İran'da satılık çocuklar: Trajedinin maliyeti ne kadar?

İnsan hakları aktivistleri: Toplum bir suçlu arıyorsa hükümet yetkililerini hedef almalı

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
TT

İran'da satılık çocuklar: Trajedinin maliyeti ne kadar?

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)

Saye Rahimi 

İranlı yöneticilerin din ve direniş adına her geçen gün zenginleştiği bir zamanda ekonomik zorlukların ağırlığı altında her geçen daha da eğilen ve sıkıntı çeken toplumun tanık olduğu yoksulluk dramının abartısız en sarsıcı sahnesi, sanal ortamda ve pazarlarda yapılan çocuk alışverişi olabilir. 

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket, yani çocuk ticareti daha geniş boyutlara ulaştı.

Bu felaketi anlamak için Instagram gibi sosyal medya platformlarında 'çocuk vesayeti' kavramını aratmak yeterli.

O zaman 'çocuk aracısı' sıfatıyla bu alanda çalışan çok sayıda kullanıcı hesabı görülebilir.

Elbette pazarlardaki durum çok daha kötü. Tahran'da bir çocuk hakları aktivisti, çocuk satın almak isteyen birinin öğlen saat 1'de Tahran'da hükümet yetkililerine yakın Bölge (Mıntıka) 12'ye gitmesinin yeterli olduğunu söylüyor; orada bir günlük bebeklerden yaşları 4 veya 5'in altında kız ve erkek çocuklarına kadar olan çocukları çok kolay bir şekilde satın alabilir. 

Gerçek çocuklar için sanal ilanlar

Emniyet güçlerinden Sosyal Hizmetler Kurumu'na (Behzistî) kadar olan yelpazedeki İranlı yetkililer, çocuk alışverişi alanında faaliyet yürüten kişilerle kararlı bir şekilde ilgilendiklerini iddia ediyor.

Ancak sosyal medya sayfalarında ve sahada yapılan araştırmalar, bu iddianın tam aksini ortaya koyuyor.

Nitekim bundan bir ya da iki yıl önce Instagram'da ara sıra emzikli bebek satışıyla ilgili ilanlar yer alıyordu.

Kullanıcıların tepki gösterip bu hesapları şikâyet etmeleri üzerine emniyet, bu kişileri tutukladığını iddia etti.

Ancak bu önlemler, internet üzerinden çocuk alışverişini durdurma konusunda işe yaramadı.

Üstelik yapılan araştırmalar bu ilan sahiplerinin ve tacirlerin sadece çalışma yöntemlerini değiştirdiklerini, şu an işlerine devam ettiklerini ve "çocukların vesayeti" ya da "yetim ve bakımsız çocukların vesayeti", bazen de "bir günlüğüne çocuk bakımı" gibi başlıklar altında hesap açtıklarını gösterdi. 

Bir çocuk satın almak isteyen kişilerle Instagram'a ilan koyan kişiler arasında ön görüşmeler yapılıyor.

Bir aylık çocuğun vesayetinin devredilmesiyle ilgili ilan veren bir kullanıcı, Independent Farsça muhabirine şöyle dedi:

Çocuğun ailesi 500 milyon tümen fiyat belirledi, ancak bir indirim yaptırabilirim.

Kullanıcının ifadesine göre aile, Meşhed şehrinin banliyölerinden birinde yaşıyor ve dört çocuğu daha var.

Bu aile oldukça fakir ve çocuk satışından elde ettiği geliri daha iyi bir hayat için harcamak istiyor.

Anlaşıldığı kadarıyla bu satış fikri, ailenin bir tanıdığı tarafından çocuğun babasına tavsiye edilmiş. 
Çocuk satın almak isteyenler, birçok zorlukla karşılaşabileceklerini biliyorlar.

Bu zorluklardan biri de çocuğu satan ailenin bir yıl ya da daha fazla bir süre geçtikten sonra pişman olup, çocuğun iadesini talep etmesi ihtimali.

Elbette alışveriş işlemleri hukuki sorunlar da doğuruyor. Bu yüzden çocuk satın almak isteyen pek çok kişi, çocuğun bir günlük olmasını ya da satın alma işleminin çocuk doğmadan önce gerçekleşip doğum belgesine kendi adlarının yazılmasını tercih ediyor. 

Independent Farsça muhabirine konuşan aracı, "İsterseniz sizin için çocuk doğmadan önce satın alma işlemi gerçekleştirebilirim, ama fiyat daha yüksek olur. Doğum belgesini sizin adınıza almak için nüfus dairesinde ve hastanede tanıdıklarım var. Ancak bu doğum belgesini satın alma işlemi ayrı" ifadelerini kullandı. 

Yoksul hamile anneler

Dört kelimeden oluşan "çocuk için ön satış" ibaresi; başı, ortası ve sonu olan hüzünlü bir hikâye. İronik olan, bu ibarenin hiç de gerçekçi olmamasıdır.

