Küresel şirketlerin yüzde 40'a yakını Rusya'dan ayrıldı

Ukrayna'da başlattığı savaş nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırım açıklamaları sürerken, Rusya'da halen yatırımı olan Batılı şirketlerin son 4 ayda sadece 10'unun faaliyetlerini tamamen durdurduğu ortaya çıktı

(AA)
(AA)
TT

Küresel şirketlerin yüzde 40'a yakını Rusya'dan ayrıldı

(AA)
(AA)

Avrupa Parlamentosu Milletvekili Moritz Körner, geçen hafta Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'na uygulanan yaptırımlara rağmen "kaç Batılı firmanın Rusya'da faaliyetlerini sürdürdüğüne" yönelik soru önergesi iletti.

AB Komisyonu ise Körner'in sorusunu ABD'deki Yale Yönetim Okulu İcra Liderliği Enstitüsü'nün verilerine dayanarak yanıtlarken uluslararası şirketlerin sadece yüzde 40'ının Rusya'dan ayrılmaya karar verdiğini bildirdi.

Bu durum, AB Komisyonu'nun soru önergesine verdiği yanıtta dayanak yaptığı Yale Yönetim Okulu İcra Liderliği Enstitüsü'nün konuya ilişkin tuttuğu veri tabanını yeniden gündeme getirdi.

AA'nın haziran ayında söz konusu veri tabanında konuya ilişkin yaptığı araştırmada, savaş öncesi Rusya'da faaliyet gösteren uluslararası 1.500'ü aşkın şirketten 525'inin faaliyetlerini tamamen durdurduğu belirlendi. 555'inin ise kısmen veya normal şekilde ülkede faaliyetlerini sürdürdüğü ortaya çıkmıştı. Veri tabanına göre halihazırda faaliyetlerini tamamen durduran şirketlerin sayısı 535'e çıkarken, 547'sinin kısmen veya normal şekilde işlerine devam ettiği görülüyor.

Veri tabanı 28 Şubat 2022'den bu yana tutuluyor

AB Komisyonu'nun referans gösterdiği Yale Yönetim Okulu İcra Liderliği Enstitüsü'nün 28 Şubat 2022'den beri yayınladığı veri tabanında, okul mantığı kullanılarak oluşturulan A, B, C, D ve F listesi kapsamında, uluslararası şirketlerin Rusya'daki konumu "ülkeden tamamen çıkanlar", "Rusya'daki faaliyetlerini geçici olarak durdurmasına veya askıya almasına rağmen ülkeye geri dönüş kapısını açık bırakanlar", "Rusya'da bazı iş kollarını sürdürmesine karşın önemli ölçüde faaliyetini sonlandıranlar", "işlerini sürdürürken gelecek yatırımlarını veya büyümeyi erteleyerek zaman satın alanlar" ve "normal şekilde işlerine devam eden şirketler" kategorisine ayrıldı.

Buna göre, Rusya'dan tamamen çıkanların olduğu A kategorisinde 535, faaliyetlerini geçici durduran veya askıya alanları oluşturan B kategorisinde 504, bazı iş kollarını sürdürenlerin olduğu C kategorisinde 156, zaman satın alanları oluşturan D kategorisinde 175 ve işlerine normal şekilde devam eden F kategorisinde ise 216 şirket bulunuyor.

Toplamı 1.500'ü aşan bu şirketlerin üçte ikisini Batılı, kalan kısmını çok uluslu şirketler oluşturuyor. Bu şirketler arasında C, D ve F kategorisindeki 547 şirket, kısmen veya normal şekilde Rusya'daki faaliyetlerini sürdürüyor.

Veriler, özellikle Batılı şirketlerin savaşın hemen ardından Rusya'dan çekileceklerine yönelik hızla yaptıkları açıklamaların uygulamaya aynı şekilde yansımadığını ve savaşın başından bu yana geçen 20 aylık sürede çok sayıda şirketin ülkedeki faaliyetlerini sürdürdüğünü gösteriyor.

