İsrail'in soykırım suçlamasıyla yargılanacağı davayla ilgili neler biliniyor?
Gazze'de öldürülen birçok sivil toplu mezarlara gömülüyor (Reuters)
11-12 Ocak'ta Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), İsrail hakkındaki soykırım suçlamasını görüşecek.
29 Aralık'ta ICJ'den yapılan açıklamada, Güney Afrika hükümetinin mahkemeye başvurarak, Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların Soykırım Suçlarını Engelleme ve Cezalandırma Anlaşması kapsamında incelenmesini talep ettiği belirtilmişti.
İsrail yönetimiyse suçlamaları reddediyor.
İsrail basınına yansıyan haberlere göre Netanyahu hükümeti, duruşmalarda güçlü bir savunma hazırlayarak, mahkemenin Gazze'ye yönelik saldırıların hemen durdurulması yönünde bir karar almasını engellemeye çalışacak.
Uluslararası Adalet Divanı nedir?
1945'te devletler arası anlaşmazlıkları çözmek için kurulan Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler'in en üst düzey yargı organı.
ICJ'nin 15 yargıçtan oluşan paneli, sınır anlaşmazlıkları ve devletlerin birbirlerini BM anlaşmalarını ihlal etmekle suçladıkları davalara bakıyor.
İsrail'in soykırım dosyasında 15 yargıca ek olarak tüm taraflardan birer yargıç da görev alacak.
Hem Güney Afrika hem de İsrail, ICJ'ye yargılama yetkisi veren 1948 tarihli Soykırım Konvansiyonu'nun imzacıları.
Anlaşma soykırımı, "ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle yapılan eylemler" olarak tanımlıyor.
Ayrıca tüm imzacı devletlere, soykırımı engelleme ve cezalandırma zorunluluğu yüklüyor.
Güney Afrika'nın şikayet dosyasında ne var?
Güney Afrika yönetiminin ICJ'ye sunduğu 84 sayfalık dava dosyasında, İsrail'in Gazze'deki Filistinlileri akıl ve vücut sağlığına zarar vererek öldürdüğü veya fiziksel yok oluş anlamına gelecek yaşam koşulları yarattığı iddia ediliyor.
Dosyada bu eylemlerin soykırım olduğu savunuluyor.
İsrail'in eylemlerinin Soykırım Konvansiyonu'na aykırı olarak tanımlandığı dosyada, İsrailli yetkililerin soykırım kışkırtıcılığı içeren açıklamalarının da engellenmediği vurgulanıyor.
Dosyada ayrıca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant gibi isimlerin "soykırıma teşvik" olarak değerlendirilen bazı konuşmaları da yer alıyor.
İddiaların temelsiz olduğunu iddia eden İsrail hükümetiyse, Güney Afrika'yı "Yahudilere yönelen ölümcül nefreti kışkırtmakla" suçluyor.
Tamamlanması birkaç yıl sürebilecek davanın ilk aşamasında, alınması istenen bazı acil durum tedbirleri konuşulacak.
ICJ genelde dava sürecinde durumun kötüleşmemesi için bu tedbirlere başvuruyor.
Güney Afrika'nın başvurusunda, İsrail'in Gazze'deki askeri harekatı durdurması, soykırımın engelleyebilecek mantıklı tedbirler alınması ve bu tedbirlerin mahkemeye düzenli şekilde raporlanması talep edildi.
Ancak mahkemenin belirleyeceği tedbirler, talep edilenlerden farklı adımlar da olabilir.
ICJ'nin aldığı kararlar kesin hüküm olarak görülüyor ve temyize götürülemiyor. Ancak mahkemenin kararlarının uygulanmaması durumunda uygulanabilecek herhangi bir yaptırım yok.
İsrail aleyhine karar çıkması durumunda, bunun bir yasal emsal oluşturması ve ülkenin uluslararası itibarına zarar vermesi en ciddi sonuçlar olacak.
Olası acil durum tedbirlerinin görüşüleceği ilk etaptan sonra, dava Lahey'deki Barış Sarayı'na taşınacak.
Yargıçlar herhangi bir tedbir kararı almasa bile bu ihtimal halen mümkün olacak.
İsrail'in bu aşamada, davanın hukuki bir zemini olmadığı yönünde argüman sunması için bir şansı daha olacak.
Eğer mahkeme bu itirazı da reddederse dava, kamuoyuna açık duruşmalarla devam edecek.
Bu süreçlerin tamamının normal şartlarda birkaç yıl süreceği tahmin ediliyor.
Daha önceki benzer davalar nasıl sonuçlandı?
Şu ana kadar Uluslararası Adalet Divanı çok az sayıda soykırım dosyasına baktı.
18 yıl önce, Srebrenitsa katliamını soykırım olarak tanıyan mahkeme Sırbistan'ı doğrudan soykırımdan sorumlu tutmamış ancak ülkenin soykırımı engellemediğine ve soykırımcıları cezalandırmadığına hükmetmişti.