Independent Farsça'ya konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen İranlı bir çocuk hakları aktivisti, "Şu an sizinle konuşurken başkent Tahran'ın yoksul iki bölgesinde oldukça fakir olup, çocuklarını önceden satmış en az iki kadın var" dedi. 

Aktivist, çocuklarını satan annelerin duygularını da şöyle tarif etti:

Zorlu yaşam koşullarına ve boğuştukları hastalıklara bakıldığında başka bir seçenekleri olmadığını söylüyorlar.

Aktivist, emzikli olanlar başta olmak üzere çocukların satılması meselesinin çok önemli boyutları olduğunun altını çizdi.

Ona göre toplumun, annelere öfke kustuğu doğru. Ancak bazı devlet hastanesi sorumlularından tutun doktorlarla simsarlara ve nüfus dairesi yetkililerine kadar pek çok insan bu meseleye karışıyor.

Dolayısıyla bir ebeveynin çocuklarını satmak istediğinde kolayca kendisine ödeme yapıp çocuğu alacak bir müşteri bulmasının ve işi bitirmesinin kolay olduğu iddiası doğru değil.

Özellikle de İran'daki yasalar, çocuğun velayetinin sadece babada ve dedede olmasını öngörürken. Öyleyse bu mesele, ancak yasalar çiğnenerek mümkün olabilir. 

Aktivist, alım-satım sürecini şu sözlerle anlattı: 

Aracıların işi sadece satıcıyla müşteriyi birbirleriyle tanıştırmaktan ibaret değil. Başka işler de yapıyorlar. Mesela bu aracıların devlet hastanelerinde tanıdıkları var; doğum belgesini çocuğu satın alacak kişinin adına yazdırabilir.

Aynı şekilde nüfus kayıt dairelerinde de çocuk için müşteri adına doğum belgesi alacak kadar etkinliğe sahipler. Çok büyük paralar aktarıyorlar, ancak çocuğun anne-babasının aldığı miktar çok az. 

Çocuklarını satan annelerin birçoğu uyuşturucu bağımlısı ve sokaklarda yatıyor. Çocukları da kaçınılmaz olarak bağımlı doğuyor. Bununla birlikte müşteriler, çocukları herhangi bir sıkıntı yaşamadan satın almayı tercih ediyor.

Bu çocuk hakları aktivisti, kocalarının zorlaması ve baskısı altında çocuklarını satmaya mecbur kalan birçok kadın tanıyor.

Bu bağlamda karısını üç defa hamile kalmaya zorlayan ve doğmamış çocuğunu karısının o ana kadar tanımadığı insanlara satan bağımlı bir adamdan bahsetti.

Söz konusu kadın, doğum kontrol operasyonu için hastaneye gittiğinde ona kocasının iznini alması gerektiğini söylemişler.

Aktivist, yoksulluk meselesi hakkında da şöyle dedi: 

Çoğumuz sosyal medyada çocuk satışına dair ilanları gördüğümüzde rahatsız oluyoruz. Ancak bu sorunun gerçeklik sahasındaki boyutları daha feci. Bence İran toplumu, çocukların annelerini değil de bu tür koşullara sebep olanları suçlamalı.

Daha fazla fakir ve bağımlı çocuk

Daha önce birkaç yıl boyunca kadın ve çocuk hakları aktivistleri, istenmeyen hamileliğin nasıl engelleneceği konusunda zayıf ve yoksul bölgelerde eğitimler veriyor ve onlara gerekli bazı tıbbi malzemeleri getiriyordu.

Bu bölgelerdeki sağlık merkezlerinde de bu eğitimlere izin verildi. Ancak yaklaşık on yıl önce Dinî Lider Ali Hamaney'in nüfus planının açıklanmasından sonra bu eğitimler durduruldu.

Ama iş, yoksul bölgelere doğum kontrol malzemeleri tedarikinin engellenmesiyle sınırlı kalmadı. Aynı zamanda tüm sağlık merkezleri de bu konuda hizmet sunmaktan menedildi.

Ayrıca kadın ve çocuk hakları aktivistlerinin faaliyetleri de giderek kısıtlandı ve nihayet Temsilciler Meclisi, Aile ve Gençleri Destekleme yasasını tartışarak onayladı. 

Yeni yasa uyarınca hamileliğe dair herhangi bir bilinçlendirme, pratikte cezalandırılmayı gerektiren bir suç olarak kabul ediliyor.

Aynı şekilde doğum kontrol malzemeleri de nadir ve maliyetli hale geldi. İran'da yaşananlara karşı yoğun bir öfke besleyen bu aktivist durumu şu sözlerle yorumladı:

Başkent Tahran'ın Şuş ya da Herendi caddesine veya Pakdeşt ya da Veramin şehrine gidip, bu yasanın onlarca yoksul kadına ve çocuğa yönelik bir suç eyleminden başka bir şey olmadığını kendi gözlerinizle görmelisiniz.

