İran'da satılık çocuklar: Trajedinin maliyeti ne kadar?

İnsan hakları aktivistleri: Toplum bir suçlu arıyorsa hükümet yetkililerini hedef almalı

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
TT

İran'da satılık çocuklar: Trajedinin maliyeti ne kadar?

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)
Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket daha geniş boyutlara ulaşıyor (AFP)

Saye Rahimi 

İranlı yöneticilerin din ve direniş adına her geçen gün zenginleştiği bir zamanda ekonomik zorlukların ağırlığı altında her geçen daha da eğilen ve sıkıntı çeken toplumun tanık olduğu yoksulluk dramının abartısız en sarsıcı sahnesi, sanal ortamda ve pazarlarda yapılan çocuk alışverişi olabilir. 

Çocukları koruyan yasaların olmadığı bir ortamda bugün bu felaket, yani çocuk ticareti daha geniş boyutlara ulaştı.

Bu felaketi anlamak için Instagram gibi sosyal medya platformlarında 'çocuk vesayeti' kavramını aratmak yeterli.

O zaman 'çocuk aracısı' sıfatıyla bu alanda çalışan çok sayıda kullanıcı hesabı görülebilir.

Elbette pazarlardaki durum çok daha kötü. Tahran'da bir çocuk hakları aktivisti, çocuk satın almak isteyen birinin öğlen saat 1'de Tahran'da hükümet yetkililerine yakın Bölge (Mıntıka) 12'ye gitmesinin yeterli olduğunu söylüyor; orada bir günlük bebeklerden yaşları 4 veya 5'in altında kız ve erkek çocuklarına kadar olan çocukları çok kolay bir şekilde satın alabilir. 

Gerçek çocuklar için sanal ilanlar

Emniyet güçlerinden Sosyal Hizmetler Kurumu'na (Behzistî) kadar olan yelpazedeki İranlı yetkililer, çocuk alışverişi alanında faaliyet yürüten kişilerle kararlı bir şekilde ilgilendiklerini iddia ediyor.

Ancak sosyal medya sayfalarında ve sahada yapılan araştırmalar, bu iddianın tam aksini ortaya koyuyor.

Nitekim bundan bir ya da iki yıl önce Instagram'da ara sıra emzikli bebek satışıyla ilgili ilanlar yer alıyordu.

Kullanıcıların tepki gösterip bu hesapları şikâyet etmeleri üzerine emniyet, bu kişileri tutukladığını iddia etti.

Ancak bu önlemler, internet üzerinden çocuk alışverişini durdurma konusunda işe yaramadı.

Üstelik yapılan araştırmalar bu ilan sahiplerinin ve tacirlerin sadece çalışma yöntemlerini değiştirdiklerini, şu an işlerine devam ettiklerini ve "çocukların vesayeti" ya da "yetim ve bakımsız çocukların vesayeti", bazen de "bir günlüğüne çocuk bakımı" gibi başlıklar altında hesap açtıklarını gösterdi. 

Bir çocuk satın almak isteyen kişilerle Instagram'a ilan koyan kişiler arasında ön görüşmeler yapılıyor.

Bir aylık çocuğun vesayetinin devredilmesiyle ilgili ilan veren bir kullanıcı, Independent Farsça muhabirine şöyle dedi:

Çocuğun ailesi 500 milyon tümen fiyat belirledi, ancak bir indirim yaptırabilirim.

Kullanıcının ifadesine göre aile, Meşhed şehrinin banliyölerinden birinde yaşıyor ve dört çocuğu daha var.

Bu aile oldukça fakir ve çocuk satışından elde ettiği geliri daha iyi bir hayat için harcamak istiyor.

Anlaşıldığı kadarıyla bu satış fikri, ailenin bir tanıdığı tarafından çocuğun babasına tavsiye edilmiş. 
Çocuk satın almak isteyenler, birçok zorlukla karşılaşabileceklerini biliyorlar.

Bu zorluklardan biri de çocuğu satan ailenin bir yıl ya da daha fazla bir süre geçtikten sonra pişman olup, çocuğun iadesini talep etmesi ihtimali.

Elbette alışveriş işlemleri hukuki sorunlar da doğuruyor. Bu yüzden çocuk satın almak isteyen pek çok kişi, çocuğun bir günlük olmasını ya da satın alma işleminin çocuk doğmadan önce gerçekleşip doğum belgesine kendi adlarının yazılmasını tercih ediyor. 

Independent Farsça muhabirine konuşan aracı, "İsterseniz sizin için çocuk doğmadan önce satın alma işlemi gerçekleştirebilirim, ama fiyat daha yüksek olur. Doğum belgesini sizin adınıza almak için nüfus dairesinde ve hastanede tanıdıklarım var. Ancak bu doğum belgesini satın alma işlemi ayrı" ifadelerini kullandı. 

Yoksul hamile anneler

Dört kelimeden oluşan "çocuk için ön satış" ibaresi; başı, ortası ve sonu olan hüzünlü bir hikâye. İronik olan, bu ibarenin hiç de gerçekçi olmamasıdır.

