Kızıldeniz'deki askeri ittifaklar: Amaç seyrüsefer güvenliği mi yoksa yaklaşan çatışmalara hazırlık mı?

Washington, uluslararası bir ittifak kurulduğunu ilan ederken, stratejik öneme sahip deniz koridorunda ‘soğuk savaş’ başlaması endişesi hakim

20 Kasım'da Kızıldeniz'de Husiler tarafından kaçırılan Galaksy Leader kargo gemisi (Reuters)
20 Kasım'da Kızıldeniz'de Husiler tarafından kaçırılan Galaksy Leader kargo gemisi (Reuters)
TT

Kızıldeniz'deki askeri ittifaklar: Amaç seyrüsefer güvenliği mi yoksa yaklaşan çatışmalara hazırlık mı?

20 Kasım'da Kızıldeniz'de Husiler tarafından kaçırılan Galaksy Leader kargo gemisi (Reuters)
20 Kasım'da Kızıldeniz'de Husiler tarafından kaçırılan Galaksy Leader kargo gemisi (Reuters)

ABD, Husi milislerinin Babül Mendeb Boğazı bölgesinde gerçekleştirdiği saldırılara karşı Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla yeni bir uluslararası ittifak kurulduğunu duyurdu. Afrika kıtasındaki birçok deniz gücünün ve askeri üssün bulunması, küresel ticaretin can damarı olan ve ‘artan uluslararası ilgi ve rekabeti kendine çeken’ stratejik bir koridor olan Kızıldeniz'deki ‘askeri ittifaklar’ ile ilgili endişeleri artıyor.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, pazartesi akşamı gerçekleştirdiği Bahreyn ziyareti sırasında, Husilerin Kızıldeniz'de İsrail ile bağlantılı olduğunu düşündükleri gemileri hedef alan saldırılarına karşı 10 ülkenin yer aldığı uluslararası bir askeri ittifak kurulduğunu duyurdu. Austin, ittifakın ‘tüm ülkeler için seyrüsefer özgürlüğünü sağlamak, bölgesel güvenliği ve refahı desteklemek amacıyla’ çalışacağını söyledi. İttifakta ABD, İngiltere, Bahreyn, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Seyşeller ve İspanya yer alıyor.

Husi milislerinin son haftalarda Yemen kıyılarından Kızıldeniz girişindeki ticari gemilere karşı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlediği saldırılar arttı. Husiler, geçtiğimiz pazartesi günü yaptıkları açıklamada, ‘Siyonist yapı (İsrail) ile bağlantısı olan’ iki petrol gemisini ve bir tankeri hedef aldığını duyurmuştu.

SDVGE
Babül Mendeb Boğazı yakınlarında devriye gezen Yemen Sahil Güvenlik güçleri (AFP)

Öte yandan uluslararası denizcilik şirketleri, uluslararası ticaret trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ının geçtiği bir bölgede sigorta masraflarını artıran bir riske maruz kalmamak için deniz ticaretinde Kızıldeniz’i kullanmaktan kaçınacakları yönünde açıklamalaryapmaya devam ediyor. 2023 yılının ilk yarısında deniz yoluyla taşınan toplam petrolün yaklaşık yüzde 12'si Kızıldeniz’den geçti. ABD Enerji Bilgi İdaresi'nin (EIA) istatistiklerine göre, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yüzde 8'i Babül Mendeb Boğazı, SUMED boru hattı ve Süveyş Kanalı'ndan yapılıyor.

Uluslararası rekabet

Kızıldeniz'de artan ‘askeri hareketlilik’, birçok uluslararası deniz gücünün yanı sıra Kızıldeniz girişine yakın Afrika Boynuzu’nda aralarında ABD, Çin, Fransa ve Türkiye’nin de olduğu bölgesel ve uluslararası rakip ülkelere ait 11 askeri üssün bulunduğu, Rusya’nın da Eritre ile iş birliği yaparak var olmaya çalıştığı bölgede çatışmanın kapsamının genişleyeceği yönündeki korkuları da artırdı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçtiğimiz yıl Asmara'ya yaptığı ziyarette, Eritre'nin Kızıldeniz kıyısında yer alan Massava limanının lojistik hizmetlerinden yararlanmak üzere bir anlaşmaya varıldığı duyurulmuştu.