Rusya'da varlığını sürdürenlerde ABD'li ve Alman şirketler öne çıkıyor

Almanya'dan 26, Fransa'dan 24, ABD'den 23, İtalya'dan 12, Avusturya'dan 8, İspanya'dan 5, İngiltere'den 4 ve İsviçre'den 3 şirket, Batılı ülkelerin yaptırımlarına rağmen Rusya'da her zamanki gibi işlerine devam ediyor. Rusya'da geleceğe yönelik büyüme planlarını erteleyerek "zaman satın alanlar" arasında ise ABD'den 47, Almanya'dan 20, Fransa'dan 12, İtalya'dan 9, Avusturya'dan 7, İngiltere ve İsviçre'den 9'ar şirket bulunuyor.

54 ABD'li, 19 Alman, 12 İsviçreli, 6 Fransız, 5 İtalyan, 5 İngiliz ve 2 Avusturyalı şirket ise Rusya'da bazı iş kollarını sürdürmeye devam edenler arasında.

Rus basınında yer alan haberlere göre, Rusya'da kalan ilk 100 Batılı şirketin 2022'deki karları 2021'e göre yüzde 54 artarak 1,1 trilyon rubleye (13,2 milyar dolar) ulaştı. Söz konusu şirketler, 2022'de yaklaşık 288 milyar ruble (3,5 milyar dolar) kurumlar vergisi ödedi. Alman şirketlerin ödediği kurumlar vergisi ise 402 milyon dolar oldu.

İlk 100 Batılı şirket tarafından Moskova'ya sağlanan vergi geliri, Rusya'nın bütçe gelirlerinin yüzde 1'ine denk gelirken, en büyük yabancı kurumsal vergi mükellefleri sırasıyla 40 milyar ruble, 47 milyar ruble ve 55 milyar ruble ödeyen ABD, İngiltere ve Fransız şirketleri oldu.

Geçen yıl büyük karlar elde eden şirketler arasında Fransız enerji şirketi Total Energies, Avusturyalı Raiffeisen Bank ve İngiliz petrol şirketi BP yer alıyor.

Çin ve Hindistanlı şirketlerin varlığı ABD'li şirketlere göre daha az

Batılı şirketler haricinde uluslararası firmalar arasında Çin'den 42 şirket işlerini normal şekilde sürdürenler kategorisinde, 4 şirket D ve bir şirket de C kategorisinde. Hindistan'dan 13 şirket Rusya'da faaliyetlerine her zamanki gibi devam ederken, merkezi Hindistan'da bulunan 2 şirket "zaman satın alanlar" listesinde yer alıyor ve bir şirket de iş kolunun bir kısmını sürdürüyor.

Japon şirketlerden 13'ü Rusya'da normal şekilde işlerine devam edenler kategorisinde bulunurken, 10 şirket D ve 5 şirket de C listesinde.

Batılı şirketlerin Rusya'dan çekilmesi çok karmaşık ve maliyetli

AB, Kiev ve Moskova arasındaki savaşta Ukrayna'ya siyasi, mali, insani ve askeri destek sağlamaya devam ederken, Rusya’ya karşı Batı’nın mevcut yaptırımları küresel şirketlerin ürün portföyünün tamamını kapsamadığından gıda hem AB hem de ABD tarafından açıkça yaptırımların dışında tutuluyor.

AB, ekonomik yaptırımların bir parçası olarak Rusya'ya bir dizi ithalat ve ihracat kısıtlaması getirdi. Bu, Avrupalı şirketlerin belirli ürünleri Rusya'ya satamayacağı (ihracat kısıtlamaları) ve Rus şirketlerinin belirli ürünleri AB'ye satamayacağı (ithalat kısıtlamaları) anlamına geliyor.

Rus nüfusuna zarar vermemek amacıyla öncelikle tüketime yönelik ürünler ile sağlık, ilaç, gıda ve tarım sektörlerine yönelik bazı ürünler ihracat ve ithalat kısıtlamalarının dışında tutuluyor.

Alman kamu yayın kuruluşu Südwestrundfunk'un (SWR) araştırmasına göre Ruslar Moskova'ya alışverişe gittiklerinde Batı'nın yaptırımlarını neredeyse hiç fark etmiyor. Araştırmaya göre, giyim ve spor sektörleri de dahil olmak üzere diğer Alman markaları Moskova mağazalarında mevcut. Volkswagen, BMW ve Mercedes Benz modellerini satan çoğu otomobil bayisi de normal şekilde açık.

Birçok şirket Moskova şubelerinin artık yasal olarak Rus şirketlerine ait olduğunu ya da Rus bayilerin hala eski ithal ürünleri sattığını savunuyor.

