Silahlı hareketler kendilerini Sudan'ın siyasi gerçekliği içinde yeniden konumlandırabilecek mi?

Sudan'daki silahlı hareketler, kendilerini demokrasi ve sivil geçiş sürecinin savunucusu olarak ilan etti

Muhalifler, Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim'in Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın kararlarını yönlendiren gizli seslere en yakın kişi olduğunu düşünüyor (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Muhalifler, Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim'in Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın kararlarını yönlendiren gizli seslere en yakın kişi olduğunu düşünüyor (Hasan Hamid-Independent Arabia)
TT

Silahlı hareketler kendilerini Sudan'ın siyasi gerçekliği içinde yeniden konumlandırabilecek mi?

Muhalifler, Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim'in Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın kararlarını yönlendiren gizli seslere en yakın kişi olduğunu düşünüyor (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Muhalifler, Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim'in Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın kararlarını yönlendiren gizli seslere en yakın kişi olduğunu düşünüyor (Hasan Hamid-Independent Arabia)

Mina Abdulfettah 

Arjantin asıllı Kübalı devrimci Che Guevara 'Gerilla Savaşı' adlı kitabında, "bir grup insan tarafından yürütülen bir ayaklanmanın, modern orduların ve teknolojinin gücüne karşı, minimum kaynak, az bir halk desteği ve mütevazi ulaşım imkanları ve her gün yeni gönüllü bireylerin saflarına katıldığı düzenli bir orduya karşı nasıl zafer kazanabileceğine dair bir plan geliştirerek" fikrinin devrimci bir siyasi hareket olduğunu dile getirmişti.

1970'li ve 1980'li yıllar boyunca üçüncü dünyanın popüler hayal gücüne hâkim olan bu teori, Küba Devrimi'nin başarısı sayesinde üçüncü dünya ülkelerinin birçoğunu etkilemeyi başardı.

Marksist teoriyle yoğrulmuş olan Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) lideri John Garang de Mabior da bu teoriden etkilendi.

Ancak askeri stratejinin yanı sıra, siyasi ve sosyal faktörler de SPLM-N hareketinin, Sudan ordusunu Güney Sudan ormanlarında birkaç kez püskürtmesini sağladı.

Hareket, daima 'halk güçlerine' ve silahlı saldırılara karşı mücadele etmek için Che Guevara'nın en iyi savaş alanı olarak tanımladığı 'kırsal alanlara' dayanıyordu.

Halk hareketinden ortaya çıkan diğer silahlı hareketler bu şekilde varlık sahasına çıktı. Buna örnek olarak SPLM-N gösterilebilir.

2003 yılında Darfur'da savaşın patlak vermesinden bu yana oradaki silahlı hareketler ortaya çıktı. Bu hareketler bazen birleşip bazen de bölünüyorlar.

Stratejilerini değiştirerek bir grup devrimciden orduyu yenmek için orduya karşı savaşacak yetenekli milislere dönüştüler.

Önceki rejim bu grupların gücünün kırsalda ve uzak bölgelerde başarılı olduğunu keşfettiğinde, onları şehirlerdeki savaşlara sürüklemeyi planladı.

Ancak sonraki dönemlerde Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) dönüşecek olan Cancavid milislerinin bir parçası, eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir zamanında orduya güveniyordu.

Daha sonra bu grubun bir kısmı, taktik değiştirerek savaşı Darfur kamplarından şehir meydanlarına taşıdı.

Böylece Darfur bölgesindeki şehirlerde gerçekleşen muharebeleri yönetti. Daha sonra Başkent Hartum'un merkezindeki operasyon bölgelerini tam olarak bilerek kontrolü ele geçirdi.

Devrim niteliğinde özellikler

Geçen nisan ayında Hartum'da ordu ile HDK arasında başlayan ve altı ayı aşkın bir süredir devam eden Sudan savaşı, Darfur ve Kordofan'daki diğer bölgeleri, Nuba Dağları ve Mavi Nil bölgelerini de kapsayacak şekilde genişledi.

Savaş, Sudan'ın doğusunda gerçekleşen farklı olayları da içeriyor. Tüm bunlar, kapsamlı bir iç savaşın çekirdeğini oluşturuyor.

