Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Kimi diplomatlar, yasadışı yollardan sigara, dolar, cep telefonu ve külçe altın kaçırmaya çalıştılar

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
TT

Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı

Sevsan Mehanna 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü (The Practical Guide to Humanitarian Law), diplomatik dokunulmazlığı, belirli kişilere (hükümet yetkililerine) yasal sınırlamalar da dahil olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya ya da baskıya maruz kalmadan uluslararası düzeyde görevlerini yerine getirmelerini sağlamaları için verilen, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan, hukuki bir ayrıcalık olarak tanımlıyor.

Dokunulmazlık aynı zamanda devletlerin ya da onların temsilcilerinin yabancı mahkemeler önünde yargılanmasını önleyen, devletlerin egemenlik ve bağımsızlığını koruyan bir araç.

Bu araç sayesinde, yargılanmama hakkı kazanan kişiler, ulusal ya da uluslararası mahkemeler karşısına çıkarılmaktan kaçınabiliyorlar.

Dokunulmazlık, diplomatlara, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanlarına, parlamenterlere, hükümet üyelerine ve devlet başkanlarına tanınıyor.

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi

Ülkeler arasındaki diplomatik çalışmalara ilişkin usul ve kontrolleri belirleyen 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'ne göre halklar antik çağlardan beri diplomatik temsilcilerin statüsünü tanındı.

BM Şartı'nda yer alan tüm devletlerin egemenlik eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin hedef ve ilkelerini tanımlayan diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar hakkındaki uluslararası sözleşme, anayasal ve sosyal sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını ve bu ayrıcalıkların ve dokunulmazlıkların amacının bireyleri ayrıştırmak değil, diplomatik misyonların ülkelerinin temsilcileri olarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Sözleşmede, ihtilaflı konularda geleneksel uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaya devam edilmesinin gerektiğine işaret ediliyor.

Dokunulmazlıktan keyif alan insanlar

Aynı sözleşmeye göre diplomatik misyonun başındaki kişi, kabul eden (akredite olduğu) devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen kişidir. 'Diplomatik misyon üyeleri' ifadesiyle bu diplomatik misyonun başkanı ve üyeleri, yani diplomatlar, yöneticiler, teknisyenler ve hizmet personeli kastediliyor.

Dokunulmazlık, diplomatik misyonun çalıştığı binaları ve ona bağlı arazileri de kapsıyor.

Ancak diplomatik dokunulmazlık sonsuza kadar sürmez ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı.

Hem ulusal hem de uluslararası hukukta genel olarak iki tür dokunulmazlığın olduğu kabul edilir.

Bunlardan birincisi görev dokunulmazlığı. Bu dokunulmazlık çeşitli devlet görevlilerinin belirli eylemlerini kapsar ve görev süresi sonuna kadar devam eder.

Yasal olan kişisel dokunulmazlık, dokunulmazlıktan yararlanan kişinin yaptığı ve ilgili kişi görevde olduğu sürece devam eden tüm fiilleri kapsar.

Siyasi ya da hukuki makamlarda görevli kişilerin ciddi ihlaller gerçekleştirmeleri durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilir. 

Diplomatlara verilen yargı dokunulmazlığı

Sözleşmenin 29'uncu maddesi, diplomatların dokunulmazlığı olduğunu, hiçbir şekilde ne gözaltına alınabileceğini ne de tutuklanabileceğini, kabul eden devletin, kendisine gereken saygıyı göstermesi ve şahsına, özgürlüğüne ya da onuruna yönelik herhangi bir saldırının yapılmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini vurgular.

Sözleşmenin 31'inci maddesi ise diplomatın, kabul eden devletin ceza adaleti açısından yargı dokunulmazlığından yararlandığını belirtir.

Buna göre diplomatın bir suça karışması halinde bu suç diplomatik göreviyle hiçbir ilgisi olmayan şahsi bir eylemle ilgili bile olsa akredite olduğu ülkede yargı karşısına çıkarılamaz.

Diplomatik dokunulmazlık, diplomatın resmi misyonuyla ya da özel hayatıyla ilgili olarak işlediği ve sabit olan ya da olmayan her türlü suçu kapsar.