ABD’de yaşayan Afrika Boynuzu işleri uzmanı İbrahim İdris, ABD’nin yeni bir askeri ittifakın kurulduğu ve misyonuyla ilgili duyurusunun, bu stratejik bölgedeki operasyonlarına uluslararası koruma sağlama ve bölge ülkelerini, başta İsrail'in güvenliğinin korunması politikası olmak üzere Amerikan politikalarının güçlendirilmesine karşı atılacak herhangi bir adımdan caydırma arzusunu yansıttığını söyledi.

SDVE
Norveç bandıralı bir tanker, Kızıldeniz'in güneyinde Husiler tarafından balistik füzeyle hedef alındı (AFP)

Şarku'l Avsat'a konuşan İdris, bu ittifakın İran, Yemen ve Türkiye arasında kurulması muhtemel bir ittifak da dahil olmak üzere bazı karşı ittifakların kurulmasına yol açabileceğini dile getirdi. Ayrıca, Çin-Rusya desteğini de çekebileceğini ve bunun da ‘soğuk savaş’ atmosferinin bölgede yeniden hakim olması riski doğurduğunu söyledi. İdris’e göre, gerilimler tırmanırsa, bu durum ‘küresel bir savaşın patlak vermesine, Kızıldeniz bölgesine ve Washington'ın stratejik öncelik olarak gördüğü bu bölgedeki uluslararası seyrüsefer güvenliğine yeni koşulların dayatılmasına’ yol açabilir.

Gerilimin tırmanması korkuları

Öte yandan Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğini korumak için yeni bir uluslararası askeri ittifakın kurulmasına karmaşık tepkiler geldi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile görüşmesi sırasında, Kızıldeniz'de yaşananlar ‘tüm dünyadaki deniz seyrüsefer güveliği için bir tehdittir” ifadelerini kullandı. İsrail Kamu Yayın Kuruluşu (Makan) internet sitesinin haberine göre Netanyahu, Austin'e hitaben, “Deniz yolunu kapatmakla tehdit eden İran terörüne karşı uygar bir savaş veriyoruz” dedi.

Buna karşın İran, Husilere karşı ABD ile iş birliği yapılmaması konusunda uyardı. İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın haberine göre, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Siyasi İşlerden Sorumlu Danışmanı Ali Şemhani, pazartesi günü Husilerin Kızıldeniz'de bazı gemileri hedef alan saldırılarını ‘cesurca’ nitelendirmesiyle savundu. Şemhani, “Bu eylemlere karşı ABD liderliğindeki uluslararası ittifaka katılan her ülke, İsrail'in suçlarına doğrudan ortak olduğu anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

Mısırlı stratejist Seyyid el-Cabiri, ABD’nin askeri ittifakın kurulduğunu duyurmadaki amacının Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarına karşı bir önlem almak olduğunu, ancak bu kritik bölgedeki yoğun askeri varlığının gerçek amacını temsil etmediğini düşünüyor. Dünyada yakında yaşanması olası savaşların deniz savaşları olduğu yönünde küresel bir farkındalığın olduğuna dikkat çeken Cabiri, “Stratejik açıdan büyük öneme sahip Kızıldeniz ve Babül Mendeb Boğazı bölgesinde bir askeri varlığa sahip olmak, dünyadaki çoğu büyük güç için bir numaralı öncelik” değerlendirmesinde bulundu.

ERGE
Dev taşımacılık şirketleri, Husilerin saldırılarının ardından nakliyatlarda Kızıldeniz’i kullanmaktan kaçındıklarını duyurdu (AFP)

Şarku’l Avsat’a konuşan Cabiri’ye göre, burası Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi önde gelen bölge ülkelerinin yanı sıra gerek petrol ihracatını güvence altına almak gerekse Süveyş Kanalı'nın güney girişinin güvenliğini sağlamak amacıyla olsun seyrüsefer güvenliğini korumayı isteyen diğer ülkelerin denizcilik kabiliyetlerine ve katıldıkları işbirliği çerçevelerine sahip bir bölge. Cabiri, bölgede çok sayıda askeri ittifakın kurulmasının önünü açmanın, İsrail limanlarına giden ticaret gemilerini hedef alan eylemlere karşı mücadeleden daha büyük bir amaç taşıdığını düşündüğünü ifade etti. Bölgenin önceki yıllarda da korsanlık faaliyetlerine tanık olduğunu hatırlatan Cabiri, “Bu durum, Washington'ın acil ve yoğun bir şekilde eyleme geçmesini gerektirmemişti” yorumunda bulundu.

