İsrail, Hamas'ı "operasyonlarını finanse etmek için" kripto para birimleri kullanmakla suçluyor

Ağustos 2021 ile Haziran 2023 arasında gözetimsiz olarak yaklaşık 134 milyon dolar toplandı

ABD'nin Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlaması, şirketlerin ve finans kuruluşlarının harekete gönderilen her türlü fonu bildirmelerini gerektiriyor (AFP)
ABD'nin Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlaması, şirketlerin ve finans kuruluşlarının harekete gönderilen her türlü fonu bildirmelerini gerektiriyor (AFP)
TT

İsrail, Hamas'ı "operasyonlarını finanse etmek için" kripto para birimleri kullanmakla suçluyor

ABD'nin Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlaması, şirketlerin ve finans kuruluşlarının harekete gönderilen her türlü fonu bildirmelerini gerektiriyor (AFP)
ABD'nin Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlaması, şirketlerin ve finans kuruluşlarının harekete gönderilen her türlü fonu bildirmelerini gerektiriyor (AFP)

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara karşı yürüttüğü şiddetli saldırılar devam ederken, Tel Aviv için tünel ağı kadar tehlikeli hale gelen internet alanında da daha az gaddar olmayan bir salgın daha alevleniyor.

İsrail tüm güvenlik, istihbarat ve siber yeteneklerini, Gazzelilerin enkaz ve hastane avlularına ilişkin uluslararası platformlarda yayımladığı fotoğraf ve videoları engellemek için değil, Gazze halkını yok etmek ve ortadan kaldırmak için kullanıyor.

İsrail, imkanlarını yıllar boyunca Gazze'de Hamas ve İslami Cihad'ı güçlendiren kripto para birimlerini kurutmak, engellemek ve onlara zulmetmek için kullanıyor.

Çünkü Gazze'deki gruplar bu yolla milyonlarca dolar değerinde fon ve bağış elde etti ve bu da şu ya da bu şekilde askeri silahlarının geliştirilmesine katkıda bulundu.

İsrail yasaları, Savunma Bakanı'na, bakanlığın "teröristlerle bağlantılı" olarak değerlendirdiği varlıklar için müsadere emri çıkarmasına izin veriyor.

Dijital biçimde mevcut olan kripto para birimlerinin herhangi bir fiziksel varlığı veya fiziksel para birimlerine benzer özellikleri yok, ancak çevrimiçi satın alımlarda diğer para birimleri gibi kullanılabilirler ve hatta geleneksel para birimlerine dönüştürülebilirler.

Kripto paraların seri numaraları yok ve hükümetler ve merkez bankaları tarafından kontrol edilmezler.

Bitcoin, yüzlerce benzer para birimi arasında en ünlü sanal para birimi olarak kabul ediliyor ve dünya çapında en büyük piyasa değerine sahip.

Kripto para birimlerinin Hamas ve İslami Cihad tarafından kullanılması, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin "terörist örgütler" olarak tanımladığı iki hareketin, kovuşturmaya ve yaptırıma maruz kalmadan para toplamaya çalıştığı birçok yoldan birini temsil ediyor.

Modern strateji

Gözlemciler, 2013 yılında İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara ekonomik baskı uyguladığını, onların finansman kaynaklarını kuruttuğunu, onlara yapılan mali transferleri kısıtladığını ve Gazze Şeridi'ne giden tünelleri kapattığını düşünüyor.

Tüm bunlar Şerit'teki Filistinli grupların son yıllarda ciddi bir mali krize girmesine katkıda bulundu ve bu da söz konusu grupları daha modern bir mali strateji sağlamaya ve genç teknik yetenekleri eğitmeye yöneltti.

Bunun sonucunda Filistinli gruplar rekor bir sürede kripto para birimleri dünyasına güçlü bir şekilde dahil olmayı başardı.

Gruplar başlangıçta para birimi tamamen gizlilik içinde alınıp satılan, herhangi bir gözetime tabi olmayan, merkezi otoritesi ya da yasal otoritesi olmayan Bitcoin'e odaklandı.

Dijital para birimi alanında lider şirket olan Elliptic'in web sitesinde, "İsrail'in, Hamas'ın askeri kolunun liderliğindeki bazı Filistinli gruplarla ilişkilendirdiği dijital para cüzdanlarının, Ağustos 2021 ile Haziran 2023 arasında yaklaşık 134 milyon dolar topladığı" belirtildi.

Şirketin araştırmacısı Arda Akartona, Hamas'ın "bugüne kadar kripto varlıklar aracılığıyla en başarılı bağış toplayanlar" arasında yer aldığını doğruladı.