Independent Farsça'ya konuşan ve adının açıklanmasını istemeyen İranlı bir çocuk hakları aktivisti, "Şu an sizinle konuşurken başkent Tahran'ın yoksul iki bölgesinde oldukça fakir olup, çocuklarını önceden satmış en az iki kadın var" dedi. 

Aktivist, çocuklarını satan annelerin duygularını da şöyle tarif etti:

Zorlu yaşam koşullarına ve boğuştukları hastalıklara bakıldığında başka bir seçenekleri olmadığını söylüyorlar.

Aktivist, emzikli olanlar başta olmak üzere çocukların satılması meselesinin çok önemli boyutları olduğunun altını çizdi.

Ona göre toplumun, annelere öfke kustuğu doğru. Ancak bazı devlet hastanesi sorumlularından tutun doktorlarla simsarlara ve nüfus dairesi yetkililerine kadar pek çok insan bu meseleye karışıyor.

Dolayısıyla bir ebeveynin çocuklarını satmak istediğinde kolayca kendisine ödeme yapıp çocuğu alacak bir müşteri bulmasının ve işi bitirmesinin kolay olduğu iddiası doğru değil.

Özellikle de İran'daki yasalar, çocuğun velayetinin sadece babada ve dedede olmasını öngörürken. Öyleyse bu mesele, ancak yasalar çiğnenerek mümkün olabilir. 

Aktivist, alım-satım sürecini şu sözlerle anlattı: 

Aracıların işi sadece satıcıyla müşteriyi birbirleriyle tanıştırmaktan ibaret değil. Başka işler de yapıyorlar. Mesela bu aracıların devlet hastanelerinde tanıdıkları var; doğum belgesini çocuğu satın alacak kişinin adına yazdırabilir.

Aynı şekilde nüfus kayıt dairelerinde de çocuk için müşteri adına doğum belgesi alacak kadar etkinliğe sahipler. Çok büyük paralar aktarıyorlar, ancak çocuğun anne-babasının aldığı miktar çok az. 

Çocuklarını satan annelerin birçoğu uyuşturucu bağımlısı ve sokaklarda yatıyor. Çocukları da kaçınılmaz olarak bağımlı doğuyor. Bununla birlikte müşteriler, çocukları herhangi bir sıkıntı yaşamadan satın almayı tercih ediyor.

Bu çocuk hakları aktivisti, kocalarının zorlaması ve baskısı altında çocuklarını satmaya mecbur kalan birçok kadın tanıyor.

Bu bağlamda karısını üç defa hamile kalmaya zorlayan ve doğmamış çocuğunu karısının o ana kadar tanımadığı insanlara satan bağımlı bir adamdan bahsetti.

Söz konusu kadın, doğum kontrol operasyonu için hastaneye gittiğinde ona kocasının iznini alması gerektiğini söylemişler.

Aktivist, yoksulluk meselesi hakkında da şöyle dedi: 

Çoğumuz sosyal medyada çocuk satışına dair ilanları gördüğümüzde rahatsız oluyoruz. Ancak bu sorunun gerçeklik sahasındaki boyutları daha feci. Bence İran toplumu, çocukların annelerini değil de bu tür koşullara sebep olanları suçlamalı.

Daha fazla fakir ve bağımlı çocuk

Daha önce birkaç yıl boyunca kadın ve çocuk hakları aktivistleri, istenmeyen hamileliğin nasıl engelleneceği konusunda zayıf ve yoksul bölgelerde eğitimler veriyor ve onlara gerekli bazı tıbbi malzemeleri getiriyordu.

Bu bölgelerdeki sağlık merkezlerinde de bu eğitimlere izin verildi. Ancak yaklaşık on yıl önce Dinî Lider Ali Hamaney'in nüfus planının açıklanmasından sonra bu eğitimler durduruldu.

Ama iş, yoksul bölgelere doğum kontrol malzemeleri tedarikinin engellenmesiyle sınırlı kalmadı. Aynı zamanda tüm sağlık merkezleri de bu konuda hizmet sunmaktan menedildi.

Ayrıca kadın ve çocuk hakları aktivistlerinin faaliyetleri de giderek kısıtlandı ve nihayet Temsilciler Meclisi, Aile ve Gençleri Destekleme yasasını tartışarak onayladı. 

Yeni yasa uyarınca hamileliğe dair herhangi bir bilinçlendirme, pratikte cezalandırılmayı gerektiren bir suç olarak kabul ediliyor.

Aynı şekilde doğum kontrol malzemeleri de nadir ve maliyetli hale geldi. İran'da yaşananlara karşı yoğun bir öfke besleyen bu aktivist durumu şu sözlerle yorumladı:

Başkent Tahran'ın Şuş ya da Herendi caddesine veya Pakdeşt ya da Veramin şehrine gidip, bu yasanın onlarca yoksul kadına ve çocuğa yönelik bir suç eyleminden başka bir şey olmadığını kendi gözlerinizle görmelisiniz.