Çeşitli deniz ittifakları

ABD, seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla ilk kez bir deniz ittifakı kurmuyor. Daha önce İran'ın Basra Körfezi ve Umman Körfezi'nde petrol tankerleri ve ticari gemileri hedef aldığı saldırıların ardından ABD, Kasım 2019’da seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla ‘Sentinel’ adı altında bir deniz ittifakı kurdu. Bunun yanında Fransa öncülüğündeki Avrupa ülkeleri, seyrüsefer güvenliğini sağlamak ve İran’ı tehditlerinden caydırmak amacıyla Hürmüz Boğazı'nda ABD öncülüğündeki Sentinel ile koordinasyon halinde bir Avrupa deniz gözetleme misyonu oluşturdu.

Aynı zamanda Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde deniz güvenliği misyonuyla 2022'nin nisanında kurulan, 39 ülkeden oluşan ve genel merkezi Bahreyn'de bulunan Birleşik Görev Gücü 153 (CTF 153) de bölgede faaliyet gösteriyor. Tüm bölgelerde ve seyrüsefer güzergahlarında güvenlik ortamının iyileştirilmesi, uluslararası deniz yollarında gemilerin güvenliğinin sağlanması ve küresel ticaret hareketliliğini ve ortak ülkelerin çıkarlarını olumsuz yönde etkileyen her türlü organize suçla mücadele edilmesi hedefiyle Mısır, 2022'nin aralık ayı ortalarında Mısır Deniz Kuvvetlerinin CTF 153’ün komutasını devralacağını duyurmuştu. ABD, 12 Haziran 2023 tarihi itibarıyla CTF 153’ün komutasını devraldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Ürdünlü stratejist Muhsin eş-Şubki, bölgede çok sayıda oluşumun faaliyet göstermesine rağmen Kızıldeniz'de seyrüseferin güvenliği bahanesiyle yeni bir askeri ittifak kurulmasının birçok sorunu da beraberinde getirdiğini söyledi. Yeni askeri ittifakın ‘İsrail'in güvenliğini korumayı amaçlayacağını ve bu durumun, özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik devam eden saldırıları çerçevesinde ittifaka katılan tüm Arap ülkelerini kamuoyunun baskısına maruz bırakacağını’ vurguladı. Şubki, “Yeni ittifak, İran ve onun bölgedeki vekilleriyle karşı karşıya gelebilir. Bu durum bölgesel bir çatışmaya dönüşme korkusunu artırırken, bölgede gerilimin tırmanmasını istemeyen bölge ülkelerinin çıkarlarıyla bağdaşmıyor” değerlendirmesinde bulundu.

ABD merkezli Semaphore internet sitesi, cuma günü ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) Kızıldeniz'deki gemileri hedef alan saldırılara yanıt olarak Yemen'deki Husilere karşı doğrudan bir saldırı düzenlemeyi düşündüğünü bildirdi. Sitenin aktardığına göre, ABD’li yetkililer, İran ve Husiler’in ‘İsrail’e yapılan ticareti baltalama ve ABD için İsrail’in güvenliğini koruma maliyetini artırma girişimleri’ olarak niteledikleri eylemlerden endişe duyuyor.



Çin’in İran’a silah sevkiyatları yıllar içinde nasıl gelişti?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
TT

Çin’in İran’a silah sevkiyatları yıllar içinde nasıl gelişti?

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ordu birliklerini teftiş ediyor. (Reuters)

Son yirmi yılda Çin, İran ile askeri ilişkilerinde doğrudan silah satışları yerine çoğu zaman dolaylı destek sağlamayı tercih ederek hassas bir denge politikası izledi.

Bu yaklaşım, son haftalarda Çin’in İran’a omuzdan atılan füzeler gönderip göndermediğine dair ABD istihbaratının değerlendirmeleriyle yeniden gündeme geldi. Donald Trump, söz konusu iddiaların doğrulanması halinde Çin mallarına yüzde 50 ek gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. Pekin yönetimi ise bu iddiaları ‘asılsız’ olarak nitelendirerek reddetti ve böyle bir adım atılması durumunda ‘kararlılıkla karşılık vereceğini’ duyurdu.