Dijital varlıkları kayıt olmadan anonim olarak nakde dönüştüren yasa dışı para alışverişlerine ek olarak, her bir bağışçı için oluşturulan (tek kullanımlık) cüzdan adreslerinin kullanılması Hamas'ın kripto varlıklar aracılığıyla bağış toplamasını kolaylaştırdı.

İsrail polisi ise "X" platformu üzerinden yaptığı bir açıklamada, dünyanın en büyük kripto para borsası olan "Binance" üzerinde Hamas hareketi tarafından kullanılan yüzlerce kripto para hesabını dondurduğunu bildirdi.

İsrail polisi, Savunma Bakanlığı ve İsrail Güvenlik Ajansı ile işbirliği sayesinde bunu başardığını iddia etti.

İsrail Ulusal Terör Finansmanıyla Mücadele Ofisi, Temmuz 2021 ile geçen ekim ayı arasında yaklaşık 143 Tron (kripto para birimi) cüzdanını dondurduğunu söyledi.

Bu cüzdanların "Belirli bir terör örgütüyle" bağlantılı olduğu veya "ciddi bir terör suçunda" kullanıldığı düşünülüyor.

Ofis'ten yapılan açıklamaya göre, ele geçirilenler arasında Gazze'deki bir borsa şirketine bağlı 46 cüzdan da dahil olmak üzere Hamas'la bağlantılı olduğu söylenen 56 Tron cüzdanı yer alıyor.

Sonuç olarak İsrail, savaşın başında, kullanılan ağları veya kripto para birimlerini açıklamadan yaklaşık 600 hesabı dondurdu.

Bu, bugüne kadar gerçekleştirdiği bilinen en büyük kripto para hesaplarına el koyma olarak değerlendiriliyor.

"Lahav 433"

Uzmanlara göre, rekor bir dönemde Filistinli gruplar, küçük ölçekli bağışlardan, havale ağları içinde büyük ölçekli transferlerin önemli bir aracına kadar kripto para birimleri geliştirdi.

Bu durum, İsrail Ulusal Terörle Mücadele Bürosu'nun (NBCTF) 2021 yılından bu yana, Filistinli gruplarla bağlantısı olduğu iddia edilen Gazze'deki döviz şirketlerinin elinde bulunan kripto para birimlerine el koyma emri çıkarmasına yol açtı.

El koyma emri özellikle Hamas ve diğer grupların şifreli cüzdan adreslerini halka açık olarak yayınlamak ve insanlara nasıl bağış yapacaklarını anlatmak için "Meta" ve "X" platformlarını kullanmasından sonra çıkarıldı.

Geçen nisan ayında Hamas'ın askeri kanadının "dijital para birimi Bitcoin'de para toplamayı bırakacağını" duyurmasına rağmen İsrailli yetkililer, hareketin "7 Ekim'e kadar fon toplamak için kullanmaya devam ettiği" iddia edilen ek kripto para birimi hesaplarının dondurulacağını duyurdu.

Dondurulan kripto para birimi hesapları arasında Bitcoin'e ek olarak Ethereum, Ripple, Tether ve başkaları da yer alıyor.

İsrail'in polise bağlı "Lahav 433" siber birimi, Filistinli gruplara ait yüzlerce aktif cüzdanı parçalayıp dondurmayı başarırken, söz konusu birime göre Hamas, savaş sırasında bile büyük miktarlarda likidite elde edebildi.

"Lahav 433", döviz şirketleri, sahte pasaport ve değiştirilmiş IP adresi taşıyan hayali kişiler aracılığıyla birbirleriyle kripto para alışverişi yapmak için çalışan Filistinli grupların faaliyetlerinin, Avrupa ve ABD'deki polis güçleriyle işbirliği gerektirdiğini söyledi.

Siber Birim yetkilileri Zaman Yisrael internet sitesine bu iş birliğinin artık arttığını ve güçlendiğini söyledi.

Ayrıca ABD Senatörü Elizabeth Warren, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden 107 ABD'li milletvekiliyle birlikte Beyaz Saray'a bir mesaj gönderdi.

Mesajda, Hamas varlıklarına ve bireylere yaptırım uygulanmasının, "kripto para birimlerinin örgütler tarafından fon toplamak amacıyla kullanılması konusunda var olan büyük boşluğu" ortaya çıkardığını belirttiler.

Mektupta, "Hamas 2019'dan beri kripto para birimleri kullanıyor ve bu, finansmanının en gelişmiş yöntemlerinden biri haline geldi" ifadeleri yer aldı.

Ayrıca mesajda, "Önemli bir terör finansmanı üssü olarak hizmet veren kripto para sektörünün ulusal güvenliğe yönelik ciddi bir tehdidi var" denildi.