Batılı şirketlerin Rusya'dan çekilmesinin çok karmaşık olduğu belirtiliyor. Ülkedeki faaliyetlerini gerçekten sona erdirmek isteyen Rus olmayan şirketler için engeller mevcut.

Rus yetkililerin potansiyel yatırımcılara yönelik onay vermeleri gerekiyor. Yabancı şirketlerin satışa çıkardıkları varlıklarında da indirim yapmaları bekleniyor. Bu uygulama da söz konusu yabancı şirketlerin milyarlarca dolar kaybetmesine neden oluyor.



Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
TT

Somali’de “Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu” girişiminin çıkmaza girmesiyle ortaya çıkan karmaşık senaryolar

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud (SONNA)

Somali'nin siyasi tablosu, Cumhurbaşkanlığı Diyaloğu çağrılarının sonuçsuz kalması ve muhalif hareketlerin Mogadişu'daki protesto gösterileriyle giderek daha karmaşık bir hal alıyor. Tüm bunlar, hükümetin ısrarla savunduğu, ancak muhalefetin kesinlikle reddettiği doğrudan seçim yöntemiyle bazı ilçelerde gerçekleştirilen yerel seçimlerle eş zamanlı yaşanıyor.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, muhalefet hareketlerine halka hitap ederek karşılık verdi. Şeyh Mahmud, ‘iktidar hevesindeki kesimleri’ ülkeyi kaosa sürüklemek yerine siyasi bir vizyon ortaya koymaya çağırdı. Somali ve Afrika uzmanları bu tabloyu, en iyi ihtimalle uzlaşı ve siyasi çözüme, en kötü ihtimalle ise çatışmaya ve güvenlik istikrarsızlığına kapı aralayan karmaşık senaryolara zemin hazırlayan bir süreç olarak değerlendiriyor.

Pazar günü 13 ilçenin sandığa giderek yerel yönetimleri, ilçe meclislerini ve eyalet temsilcilerini seçtiğini belirten Şeyh Mahmud, yaşlılar, engelliler ve gençler dahil olmak üzere tüm vatandaşların oy kullanmak için uzun kuyruklar oluşturduğuna da dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı, pazar günü yaptığı konuşmada ‘bazı siyasetçilerin gösteriler aracılığıyla vatandaşları kargaşaya sürüklemeye çalıştığını’ vurguladı. Şarku’l Avsat’ın Somali resmi haber ajansı SONNA'dan aktardığına göre Şeyh Mahmud, ‘ülkenin bazı bölgelerinde doğrudan seçimlerin yapıldığı ve federal hükümetin diyalog ile istişare için hazırlık toplantısına davet çıkardığı, bu kritik dönemde söz konusu gösterinin neden bu zamana denk getirildiğini’ sorguladı.

Şeyh Mahmud, 3 Mayıs'ta muhalefetteki ‘Müstakbel Konseyi’ni 10 Mayıs'ta resmi olarak düzenlenecek diyaloga davet ederek ‘ülkenin kaderini belirleyen meseleleri olumlu bir ruhla, şeffaflık ve sorumluluk anlayışıyla müzakereye’ çağırmıştı.

Mogadişu’daki yetkililer, söz konusu diyaloğun neden gerçekleşmediğini açıklamadı, ancak yerel basın muhalefetin katılmayı reddettiğini belirtti.

Protesto gösterilerinin ‘iyi niyetle düzenlenmediğini, aksine Somali'yi felce uğratmayı hedeflediğini’ söyleyen Somali Cumhurbaşkanı, ülkeyi yönetmek isteyen siyasetçileri, halkın kabul göreceği vizyonlar ortaya koymaya davet ederek ‘vatandaşlar arasında hassasiyetleri ve duyguları kaşımaktan’ kaçınmaları uyarısında bulundu.