ABD’li yetkililer, istihbarat verilerinin kesin olmadığını belirtirken, iddiaların doğrulanması durumunda bunun Çin’in Ortadoğu’daki önemli stratejik ortaklarından biri olan İran’a verdiği desteğin niteliğinde kayda değer bir taktik değişim anlamına gelebileceği ifade ediliyor.

Çin’in İran’a silah satışları 1980’li yıllarda önemli bir artış göstermiş, ancak Birleşmiş Milletler (BM) yaptırımları ve ABD’nin uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle son on yılda neredeyse tamamen durma noktasına gelmişti. Son yıllarda ise bu destek, sivil kullanımın yanı sıra füze ve insansız hava aracı (İHA) teknolojilerinde de değerlendirilebilecek bileşenlerin tedariki şeklinde devam etti.

Çin’in İran krizinde önemli çıkarları bulunurken, ülkenin ham petrol ithalatının yaklaşık üçte biri Körfez bölgesinden sağlanıyor.

Aşağıda, Çin’in İran’a yönelik askeri desteğinin yıllar içindeki gelişimi özetleniyor:

1980’ler: Hızlı büyüme yılları

1980 yılında patlak veren İran-Irak Savaşı, Çin’de aynı dönemde yürütülen kapsamlı ekonomik reformlarla örtüştü. Dönemin lideri Deng Şiaoping, devlet şirketlerine hükümet desteği yerine ticari kârlılığa dayalı bir model benimsemeleri talimatını verdi.

Bu süreçte Çin’e ait savunma sanayi şirketleri için ihracat fırsatları doğdu. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre, 1982’den itibaren İran’a yönelik füze, savaş uçağı, tank, zırhlı araç ve hafif silah sevkiyatları hızla arttı ve 1987’de zirveye ulaştı.

fdvfvde
Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na mensup askerler, Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen askerî geçit töreninde (Reuters)

Aynı dönemde Çin’in Irak’a da silah satması, savaşan iki tarafın benzer Çin yapımı silahlarla karşı karşıya gelmesine yol açtı.

Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan yönetimi, özellikle İran’ın 1987’de Kuveyt açıklarında ABD bağlantılı petrol tankerlerine yönelik saldırılarda kullandığı Silkworm gemisavar füzeleri nedeniyle bu satışlara karşı çıktı.

Washington yönetimi buna karşılık Çin’e yönelik bazı yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatını kısıtladı. Pekin ise İran’a doğrudan silah sattığı iddialarını reddederken, askeri ürünlerinin aracı ülkeler üzerinden Tahran’a ulaşmasını engellemek için önlem alacağını açıkladı.

1990’lar: Teknoloji transferi

Savaşın ardından İran, askeri sanayi altyapısını geliştirmek için Çin’in desteğine yöneldi. Bu iş birliğinin öne çıkan örneklerinden biri, Çin yapımı C-802 füzelerinin tersine mühendislik yöntemiyle geliştirilen Nur gemisavar füzesi oldu.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi bünyesindeki China Power projesinde araştırmacı olan Brian Hart, Çin’in onlarca yıl boyunca İran’ın askeri kapasitesinin modernizasyonunda, özellikle füze teknolojilerinin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını belirtti.

Ayrıca İran’ın, füze üretim tesislerinin kurulması ve Tahran’ın doğusunda bir füze test sahasının inşası konusunda da Çin’den destek aldığı ifade ediliyor. Bu değerlendirme, Middle East Review of International Affairs (MERIA) dergisinde yazan Çin uzmanı Bates Gill tarafından dile getirildi.

ABD’nin özellikle füze satışlarını sınırlamaya yönelik baskıları arttıkça, Çin’in İran’a yönelik desteğinin niteliği değişti. Bu kapsamda Pekin, doğrudan silah satışları yerine hem sivil hem de askeri amaçlarla kullanılabilecek makine ve bileşenlerin ihracatını artırmaya yöneldi.

Milenyumdan günümüze: Çift kullanımlı teknolojiler

2006 yılında BM, İran’ın nükleer ve füze programlarına yönelik yaptırımlar uyguladı. Çin ise bu karara destek vererek Tahran ile yeni resmi silah anlaşmaları yapmaktan büyük ölçüde uzak durdu.