Amerika'nın özellikle Hamas'ın para toplamak için dijital varlıkları kullandığı yönündeki ciddi endişeleri devam ederken, ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo kasım ayı ortasında şu açıklamada bulundu:

Hazine Bakanlığı, ABD'nin düşmanlarının kripto para birimleri aracılığıyla finanse edilmesini hedefleyen potansiyel yasama eylemleri hakkında yasa yapıcılarla istişarede bulunuyor.

Adeyemo, geçten ekim ayının 7'sinde Gazze Şeridi'ndeki yerleşimlere yönelik olarak Hamas tarafından düzenlenen operasyonun, "dijital varlıkların yasa dışı finansal kullanımına artan odaklanmanın" kanıtı olduğunu düşünüyor.

ABD'nin Hamas'ı "terör örgütü" olarak tanımlaması, şirketlerin ve finans kurumlarının harekete gönderilen her türlü parayı bildirmelerini gerektiriyor ve hatta Amerika, dijital paranın yasaklı taraflara ödendiğinin ortaya çıkması durumunda şirketlerin sorumlu tutulmasını önerdi.

Kripto savaşı

Filistinli grupların, özellikle de Hamas'ın, kripto para dünyasını profesyonelleştirme ve bağışçı QR kodunu her taradığında dijital cüzdan için yeni bir adres oluşturan bir program oluşturma yeteneklerini geliştirirken, İsrail de blok zincirlerdeki elektronik fonların şifresini çözmek ve takip etmek için siber yeteneklerini geliştirmede başarılı oldu.

Göndereni ve alıcıyı takip edebildi, cüzdan hesaplarını hackleyebildi, sahiplerinin adreslerini bulup takip edebildi.

Ayrıca Tel Aviv cüzdan numarasını öğrenmeyi başardı. Bu onun tüm bakiyesini ortaya çıkarmasını ve gerçekleştirilen işlemleri bilmesini sağladı.

Geçen yıl, İsrail Ekonomik Terörizm ve İstihbarat Otoritesi ve İsrail Polisinin "Lahav 443" Büyük Suçlar Biriminin Siber Suçlar Bölümü, Gazze Şeridi'ndeki bir borsa şirketinden yaklaşık 2,7 milyon dolarlık kripto para birimine el koydu.

Polis o dönemde bu kripto paraların Hamas hareketiyle bağları olduğunu açıklamıştı ve İsrail aynı nedenle geçtiğimiz nisan ayında 80'den fazla dijital hesaba el koydu ve yüzlerce dijital cüzdanı dondurdu.

İsrailli yetkililerin "mali kaynaklarını kurutarak terörist faaliyetleri engellemeye yönelik çalışma çerçevesine girdiğini" söylediği bir politikanın parçası olarak tüm fonlar boşaltıldı ve doğrudan İsrail hükümeti bütçesine aktarıldı.

Öte yandan Filistinliler, İsrail'in Filistinli gruplar ve borsa şirketleri arasında kripto para birimleri ve terörizm suçlamalarıyla bağlantılı bir ilişki olduğu yönündeki giderek artan suçlamalarının, Filistinlilere karşı ekonomik savaşını meşrulaştırma girişimi olduğunu düşünüyor.

Özellikle nüfusun giderek artan bir kısmı geçimini sağlamak için kripto para birimlerine yöneldiğinden Filistinliler bu kanaatte.

Şifreli pazar, fiyat dalgalanmaları, korsanlık, internetin zayıflığı ve İsrail'in uyguladığı kısıtlamalardan kaynaklanan tehlikelere rağmen Batı Şeria ve Gazze'deki internet hızı dünyanın en yavaşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Şi'nin Washington ziyaretinin sonucu: Ne çatışma ne de atılım yok

Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)
Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)
TT

Şi'nin Washington ziyaretinin sonucu: Ne çatışma ne de atılım yok

Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)
Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)

Şerbil Berakat

Geçtiğimiz hafta Washington'a yaptığı ziyarette Çin lideri Şi Jinping, alışılagelmiş diplomatik performansından uzaklaşarak ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisinin daha kişisel bir yönünü göstermek için açık bir çaba sarf etti.

Trump imaj ve siyasi izlenimlere olan yoğun ilgisiyle bilinirken, Pekin de semboller ve protokol detaylarını kullanmada usta ve Komünist Parti'nin görünüşlere ve ilettiği mesajlara büyük önem verdiği bu alanda birikmiş siyasi deneyiminden yararlanıyor.