Dokunulmazlık nedeniyle diplomatın şahsının, evinin ve misyon binasının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektir.  

Diplomat, akredite olduğu ülkede gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz ve hatta ifadesi dahi alınmaz.

Ancak diplomatik dokunulmazlık, diplomatın tamamen cezadan muaf olduğu anlamına da gelmese de yargılama hakkı akredite olduğu ülkeye değil, kendi ülkesine aittir. 

Sözleşmeye adli ve idari dokunulmazlıkla ilgili olarak ise diplomat, aşağıdaki durumlar dışında da dokunulmazlıktan yararlanır.

Sözleşme bu durumları şöyle sıralıyor:

a- Kabul eden devletin topraklarında bulunan ve gönderen devlet adına ve misyon amaçları doğrultusunda kullanılmayacak bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası ya da davaları.

b- Diplomatın kendisin gönderen devlet adına değil de bir özel kişi olarak mirasın idarecisi, mirasçı ya da vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili dahil olduğu mirasa ilişkin dava ya da davalar.

c- Diplomatın akredite olduğu ülkede resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî ya da ticarî faaliyet ile ilgili dava ya davalar.

Bir diplomat, yukarıdaki maddelerde öngörülen haller dışında hiçbir şekilde yargılanamaz.

Söz konusu durumlarda dahi diplomatın şahsının ya da konutunun dokunulmazlığı ihlal edilemez.

Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)
Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)

Diplomatın aile üyeleri de kabul eden devletin vatandaşı olmadıkları sürece, diplomatın sahip olduğu ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

zamanda özel evi, misyon binası ve özel ya da resmi aracı aranamaz ya da el konulamaz.

Diplomatik dokunulmazlığın yalnızca diplomatik misyon üyelerine özgü olduğunu belirtilmeli.

Akredite olduğu ülkedeki Başsavcılık, diplomatın ortakları hakkında soruşturma başlatma hakkına sahiptir.

Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı, diplomatik statüye sahip olmayan, müdahale eden, kışkırtan ya da saklanan kişiler için de geçerlidir.

Diplomat aynı zamanda ilgili üçüncü ülke nezdinde dokunulmazdır.

Bu dokunulmazlık gereği diplomatın başka bir ülkeye ya da bu ülke üzerinden diğer bir ülkeye geçişi garanti altına alınmalıdır.

İnsani yardım kuruluşları çalışanları ise bazı yanlış anlamaların aksine dokunulmazlığa sahip değildir.  

İnsani dokunulmazlık ifadesi, çatışma zamanlarında sivillere, yardım ve sağlık personeline yönelik kasıtlı saldırıların yasak olduğu anlamına gelir. 

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanılması

İngiltere merkezli Financial Times gazetesi, 28 Eylül'de İsviçreli yetkililerin Özbekistan'ın eski demir yumruklu lider İslam Kerimov'un milyarder kızı Gülnara Kerimova'ya karşı ciddi suçlamalarda bulunduğunu bildirdi.

Suçlamalarda Kerimova'nın uluslararası bir suç çetesine liderlik ettiği iddiası da yer alıyordu.

Gazete, 2014 yılından bu yana Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te tutuklu bulunan Kerimova'nın (51) çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğunu yazdı.

Haberde suçlamalar arasında Özbekistan'dan yüz milyonlarca doların yağmalanması ve dünyanın dört bir yanından yöneticilere ve hükümet yetkililerine sistematik olarak rüşvet teklif edildiği iddialarının da olduğu bildirilirken Kerimova ayrıca İsviçre'deki bir grup şirket ve banka hesapları aracılığıyla elde edilen yasadığı kazancı aklama suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.

İsviçreli savcılar, Özbek milyarder Kerimova'nın giyim markasını tanıtmak ve ünlülerin arasına karışmak amacıyla yıllarca Özbekistan'ın BM Daimi Temsilcisi olarak dünyayı dolaştığı ve diplomatlık dokunulmazlığından yararlandığı iddiasıyla İsviçre Federal Ceza Mahkemesi'nde Kerimova hakkında dava açtı.