Söz konusu değişimin yalnızca uluslararası hukukla değil, aynı zamanda bölgesel stratejiyle de bağlantılı olduğu belirtiliyor. 2010’ların ortalarından itibaren Çin, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar dahil olmak üzere Körfez ülkeleriyle stratejik ilişkilerini önemli ölçüde güçlendirdi.

vsdvfvf
3 Eylül 2025’te İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin 80. yıldönümü münasebetiyle Pekin’de düzenlenen askeri geçit töreninden (Reuters)

Buna rağmen Çin, İran’a çift kullanımlı teknoloji ve malzeme tedarik etmeyi sürdürdü. Bu destek, İran’ın füze ve İHA envanterini geliştirmesine yardımcı olan kimyasal maddelerden, balistik füze yakıtı üretiminde kullanılan bileşenlere; radyo frekansı bağlantı elemanları ve türbin kanatları gibi İHA parçalarına kadar uzanıyor.

Brian Hart, bu desteğin İran’ın bölgedeki ABD ve İsrail güçlerine yönelik saldırılarında ve diğer bölgesel operasyonlarında füze ve İHA’lara yoğun şekilde dayanması nedeniyle ‘kritik’ bir rol oynadığını belirtiyor.

ABD Hazine Bakanlığı, İran’ın füze ve İHA programlarına parça ve bileşen sağlamak amacıyla kurulduğu belirtilen Çin ve Hong Kong merkezli bazı şirketlere yaptırım uyguladı.

Ayrıca İran’ın, ABD’nin GPS sistemine alternatif olan Çin’in uydu navigasyon sistemi BeiDou Navigasyon Uydu Sistemi’ni askeri amaçlarla kullanıp kullanmadığına dair şüpheler de artıyor. Geçtiğimiz ay ABD Kongresi’ne bağlı bir kurum, bu sistemin Ortadoğu genelinde İran’a ait İHA ve füze saldırılarının yönlendirilmesinde kullanılmış olabileceğini bildirdi.


ABD ordusu, İran'a uyguladığı ablukayı kaçak mal sevkiyatlarını da kapsayacak şekilde genişletti

 İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
TT

ABD ordusu, İran'a uyguladığı ablukayı kaçak mal sevkiyatlarını da kapsayacak şekilde genişletti

 İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)
İran'la savaş sırasında 3 Mart 2026'da ABD uçak gemisi "Abraham Lincoln"ün güvertesinden kalkış yapan uçaklar (Reuters)

ABD Donanması bugün yaptığı açıklamada, İran'a uygulanan deniz ablukasını kaçak olarak nitelendirilen sevkiyatları da kapsayacak şekilde genişlettiğini belirtti. Ordu, İran topraklarına ulaşmaya çalıştığından şüphelenilen herhangi bir geminin kontrol ve aramaya tabi tutulacağını kaydetti.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Donanma, ablukanın uygulanmasının ardından pazartesi günü yaptığı güncellenmiş açıklamasında, "Bu gemiler, bulundukları yere bakılmaksızın, denetime, gemiye binmeye ve kargolarına el koymaya tabi tutulacaktır" ifadelerini kullandı.

Kaçak mallar arasında silahlar, silah sistemleri, mühimmat, nükleer maddeler, ham petrol ve rafine ürünler ile demir, çelik ve alüminyum yer almaktadır.

Diplomatik girişimler yoğunlaşırken, ABD-İran müzakerelerinin gidişatı konusunda işaretler çelişkili. Nükleer dosya, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumla ilgili hassas konular ve İran'ın nükleer programına getirilen kısıtlamaların süresi konusunda anlaşmazlıklar sürerken, ikinci tur görüşmelerin tarihi henüz belirlenmedi.


Washington ve Tahran, her iki taraf için de ‘zafer’ niteliğinde bir anlaşma imzalayabilecek mi?

Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
TT

Washington ve Tahran, her iki taraf için de ‘zafer’ niteliğinde bir anlaşma imzalayabilecek mi?

Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)
Washington ile Tahran arasında ikinci tur görüşmelerin başarı şansı, her iki taraf üzerindeki siyasi baskıların artmasıyla birlikte yükseliyor.(Reuters)

ABD ile İran’ın anlaşmaya varmaktan başka seçeneği olmadığı değerlendiriliyor. CNN tarafından yapılan bir analize göre, savaşın başlangıcından bu yana açıkça dile getirilmeyen bu durum, son günlerde yürürlükte olan ateşkes sürecinde daha belirgin hale geldi.

Analize göre Washington açısından, İslamabad’da gerçekleştirilen ilk tur görüşmeler, ABD’nin müzakere gücünü artırmaya yönelik planlı bir hamle olarak değerlendirildi. İran limanlarına yönelik ablukanın hızlı şekilde devreye alınması da bu tırmanışın önceden tasarlandığına işaret ediyor.

Söz konusu değerlendirmede, ekonomik ablukanın etkilerinin tam olarak ortaya çıkmasının zaman alacağı belirtilse de, hedeflerin yaklaşık yüzde 60’ına ulaşılmasının dahi İran ekonomisine ve ülkenin petrolüne bağımlı Çin gibi ülkelere ek zarar verebileceği ifade ediliyor.

Siyasi baskılar anlaşmaya doğru itiyor

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ikinci tur müzakerelerin başarı şansının artmasında her iki taraf üzerindeki siyasi baskının yükselmesi etkili oluyor. Analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık şekilde bir anlaşma istediğini ifade ettiği ve İran’ın da benzer bir irade gösterdiğini vurguladığı belirtiliyor.

Bununla birlikte, enflasyonun ve yakıt fiyatlarının yükselmesi ile kendi siyasi tabanındaki protestolar nedeniyle Trump’ın bir anlaşmaya varma konusunda giderek daha fazla baskı altında olduğu ifade ediliyor.

Öte yandan, Trump’ın değişken tutumunun ne ölçüde alışılmadık bir müzakere stratejisinden ne ölçüde belirsizlikten kaynaklandığının net olmadığı belirtiliyor. Analiz, karşı tarafı belirsizlik içinde bırakma stratejisinin belirli bir sınırı olduğunu, bunun zamanla düzensizlik ya da çaresizlik algısı yaratabileceğini ve bu durumun da bir anlaşmaya duyulan ihtiyacın büyüklüğünü yansıttığını ortaya koyuyor.

İran: Görünür direniş

İran, güçlü söylemine ve meydan okuma kapasitesini göstermesine rağmen, analize göre bir anlaşma arayışı açısından daha acil bir konumda bulunuyor. Değerlendirmede, propagandanın gerçek durumu yansıtmadığı ve 13 binden fazla hedefi vuran saldırıların ülkenin kapasitesi üzerinde önemli etkiler bıraktığı ifade ediliyor.

39 gün süren bombardımanın yol açtığı hasarın belirgin olduğu belirtilirken, ülkenin askeri ve güvenlik kurumlarının da ciddi kayıplar verdiği vurgulanıyor. Sertleşen siyasi söyleme rağmen, İran’ın devlet yönetimini sürdürme ve kapasitesini yeniden inşa etme konusunda önemli zorluklarla karşı karşıya olduğu kaydediliyor.

Eşi görülmemiş bölgesel zayıflık

Analize göre İran’ın dışarıya yansıttığı gücün bir kısmı, kesin bir askerî zaferden ziyade dayanıklılık kapasitesinden kaynaklanıyor. Ancak ülkenin, bölgedeki birden fazla komşusuyla yaşadığı gerilimler nedeniyle eşi görülmemiş bir bölgesel zayıflık döneminden geçtiği ifade ediliyor. Değerlendirmede ayrıca, çevre ülkelerin İran’a yönelik tutumlarının temkinli ya da bölünmüş olduğu, bunun da bölgesel ortamı İran açısından daha az kabul edici hale getirdiği belirtiliyor.

Anlaşma mümkün... ancak ayrıntılar konusunda anlaşmazlık var

Bu veriler ışığında yapılan analiz, tarafların kapsamlı bir çatışmaya geri dönmesinin, müzakere yoluyla bir uzlaşmaya varma ihtimalinden daha düşük olduğunu değerlendiriyor. Özellikle Pakistan’da gerçekleştirilen ve 16 saat süren görüşme turunun ardından tarafların pozisyonlarının birbirine daha da yaklaştığı belirtiliyor.