Resmi tavrını korumasına rağmen, Şi, Trump’a gülümsedi ve onunla güldü, hatta ABD başkanının omzuna hafifçe vurdu. Ayrıca, Beyaz Saray'daki yeni iniş pistinde Marine One ile yapılan bir turda Trump'a eşlik etti. Benzer şekilde, Çin'in First Lady'si Peng Liyuan'a da ziyarette önemli bir rol verildi ki bu, Çin liderlerinin eşlerinin geleneksel olarak daha çekingen olan tavırlarından ve görünümlerinden bir sapmaydı.

Ön alıcı sonuçlar

Çin'in jestlerinin, Trump'ın coşkulu karşılaması seviyesinde olmadığı söylenebilir, zira Trump, 1960'lardan beri görülmeyen ender bir adımla, Andrews Hava Kuvvetleri Üssü'nde Şi'yi  şahsen karşılayarak protokolü bozdu. Böylece Şi, havaalanında Amerikalı mevkidaşı tarafından karşılanan ilk Çin cumhurbaşkanı oldu. Ancak, Şi'nin ziyaretinin, pratik sonuçlarından bağımsız olarak, statüsünü tanıma ve ilişkilerin önemini vurgulamaya dair taşıdığı tüm anlamlarla, bir devlet ziyareti olmasını sağlamak için uzun müzakereler yürüten Pekin, ziyaretten önce zaten önemli bir sembolik zafer elde etmişti.

frgthyju
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da eski ABD başkanlarının fotoğraflarını inceliyor, 24 Eylül 2026 (Reuters)

Buradan yola çıkarak, zirvenin en önemli pratik sonuçlarından ikisinin neden daha önce duyurulduğunu açıklayabiliriz. Şi Jinping'in Washington'a gelişinden iki gün önce, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile New York'ta yaptığı görüşmelerin ardından, ticari ateşkesin Ocak ayına kadar uzatıldığını duyurdu. Buna, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zeka olaylarıyla ilgili bir iletişim mekanizması kurulması konusunda bir anlaşma da eşlik etti.

Kaçırılmış bir fırsat mı?

Şi'nin Washington ziyareti, bir atılım için uygun görünen bir zamanda gerçekleşti. Çin Devlet Başkanı, Bişkek, Kahire ve Yeni Delhi'yi içeren bir turdan yeni dönmüştü ve bu tur, Çin'in güvenilir bir ekonomik ortak ve sorumlu, aktif bir diplomatik aktör olarak uluslararası konumunu pekiştirmişti. Bu durum, özellikle İran meselesiyle ilgili olarak, Trump'ın BM Genel Kurulu'nun kulislerinde geçirdiği verimsiz bir diplomasi haftasıyla keskin bir tezat oluşturuyordu.

Ziyaret ayrıca Çin'de yerel parti konferanslarının başlangıcıyla aynı zamana denk geldi; bu konferanslar, Şi'nin büyük bir olasılıkla dördüncü dönem için yeniden seçilmesinin beklendiği 2027 sonbaharındaki Komünist Parti'nin 21. Ulusal Kongresi'ne hazırlık niteliğinde. Bu arada, Trump'ın popülaritesi, son dönemi olması beklenen görev süresinin ikinci yarısını şekillendirecek seçimlerin arifesinde düşüş gösteriyordu.

Bu siyasi dengesizlik, uzlaşmalara kapı açabilir gibi görünüyordu ve bu nedenle bazı gözlemciler atılımlar açısından kaçırılmış bir fırsattan bahsettiler. Ne var ki iki ülke arasındaki stratejik rekabet hesapları, zirvenin doğurabileceği sonuçlara sınırlar koydu.

Nitekim Trump'ın anlaşmalara ihtiyacı var, ancak kendisini zayıf gösterebilecek tavizler vermek istemiyor, bu yüzden coşkulu bir karşılama ve törenlerle bunu telafi etti. Pekin'e gelince, önceliği pervasızlıkla suçlanan bir yönetimle çatışmadan kaçınmak ve kontrollü iş birliğine olanak sağlayacak sistematik bir ilişki çerçevesi aramaktı.

Bu bağlamda, Çinli yazar ve siyasi analist Zhao Zhijun, el-Mecelle'ye verdiği röportajda, Pekin'in amacının gümrük vergileri, çip ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Tayvan konularını bir anda çözmek değil, Washington'daki Pekin zirvesinde kurulan siyasi çerçeveyi sağlamlaştırmak olduğunu söyledi. O çerçeve de şuna dayanıyor; çatışmama, karşı karşıya gelmeme, ilişkinin tam anlamıyla düşmanlığa dönüşmesini önlemek için kontrollü bir iş birliği.

Zhao, bu ölçüye göre Pekin'in hedeflerine ulaştığını söylüyor. Zira iki liderin diplomasisi dengeleyici rolünü yeniden kazandı ve Tayvan meselesi tekrar gündeme getirildi; Washington'a ihtiyatlı davranması ve “bağımsızlığa” karşı çıkması çağrısında bulunulurken, ticaret konusu gerilimi tırmandırma yerine ateşkes çerçevesinde kaldı.

