den beri yapıldı (AA)

Ukrayna-Rusya savaşı sürerken, Ukrayna'ya en çok yardım gönderen ülkelerin başını ABD çekti.

ABD'de Biden yönetimi, göreve geldiği Ocak 2021'den itibaren Ukrayna'ya çeşitli kanallar üzerinden yaklaşık 45 milyar dolar değerinde askeri yardım sağladı. Söz konusu yardımın yaklaşık 44 milyar dolara yakını, Rusya-Ukrayna savaşının başladığı 24 Şubat 2022'den beri yapıldı.

Almanya merkezli Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü, savaşın başlamasından bu yana ABD'nin, Ukrayna'ya insani, mali ve askeri destek içeren yaklaşık 76 milyar dolar değerinde yardım sağladığını ortaya koydu.

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) verilerine göre, ABD, savaşın başından bu yana Ukrayna'ya 2,6 milyar dolar insani yardım sağladı.

Mali yardımın değerine ilişkin ABD'den resmi açıklama gelmezken, Kiel Dünya Ekonomisi Enstitüsü, yapılan bu yardımın yaklaşık 27 milyar dolara tekabül ettiğini öne sürüyor.

ABD, savaşın başlamasıyla Ukrayna'ya ilk askeri yardım paketini gönderdi

Biden, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bir gün sonra 350 milyon dolarlık askeri yardım paketini onayladı.

Pentagon'dan yapılan açıklamaya göre, bu paket, küçük silahlar ve mühimmatın yanı sıra "Ukrayna'nın ön saflardaki savunucuları" için zırh ve teçhizat içeriyordu.

Biden, 13 Nisan 2022'de yaptığı yazılı açıklamada, Ukrayna'ya 800 milyon dolarlık ilave silah ve savunma yardımı yapacaklarını duyurdu.

Pentagon, Temmuz 2022'de Rusya'nın okul, hastane gibi altyapıyı hedef almaya başlamasıyla Ukrayna'ya aralarında gelişmiş hava savunma sistemleri de bulunan 820 milyon dolarlık ek güvenlik yardımı yapılacağını açıkladı.

Paketin, 2 Ulusal Gelişmiş Karadan Havaya Füze Sistemi (NASAMS); 150 bin 155 milimetre topçu mühimmatı ve 4 adet ek karşı topçu ateşi takip radarı içerdiği aktarıldı. Böylece Ukrayna hava savunması için ilk NASAMS'larına sahip oldu.

ABD, Ukrayna’ya 1 yılda 30 milyar dolara yakın silah ve ekipman verdi

ABD, savaşın ilk yılında Ukrayna ordusuna 29,8 milyar dolar değerinde silah ve ekipman verdi.

Pentagon, 7 Eylül'de yayımladığı "ABD'nin Ukrayna'ya sağladığı güvenlik yardımı" adlı raporunda, bu ülkeye bugüne kadar gönderilen askeri yardıma ilişkin detaylara yer verdi.

Rapora göre, Ukrayna ordusuna bugüne kadar 300 milyon hafif silah mühimmatı ve el bombası, 12 NASAMS, Patriot hava savunma sistemi, HAWK hava savunma sistemi ve füzeleri, 198 tane 155 milimetre top mermisi fırlatan "M777" tipi obüs, 2 milyondan fazla 155 milimetre top mermisi veren ABD, 500'ü aşkın Mayına Karşı Korumalı Pusu Korumalı (MRAP) araç, 186 Bradley zırhlı piyade muharebe aracı sağladı.

ABD ayrıca bu ülkeye, 20 "Mi-17" helikopteri, 45 "T-72B" tankı, Yüksek Hızlı Anti-Radyasyon Füzeleri (HARM), 2 binden fazla Yüksek Hareketli Çok Amaçlı Tekerlekli Araç (HMMWV) gönderdi.

Almanya ile ABD arasında tank pazarlığı

ABD, uzun süre Ukrayna'ya tank vermeme konusunda direndi. Ancak Almanya'nın Leopard tanklarının Ukrayna'ya tedarik edilmesine ilişkin tartışmada, ABD'nin önce tank vermesini şart koşması Biden yönetimini zor durumda bıraktı.

Yönetim kısa sürede Ukrayna ordusuna verilmek üzere 31 adet "M1 Abrams" tankı satın alınacağını duyurdu.

ABD yönetimi, bu tankların en geç sonbaharda Ukrayna'da cephede olabileceğini tahmin ediyor.

ABD'nin Ukrayna'ya misket bombası desteği vermesi dikkati çekti

ABD'nin Ukrayna'ya sağladığı yardımlar arasındaki misket bombası ve seyreltilmiş uranyum mermileri transferleri dikkati çekti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, 7 Temmuz'da "Ukrayna'yı savunmasız bırakmayacaklarını", bu ülkeye misket bombası vereceklerini açıkladı.