Kerimova, mahkemede 'Büro' olarak bilinen bir suç örgütüne liderlik etmekle suçlandı.

Onlarca kişiden ve 100'den fazla şirketten oluşan suç örgütünün, çalınan fonları örtbas etmek ve üyelerini zenginleştirmek için gizlice uyum içinde çalıştığı belirtildi.

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanıldığı yerler arasında otopark ücretlerinin ödenmemesi, alkollü araç kullanılması ve ölüme neden olan trafik kazalarına karışılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, adam kaçırma ve cinayet gibi küçük ve büyük idari suçlar da yer alıyor.

Öne çıkan ihlaller

1984 yılının nisan ayında Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi sırasında göstericilerin üzerimde ateş açılması sonucu bir İngiliz kadın polisin ölmüş, Libyalı göstericilerden bazıları yaralanmıştı.

Çoğunluğunu İngiltere'de okuyan Libyalı öğrenciler oluşturduğu göstericiler, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Libya'da kendi görüşüne katılmayan herkese karşı uyguladığı baskı, işkence ve infaz politikasına karşı gösteri yapmak ve 7 Nisan 1976'yı anmak üzere Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde toplanmıştı.

Kaddafi, o sıralar Libya'daki üniversitelerde rejim karşıtı üniversite öğrencileri ve profesörleri temizlemek için bir kampanya başlatmış, bunu Trablus ve Bingazi üniversitelerinde idamlar takip etmişti.

Kalabalık öğrenci grupları, korku salmak amacıyla halen darağacında asılı olan öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin cesetlerini görmeye götürüldü.

Gösterilerin barışçıl bir atmosferde yapılmasına ve büyükelçiliğin kapısına yaklaşılmamasına rağmen kimliği belirsiz kişiler tarafından büyükelçilik binasından dışarıya rastgele ateş açıldı.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)
İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)

Açılan ateş sonucunda 10'dan fazla gösterici yaralandı, bir İngiliz kadın polis memuru öldürüldü.

Dönemin Birleşik Krallık İçişleri Bakanı, Libya'dan İngiliz polisinin delil toplamak ve silahlı saldırıdaki şüphelileri tespit etmek için binaya girmesine izin vermesini talep etti.

Ancak Libyalı yetkililer bunu diplomatik dokunulmazlık yasasına dayanarak reddetti.

Bu yüzden ateş açan kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapamayan Birleşik Krallık, Libyalı diplomatları istenmeyen kişiler ilan etmekle ve onları ülkeden sınır dışı etmekle yetinmek zorunda kaldı. İngiltere, Libya ile ilişkileri kesti.

İki ülke arasındaki ilişkiler neredeyse İngiliz hükümetinin Libya rejiminden İngiliz kadın polisin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir onay alabildiği ve öldürülen kadın polisin ailesine 250 bin sterlin tazminat ödediği 1999 yılına kadar bu halde kaldı.

Tunus polisi, 2013 kasımında, Moritanya'dan gelen bir diplomatı Kartaca Uluslararası Havaalanı'nda 500 paket sigarayla yakalamış, diplomatik pasaport taşıması nedeniyle Moritanyalı diplomat hakkında soruşturma açılamamıştı.

2014 yılının temmuz ayında Hartum'dan Mısır'a gelen Sudanlı bir diplomat, bir çöp torbasında 175 bin doları kaçırmaya çalıştı.

Havaalanındaki güvenlik yetkilileri paranın Mısır'a girişini engelledi. Diplomata ne taşıdığı sorulduğunda çantada 100 bin dolar olduğunu söyleyen diplomat, bu paranın Sudan'ın Kahire Büyükelçiliği çalışanlarının maaşları olduğunu iddia etti.

Ancak çantada 175 bin dolar olduğu ortaya çıktı. Bu da 10 bin doları aşan tutarların beyan edilmesi gerektiğinden yasanın ihlali anlamına geliyor.

Sudan merkezli Al-Rakoba gazetesinin haberine göre Sudanlı yetkililer, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) için para kaçakçılığı yapıldığı şüphesine ilişkin bir rapor yazıp olayı Mısır Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiler.