Savaş esas olarak HDK'ye karşı ordu güçleri tarafından yürütülse de, ister gerçek anlamda sahada olsun ister taraflardan birini desteklesin, diğer silahlı hareketler sahadan tamamen uzak değiller.

Özellikle de bu hareketler arasında 'devrimci bir hükümet' kurmayı amaçlayanlar olduğu için durum bundan ibarettir.

Aralarındaki farklılıklara rağmen, şehirlerde savaşa girişemeyenler de dahil olmak üzere tüm hareketler savaştan faydalanma ve savaşı kendi lehlerine çevirme konusunda aynı yönde hareket ediyor.

Bu hareketler, son zamanlarda her iki tarafa da destek olarak savaşı kendi bölgelerinden iç bölgelere doğru yönlendirmeye istekli olduklarını gösteriyorlar.

Silahlı hareketler sivil siyasi güçlerle birleşti ve bazıları Özgürlük ve Değişim Bildirgesi - Merkez Konseyi'nin, diğerleri ise muhalif olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'nin (ÖDBG) destekçisi oldu.

Bu şekilde her bir hareket siyasi sonuçları olan devrimci özellikler kazanmak için siyasi bir gruba dahil olarak bir sonraki hükümetteki konumunu garanti altına almaya çalışıyor.

Dolayısıyla bu hareketler silah taşıdıkları halde kendilerini, demokrasiyi ve sivil geçiş sürecini savunanlar olarak konumlandırıyor.

Bazı silahlı hareketler, siyasi partilere dönüşmüş olsalar da Ekim 2020'de Cuba Barış Anlaşması'nda öngörülen 'güvenlik düzenlemeleri' maddesinin yerine getirilmesini beklemek üzere Hartum ve diğer şehirlerdeki güçlerini muhafaza ediyorlar.

Bazı hareket liderleri ise birleşme gerçekleşmeden önce siyasi pozisyonlar elde etmiştir. Bu durum savaşın bunu bozmasından önce tartışmalara neden oldu.

Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) bölündü. Malik Agar Cuba Barış Anlaşması'nı imzalarken Abdulaziz el-Hilu ise anlaşmayı reddetti
Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) bölündü. Malik Agar Cuba Barış Anlaşması'nı imzalarken Abdulaziz el-Hilu ise anlaşmayı reddetti

Adalet ve Eşitlik Hareketi lideri Cibril İbrahim Maliye Bakanı, Sudan Kurtuluş Hareketi lideri Mini Arko Minavi Darfur Bölgesi Başkanı ve SPLM-N lideri Malik Agar kısa bir süre önce Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan tarafından Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı olarak atandı. Böylece Agar, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu'nun (Hamideti) yerini aldı.
Anlaşmayı imzalamayı reddedenler ise SPLM-N'nin muhalif lideri Abdulaziz el-Hilu ve Sudan Kurtuluş Hareketi'nin muhalif lideri Abdulvahid Muhammed Nur'du.

Hareketlerin sesi

Aralık 2018 ayaklanmasının patlak vermesi ve Nisan 2019'da Beşir rejiminin devrilmesinin ardından geçiş hükümeti kuruldu.

Bir yandan ÖDBG ile diğer yandan askeri konsey arasında müzakereler başladı. Nihayet 4 Ağustos'ta imzalanan siyasi bir anlaşmaya varıldı. Ağustos 2019'da Sudan Egemenlik Konseyi, Abdullah Hamduk'u Başbakan olarak atadı. Hamduk, 21 Ağustos'ta görevine başladı.

Ayaklanmanın ilk yılında sivil ve askeri personelden oluşan karma bir hükümet kuruldu. Ancak iki grup geniş çaplı anlaşmazlıklara gark oldu ve sonra her biri kendi içerisinde bölünmeler yaşadı.

Bu dönemde silahlı hareketler tetikteydiler ve herhangi bir tarafa katıldıklarını açıklamadılar. Ancak kısa bir süre sonra bu hareketler de bölündü ve bir grup orduya, diğeri sivillere katılmayı tercih etti.