Misket bombalarının sivillere zarar verme riskinin farkında olduklarını kaydeden Sullivan, Ukrayna'ya misket bombaları vermenin "kolay bir karar" olmadığını ifade etti. ABD Başkanı Joe Biden da bunun "çok zor bir karar" olduğunu belirterek, bu konuda müttefiklerle ve Kongre'deki milletvekilleriyle görüştüğünü bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise Orta Doğu’daki tecrübelerin misket bombalarının çatışmalar sona erdikten sonra bile patlayabileceğini gösterdiğini belirtti. Zahavora, ABD'nin Ukrayna'ya vereceği bu bombalarla Ukraynalı ve Rus çocuklar dahil ölenlerin sorumluluğunu taşıyacağını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu da Rusya'nın elinde daha etkili misket bombaları olduğunu söyleyerek, "ABD, Ukrayna'ya misket bombası gönderirse, Rusya Silahlı Kuvvetleri, cevap olarak Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine karşı benzer silahları kullanmak zorunda kalacak" dedi.

Savaş kalıntısı olarak yıllarca tehdit olmayı sürdüren ve kullanımı hala tartışmalara yol açan misket bombalarının stoklanması ve satışı 2008'de imzalanan sözleşmeyle yasaklanmıştı. Söz konusu sözleşmeye ABD, Ukrayna ve Rusya taraf değil.

Seyreltilmiş uranyum mermileri Abrams tanklarında kullanılacak

Pentagon, 6 Eylül'deki açıklamasında, Ukrayna'ya savunma yardımı çerçevesinde ilk kez seyreltilmiş uranyum mermileri gönderileceğini ve bunların 31 "M1 Abrams" tankında kullanılacağını bildirdi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise bu karara tepki göstererek, "Seyreltilmiş uranyum mermilerinin kullanılmasının sonuçlarının sorumluluğu tamamen ABD'nin olacaktır" açıklamasını yaptı. Bu mühimmatların kullanımının daha önce onkoloji ve diğer hastalıklardan muzdarip insan sayısını artırdığını aktaran Peskov, bu sorunların, mühimmatların kullanıldığı bölgelerde bulunanların sonraki nesiller üzerinde de hissedildiğini dile getirdi.

Pentagon ise "seyreltilmiş uranyum mermilerinin sağlık için tehdit olabileceği ve kansere yol açabileceğine" ilişkin Kremlin tarafından ortaya atılan iddiaları reddetti.

ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardımı, 2023 savunma bütçesinin yaklaşık yüzde 5'ine denk geliyor

ABD Merkezli Düşünce Kuruluşu Hudson Enstitüsünce yayımlanan "Ukrayna zaferi, Amerikalılar için neden önemli" başlıklı raporda, ABD'nin savaşın başlamasından itibaren Ukrayna'ya yaptığı toplam yardımın, ABD'nin 2023 mali yılı savunma bütçesinin yaklaşık yüzde 5'ine, gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık binde 2'sine denk geldiği belirtildi.

Biden, ek bütçe istedi

Biden, 10 Ağustos'ta başta Ukrayna'ya verilen destek, afet yardımı ve sınır ile göçmen sorunlarıyla mücadele kapsamında ek finansman sağlayabilmek için Kongre'den 40 milyar dolarlık ek acil durum fonunun onaylamasını talep etti.

Kongre'nin onaylaması halinde fonun 24 milyar dolar kadarlık kısmının Ukrayna'ya yardım ve diğer uluslararası ihtiyaçlar, 12 milyar doları afetle mücadele, 4 milyar dolar kadarının ise sınır ve göç sorunlarıyla mücadele için kullanılması planlanıyor.

ABD'den yakın dönemde Ukrayna'ya 2 yeni yardım paketi

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 6 Eylül'de "sürpriz bir şekilde" gerçekleştirdiği Ukrayna ziyaretinde, bu ülkeye 1 milyar dolarlık yeni yardım paketini açıkladı.

Söz konusu paket kapsamında, Ukrayna'ya 175 milyon dolarlık savunma yardımı verilecek. Bu yardım, Yüksek Performanslı Topçu Roket Sistemi (HIMARS) füzeleri, Javelin zırh delici füze sistemleri, tanksavar sistemleri ve Abrams tankları için uranyum tank mühimmatları içeriyor.

Ayrıca yeni açıklanan paketin 300 milyon doları, Rusya'dan alınan bölgelerde düzenin tesisi için kolluk kuvveti desteğini kapsıyor.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da Blinken'ın yeni askeri ve insani yardım taahhüdünden sadece bir gün sonra Ukrayna'ya 600 milyon dolarlık daha yardım paketini açıkladı.

Ukrayna Güvenlik Yardımı Girişimi (USAI) ile sağlanacak bu uzun vadeli yardım paketine, Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinin sürdürülebilirliği ve entegrasyonu için ekipman, HIMARS için teçhizat, topçu mermileri, elektronik harp araçları, imha mühimmatları ve mayın temizleme teçhizatı dahil olacak.

Pakette, eğitim ve bakım faaliyetleri de olacak.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.