2016 martında Batı Şeria ile Ürdün arasındaki Allenby Sınır Kapısı'nda polis, Ürdün'den İsrail'e gelen Ürdünlü bir diplomat aracılığıyla yaklaşık 300 cep telefonu, onlarca kilogram külçe altın, sanat eserleri ve mücevherlerin kaçırıldığı bir kaçakçılık girişimini önledi.

Gümrükte eşyalara derhal el koyulurken diplomat da Amman'a geri döndü.

Dönemin Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sabah er-Rafii yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatı derhal sorguladığını ve hakkında idari bir karar aldığını söyledi.

Ancak kararın ne olduğuyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, söz konusu kişinin diplomat olması nedeniyle hakkında işlem yapılamadığını bildirirken Ürdün büyükelçiliğinde idari çalışan olduğu yönünde bazı gazetelerde yer alan haberlerin aksine eğer bu kişi gerçekten idari çalışan olsaydı hakkında başka işlemlerin yapılacağının altını çizdi. 

Swissinfo adlı haber sitesi, geçen ağustos ayında Irak'ın Cenevre'deki diplomatik misyonunun iki çalışanına, büyük bir sigara kaçakçılığı olayına karışmaları nedeniyle ağır para cezaları verildiğini aktardı.

Üç yıldır şüpheli faaliyetlerde bulundukları öğrenildikten sonra Fransa'nın kuzeybatısındaki karaborsada vergi ödemeden 600 bin paket sigara sattıkları ve yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle çalışanlardan biri 177 bin dolar, ikincisi ise 124 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

İsviçre Federal Gümrük İdaresi, Iraklı diplomatların ceza indirimi talebini reddetti.

İki çalışanın, sigaraları önce İsviçre'ye ardından karaborsada satılmak üzere Fransa'ya götürdükleri tespit edildi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
TT

Putin ve Şi zirvesi, Moskova-Pekin-Washington ekonomik denge üçgenini yeniden şekillendiriyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çinli mevkidaşı Şi Cinping (Reuters)

Gözler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Pekin’de yapılması beklenen zirveye çevrildi. Zirve, yalnızca siyasi ve jeopolitik boyutları nedeniyle değil; aynı zamanda Çin, Rusya ve ABD arasındaki küresel dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde verdiği derin ekonomik mesajlar nedeniyle de önem taşıyor.

Putin’in Çin ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyaretinin sona ermesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşiyor. Bu durum, Çin’in Moskova ile stratejik ortaklığını korurken Washington ile hassas ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalıştığını gösteren dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Kremlin’e göre Putin ve Şi görüşmelerinde ekonomik iş birliği, enerji ve ticaret dosyalarının yanı sıra büyük uluslararası ve bölgesel meseleler ele alınacak. Ziyaret aynı zamanda 2001 yılında imzalanan Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25’inci yılına denk geliyor.

Putin, ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada iki ülke arasındaki ilişkilerin “benzeri görülmemiş bir seviyeye” ulaştığını belirterek, Moskova ile Pekin arasındaki iş birliğinin küresel sistem için “denge ve istikrar unsuru” oluşturduğunu söyledi.

Çin, Rus ekonomisinin can damarı

2022’de Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Çin, Batı yaptırımları nedeniyle Avrupa ve ABD ile ticari ve mali ilişkilerinin önemli bölümünü kaybeden Rusya için fiilen en önemli ekonomik çıkış kapısı hâline geldi.

Pekin, Rusya’nın en büyük ticaret ortağı ve Rus petrolü ile doğal gazının en büyük alıcısı konumuna yükselirken, iki ülke arasındaki ticaret hacmi son iki yılda rekor seviyelere ulaştı.

vfdvdv
Rusya'nın başkenti Moskova'da bir hediyelik eşya dükkanında Çin ve Rusya başkanlarını temsil eden tahta kuklalar sergileniyor (AFP)

Rus resmi verilerine göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025 yılında 320 milyar doların üzerine çıktı. Bu rakam, savaş öncesi 2021’de yaklaşık 147 milyar dolar seviyesindeydi.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuri Uşakov, 2026’nın ilk çeyreğinde Rus petrol ihracatının Çin’e yüzde 35 arttığını, Moskova’nın Pekin’in en büyük doğal gaz tedarikçilerinden biri hâline geldiğini söyledi.