İlişkiye yeni bir temel

Pekin, mayıs ayındaki Pekin zirvesinde Washington ile ilişkisi için bir çerçeve olarak “yapıcı stratejik istikrar” kavramını ortaya koyduktan sonra, Şi Jinping Washington zirvesinde ilişkiye karşılıklı saygı, adalet ve denklik olmak üzere üç ilkeye dayanan “yeni bir temel” tanımlama yoluna gitti.

fgt
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Washington’daki Beyaz Saray'ın Güney Portikosu'na varışlarında Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve eşi Peng Liyuan'ı karşılıyor, 24 Eylül 2026 (AFP)

Bu denklem, Beyaz Saray'ın yayınladığı bilgi notunda ve Çin Dışişleri Bakanlığı'nın zirvenin sonuçlarına ilişkin açıklamasında yer aldı. Her iki belgede de iki liderin “Çin ve ABD arasında stratejik istikrarla karakterize edilen ve saygı, adalet ve denklik temelinde yapıcı bir ilişki kurma” konusunda anlaştıkları belirtildi.

ABD'nin bu ilkelere bağlı kalacağı garantili görünmese de, Şi Beyaz Saray'daki konuşmasında sözleri eyleme ve görüşleri somut adımlara dönüştürmenin gerekliliğini vurguladı. Bu yaklaşım, Pekin'in Washington'a davranışlarını değerlendirmek için net bir ölçüt sunmasına ve devam eden baskıyı, çevreleme politikalarını veya ajandaların dayatılmasını üç ilkeye ilişkin anlayışın ihlali olarak değerlendirmesine olanak tanıyor.

Ticari ateşkes

Pekin ticari ateşkesin daha uzun süre uzatılmasını ummuş olsa da, Çinli gözlemciler, Çin'e karşı açık bir ticaret savaşı başlatan Washington'un, Pekin'in sadece gümrük vergileri ve ihracat kısıtlamalarının şokunu absorbe etmekle kalmayıp, aynı zamanda öncelikle hayati önem taşıyan nadir toprak mineralleri kozunu kullanarak karşı önlemlerle yanıt verme yeteneğini de göstermesinin ardından, defalarca uzatmaları kabul etmek zorunda kaldığına inanıyor.

Zhao, Washington'un, bir sonraki turda Pekin'i Amerikan malları alımını artırmaya ve pazarını Amerikan şirketlerine açmaya zorlayacak bir kaldıraç sağlamak için ateşkesin daha uzun süre uzatılmasını reddettiğini belirtiyor. Zhao, verilen bu sürenin, Trump'ın ara seçimlerden ve APEC ve G20 zirvelerinden önce siyasi ajandasını ilerletmesine, daha fazla uzatma kararı almadan veya kapsamlı bir anlaşmaya varmadan önce bu süreci tamamlamasına olanak sağladığına inanıyor.

Pekin ise, süresi ne olursa olsun ateşkesin devamını, ekonomisini dönüştürmeye, kendi kendine yeterliliğini artırmaya ve yabancı teknolojiye bağımlılığını azaltmaya odaklanırken ek maliyetlerden kaçınmasına olanak tanıyan bir kazanım olarak görüyor.

Uzatmanın ötesinde, iki taraf, altta yatan ticari anlaşmazlıklarında bir atılım teşkil etmese de, her iki yönde de 30 milyar dolarlık hassas olmayan mallarda tercihli gümrük uygulanması yönündeki tavsiyeler üzerinde uzlaştı. Buna karşılık, yatırıma ve tarım pazarlarına erişime yönelik engelleri ele almak üzere özel çalışma grupları oluşturuldu. Böylece zirve, iki ülke arasındaki yapısal anlaşmazlıkları ele almadan, ancak Çin Ticaret Bakanlığı tarafından formüle edilen “iş birliği listesini genişletme ve anlaşmazlık listesini azaltma” ilkesini ekleyerek, ticaret savaşının bir ateşkes çerçevesinde devamını güvence altına aldı.

Pekin, süresi ne olursa olsun ateşkesin devamını, ekonomisini dönüştürmeye, kendi kendine yeterliliğini artırmaya ve yabancı teknolojiye bağımlılığını azaltmaya odaklanırken ek maliyetlerden kaçınmasına olanak tanıyan bir kazanım olarak görüyor

Beklendiği gibi, Çin tarafı Tayvan konusunu gündeme getirdi, ancak bu, zirvenin sonuçlarına yansımadı, nitekim Amerikan bilgi notunda da yer almadı. Şi Jinping, Beyaz Saray'daki konuşmasında Trump'ı “Tayvan’ın bağımsızlığına karşı doğru pozisyonu korumaya” çağrısında bulunması Taipei'de tepkilere neden oldu.

