Suriye savaşını yaşadım ama Dublin'de artık güvende hissetmiyorum

Bu tür ayaklanmaları daha önce de gördüm. Ateşe verilen arabaları gördüm ve öfkeli bağırışları duydum. Bunun iyi bitmeyeceğini biliyorum

(Peter Murphy/AFP)
(Peter Murphy/AFP)
TT

Suriye savaşını yaşadım ama Dublin'de artık güvende hissetmiyorum

(Peter Murphy/AFP)
(Peter Murphy/AFP)

Suad Aldarra 

Yazılım mühendisi olarak evden çalışmayı benimsemiş, içine kapanık, esmer tenli, yarı Filistinli, yarı Suriyeli eşim tam da bugün işyerinin Noel yemeği için Dublin şehir merkezinde. Gecemizin nasıl altüst olacağından habersizce, Luas tramvayına binmeden önce onu öperek yolcu ediyorum.

Günün önceki saatlerinde haberleri takip ediyordum. Çocukların ve çocuklarla ilgilenen görevlinin bıçaklandığı korkunç olayları okumuştum. 6 yaşında bir erkek çocuk annesi olarak en kötü kabuslarının haberini alan anneleri düşünüyorum. Biri neden böyle korkunç bir suç işler ki?

Araştırıyorum ama saldırının gerekçesine ya da saldırganın kimliğine dair herhangi bir haber bulamıyorum. Öte yandan sosyal medyadaki yorum bölümünde başka görüşler var. Dark web'den (karanlık internet -çn.) uzun zamandır esrarengiz, izole bir çevrimiçi ağ diye bahsediliyor ama bugün internet çoktan karanlığa gömülmüş bile.

Göçmen olmalı...

Sınırları açarsanız böyle olur...

Hepsini geri gönderin…

Son zamanlarda görünüşe göre her soruna önerilen ilk çözümün bu olması karşısında hayrete düşüyorum. "Onlar" kim ve "geri" neresi?

Protesto planlarını okuyorum ama neye karşı olduğunu anlamıyorum? Elbette hepimiz bu korkunç saldırıyı kınıyoruz. Peki bunu kim destekliyor olabilir?

Protestonun yapılması planlanan Parnell Caddesi'nden uzak durması için eşime mesaj atıyorum. Bana tramvay sürücüsünün, yolun ilerisinde yaşanan sorunlar nedeniyle birkaç istasyon ilerideki St. Stephen's Green'de duracağını duyurduğunu söylüyor. Ayrıca kendisi dışarı çıkmak üzereyken sürücünün onu kenara çekerek güvende kalması için o bölgeden uzak durmasına dair uyardığını da anlatıyor.

Eşim espriyle bana, endişeli şoförün gözüne kim bilir ne kadar esmer geldiğini ama yine de İrlandalı bir yabancının bu düşünceli jestini takdir ettiğini söylüyor.

Bir saatten kısa süre içinde, çocuğuma banyo yaptırıp yatağına yatırdıktan sonra telefonumu kontrol ettiğimde Dublin'in daha önce hiç görmediğim fotoğraf ve videolarını görüyorum; maskeli ve kapüşonlu adamlar, ateşe verilmiş bir polis arabası, öfkeli protestocuların daha ileri gitmesini engellemek için kalkanlarının arkasına sıralanan bir grup çevik kuvvet polisi.

Eşime endişe içinde tekrar mesaj atıp etrafında tırmanan durumun son hali hakkında onu bilgilendiriyorum. Parnell Meydanı'na 1 kilometreden daha az mesafedeki restoranda her şeyin normal göründüğünü ve endişelenmemi gerektirecek bir şey olmadığını söyleyerek beni temin ediyor. Yemekten sonra fazla kalmayacağına söz veriyor.

Suriye savaşını yaşayan biri olarak tehlikeyi tahmin etmede 6. hissim gelişti. Çoğunlukla abartı ya da gerçekçi olmayan korkularım yanlış pozitif çıkıyor ama bu seferki fazlasıyla canlı. Bu ayaklanmaları daha önce de gördüm. Arabaların ateşe verildiğini gördüm ve öfkeli bağırışları duydum. 30 dakikadan kısa sürede alevler içinde kalan tramvayın videosu ortaya çıktığında ve ulaşım hizmetinin durdurulduğuna dair resmi kamuoyu duyurusu yapıldığında bunun iyi bitmeyeceğini biliyorum.

Festival balonunun dışında neler olup bittiğiyle ilgili eşimi tekrar bilgilendirirken telefondan "Lütfen artık çık oradan!" diye yalvarıyorum.

10 dakika sonra bana sesli mesaj göndererek oradan çıktığını ve gökyüzünde kuzeye doğru vızır vızır uçan birkaç helikopter dışında çevresinde hiçbir şeyin olağandışı görünmediğini söylüyor.

Suriye'deki savaş sahneleri aklıma gelip duruyor. O zamanlar helikopterler tek bir anlama geliyordu: patlayıcı variller. Bunun Dublin'de yaşanmayacağını biliyorum ama travma sonrası stres bozukluğum bilmiyor.

Telefonumu gergin bir şekilde tutarken boynum kaya gibi. Sosyal medyadaki haberler ve eşimin Google Haritalar'da paylaşılan canlı konumu arasında gidip geliyorum. Telefonunun şarjı da paylaşılmış ve yüzde 9 görünüyor. Konumunu belirten mavi nokta St. Stephen's Green Park'ta ileri geri hareket ederken, şarjı bir uzay gemisinin geri sayımı gibi hızla düşüyor. Nörolog değilim ama beynimdeki sinirlerin birbiri ardına eridiğini hissedebiliyorum.