Mesela bağımlı kadınlara ya da seks işçilerine doğum kontrol malzemeleri getirdiğimizde bir suç işlemiş olmaktan korkuyoruz. Yahut bir kadın istemeden hamile kaldığında çocuğunu aldıramıyor. Hal böyleyken çocuk alım-satımı olgusunun yaygınlaşmasından başka ne bekleyebilirsiniz ki?

Siz zannediyor musunuz ki hükümet, bu yasanın daha fazla fakir çocuğun doğumuna yol açtığını ve bunun da çocukların alım-satımına sebep olabileceğini bilmiyor? Bence hükümet gayet iyi biliyor. Ama öncelik, nüfusun artması. Hükümetin, bağımlı annelerin çocuklarını sattıklarını bilmemesi mümkün olabilir mi? Biliyor ama umursamıyor.

İran'da evlat edinme şartları

Çocuk haklarına ilişkin en önemli uluslararası belge, 30 yıl önce İran rejiminin de imzaladığı uluslararası anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre hükümetler, çocuk alım-satımını engellemekle yükümlü.

İran'daki Çocuk Koruma Kanunu'nun üçüncü maddesine göre çocukların yasal olmayan işler için satılması, satın alınması, istismar edilmesi veya kullanılması suç kabul ediliyor ve karşılığında hapis ve para cezası veriliyor.

Ancak bu yasa da benzer yasalar gibi yürütmede sorunlarla karşılaşıyor. Bu sorunların başında da yürütme organlarının görevlerini yerine getirmede gösterdiği zayıflık geliyor. 

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun (Behzistî) sorumluluğu, çocuklar da dahil olmak üzere bakıma muhtaçların işleriyle ilgilenmektir.

Evlat edinmek isteyen kişilerin, bu kuruma giderek, evlat edinme sürecine uymaları gerekir. Bu süreç bazıları tarafından "evlat edinmenin 7 adımı" olarak biliniyor.

Evlat edinmek isteyen kişinin İran anayasasında izin verilen dinlerden birine inanması, eşlerden birinin en az 30 yaşında olması şartıyla beş yıllık evli bulunması, yükümlülüklerine bağlı ve daha önce hapishaneye girmemiş ya da herhangi bir suçtan hüküm giymemiş olması gerekiyor.

Ayrıca kişinin maddi durumunun, beden ve akıl sağlığının yerinde olması ve bağımlı olmaması lazım. 

Evlat edinme şartları yukarıda saydıklarımızla sınırlı değil. Mesela bir karı-koca bir kız çocuğunu evlat edinirse ve bir süre sonra anne vefat ederse mahkeme, kız çocuğunu babadan geri alıp, tekrar Sosyal Hizmetler Kurumu'na teslim edebilir. Bu, babanın vefat etmesi halinde erkek çocuk için de geçerli. 

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun dinî vecibelere bağlılık gibi şartlarının çocuğun hayatını iyileştirmede kayda değer bir etkisi yok. Bu, sadece rejimin politikalarıyla örtüşüyor.

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun zarara ve şiddete maruz kalan çocuklar konusundaki kötü performansının yanı sıra bu şartlar, çocuk ticareti olgusunun yaygınlaşmasına da yol açtı. 

Yaklaşık dört yıl önce bir kız çocuğunu evlat edinen Said ve eşi, Independent Farsça'ya şunları söyledi:

Yaklaşık iki yıl boyunca bu çocuğu evlat edinmek için uğraştık ama bizimle yapılan görüşmelerde evlat edinme yeterliğine sahip olup olmadığımızı öğrenmeye çalışmadılar. Sorular yoğun olarak namaz, oruç ve yasaklar üzerineydi. Neredeyse bir yıl geçtikten sonra çocuğun durumunu görmek için evimize gelmek istediklerinde eşimin başörtüsüz fotoğrafını ortadan kaldırmak zorunda kaldık.

Bu bağlamda daha önce zikredilen çocuk hakları aktivisti, çocuk ticaretinden evlat edinmeye kadar olan boyutlarıyla bu olguya, farklı resmî ve toplumsal kesimlerin dahil olduğu geniş ve önemli bir olgu olarak dikkat çekti.

Ona göre İran toplumu çocuk ticareti konusunda bir suçlu arıyorsa hükümet yetkililerini hedef almalı.

Zira "çocuk satışı olgusu, trajik ve üzücü bir hikâyeye dönüştü ve ne yazık ki hızla yayılıyor. Dahası bunu, para kazanmanın bir yolu olarak gören insanlar var. Bu yüzden rejimin temel önceliği nüfusu artırmak olduğu ve Sosyal Hizmetler Kurumu gibi yürütme organları görevlerini yerine getirmediği sürece yoksulluk devam edecek ve bu hikâye bitmeyecek."

Independent Farsça - Independent Türkçe



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.