İsrail’in Gazze'deki ihlalleri Lahey'deki uluslararası mahkemeler tarafından incelenecek

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Filistin topraklarındaki uluslararası hukuk ihlalleri artarak devam ederken Uluslararası Adalet Divanı (UAD) İsrail'in işlediği soykırımı, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) İsrail’in işlediği savaş suçlarını soruşturuyor

(AA)
(AA)
TT

İsrail’in Gazze'deki ihlalleri Lahey'deki uluslararası mahkemeler tarafından incelenecek

(AA)
(AA)

İsrail'in, Gazze'de savaş hukuku ve insan hakları hukukuna ilişkin ihlalleri Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı kuruluşlar ve çok sayıda insan hakları örgütünün raporlarında tespit edilirken merkezleri Lahey'de bulunan UAD ve UCM, söz konusu suçların soruşturulması ve sorumluların hesap vermesi bakımından en yetkili merciler olarak öne çıkıyor.

İsrail'in, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde sivilleri hedef alan saldırıların durdurulması ve sorumluların cezalandırılması için UAD ve UCM'deki süreçler devam ederken AA muhabiri, her iki uluslararası mahkemenin görevlerini, yetkilerini, farklılıklarını ve öne çıkan özelliklerini derledi.

Uluslararası Adalet Divanı

BM'nin temel yargı organı UAD, Haziran 1945'te kurulduktan sonra Nisan 1946'da, Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerine başladı.

Divan'ın temel görevleri arasında devletler arasında ortaya çıkan hukuki ihtilafları, uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözmek ve kendisine yönlendirilen hukuki konularda danışman görüşü bildirmek bulunuyor.

Sadece devletler arasındaki uyuşmazlıklara bakan Divan, dokuz yıl boyunca görev yapan ve BM Genel Kurulu ile Güvenlik Konseyi tarafından ortaklaşa seçilen 15 hakimden oluşuyor.

Divan'ın masrafları BM tarafından karşılanıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi

1998 tarihli Roma Statüsü'ne dayanılarak bağımsız ve daimi bir ceza mahkemesi olarak kurulan UCM; soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunu işleyen gerçek kişileri yargılıyor.

Merkezi Lahey'de bulunan ve 2002 yılında faaliyetlerine başlayan mahkemede, başta devlet başkanları ve üst düzey devlet görevlileri olmak üzere, sadece gerçek kişiler yargılanıyor.

UCM'de 9 yıllığına seçilen 18 hakim görev alırken Mahkemenin masrafları, taraf ülkelerin katkıları ve üçüncü ülkelerin bağışlarıyla karşılanıyor.

UAD'de açılabilecek davalar

Divan'da, devletlerin uyuşmazlık yaşadığı uluslararası antlaşmaların konusuna bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle egemenlik, sınır anlaşmazlıkları, deniz anlaşmazlıkları, ticaret, doğal kaynaklar, insan hakları antlaşmaları ihlalleri ve antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin davalar açılıyor.

Divan, devletler arasındaki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturan bağlayıcı kararlarının yanında, uluslararası hukukta uzmanlık gerektiren bir konu hakkında bağlayıcı olmayan danışma görüşü de verebiliyor.

UCM'de soruşturulan suçlar

UCM'yi kuran Roma Statüsü'nde mahkemenin yargılayabileceği dört suç; soykırım suçu, insanlığa karşı suç, savaş suçu ve saldırı suçu olarak belirlenirken bunların dışındaki bir suçu mahkemenin yargılaması mümkün olmuyor.

Söz konusu dört suçtan ilk üçü 1998 yılında Statü'de ayrıntılı biçimde tanımlanmıştı, saldırı suçu ise 2010 yılında gerçekleştirilen Kampala Konferansı sonunda tanımlanabildi.

UAD ve UCM'de kimler dava açabilir?

UAD'de, sadece devletler çekişmeli dava açma hakkına sahip olurken potansiyel olarak BM üyesi 193 devletin UAD önüne gelmesi mümkün oluyor.

Gerçek kişiler, sivil toplum kuruluşları, şirketler ya da diğer özel kuruluşlar UAD önünde bir davanın tarafı olamıyor.

Bir devlet kendi vatandaşlarından biri adına başka bir devlete karşı Divan önüne çıksa dahi bu, devletler arasında bir uyuşmazlık olarak devam ediyor.

BM organları ve faaliyet alanlarıyla alakalı olması şartıyla BM yetkili kuruşları uluslararası hukuka ilişkin bir konu hakkında UAD'den danışma görüşü isteyebiliyor. Devletler, Divan'dan danışma görüşü isteyemiyor.

Danışma görüşleri bağlayıcı olmuyor.

UCM'de dava açma yetkisi sadece Mahkemenin Başsavcılığına ait.