Burhan'ın Ekim 2021'de aldığı ve sivil kanada karşı bir darbe olarak değerlendirilen tedbirlerin ardından sivil ve askeri unsurlar arasındaki anlaşmazlık yoğunlaştı. Bunun üzerine Hamduk 2 Ocak 2022'de istifa ettiğini açıkladı. 

Savaş sırasında silahlı hareketlerin sesi, savaşı desteklediklerini veya savaştan vazgeçtiklerini açıkça beyan etmedikleri için zayıf çıkıyordu.

Ancak pozisyonlarını korumaya devam ettiler. Hükümettekiler mevcut pozisyonlarını korurken, muhalefettekiler de silahlarını ellerinde tutmayı sürdürdüler.

Bu pozisyonlar çatışmanın taraflarından hiçbirini heyecanlandırmayınca, her biri varlığını, pozisyonlarını kullanarak duyurmaya başladı.

Bu durum, 'güvenlik düzenlemelerinin' uygulanmasını bekleyenler için gizliden, Cuba Barış Anlaşması'nı imzalamayı reddedenler için ise açıktan gerçekleşti.

ÖDBG liderleri bu hareketlerin kışkırtıcısı rolünü oynarken, bir yandan da bu hareketleri 'savaşa hayır' mesajını benimsemeye çağırdılar ki bu birçoklarının gözünde siyasi muhalifler ortadan kaldırılana kadar 'savaşın devam etmesi çağrısından' başka bir anlama gelmeyen 'içi boş' bir mesajdı.

Beşir'in rejimine, Ulusal Kongre Partisi'ne ve otuz yıldır mensubu olduğu İslamcı örgüte karşı verilen mücadele, siyasi güçleri, hedeflerini bir varlık olarak örgüte değil, örgütün bireyleri tarafından isimleriyle temsil edilen yıpranmış bir siyasi kisveye sahip düşmana odaklamaya sevk etti. Bu nedenle de cesurca karşı karşıya gelmek düşünülmedi.

Bu yüzden Hamideti, sivil güçlerin emriyle Beşir rejiminden çekildiğini ve böylece savaşını örgüte karşı çevirdiğini açıkladığında, askeri güce ve paraya sahip, eksikliklerini telafi edecek ve rejime karşı savaşlarını daha mantıklı gösterecek güçlü bir destek buldular.

Dünkü mücadelede yoldaşları olan silahlı hareketlerin geri kalanına artık ihtiyaç duymadılar.

Tıkanıklığın açılması

Silahlı hareketler tarafından gerçekleştirilen en son bölünme, 30 Ağustos'ta Addis Ababa'da düzenlenen genel konferansta hareketin eski siyasi yetkilisi Süleyman Sandal Haggar'ı lider olarak seçen Adalet ve Eşitlik Hareketi'nden bir grubun ayrılmasıyla vuku buldu.

Günler sonra hareketin lideri Cibril İbrahim, savaşı sona erdirmek için "derhal ateşkes sağlanması, askeri, insani ve siyasi konuları ele alan bir müzakere sürecinin başlatılması için ortam yaratılmasını" içeren bir yol haritası sundu.

Hareket, geçiş döneminin tamamlanması için siyasi ve sivil güçler anayasal düzenlemeler üzerinde anlaşana kadar geçici bir hükümet kurulmasını talep etti.

Sonuç bildirisinde HDK'nin namusa saldırma, para çalma, evleri ve kamu tesislerini işgal etme ve sivilleri öldürme yönündeki ihlalleri, özellikle de Batı Darfur Valisi Hamis Abdullah Abkar'a yönelik suikast kınandı.

Bu hamleye karşılık olarak hareketin bir lideri 10 Eylül'de şunları söyledi:

HDK, hareketin lideri Cibril İbrahim'in Menşiye banliyösündeki evine baskın düzenledi ve eski muhafız komutanı ve beraberinde iki kişiyi tutukladı.

Adalet ve Eşitlik Hareketi, güvenlik hizmetlerinde reform yapılması ve orduların birleştirilmesi amacıyla Cuba Barış Anlaşması'na bağlılığını yineliyor.

Ayrıca savaşın başından bu yana tarafsızlık taahhüdünü ve çatışmanın hiçbir tarafını desteklemediğini ilan ediyor.