Bu rakamlar, Orta Doğu’daki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin devam etmesi nedeniyle ayrıca önem kazanıyor. Çin, jeopolitik risklere daha az açık ve daha istikrarlı gördüğü Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını artırıyor.

Uşakov, Moskova’nın Çin’i “sorumlu bir enerji tüketicisi” olarak gördüğünü belirtirken, Pekin’in de Rusya’yı küresel petrol piyasalarındaki dalgalanmalar karşısında güvenilir bir tedarikçi olarak değerlendirdiğini ifade etti.

Petrol ve doğal gaz zirvenin merkezinde

Putin ile Şi görüşmesinde enerji dosyasının en önemli ekonomik başlık olması bekleniyor. Özellikle petrol, doğal gaz ve gelecekteki tedarik hatlarına ilişkin kapsamlı anlaşmaların tamamlanmasına yaklaşıldığı belirtiliyor.

Putin kısa süre önce yaptığı açıklamada, Moskova ile Pekin’in petrol ve doğal gaz sektörlerinde “çok büyük ilerleme” kaydettiğini ve “neredeyse tüm temel meselelerde anlaşmaya varıldığını” söyledi.

İki ülke arasındaki en önemli enerji projelerinden biri ise “Sibirya’nın Gücü 2” doğal gaz boru hattı projesi olarak öne çıkıyor. Söz konusu proje, Rus gaz ihracatının Avrupa’dan Asya’ya yönlendirilmesinde stratejik bir adım olarak görülüyor.

Projenin, Batı Sibirya’daki sahalardan Çin’e Moğolistan üzerinden yılda yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz taşıması hedefleniyor. Bu miktar, Rusya’nın Ukrayna savaşı öncesinde Avrupa’ya gönderdiği gaz hacmine yakın seviyede bulunuyor.

Henüz nihai onayı verilmeyen proje konusunda Putin, enerji müzakerelerinde tarafların “önemli ilerleme” kaydettiğini söyledi. Moskova, Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmek için projeyi hızlandırmak isterken, Pekin ise Rusya’nın Çin pazarına artan ihtiyacını kullanarak daha uygun fiyat ve koşullar elde etmeye çalışıyor.

Uzmanlara göre Rusya bu projelerle Avrupa pazarındaki kayıplarını telafi etmeyi hedeflerken, Çin de Körfez ve Güney Çin Denizi gibi gerilimli bölgelerden geçen deniz taşımacılığına bağımlılığını azaltarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

dsvrg
Çin'in Şanghay kentindeki bir hediyelik eşya dükkanında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump'ın portreleri (EPA)

Görüşmelerde ayrıca ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanımının artırılması da gündeme gelecek. İki ülke, ABD dolarına bağımlılığı azaltmak amacıyla yuan ve ruble kullanımını son yıllarda önemli ölçüde artırırken, Batı merkezli finans sistemine alternatif ödeme mekanizmalarını da genişletti.

Çin’in denge politikası

Çin, Rusya ile iş birliğini derinleştirirken aynı zamanda ABD ile açık bir ekonomik çatışmadan kaçınmaya özen gösteriyor. Bu yaklaşım, Trump ile Şi arasında Pekin’de gerçekleştirilen son zirvede de açık şekilde görüldü.

Trump’ın ziyareti sırasında Şi, Çin-ABD ilişkilerini “dünyanın en önemli ilişkisi” olarak tanımlarken, taraflar “istikrarlı ve yapıcı” bir ilişki çerçevesi oluşturulması konusunda mutabakata vardı.

Analistler, Pekin yönetiminin bir yandan Moskova ile stratejik ortaklığını sürdürmeye çalışırken diğer yandan Batı pazarlarına büyük ölçüde bağlı olan Çin ekonomisi nedeniyle Washington ile ekonomik istikrarı korumayı hedeflediğini belirtiyor.