Bu ifade, Trump'ın gerçekten de Washington'un Tayvan'ın bağımsızlığını “desteklemediğini” belirten geleneksel ABD pozisyonunu değiştirmeyi kabul edip etmediği veya Şi'nin onu bu yönde daha ileri bir adım atmaya zorlayıp zorlamadığı konusunda tartışmalara yol açtı.

sdvds
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın görüştüğü gün, Winnie the Pooh kılığına girmiş protestocular Beyaz Saray yakınlarında bir gösteriye katıldı, 24 Eylül 2026, Washington (Reuters)

Aylar önce Tayvan'ı Pekin’e karşı güçlü bir pazarlık kozu olarak nitelendiren ve adanın askeri olarak savunulamaz olduğunu belirten Trump’a gelince, Şi'nin ayrılmasından bir gün sonra yaptığı belirsiz bir açıklamada, Çin Devlet Başkanı'nın Tayvan konusundaki pozisyonunu tamamen anladığını vurguladı, ancak bu pozisyonun ne olduğunu detaylandırmadı. Öte yandan, ABD'nin Pekin Büyükelçisi David Perdue'nun Washington'un adaya yönelik politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını teyit etmesiyle tartışma çözülmüş gibi görünse de, Trump Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah satışını ertelemeye devam ediyor.

Cephane kıtlığı ve Washington'un askeri stoklarını İran ile savaşa yönlendirme ihtiyacı göz önüne alındığında, Trump'ın Tayvan ile silah anlaşmasını uygulama adımını atacağını hayal etmek zor görünüyor, özellikle de Shenzhen ve Miami'de Şi Jinping ile yapması beklenen görüşmelerden önce. Bu durum, Pekin'e Taipei'ye baskı yapmaya devam etmesi için alan sağlıyor.

İran ve yaptırımlar

Tayvan meselesinin aksine, İran krizi zirvenin sonuçlarında önemli bir konuydu. Her iki başkan da Tahran'ı nükleer silah geliştirmeme taahhüdüne uymaya çağırdı ve hiçbir ülke veya kuruluşun uluslararası su koridorlarında geçiş ücreti uygulamaması gerektiğini vurguladı. Bu, Pekin'in İran krizine ilişkin tarafsız duruşunun ötesine geçmeye başladığı ve krize yönelik diplomatik yaklaşımından vazgeçmeden Tahran'a belirli talepler sunduğu izlenimini güçlendiriyor.

Beyaz Saray'daki konuşmasında Şi, Tahran ve Washington'u İslamabad Mutabakatı'na geri dönmeye çağırdı. Zirvenin ardından yapılan haberlerse, Çinli diplomatların diplomatik süreci yeniden başlatmanın bir ön adımı olarak, mutabakattaki bazı tartışmalı noktaları açıklığa kavuşturmak için her iki tarafa da fikirler sunduğuna işaret etti.

Pekin'in pozisyonundaki bu sınırlı değişim Washington'un taleplerini tam olarak karşılamasa da, uzmanlar Trump yönetiminin yoğunlaştırılmış yaptırım operasyonu bağlamında Çin'i kışkırtmaktan kaçınmaya devam edeceğini tahmin ediyor. Bu, Pekin için taktiksel bir kazanım olarak değerlendirilebilir; zira Pekin, krizle ilgili kırmızı çizgilerine, özellikle de güç kullanımının, egemenlik ihlallerinin ve tek taraflı yaptırımların reddedilmesine bağlı kalmayı sürdürüyor.

Yapay zeka: İş birliğinin sınırları

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre yapay zeka zirvenin gündemine girdi, ancak Trump yönetiminin teknolojik liderlik yarışını kazanmaya öncelik verdiği bir dönemde, iki tarafın bu konuda iş birliği yapmaya ilgisi sınırlı kaldı. Yapay zekâ ile ilgili olayları ele almak için bir iletişim kanalı kurulması konusunda anlaşmanın yanı sıra, zirvenin sonuçları, bu teknolojilerle ilişkili riskler ve faydalar hakkında görüş alışverişinde bulunmak üzere bir “ABD-Çin Yapay Zekâ Diyaloğu” başlatmakla sınırlı kaldı.

Şi Jinping'in ayrılmasının ardından Trump, yapay zekâ alanındaki ABD ve Çin çabalarını “birleştirmek” istemediğini vurgulayarak, Washington'un Pekin'den çok daha ileride olduğunu ve liderliğini korumak için gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti. “Önde olduğunuzda, diğer tarafa alan tanımazsınız” dedi.