Ancak muhalifleri, hareketin lideri Cibril İbrahim'in İslamcılara bağlılığı sebebiyle, Burhan'ın ekibi tarafından alınan kararları yönlendiren gizli seslere en yakın kişi olduğuna inanıyor.

Abdulvahid Muhammed Nur'un kanadı olan Sudan Kurtuluş Hareketi ise Darfur'un beş bölgesinde Cebel Merre'nin uzantısı olan engebeli alanları kontrol ettiğini ve kontrolü altındaki alanların savaştan kaçan çok sayıda insanı barındırdığını açıkladı.

SPLM-N'nin muhalif lideri Abdulaziz El-Hilu'ya gelince, onun merkezin dikkatini çekmek için yeni bir savaş ilan etmesi gerekiyordu.

Sudan silahlı hareketlerin stratejisi değişti ve onlar bir grup devrimciden orduya karşı savaşan milislere dönüştüler (Hasan Hamid-Independent Arabia)
Sudan silahlı hareketlerin stratejisi değişti ve onlar bir grup devrimciden orduya karşı savaşan milislere dönüştüler (Hasan Hamid-Independent Arabia)

Sudan hükümetiyle ateşkes anlaşması imzalamasına rağmen, başkent Hartum'a yaklaşık 589 kilometre uzaklıktaki Nuba Dağları bölgesinde bulunan Güney Kordofan eyaletindeki Kadugli'de dört kampı kontrol altına aldığını ilan etti.

Nihayetinde yerel yönetimlerin liderleri, ordu ve Halk Hareketi liderleri arasına girerek iki taraf arasındaki gerginliği ortadan kaldırmayı başardı.

Gelecek hedefler

Silahlı hareketlerin konumları birbirinden farklı. Öyle ki tam bir dönüşüm geçirmedikleri için Sudan savaşına dair endişeleri artırıyorlar.

Bu hareketler sadece savaşın sonuçlarını istismar ediyorlar. Nuba Dağları bölgesi eski rejim ile Garang hareketi arasında uzun bir savaş sürecine tanıklık etti.

Darfur eyaletleri de eski rejim ile silahlı hareketler arasında halen devam eden bir savaşa tanık olduğu için bu bölgelerdeki çatışma faaliyetlerinin de yeni olduğu söylenemez.

Onlarca yıldır olduğu gibi, herhangi bir saldırı hareketi mevcut durumdan yararlanılarak motive ediliyor.

Burada silahlı hareketlerin bundan sonraki hedeflerini gösteren bir harita çizilebilir.

Cuba Barış Anlaşması'nı imzalayan hareketler ise ne kadar ayrılık yaşarsa yaşasın fiili çatışmaya dönmekte tereddüt edecekler.

Özellikle iki ila üç yıl arası bir hükümet görevinde kaldığı için ve mevcut Egemenlik Konseyi değişmediği sürece savaşmaya geri dönmeye hazır olmayacak.

Burhan ise bu hareketleri Darfur ve Nuba Dağları'ndan gelen Afrika kökenli etnik kompozisyonla sürdürüyor ve bu da kampında geniş bir çeşitliliğin varlığına işaret ediyor.

Bu nedenle, mensubiyete dayalı herhangi bir sınıflandırmanın ortaya çıkmasına izin vermediğinden, Sudan siyasi güçlerinin resminin tamamında gerekli bir dengeyi temsil ediyor.

Silahlı hareketlerin liderleri, bölgelerinde hâkim olan milliyetçi duygudan edindikleri bir özellik olan devrimci rolü üstleniyorlardı.

Daha sonra merkezdeki otoriteyle anlaşma durumunda onlara garanti edilen veya uluslararası toplumdan kendilerine ayrılan pozisyonlar da dahil olmak üzere devrimci durumu sürdürmenin gereklilikleri nedeniyle büyüdüler.

Kendilerini daha organize ve kararlı gördükleri için pozisyonlarını uzun vadede HDK'ye uyarlamak zor olsa da, belki bir sonraki aşamada, siyasi güçlerle çıkar ilişkisi sona ermek üzereyken, bu hareketleri kendine çekmeye çalışan HDK'ye tanık olacağız.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.