Tarafların, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusunda da ortak bir zemine yaklaştığı ifade ediliyor. Analize göre, İran’ın ABD yaptırımları ve baskıları nedeniyle bu stratejik geçiş noktasını bir baskı aracı olarak kullanma kapasitesinin zayıfladığı değerlendiriliyor.

Ayrıca anlaşmazlığın artık temel ilkelerden ziyade teknik ayrıntılar üzerinde yoğunlaştığı, bu durumun da kapsamlı bir anlaşmaya varılma ihtimalini artırdığı belirtiliyor.

Nükleer dosya: Düzeltilebilir rakamlar

CNN’ne göre taraflar uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması konusunda genel bir uzlaşıya sahip. Ancak anlaşmazlık, bu askıya almanın süresinde yoğunlaşıyor. Buna göre İran beş yıllık bir durdurma süresi talep ederken, ABD 20 yıllık bir süreyi savunuyor. Analizde, bu farkın uzlaşma yoluyla kapatılabilecek bir mesafe olduğu değerlendiriliyor.

Öte yandan, saldırıların İran’ın nükleer kapasitesini zayıflattığı belirtilirken, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ise egemenlik meselesi olarak görüldüğü ve uluslararası denetim mekanizmaları aracılığıyla yönetilebileceği ifade ediliyor.

Washington ve Tahran, herhangi bir anlaşmayı her iki taraf için de bir ‘zafer’ olarak nasıl pazarlayabilir?

CNN tarafından yapılan analize göre, ABD ile İran arasında kalan son anlaşmazlık noktaları büyük ve çözülemez engellerden ziyade, daha çok tarafların ‘gurur’ ve siyasi konumlanmalarıyla ilgili ayrıntılardan ibaret görülüyor. Değerlendirmede, hiçbir tarafın kendisini ‘zafer’ olarak sunamayacağı bir anlaşmayı kabul etmeyeceği ifade ediliyor.

Analize göre İran, caydırıcı askeri kapasitesinin hâlâ geçerli olduğuna inanıyor ve yeterli güç gösterdiğini, yeni bir saldırıyı daha az olası hale getirdiğini düşünüyor.

Öte yandan, Donald Trump’ın son iki ayda Papa 14. Leo’dan İsrail’e kadar geniş bir kesimi rahatsız ettiği ve seçtiği ilk büyük savaş sürecinden, destekçilerine ‘daha iyi bir dünya’ olarak sunabilecek bir anlaşmayla çıkmaya ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Ayrıca küresel ekonominin durgunluğa yaklaşması ve enerji piyasalarındaki zararlar da bu baskıyı artırıyor.

Analizde, Trump’ın önünde iki temel sorunun bulunduğu ifade ediliyor: İran ile yapılacak kapsamlı bir anlaşma, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2015’te imzaladığı ve Trump’ın ilk döneminde iptal ettiği anlaşmadan daha iyi mi görünecek?

Değerlendirmeye göre bu sorunun yanıtı net değil; ancak İran’ın nükleer altyapısının büyük ölçüde zarar gördüğü ve Trump’ın İran’ın zenginleştirilmiş materyal üretim kapasitesinden tamamen uzak kalmasını hedeflediği, bunun da ulaşılabilir bir hedef olarak değerlendirildiği belirtiliyor.

İkinci soru ise İran’ın bu savaştan nasıl bir ülke olarak çıkacağıyla ilgili. Analize göre İran, çok daha zayıflamış, ciddi hasar görmüş ve altyapısının toparlanmasının bir nesil sürebileceği bir tabloyla karşı karşıya kalabilir. Bununla birlikte dayanıklılık kapasitesinin hâlâ açık biçimde görüldüğü belirtiliyor. Ayrıca savaşın, son bir yılda İran’ın güçlü savunma araçlarına ihtiyaç duymadığını savunan ılımlı sesleri de büyük ölçüde ortadan kaldırmış olabileceği ifade ediliyor.

Analiz, Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini sınırlayan bir anlaşmaya varmasının mümkün olduğunu öngörüyor. Ancak seçtiği bu ilk büyük savaşın beklenmeyen sonuçlarının şimdiden ortaya çıkmaya başladığı da vurgulanıyor. Bu sonuçların başında ise İran’daki sertlik yanlılarının, nükleer silaha her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduklarını düşünmeye başlaması geliyor.