“Beka sınavı”

Somali ve Afrika uzmanı Ali Mahmud Kilni, Somali'deki siyasi arenaya dair değerlendirmesinde, ‘federal hükümet ile muhalefet güçleri arasındaki anlaşmazlığın giderek derinleşmesi, siyasi diyalog turlarının geçiş döneminin geleceği, seçimlerin şekli ve tartışmalı anayasa değişiklikleri konularında somut bir mutabakata ulaşamaması nedeniyle ülkenin yıllardır en hassas dönemlerinden birini yaşadığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Hükümet, değiştirilmiş anayasayı ve doğrudan seçimleri hayata geçirme yolunda kararlı bir tutum sergilerken, Kilni’ye göre muhalefet, ‘iktidarın, ülkeyi açık uçlu bir anayasal ve güvenlik krizine sürükleyebilecek siyasi bir oldu-bitti dayatmaya yöneldiği’ görüşünde.

Kilni, anlaşmazlıkların Somali devletini önümüzdeki yıllarda siyasi sistemin şeklini ve istikrarın geleceğini belirleyecek varoluşsal bir sınavla karşı karşıya bıraktığını vurguladı.

Kilni'ye göre mevcut krizin özü yalnızca seçimler üzerindeki anlaşmazlıkla sınırlı değil, siyasi sistemin niteliği, merkezi hükümetin yetki sınırları ve ülkedeki federalizmin geleceğiyle de doğrudan bağlantılı. ‘Geçiş yılı’ olarak bilinen düzenleme kapsamında cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği görev sürelerini beş yıla uzatan son anayasa değişikliklerinin muhalefet güçleri ve bazı bölgesel eyaletler arasında geniş çaplı itirazlara yol açtığına dikkati çeken Kilni, bu adımın ulusal uzlaşının çiğnenmesi ve iktidarın merkezi hükümette yeniden yoğunlaştırılmaya çalışılması olarak değerlendirildiğini belirtti.

Hükümet ise değişikliklerin kabile paylaşım sistemini sona erdirmeyi ve doğrudan seçimlere geçişi hedefleyen siyasi reform sürecinin bir parçası olduğunu savunuyor. Mevcut aşamanın yeni sistemin hayata geçirilmesi için geçiş düzenlemeleri gerektirdiğini öne sürüyor. Kilni, muhalefetin iktidarın ‘demokratik dönüşüm’ söylemini, uzlaşı olmaksızın siyasi süreci uzatmanın meşrulaştırılması için araçsallaştırdığına inandığını vurguladı.

rvervf
Somali Cumhurbaşkanı, Müstakbel Konseyi yetkilileriyle bir araya geldi (SONNA)

Gerilimin nedenine gelince Kilni’ye göre muhalefet, ‘hükümetin diyaloğu iç ve dış baskıları savmak için zaman kazanma aracı olarak kullandığına ikna olduğunu’ düşünüyor. Hükümet ise rakiplerini doğrudan seçimler projesini engellemeye ve geleneksel kabile paylaşım düzenini korumaya çalışmakla suçluyor.

Anayasa değişikliği

Yeni değiştirilmiş Somali anayasası, cumhurbaşkanlığı ve parlamento görev sürelerini bir yıl daha uzatan bir "geçiş yılı" öngörüyor. Muhalefet ise Şeyh Mahmud'un görev süresinin bu ayın ortasında sona ereceğine ilişkin önceki takvimin aşılmasına izin vermeyeceği tehdidini sürdürüyor.

Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madubi, tüm anayasal kurumların Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento görev sürelerini dört yıl yerine beş yıla çıkaran değiştirilmiş anayasaya göre çalışmaya devam edeceğini teyit etti. Söz konusu görev sürelerinin bu ayın ortasından önce sona ermesi öngörülmüştü.

Geçtiğimiz mart ayında anayasa değişikliğinin kabul edilmesinin ardından ‘Müstakbel Konseyi’ olarak bilinen muhalefet koalisyonu bir açıklama yayımladı. Açıklamada 2012 geçici anayasasına göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026 yılında, cumhurbaşkanlığı görev süresinin ise 15 Mayıs 2026'da sona erdiği vurgulandı. Koalisyon, 2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerin ötesinde herhangi bir görev süresi uzatma girişimini açık ve kesin bir dille reddettiğini de belirtti.

Bu tehditlerin en sonuncusu, federal hükümetle anlaşmazlık içindeki Puntland Cumhurbaşkanı Said Abdullahi Deni'den geldi. Deni, geçtiğimiz nisan ayı sonlarında ‘cumhurbaşkanlığı görev süresi bitmeden kapsamlı bir çözüme ulaşılmazsa siyasi anlaşmazlıkların devletin varlığını tehdit edebileceği’ uyarısında bulundu.