Pekin merkezli Çin ve Küreselleşme Merkezi Genel Sekreter Yardımcısı Wang Zichen, “Trump’ın ziyareti dünyanın en önemli ikili ilişkisini istikrara kavuşturmayı amaçlarken, Putin’in ziyareti uzun vadeli stratejik bir ortağa güvence verme amacı taşıyor” dedi. Wang, Çin’in iki yaklaşım arasında çelişki görmediğini ifade etti.

Teknoloji, yaptırımlar ve çok kutuplu dünya

Zirvenin arka planında teknoloji alanındaki iş birliği de Batı’nın en büyük endişe kaynaklarından biri olarak öne çıkıyor.

Pekin yönetimi Ukrayna savaşında tarafsız olduğunu savunsa da Washington ve müttefikleri, Çin’i Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı olan bileşen ve teknolojileri sağlamakla suçluyor. Çin ayrıca, Rus savunma sanayisinde kullanılan bazı elektronik parçaların ve ileri teknolojilerin ihracatını durdurması yönündeki Batılı talepleri de görmezden geldi.

Buna karşılık Çinli şirketler, savaşın başlamasından bu yana çok sayıda Batılı şirketin çekildiği Rus pazarında önemli fırsatlar elde etti.

Zirve aynı zamanda küresel ekonomik sistemin yeniden şekillenmesine ilişkin daha geniş bir boyut da taşıyor. Moskova ve Pekin, Batı’ya ve geleneksel finans kurumlarına daha az bağımlı yeni bir küresel düzen oluşturulmasını savunurken, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumların rolünü genişletmeye çalışıyor.

İki ülke ayrıca alternatif ödeme sistemlerini güçlendirmek ve yuan-ruble ticaretini artırmak için çalışmalar yürütüyor. Böylece ABD yaptırımlarının etkisini azaltmayı hedefliyorlar.

vfbv f
Çin'in Şanghay kentindeki bir nehir kıyısı boyunca geleneksel Rus süs bebekleri sergileniyor (Reuters)

Gözlemcilere göre Putin-Şi zirvesi, küresel ekonomide yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi niteliğinde. Çin, tüm taraflarla ilişki kurabilen küresel bir güç olarak konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken, Rusya ise Batı’daki kayıplarını telafi etmek için giderek daha fazla Doğu’ya yöneliyor.

Ukrayna savaşının sürmesi, Orta Doğu’daki gerilimler ve ABD-Çin rekabetinin derinleştiği bir dönemde, Putin ile Şi arasındaki zirve yalnızca ikili bir görüşme değil; aynı zamanda küresel ekonomi ve siyasette güç dengelerinin yeniden çizildiği sürecin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.


İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
TT

İki devden yapay zeka bulut şirketi atılımı

Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)
Alphabet çatısı altındaki Google yapay zeka çağını ıskalamamak istiyor (AP)

Dünyanın en büyük alternatif varlık yöneticisi Blackstone ve en popüler arama motoru Google güçlerini birleştiriyor. İki dev, yeni bir yapay zeka bulut şirketi kuracaklarını duyurdu.

Yapay zeka asistanlarının giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu hesaplama gücüne yönelik talebi karşılamayı hedefleyen girişim, 2027'de 500 megavatlık veri merkezi kapasitesini çevrimiçi ortama sunmayı planlıyor. 

Orta ölçekteki bir şehrin elektrik ihtiyacına yetebilen bu rakamın sonrasında daha da artması hedefleniyor.

Çoğunluk hissesine sahip olacak Blackstone'un ilk etapta 5 milyar dolarlık bir özsermaye yatırımı yapacağı ABD merkezli girişimde Google'ın geliştirdiği TPU çipleri kullanılacak. 

Yapay zeka bağlantılı altyapılara yönelik yatırımlarını artıran Blackstone, uzun süredir Google'da yöneticilik yapan ⁠Benjamin Sloss'u adı açıklanmayan yeni girişimin CEO'su yaptı. 

Wall Street Journal, Google'ın kendi çiplerini diğer şirketlerin kullanımına sunarak sektör lideri Nvidia'yla rekabeti kızıştırdığını bildiriyor. 

Halihazırda çoğu yapay zeka şirketi, Nvidia'nın çiplerini kullanan CoreWeave'in hesaplama gücü altyapısından istifade ediyor. 