Kural olarak devletler veya gerçek kişiler UCM Başsavcılığına suç duyurusunda bulunsa da davanın açılıp açılmaması kararı Mahkemenin onayını almak kaydıyla Başsavcıya ait oluyor.

Başsavcılığın dava açma ya da açmama kararına karşı Mahkemenin ön inceleme dairesine itiraz da bulunulabilir.

UAD'de davalar nasıl açılır?

UAD'nin savaş suçları veya insanlığa karşı suçlarla itham edilen kişileri yargılama yetkisi bulunmuyor.

UAD bir ceza mahkemesi olmadığı için yargılama başlatabilecek bir savcısı da olmuyor.

Divan'ın kendi inisiyatifiyle bir uyuşmazlığı ele alma yetkisi de bulunmuyor ve Divan, bir uyuşmazlığa ancak bir veya daha fazla devletin talebi üzerine ele alabiliyor.

Uyuşmazlığa taraf olan devletlerin de Divan’ın yargı yetkisini kabul etmiş olmaları, başka bir deyişle UAD'nin söz konusu uyuşmazlığı ele almasına rıza göstermeleri gerekiyor. Devletler bu rızayı üç yolla gösterebiliyor.

Birincisi, belirli bir konuda uyuşmazlığı olan iki veya daha fazla devlet, uyuşmazlığı ortaklaşa UAD'ye sunmak üzere aralarında özel bir anlaşmayla Divan'ın yetkisini tanıyabiliyor. Macaristan'ın Gabcikovo-Nagymaros Projesi’ne ilişkin dava Macaristan ve Slovakya arasındaki özel bir antlaşmayla Divan'da görüldü.

İkinci olarak, uluslararası sözleşmelerin çoğunda, antlaşmanın yorumlanması veya uygulanması konusunda bir ihtilaf çıkması halinde devletlerin UAD’nin yargı yetkisini kabul etmeyi taahhüt ettiğini içeren maddeler yer alıyor.

Bugün 300’den fazla çok taraflı antlaşmada UAD'yi yetkilendiren maddeler yer alırken Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı davanın UAD'de görülmesinin dayanağı, Soykırım Sözleşmesi'nin 9. maddesinin uyuşmazlıkların çözümü için UAD'yi yetkilendirmesi olarak öne çıkıyor.

Üçüncü olarak devletler, tek taraflı açık bir beyanla UAD'nin yargı yetkisini, tarafı olduğu tüm davalarda tanıyabiliyor.

Divan'ın yargı yetkisini bu şekilde tanıyan 74 devlet bulunurken Divan ancak tarafların hepsinin bu 74 devlet arasından olduğu uyuşmazlıklar bakımından genel-geçer yetkisini kullanabiliyor. Karayip Denizi'nde Nikaragua ve Honduras arasındaki kara ve deniz sınırı anlaşmazlığına ilişkin dava, bu yolla açıldı.

Divan önüne gelen uyuşmazlıklarda davalı tarafın itirazı olmadığı sürece yargı yetkisi olup olmadığına bakmaz ve davalı devlet yargı yetkisi itirazını ileri sürmezse bunun zımnen Divan'ın yargı yetkisinin kabulü anlamına geldiği varsayılıyor ve karar, o devlet için de bağlayıcı oluyor. Arnavutluk, İngiltere ile arasındaki Korfu Kanalı Davası'nda, Divan'a yetki itirazında bulunmayarak yargı yetkisini fiilen tanımış oldu.

UCM'de davaların açılması

UCM Başsavcılığı üç şekilde soruşturma başlatabiliyor.

İlk olarak Başsavcılık, taraf ülke topraklarında herhangi bir kişi tarafından işlenen veya taraf ülke vatandaşının yer ayırt etmeksizin dünya genelinde işlediği suçlar bakımından resen açılabiliyor. Örneğin UCM Savcılığı, 2007 ve 2008 yıllarındaki seçimlerden sonra Kenya'daki iç karışıklık sırasında işlenen insanlığa karşı suçlar için resen soruşturma başlattı.

UCM Savcılığı ikinci olarak devletlerden gelen talep üzerine soruşturma başlatabiliyor. Bu talep, Mahkemeye taraf devletlerden gelebileceği gibi Mahkemeye taraf olmayan devletlerin Roma Statüsü'nün 12. maddesinin 3. paragrafı uyarınca vereceği geçici ve kısıtlı bir yargı yetkisine de dayanabiliyor. UCM'deki Filistin ve Ukrayna’da işlenen suçların soruşturması ilk olarak Roma Statüsü'nün 12 (3) maddesine dayanılarak açılmış, daha sonra her iki devlet de UCM'ye taraf olmuştu.