Olası senaryolar

Kilni’ye göre mevcut tablo, birkaç olası senaryoya kapıyı araladı. Birinci senaryoda iç ve uluslararası arabuluculuk girişimleri, ‘gerginliği yatıştıracak ve patlama noktasını erteleyecek’ geçici bir siyasi uzlaşıyı dayatmayı başarıyor. İkinci senaryoda ise karşılıklı çıkmaz ve gerilim süreci devlet kurumlarını felç eden uzun soluklu bir anayasal krize dönüşüyor.

Kilni, en tehlikeli senaryoya göre siyasi anlaşmazlığın güvenlik çatışmalarına ya da hükümet ile bazı yerel ve bölgesel güçler arasında doğrudan yüzleşmeye dönüşmesinin ülkeyi yeniden kaos ve istikrarsızlık sarmalına sürükleyebileceğini belirtti.

Kilni, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Mevcut koşullar çerçevesinde Somali krizi, geçici bir seçim anlaşmazlığının çok ötesine geçerek, devletin şekli ve siyasi sistemin geleceği üzerinde bir iktidar mücadelesine dönüşmüş gibi görünüyor. Oysa ülke, şu an her zamankinden çok geniş tabanlı bir ulusal uzlaşıya ihtiyaç duyuyor.”

Kilni, sözlerini şöyle tamamladı:

“Herhangi bir çatışma senaryosunun önüne geçmek için başta Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB)ve Batılı ülkeler olmak üzere uluslararası ortaklar, ülkenin açık uçlu bir siyasi yüzleşmeye sürüklenmesini önleyecek kapsamlı bir diyaloğu hayata geçirme yönünde baskı uygulamaya çalışacaktır.”


Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
TT

Seçici öfke: Rusya ordusundaki Afrikalı askerler ve küresel insan imha sistemi

Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Wagner grubuna bağlı bir Rus paralı asker, 2022 sonbaharı (Telegram)

Sergey Eledinov

Ukrayna ordusunun esir aldığı Kuzey Afrika ve Sahra altı bölgelerden Afrikalı askerlerin fotoğrafları medyada sıkça yer bulur oldu. Ukraynalı yetkililer, açık kaynak araştırmacıları ve bağımsız soruşturmaların bulgularına göre 2023-2025 yılları arasında 35 ülkeden bin 400'den fazla Afrikalının Rus ordusu bünyesinde savaştığı tespit edildi. Bunlardan 300'ünün hayatını kaybettiği doğrulandı.

Bunun hızlı ve tutarlı açıklaması, arkasında kandırma, zorlama ve silah altına alma ağlarının olduğuydu. Onların savaş bölgesinde bulunduğu gerçeği tartışma konusu değilse de bu anlatının olguyu kavrayıp kavramadığı ve farklı boyutlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmalı. Aldatmaca anlatısı elverişli görünüyor, rolleri belirliyor, can sıkıcı sorulardan kaçınmayı sağlıyor ve bir anlama yanılsaması yaratıyor. Tam da bu nedenle siyasi değil, metodolojik ve eleştirel bir incelemeye muhtaç.

Afrikalı savaşçılar, Çeçenistan'dan Afganistan'a, oradan Suriye'ye uzanan çatışmalara katıldı. Bu ne yeni bir olgu ne de Rusya'ya özgü. Yabancıların askeri yapılarda istihdam edilmesi tarihsel olarak köklü ve küresel bir uygulama.

Fransa ordusuna bağlı Fransız Yabancı Lejyonu, üyelerin hangi ülkeden olduğuna bakılmaksızın gönüllüleri kabul ediyor, geçmişlerine ya da belgelerine çok az önem veriyor. ABD ordusu da askerlik hizmeti karşılığında vatandaşlık verme imkânı sunuyor. İngiltere ordusu geçmişten bugüne tüm birliklerini Nepal'den devşirilen askerlerle donattı. İki asrı aşkın bir süredir var olan Gurkha Tugayı (Nepal'in Gurkha bölgesinden gelenlerden oluşan seçkin bir birlik) hesap sorulması gereken mesele olarak değil, kurumsal bir gurur kaynağı olarak görülüyor. Özel güvenlik şirketleri ise dünya genelinde açık ve kurumsal bir biçimde, fazla medya denetimine tabi kalmaksızın personel alımı yapıyor.