Geri dönecek. Kendime bunu söyleyip duruyorum.

Daha önce de geri dönmüştü, hatırladın mı? Ordu tankları, keskin nişancılar, protestocular ve rasgele düşen hava füzeleri tarafından kuşatılmış halde, Şam'daki Yermuk Kampı'nda sıkışıp kaldığında. Hatırladın mı? Hükümet, mahallesindeki tüm bağlantıları kestiğinde ve ona ulaşamadığında damarlarındaki kanın çekildiğini hissettmiştin.

Geri dönecek ve hayatınızda kötü giden diğer her şeye güldüğünüz gibi buna da güleceksiniz. Belki hemen değil ama.

Mavi nokta güneye doğru ilerliyor, ayaklanmalardan uzakta olsa da haritadaki benim noktama yeterince yakın değil. Yürüyor mu yoksa otobüste mi anlayamıyorum ama mesaj atmaktan kaçınıyorum; birkaç kelimemin artık yüzde 2'ye düşen pilini tüketeceğinden endişeleniyorum.

İrlandalı bir arkadaşım beni yokluyor ve ona neler olduğunu anlatıyorum. Eşimin, şehirdeki evine sığınmasını öneriyor. İçtenlikle "Telefonunu şarj edebilir, ben de ona bir taksi ayarlarım" diyor. Eşime adresi mesaj atıyorum ama yanıt gelmiyor. Noktası güneye doğru bir sıçrama yaptıktan sonra isminin yanında o korkunç kelimeyi görüyorum. Çevrimdışı.

İki gün önce beni havalimanından alan taksi şoförü Patrick, Suriyeli olduğumu öğrenince neşelenip beni birkaç Arapça kelimeyle selamlayarak bana uzun bir yolculuğu unutturmuştu. Bana İrlanda'nın barış gücündeki bir asker olarak Lübnan'da görev yaptığı zamanı anlatmıştı. "Şam'ı ziyaret edemedim" diyen şoför şöyle eklemişti:

Ama bir arkadaşım bana dünyada cennet olsaydı buranın Şam olacağını söylemişti.

Patrick bana memleketim ve halkım hakkında yüreğimi ısıtan hikayeler anlatmıştı. Arabadan çıkmaya hazırlanırken "Bu ülkeye hoş geldiniz genç hanım" diyen Patrick ardından "Tanrım, ne diyorum ben? 10 yılın ardından burası artık senin ülken! Sen başkalarına hoş geldin diyebilirsin" diye eklemişti.

Telefonumu elime almış, eşimin konumunun devre dışı kalmasını izlerken keşke Patrick'in numarası olsaydı diyorum. Onu o kaostan çıkarmak için fırlayıp giderdi.

İrlanda'daki Sığınmacılar Hareketi (Movement of Asylum Seekers in Ireland/MASI), "yabancı uyrukluların öldürülmesini isteyen bir sesli mesajın açıkça dolaştığını" duyuruyor. Ama bir yabancıyı nasıl teşhis edersiniz ki? Benim gibilerin peşini bırakmayan o çirkin kelime, işlemediğimiz ve kendimizi aklayamadığımız o suç.

30 dakika sonra telefonumda bir mesaj beliriyor.

Otobüse bindim ve bir adamdan şarj kablosu ödünç aldım. Endişelenme, birazdan evde olurum.

Ve ben, o eve gelene kadar endişelendim, kısa sürede değil ama endişelerimi hafifletme umuduyla sahte bir sırıtışla geliyor. Evimizin kapısında ben onun kollarında ağlarken iyi olduğuna dair bana güvence veriyor.

Daha sonra bana, diğer mahsur kalan kişilerle birlikte Dublin sokaklarında 3 km'den fazla yürüyüp Donnybrook'taki Dublin Otobüs Garajı'na vardığını ve burada kendisiyle diğerlerini güneydeki daha yakın bir noktaya götürmek için ücretsiz bir otobüs ayarlandığını anlatıyor.

Otobüsten sonra bulduğu taksi kendisini sağ salim eve getirmiş. O çabucak uykuya dalarken, ben hâlâ adrenalin pompalayan gergin bedenime hapsolmuş halde, gece yarısından sonra da uyanık kalmaya devam ediyorum. Dublin bir gecede nasıl karanlığa gömüldü? Burada kaldığım 10 yıl boyunca tanıdığım İrlandalı dostlarımı düşünüyorum ve onların sevgisiyle desteğini düşünerek içim ısınırken endişeli kalp atışlarımın biraz yavaşladığını hissediyorum.

Bu, yeni İrlanda olamaz. Bu sadece kara bir cuma ve geçecek. İrlanda'nın kucak dolusu sevgisiyle yeniden yeşile bürüneceğine inanıyorum.

Suad Aldarra, Dublin'de yaşayan Suriye asıllı İrlandalı bir yazar ve mühendis. Anı kitabı I Don't Want To Talk About Home (Ev Hakkında Konuşmak İstemiyorum), Temmuz 2022'de Penguin tarafından yayımlandı ve İrlanda'da Yılın Biyografi Kitabı Ödülü için kısa listeye kaldı.

Independent Türkçe 



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.