Üçüncü olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına tevdi edilen vakalara ilişkin dava açılabiliyor. Diğer iki yoldan farklı olarak, BM Güvenlik Konseyi tarafından UCM Savcılığına gönderilen vakalar, BM Şartı'nın 7. bölümü kapsamında alınan karara dayalı olduğu için tüm BM üyesi ülkeleri bağlar ve sevk edilen ülkenin Mahkemeye taraf olması şartı aramıyor. UCM'deki Libya ve Sudan soruşturmaları, BM Güvenlik Konseyinin kararlarıyla UCM Savcılığına sevk edildi.

Soykırım uluslararası hukukta nasıl düzenlenmiştir?

"Soykırım", uluslararası belgelere ilk defa 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'yle girdi.

Söz konusu sözleşmenin 2. maddesi şu hususları içeriyor:

"Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur:

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi,

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek,

d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak,

e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek."

Soykırım suçunun bir ceza kanunu maddesi olarak yer aldığı Ruanda ve Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemelerinin Statüleri ile Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nün 6. maddesinde de BM Soykırım Sözleşmesi'ndeki tanımı aynen kullanıldı.

Bu suçun tespitinde öne çıkan unsur da failin "soykırım niyeti"nin tespitiydi. Dört gruptan birini, "başkaca bir neden olmadan, sadece o gruba üye olması nedeniyle yok etme amacı" taşıyan eylemler soykırım niyetini gösteriyor.

UAD ve UCM’deki soykırım kararları

Divan, Bosna Hersek’in açtığı davada 26 Şubat 2007 tarihli kararında, Srebrenitsa’da sınırlı olmak kaydıyla soykırımı işlendiği ve Ratko Mladic’i Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesine teslim etmeyerek Sırbistan’ın soykırım sözleşmesine aykırı hareket etmekten mahkum etti.

UCM’deki yargılamada henüz verilen bir soykırım kararı bulunmazken Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinin soykırım suçundan cezalandırdığı görülüyor.

Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi 2 Eylül 1998'de, Taba şehrinin belediye başkanı Jean-Paul Akayesu'yu ve 4 Eylül 1998'de eski Ruanda Başbakanı Jean Kambanda'yı soykırım suçundan suçlu bularak ömür boyu hapse mahkum etmişti.

Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi ise 2 Ağustos 2001'de, Bosnalı Müslüman erkeklerinin Srebrenitsa'da öldürülmesi sebebiyle Radislav Kristic'i soykırımdan suçlu buldu.

Yugoslavya Mahkemesi, 10 Haziran 2010'da, Doğu Bosna Müslümanlarına karşı soykırım işledikleri gerekçesiyle Vujadin Popovic ve Ljubisa Beara ve Drago Nikolic’i mahkum etti.

UCM'deki Filistin soruşturması

Filistin hükümeti, 1 Ocak 2015 tarihinde Roma Statüsü'nün 12 (3) maddesi uyarınca "13 Haziran 2014 tarihinden bu yana Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında" işlendiği iddia edilen suçlarla ilgili olarak UCM'nin yargı yetkisini kabul eden bir beyanda bulunup, ertesi gün Mahkemeye katılım belgesini BM Genel Sekreterliğine sunarak UCM'ye taraf ülke oldu.

Önceki UCM Başsavcısı Fatou Bensouda, Filistin Devleti'ndeki durumla ilgili yaklaşık 6 yıllık ön incelemenin tamamlanarak 3 Mart 2021'de soruşturmanın açıldığını duyurdu. Soruşturmada henüz 2021’den bu yana bir gelişme olmazken mevcut Başsavcı Kerim Han’ın, 7 Ekim sonrasında yaptığı açıklamada soruşturmada ilerleme kaydetme amacının karşılık bulmadığı görülüyor.

UCM Başsavcısı Karim Han'ın, Ukrayna soruşturmasında 1 yıl gibi bir sürede devlet başkanı düzeyinde yakalama kararı talep etmesine karşın, Filistin'de işlenen suçlar için 8 yıllık süreye rağmen henüz bir yakalama kararı çıkarmaması UCM Savcılığının "çifte standart" uyguladığı eleştirilerini beraberinde getiriyor.

Güney Afrika’nın UAD’de İsrail’e karşı açtığı "soykırım davası"

Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık'ta, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'de işlediği fiillerle 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle UAD'de dava açarak İsrail için ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etti.

Soykırım Sözleşmesi'nin 9. maddesi uyarınca, bir devletin sözleşmenin maddelerini ihlal etmesi durumunda, sözleşmeye taraf herhangi bir devlet, ihlalci devlet aleyhine UAD'de dava açabiliyor.

Güney Afrika, UAD’den durumun aciliyeti sebebiyle ihtiyati tedbir kararına hükmetmesini talep ederken söz konusu ihtiyati tedbirlere ilişkin duruşmalar 11-12 Ocak tarihlerinde Lahey’de yapılacak.