Dolayısıyla “Rusya vakası neden istisna olarak sunuluyor?” şeklindeki mantıklı bir soru kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Rusya ordusunda sonuçlanan bu süreçte Afrikalılar Rusya'ya öğrenci ve çalışma vizesiyle yasal olarak giriş yaptı. Paralı askerlik ilanları sosyal medyada ve mesajlaşma platformlarında ilgi çekici ifadelerle yayıldı. Rusya'ya yasal giriş resmi vize mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bireyler, ülke içinde herhangi bir paralı askerlik sürecine dahil olmadan önce kendi iradeleriyle ülkeye geliyor. Paralı asker olma süreci nadiren dürüstçe yapılsa da çoğunluğu kandırma, baskı, zor koşulların ve insani zayıflıkların istismarına dayanıyor.

Paralı askerlik sürecindeki aldatmacanın boyutu, ayrı ve ciddi bir mesele olmayı sürdürüyor. Ancak aldatmaca, katılım mekanizmalarını açıklıyor. Bu mekanizmaları mümkün kılan yapısal koşulları değil, birbirinden farklı analiz düzeyleridir ve aralarındaki ayrımı göz ardı etmek her ikisini de kavrayamamak anlamına gelir.

vfrgfb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Mali Askeri Konseyi Başkanı Assimi Goïta ile bir araya geldi, 23 Haziran 2025 (AFP)

Burada asıl önemli olan başka diğer nokta, bu kişilerin Rusya vatandaşlarına uygulananlarla aynı resmi prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalıyor ve onlarla aynı birliklerde omuz omuza görev yapıyor olmaları. Yerli halk ile yabancı ikamet izni sahiplerinin aynı resmi prosedürlere tabi tutulması, iki taraf arasındaki kırılganlık düzeyindeki eşitsizliği ya da yabancı uyruklu kişinin karşılaştığı güçlükleri hiçbir şekilde ortadan kaldırmıyor. Bununla birlikte bu uygulama, ayrı bir ‘sarf edilebilir’ kesimi hedef almıyor. Bu da tüm resmi riskleri ve haklarıyla birlikte ortak bir askeri yapıya entegrasyon anlamına geliyor.

Yasal olarak istikrarlıe bir ikamet statüsüne sahip olmayan yabancı uyruklulara sınır dışı edilme ile askerlik hizmeti arasında seçenek sunan Rusya mevzuatı, askerlik hizmetini göçün kontrolünde bir araç olarak kullanan daha geniş bir küresel örüntüyle örtüşüyor. Pek çoğu için eğitime ya da çalışmaya devam etmek veya herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmaksızın ülkelerine dönmek gibi başka seçenekler de mevcuttu. Dolayısıyla askerlik hizmetini seçmek, kaçınılamayan bir durum değil, başlı başına bir karardı. Bu kararın mantığını anlamak için yapısal bağlamı göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü yapısal bağlam, unsurların o ortamda nasıl işlediğini belirleyen ‘görünmez bir iskelet’ oluşturuyor.

Toplumsal hareketliliğe erişimin kısıtlı olması pek çok Afrika toplumunda yaşanan somut bir gerçek. Yükselme yollarının dar olduğu bir ülkeden gelen biri için askeri sözleşme demek; gelir, statü ve başka bir ülkenin vatandaşlığına açılan bir kapı demektir. Bu, düzensiz göçü harekete geçiren mantığın aynısı. Zira insanlar yapısal kısıtlamaları aşmak için riski göze alıyor. Fark biçimde, mekanizmada değil.

Başka bir deyişle burada gördüğümüz, birbirinden yalıtılmış askere alma planlarından ziyade ekonomik kırılganlık, hukuki belirsizlik ve toplumsal statü vaadinin kesiştiği alternatif hareketlilik mekanizmalarının ve alanlarının belirginleşmesidir.

Askerlik hizmeti, düzensiz sınır geçişi ve gayri resmi güvenlik sözleşmeleri; hepsi aynı temel hesaba dayanıyor. Bu mantığı Rusya icat etmedi, sadece ona genel bir çerçeve sağladı.

İnsanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor.