Google da son dönemde TPU'ların satışı için WhatsApp, Facebook ve Instagram'ın sahibi Meta ve Claude'un sahibi Anthropic'le önemli anlaşmalar imzaladı.

Blackstone'un CoreWeave, Anthropic ve OpenAI'a da önemli yatırımları var. 

Şirketin veri merkezlerine yaptığı yatırımın miktarı 150 milyar doları geçiyor. Yeni projelere de 160 milyar dolar civarında yatırım yapılması planlanıyor. 

ABD merkezli bilgi teknolojisi endüstrisinde önde gelen 5 büyük şirketin (Alphabet, Amazon, Meta, Apple, Microsoft) 2026'da yapay zeka altyapısına yapacakları harcamanın 700 milyar doları geçmesi bekleniyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
TT

Trump yönetimi, Güney Afrika'dan 10 bin beyaz mülteci daha istiyor

21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)
21 Mayıs 2025'teki Beyaz Saray ziyareti sırasında Cyril Ramaphosa'ya "soykırım" kanıtı olduğu iddia edilen haberler ve videolar gösterilmişti (AP)

Donald Trump yönetimi, gelecek aylarda 10 bin beyaz Güney Afrikalının daha ABD'ye taşınması için harekete geçti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü ABD Kongresi'ne gönderdiği bildirimde eylülle birlikte bitecek mali yılın sonuna kadar 17 bin 500 beyaz Güney Afrikalının mülteci olarak alınacağını belirtti. 

Trump, ABD'nin 2026 mali yılı boyunca tüm dünyadan yalnızca 7 bin 500 mülteciyi kabul edeceğini söylemişti. Bunların çoğunun beyaz Güney Afrikalı olacağı da ifade ediliyordu.

1980'de başlatılan mülteci programındaki en düşük sayı, 7 bin 500 olmuştu. Diğer yandan Joe Biden yönetimi, 2024'te 125 bin kişilik bir sınır belirlemişti. 

ABD Dışişleri Bakanlığı, son açıklamasında "Güney Afrika'daki beklenmedik gelişmeler acil bir mülteci durumu yarattı" diyerek yeni hamlesini gerekçelendirdi. 

Trump yönetimi, Güney Afrika hükümetinin ABD'nin yeniden iskan programına yönelik eleştirileri ve beyaz Güney Afrikalılara yönelik saldırıları üzerine bu adımın atıldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 10 bin mülteciyi yeniden iskan etmenin maliyetinin 100 milyon dolar civarında olacağını hesaplıyor. 

Güney Afrika yönetimi, beyazların ayrımcılığa uğradığı iddialarını reddetse de Washington bu konuda ısrarcı. 

"Beyaz çiftçilere soykırım uygulandığı" iddialarını geçen sene Oval Ofis'te ağırladığı Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa'nın yüzüne karşı dile getiren Trump, sonrasında Johannesburg'da yapılan G20 zirvesini de boykot etmişti. 

ABD'nin Mayıs 2025'te başlattığı yeniden iskan programından 31 Ocak itibarıyla yalnızca 2 bin beyaz Güney Afrikalı faydalandı.

ABD'deki Güney Afrika Ticaret Odası, 67 bini aşkın kişinin ülke değiştirmeye sıcak baktığını geçen sene bildirmişti. 

Güney Afrika'nın "2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası", İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı "soykırım" davası ve "İran'la yakın ilişkilerini" gerekçe gösteren Donald Trump yönetimi, geçen sene bu ülkeye yönelik yardımları durdurma kararı almıştı.

"2024 tarihli Toprak Kamulaştırma Yasası" hükümete tarım arazilerinin kamulaştırması için geniş yetkiler tanıyor.

Güney Afrika'da 2025 itibarıyla yaklaşık 44 bin beyaz çiftçinin, ülkenin 100 milyon hektarlık tarım arazilerinin yüzde 61'ine sahip olduğu ifade ediliyor.

Pretorya yönetimi, 2030'a kadar siyah çiftçilere 8 milyon hektar tarım arazisi dağıtılarak ırksal eşitsizliğin azaltılmasını hedefliyor.

Independent Türkçe, New York Times, AP