Çin bazı taktiksel kazanımlar elde etmiş olsa da, zirve iki ülke arasındaki ilişkide büyük bir atılım gerçekleştirmedi

Öte yandan, Pekin, Trump yönetimi ile önde gelen ABD teknoloji şirketleri arasında yapay zekâ gelişimini yavaşlatarak güvenlik ve emniyet önlemlerini artırma konusundaki tartışmanın bir tarafı olarak kendini görmüyor. Çin, bu teknolojileri yönetmede, güvenli gelişimlerini ve kullanımlarını sağlamak için gerekli çerçeveleri ve mevzuatı oluşturmada önemli ilerleme kaydettiğine inanıyor. Çin'in odak noktası öncelikle yapay zekayı kullanarak ekonomisini dönüştürmek, Washington ile liderlik yarışına girmek değil

fgrbhjuk
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde, 13 Eylül 2026 (Reuters)

Çin’in bazı taktiksel kazanımlar elde ettiğini ihtiyatlı bir şekilde söyleyebiliriz, ama zirve iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir atılım gerçekleştirmedi. Zhao'ya göre, ziyaret uzun vadeli bir ticaret anlaşması, çip ihracatındaki kısıtlamaların gevşetilmesi veya Tayvan'a silah satış politikasında bir değişiklik ile sonuçlanmadı.

Ne var ki Çinli uzman, Pekin'in öncelikle “yapıcı stratejik istikrar”ı tesis ederek ve ardından iki lider arasında gelecekteki görüşmelerde bunu geliştirerek ilişkinin yönünü ve hızını önceliklendirdiğini vurguluyor. Bu nedenle, Shenzhen ve Miami zirveleri bu yaklaşımı test edecek bir sonraki durağı temsil ediyor: İstikrarın sağlamlaştırılması ve biriktirilmesi yeni anlaşmaların yolunu açacak mı, yoksa anlaşmazlıkları çözmeden yönetmek için bir çerçeve olarak mı kalacak?


Tahran, ABD’nin önerisine vereceği yanıtı bekliyor ve altyapıyı hedef almakla tehdit ediyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Tahran, ABD’nin önerisine vereceği yanıtı bekliyor ve altyapıyı hedef almakla tehdit ediyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta bulunduğu sırada yaptığı açıklamada, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma önerisine ilişkin ABD’den resmi bir yanıt almayı beklediğini söyledi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise ülkesinin ‘güvenliği sağlanmadığı’ takdirde Tahran’ın Ortadoğu’daki altyapıları hedef alacağı uyarısında bulundu.

Kalibaf yayımlanan video mesajında, “ABD ve diğer ülkeler şunu bilsin (...) petrolümüzü satmadığımız bölgede hiç kimse petrol satamayacak. Güvenliğimiz sağlanmazsa hiçbir altyapı güvende olmayacak” ifadelerini kullandı.

İran devlet medyası, Arakçi’nin dün yaptığı açıklamada, “Katar arabulucuları bazı fikirler sundu ve bunları görüştük. Konuyu yeniden ABD tarafıyla gündeme getirmeleri planlanıyor. Ardından ABD’nin nihai yanıtı bize iletilecek” dediğini aktardı.

New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarına katılan Arakçi, Katar tarafının bu sürecin salı günü (bugün) tamamlanmasını umduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, “Şu anda odak noktamız yalnızca Hürmüz Boğazı. Boğazın yeniden açılması, karşı tarafa ilettiğimiz belirli şartların yerine getirilmesine bağlı” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sözcüsü Hüseyin Muhibbi bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ı, nükleer silahlar ve diğer konulara ilişkin açıklamalarına atıfta bulunarak ‘büyük bir yalancı’ olarak nitelendirdi.

Muhibbi, “Amerikan halkı gerçeği öğrenmeli” derken, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonunda başarısız olduğunu ve bölgeden ayrılması gerektiğini savundu.

Trump yaptırımların hafifletileceği iddialarını yalanladı

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, dün İran’a nükleer alanda tavizler vermesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını teklif ettiği yönündeki haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, Axios’ta yer alan ve ABD’li yetkililere dayandırılan habere yanıt olarak, “Bu doğru değil. Onlara hiçbir şey teklif etmedim” ifadelerini kullandı. Axios’un haberinde, Trump’ın Tahran’ın nükleer programıyla ilgili ‘somut’ adımlar atması karşılığında İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğu öne sürülmüş, ancak haberde söz konusu ABD’li yetkililerin kimlikleri açıklanmamıştı.