UAD’de daha önce soykırıma ilişkin Bosna Hersek ve Hırvatistan tarafından ayrı ayrı Sırbistan'a karşı, Soykırım Sözleşmesi'ne dayanılarak açılmıştı.

Divan önündeki, Gambiya'nın, "Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırımın soruşturulması" için Myanmar'a karşı açtığı ve Ukrayna’nın Rusya’ya karşı açtığı davalar da Soykırım Sözleşmesi’ne dayanıyor. Divan her iki davada da başvuran devletlerin tedbir taleplerini kabul ederek Myanmar ve Rusya'nın dava süreci sonlanana kadar ihlallere son vermelerine hükmetti.

İsrail'in tepkisi ne oldu?

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi, Güney Afrika’nın İsrail’e yönelik soykırım suçlaması için "iftira" olduğunu dile getirirken, "Kan iftirası anlamına gelen saçma suçlama (davasına) katılacağız ve çürüteceğiz." ifadelerini kullandı.

İsrail, 11-12 Ocak tarihlerinde Divan’da yapılacak tedbir kararı duruşmalarına katılacağını açıkladı.

Divan, Gambiya’nın açtığı davada tedbir duruşmalarını 28 Şubat 2022 de tamamlamış ve kararını 22 Temmuz 2022’de açıklamıştı.

Filistin'in işgalinin hukukiliği ile ilgili danışma görüşünde son durum

BM Genel Kurulu tarafından 2023’te alınan bir kararla, Divan'dan, İsrail'in işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukukiliğini değerlendirdiği bir danışma görüşü istedi.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, İsrail’in Filistin topraklarını işgalinin hukukiliğine ilişkin danışma görüşü hakkındaki kendi beyanlarını 19 Şubat 2024’te başlayacak duruşmalarda sözlü olarak Divan'a iletecek.

ICJ'nin verdiği danışma görüşleri her ne kadar bağlayıcı olmasa da birçok devlet ve kuruluş tarafından dikkate alındığı ve verilen görüşe uygun hareket edildiği görülüyor.

UAD'nin görüşünün, işgalin uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde olması durumunda, İsrail'in üzerindeki baskı artacak ve İsrail'e destek veren ülkelerin Gazze saldırıları sebebiyle uluslararası toplum nezdinde ihlale açıkça ortak olmakla suçlanacak.

İsrail'in, Filistin topraklarında inşa ettiği duvara dair 2004'te Divan tarafından verilen danışma görüşünde, duvarın hukuka aykırı olduğunu tespit edilmesinin ardından birçok devlet ve şirket, İsrail ile inşaat malzemelerine ilişkin ticaretini kısıtlamıştı.

UAD’de verilen kararlar

Divan, yargılama konusuna göre sınırı çizebiliyor, egemenliği tesis edebiliyor veya antlaşmanın yorumunu belirleyebiliyor.

Bunun yanında, uyuşmazlık konusu bir devletin haksız fiili ya da antlaşmayı ihlaliyse Divan kararında ihlalin sonlandırılmasını, ihlalin kabul edilerek mağdur devletten özür dilenmesini, mümkün ise durumun ihlalden önceki hale getirilmesini ve tazminat ödenmesini isteyebiliyor.

Divan, İsrail’in soykırım sözleşmesini ihlal ettiğine hükmederse bu durumda Gazze'deki işgalin sonlanmasına, soykırımın tanınmasına ve Gazzelilerin kayıplarının tazmin edilmesine karar verebiliyor.

UCM, bir ceza mahkemesi olması sebebiyle mahkum edilen kişiye müebbet hapis veya azami 30 yılı aşmamak kaydıyla belirli sürede hapis cezası verebiliyor.

Hapis cezasının yanı sıra Mahkeme usul kurallarında belirlenen kıstaslara göre para cezası, müsadere ve kazançlara el konulmasına hükmedebiliyor.

UAD ve UCM'deki kararların birbirine etkisi

Her ne kadar bu mahkemelerin kararları birbirleri için bağlayıcı olmasa da aynı olaya ilişkin her iki mahkemenin birbirini etkilemesi mümkün.

UAD'nin diğer mahkemelere nazaran daha belirleyici olması sebebiyle Divan’dan çıkacak muhtemel bir soykırım kararı, UCM açısından da birçok İsrailli yetkili hakkında soykırım suçundan dava açılmasının önünü açıyor.

UAD'deki soykırım davasında İsrail tarafının beyanatları, UCM nezdindeki davada birer suç ikrarı veya yeni deliller olarak kullanılabiliyor.

Benzer şekilde UCM'de İsrailli bir sanığın soykırımdan cezalandırılması durumunda, UAD, İsrail'in soykırımı önleme ve cezalandırma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine hükmedebiliyor.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.