Mesela bağımlı kadınlara ya da seks işçilerine doğum kontrol malzemeleri getirdiğimizde bir suç işlemiş olmaktan korkuyoruz. Yahut bir kadın istemeden hamile kaldığında çocuğunu aldıramıyor. Hal böyleyken çocuk alım-satımı olgusunun yaygınlaşmasından başka ne bekleyebilirsiniz ki?

Siz zannediyor musunuz ki hükümet, bu yasanın daha fazla fakir çocuğun doğumuna yol açtığını ve bunun da çocukların alım-satımına sebep olabileceğini bilmiyor? Bence hükümet gayet iyi biliyor. Ama öncelik, nüfusun artması. Hükümetin, bağımlı annelerin çocuklarını sattıklarını bilmemesi mümkün olabilir mi? Biliyor ama umursamıyor.

İran'da evlat edinme şartları

Çocuk haklarına ilişkin en önemli uluslararası belge, 30 yıl önce İran rejiminin de imzaladığı uluslararası anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre hükümetler, çocuk alım-satımını engellemekle yükümlü.

İran'daki Çocuk Koruma Kanunu'nun üçüncü maddesine göre çocukların yasal olmayan işler için satılması, satın alınması, istismar edilmesi veya kullanılması suç kabul ediliyor ve karşılığında hapis ve para cezası veriliyor.

Ancak bu yasa da benzer yasalar gibi yürütmede sorunlarla karşılaşıyor. Bu sorunların başında da yürütme organlarının görevlerini yerine getirmede gösterdiği zayıflık geliyor. 

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun (Behzistî) sorumluluğu, çocuklar da dahil olmak üzere bakıma muhtaçların işleriyle ilgilenmektir.

Evlat edinmek isteyen kişilerin, bu kuruma giderek, evlat edinme sürecine uymaları gerekir. Bu süreç bazıları tarafından "evlat edinmenin 7 adımı" olarak biliniyor.

Evlat edinmek isteyen kişinin İran anayasasında izin verilen dinlerden birine inanması, eşlerden birinin en az 30 yaşında olması şartıyla beş yıllık evli bulunması, yükümlülüklerine bağlı ve daha önce hapishaneye girmemiş ya da herhangi bir suçtan hüküm giymemiş olması gerekiyor.

Ayrıca kişinin maddi durumunun, beden ve akıl sağlığının yerinde olması ve bağımlı olmaması lazım. 

Evlat edinme şartları yukarıda saydıklarımızla sınırlı değil. Mesela bir karı-koca bir kız çocuğunu evlat edinirse ve bir süre sonra anne vefat ederse mahkeme, kız çocuğunu babadan geri alıp, tekrar Sosyal Hizmetler Kurumu'na teslim edebilir. Bu, babanın vefat etmesi halinde erkek çocuk için de geçerli. 

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun dinî vecibelere bağlılık gibi şartlarının çocuğun hayatını iyileştirmede kayda değer bir etkisi yok. Bu, sadece rejimin politikalarıyla örtüşüyor.

Sosyal Hizmetler Kurumu'nun zarara ve şiddete maruz kalan çocuklar konusundaki kötü performansının yanı sıra bu şartlar, çocuk ticareti olgusunun yaygınlaşmasına da yol açtı. 

Yaklaşık dört yıl önce bir kız çocuğunu evlat edinen Said ve eşi, Independent Farsça'ya şunları söyledi:

Yaklaşık iki yıl boyunca bu çocuğu evlat edinmek için uğraştık ama bizimle yapılan görüşmelerde evlat edinme yeterliğine sahip olup olmadığımızı öğrenmeye çalışmadılar. Sorular yoğun olarak namaz, oruç ve yasaklar üzerineydi. Neredeyse bir yıl geçtikten sonra çocuğun durumunu görmek için evimize gelmek istediklerinde eşimin başörtüsüz fotoğrafını ortadan kaldırmak zorunda kaldık.

Bu bağlamda daha önce zikredilen çocuk hakları aktivisti, çocuk ticaretinden evlat edinmeye kadar olan boyutlarıyla bu olguya, farklı resmî ve toplumsal kesimlerin dahil olduğu geniş ve önemli bir olgu olarak dikkat çekti.

Ona göre İran toplumu çocuk ticareti konusunda bir suçlu arıyorsa hükümet yetkililerini hedef almalı.

Zira "çocuk satışı olgusu, trajik ve üzücü bir hikâyeye dönüştü ve ne yazık ki hızla yayılıyor. Dahası bunu, para kazanmanın bir yolu olarak gören insanlar var. Bu yüzden rejimin temel önceliği nüfusu artırmak olduğu ve Sosyal Hizmetler Kurumu gibi yürütme organları görevlerini yerine getirmediği sürece yoksulluk devam edecek ve bu hikâye bitmeyecek."

Independent Farsça - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.