Bununla birlikte yalnızca maddi boyutlara odaklanırsak tablo eksik kalır. Sömürgeci ve neo-sömürgeci pratiklerin tarihi belleğine dayanan Batı'ya duyulan kırgınlık, ilave bir motivasyon kaynağı oluşturabilir. Rusya, bazı Afrika kültürlerinde mevcut uluslararası hiyerarşinin dışında hareket edebilen bir aktör olarak görülüyor. Bu bağlamda ‘Afrika Kolordusu’, Rusya'nın yalnızca söylemde kalmadığının Afrika'da fiilen var olduğunun somut kanıtı olan canlı bir gövde gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu yapı bir alternatifin simgesi olmayı sürdürüyor; bir işe alım mekanizması değil.

Bu bireylerin tümüne ‘paralı asker’ damgası vurmak bu karmaşıklığı kavramaktan uzak. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre paralı asker nitelendirmesi yasal ikamet statüsünün yokluğunu varsayar ve meseleyi yalnızca maddi güdüye indirger. Oysa bir ülkede yasal olarak ikamet eden ve resmi hukuki prosedürler çerçevesinde sözleşme imzalayan biri bu kategoriye girmiyor.

dfvfdvfd
Niamey'deki General Seyni Kountché Stadyumu'nda toplanan Nijer Ulusal Konseyi destekçilerinden biri Mali, Burkina Faso, Cezayir, Nijer ve Rusya bayraklarını taşırken, 26 Ağustos 2023 (AFP)

Rusya, kendisinin yaratmadığı önceden var olan kırılganlıkları istismar ederek yabancı ikamet sahiplerini çeken ve onları işe alan etkili bir mekanizma inşa etti. Rusya'yı özgün yapan bu, onu benzersiz kılan değil. Daha kapsamlı bir soru olarak ‘İster yabancı bir devletin ordusuna katılmak, ister düzensiz göç, isterse toplumsal durağanlığın yapısal çıkmazından çıkış sunan her türlü yapı aracılığıyla olsun vatandaşları neden yurt dışında, binlerce kilometre ötede alternatif hareketlilik mekanizmaları arıyor?’ sorusu da bu kişilerin geldiği ülkelere yöneltilmeli. Daha geniş bir boyut da söz konusu. Öyle ki, insanların silahlı çatışmalarda kullanılması evrensel bir uygulama ve uluslararası güvenlik sistemine o denli kök salmıştır ki artık kimseyi şaşırtmıyor. İnsanları savaşlarda tüketilebilir malzemeye dönüştürmek sıradanlaştı. Bu uygulamayı ironik yapan ise var olmasında değil, yalnızca jeopolitik açıdan elverişli hale geldiğinde görünür kılınmasında yatıyor. İnsanlıktan çıkarma, paralı asker yapmaktan çok önce başlıyor. Yapısal eşitsizlik bazı canları feda edilebilir nesnelere dönüştürdü ama görünür hale gelmesi, seçici öfkenin doruğa çıktığı ana kadar erteleniyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız
TT

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

Trump: Ateşkes yoğun bakımda... İran: Herhangi bir saldırı olursa misilleme yapacağız

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yapılan ateşkes anlaşmasının “yoğun bakım odasında” olduğunu söylerken, Tahran yönetimi ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini ve “ders niteliğinde” bir yanıt hazırlığında olduğunu açıkladı. İran, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik önerisine verdiği cevabın reddedilmesine rağmen tutumunu koruyor.

Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Ateşkes devasa bir yaşam destek cihazına bağlı durumda. Sanki doktorun odaya girip sevdiğiniz kişinin hayatta kalma şansının yüzde 1 olduğunu söylemesi gibi” ifadelerini kullandı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı savaşta “tam bir zafer” elde edeceklerini savunan Trump, İran’ın “Benim yorulacağımı, sıkılacağımı ya da baskı altında kalacağımı düşündüğünü” söyledi.

Trump’ın açıklamalarının ardından İran Meclis Başkanı Muhammad Bakır Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırıya karşılık vermeye ve ders vermeye hazırdır” dedi.

Kalibaf ayrıca, “Kötü strateji ve kötü kararlar her zaman kötü sonuçlar doğurur. Bunu artık bütün dünya anladı” ifadelerini kullandı. İran’ın her türlü senaryoya hazır olduğunu belirten Kalibaf, “Her ihtimale karşı hazırlıklıyız. Şaşıracaklar” değerlendirmesinde bulundu.