CNN de ismini açıklamadığı bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, Trump’ın nihai bir anlaşma kapsamında, Tahran’ın nükleer meselede ‘somut ilerleme’ ortaya koyması şartıyla İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğunu bildirdi.

Geçen hafta New York’ta Arakçi ile ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner arasında görüşmeler gerçekleştirilmişti.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ABD-İsrail savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nda uygulamaya koyduğu kapatmayı sona erdirmek için ön koşul olarak Ortadoğu genelinde, Lübnan da dahil olmak üzere yedi günlük ateşkes ilan edilmesini talep ediyor. İran destekli Hizbullah, Lübnan’da İsrail’le çatışma halinde bulunuyor.

Tahran ayrıca yurt dışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasını, petrol sektörüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının sona erdirilmesini talep ediyor.


Trump, Şi ile Çin’e ABD silahları satılmasını görüşmediğini vurguladı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)
TT

Trump, Şi ile Çin’e ABD silahları satılmasını görüşmediğini vurguladı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)

ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e ABD silahları satın almasını teklif ettiğini yalanladı. Trump’ın açıklaması, ABD’nin Pekin Büyükelçisi David Perdue’nun böyle bir teklif yapıldığını söylemesinin ardından geldi.

Trump, Beyaz Saray’da gazetecilerin Perdue’nun açıklamalarına ilişkin sorusuna, “Bunu daha önce hiç duymadım” yanıtını verdi. Trump, “Belki satın almak isterler; çünkü biz onlardan daha iyi ekipman üretiyoruz. Dolayısıyla belki iyi bir fikir olabilir. Ama bunu görüşmedik” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Pekin Büyükelçisi David Perdue, pazar günü Fox News’e verdiği röportajda, ABD Başkanı’nın Çinli mevkidaşına Amerikan silahları satın almasını teklif ettiğini söylemişti.

Perdue, konunun Çin Devlet Başkanı’nın geçen hafta ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yeniden gündeme geldiğini belirtti.

Perdue, “Başkan Trump sürekli olarak ‘Dünyanın diğer ülkelerine silah satıyoruz’ diyor. Bir keresinde Başkan Şi’ye bunlardan bazılarını satın almak isteyip istemediğini sordu” dedi.

Perdue ayrıca, başka silah satışlarına ilişkin görüşmelerin sürdüğünü ve Trump ile Şi’nin her buluşmalarında bu konuyu ele aldıklarını belirterek, ABD’nin tutumunda değişiklik olmadığını söyledi.

New York Times ve Wall Street Journal, Beyaz Saray yetkililerine dayandırdıkları haberlerde, ABD’nin Çin’e silah satma niyetinde olmadığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da New York Times’a yaptığı açıklamada, “ABD yasaları Çin’e silah satışını yasaklıyor ve Çin’e silah satışı konusunda herhangi bir teklif veya plan bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Çin Dışişleri Bakanlığı ise pazartesi günü bu açıklamalara ilişkin doğrudan bir yanıt vermedi. Bakanlık, Çin’in “ulusal savunma kapasitesini her zaman kendi ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirdiğini ve küresel barış ve istikrarı korumaya bağlılığını sürdürdüğünü” belirtti.

Çin, haziran ayında Tayvan’ı bağımsızlık arayışının “ABD’ye dayanarak veya askeri yollarla” yürütülmesinin “çıkmaz bir yol” olduğu konusunda uyarmıştı.

Washington, geçen yıl aralık ayında Tayvan’a 11,1 milyar dolar değerinde silah satışını onaylamıştı. Perdue, bu paketin “1979’dan bu yana herhangi bir ABD başkanının sağladığı paketten daha büyük” olduğunu söylemişti.

Trump, geçen mayıs ayında Taipei’ye yönelik yeni bir silah paketinin Çin’le müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanılabileceğinin sinyalini vermiş, bu da Tayvan’ın güvenliğinin iki ülke arasındaki pazarlıkların bir parçası hâline gelebileceği endişelerine yol açmıştı.

Şi, Washington ziyareti sırasında Trump’ı Tayvan konusunda “sağduyulu ve temkinli” davranmaya çağırmış ve ABD’den ada bağımsızlığına karşı olduğunu açıkça ilan etmesini istemişti.

İki lider, kasım ayında Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenmesi planlanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında ve ardından aralık ayında Miami’de Trump Doral tesisinde düzenlenecek G20 Zirvesi’nde yeniden görüşeceklerini teyit etti.

ABD’nin kendi kendini yöneten Tayvan’a yönelik silah satışları, Washington ile Pekin arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri olmayı sürdürüyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD yasaları uyarınca Washington, Tayvan’a kendisini savunması için gerekli silahları sağlamakla yükümlü.