Konuyla ilgili bir diğer dosyaysa iki yıldır mahkemenin gündeminde. Ukrayna, 24 Şubat 2022'de başlayan Rus işgalinin hemen sonrasında dava açmış, Rusya'nın "Ukrayna'nın doğusunda soykırımı önlemek için harekete geçme" gerekçesinin temelsiz olduğu belirtmişti.
Mahkemenin gündemindeki bir diğer soykırım dosyasıysa, 2020'de Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara karşı işlediği suçlarla ilgili.
Afrika ülkesi Gambiya tarafından oluşturulan dosyada, Ocak 2020'de alınan kararla Myanmar'ın benzer suçların işlenmesinin önüne geçecek adımlar atması kararı çıkmıştı.
Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'le ilgili bir dosyaysa henüz bulunmuyor.
Öte yandan konuyla ilgili Ankara'dan yapılan tek açıklama Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli'nden gelmişti. Keçeli, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "İsrail'in üç aya yakın süredir Gazze'de büyük çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 22 bini aşkın Filistinli sivili katletmesinin hiçbir şekilde cezasız kalmaması ve bunun sorumlularının uluslararası hukuk önünde hesap vermeleri gerekmektedir" ifadelerini kullanmıştı.
Şi'nin Washington ziyaretinin sonucu: Ne çatışma ne de atılım yokhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5324065-%C5%9Finin-washington-ziyaretinin-sonucu-ne-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma-ne-de-at%C4%B1l%C4%B1m-yok
Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)
Şi'nin Washington ziyaretinin sonucu: Ne çatışma ne de atılım yok
Fotoğraf: ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da düzenlenen devlet yemeğinde Şi konuşma yapmadan önce, 24 Eylül 2026 (Reuters)
Şerbil Berakat
Geçtiğimiz hafta Washington'a yaptığı ziyarette Çin lideri Şi Jinping, alışılagelmiş diplomatik performansından uzaklaşarak ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisinin daha kişisel bir yönünü göstermek için açık bir çaba sarf etti.
Trump imaj ve siyasi izlenimlere olan yoğun ilgisiyle bilinirken, Pekin de semboller ve protokol detaylarını kullanmada usta ve Komünist Parti'nin görünüşlere ve ilettiği mesajlara büyük önem verdiği bu alanda birikmiş siyasi deneyiminden yararlanıyor.
Resmi tavrını korumasına rağmen, Şi, Trump’a gülümsedi ve onunla güldü, hatta ABD başkanının omzuna hafifçe vurdu. Ayrıca, Beyaz Saray'daki yeni iniş pistinde Marine One ile yapılan bir turda Trump'a eşlik etti. Benzer şekilde, Çin'in First Lady'si Peng Liyuan'a da ziyarette önemli bir rol verildi ki bu, Çin liderlerinin eşlerinin geleneksel olarak daha çekingen olan tavırlarından ve görünümlerinden bir sapmaydı.
Ön alıcı sonuçlar
Çin'in jestlerinin, Trump'ın coşkulu karşılaması seviyesinde olmadığı söylenebilir, zira Trump, 1960'lardan beri görülmeyen ender bir adımla, Andrews Hava Kuvvetleri Üssü'nde Şi'yi şahsen karşılayarak protokolü bozdu. Böylece Şi, havaalanında Amerikalı mevkidaşı tarafından karşılanan ilk Çin cumhurbaşkanı oldu. Ancak, Şi'nin ziyaretinin, pratik sonuçlarından bağımsız olarak, statüsünü tanıma ve ilişkilerin önemini vurgulamaya dair taşıdığı tüm anlamlarla, bir devlet ziyareti olmasını sağlamak için uzun müzakereler yürüten Pekin, ziyaretten önce zaten önemli bir sembolik zafer elde etmişti.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da eski ABD başkanlarının fotoğraflarını inceliyor, 24 Eylül 2026 (Reuters)
Buradan yola çıkarak, zirvenin en önemli pratik sonuçlarından ikisinin neden daha önce duyurulduğunu açıklayabiliriz. Şi Jinping'in Washington'a gelişinden iki gün önce, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile New York'ta yaptığı görüşmelerin ardından, ticari ateşkesin Ocak ayına kadar uzatıldığını duyurdu. Buna, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zeka olaylarıyla ilgili bir iletişim mekanizması kurulması konusunda bir anlaşma da eşlik etti.
Kaçırılmış bir fırsat mı?
Şi'nin Washington ziyareti, bir atılım için uygun görünen bir zamanda gerçekleşti. Çin Devlet Başkanı, Bişkek, Kahire ve Yeni Delhi'yi içeren bir turdan yeni dönmüştü ve bu tur, Çin'in güvenilir bir ekonomik ortak ve sorumlu, aktif bir diplomatik aktör olarak uluslararası konumunu pekiştirmişti. Bu durum, özellikle İran meselesiyle ilgili olarak, Trump'ın BM Genel Kurulu'nun kulislerinde geçirdiği verimsiz bir diplomasi haftasıyla keskin bir tezat oluşturuyordu.
Ziyaret ayrıca Çin'de yerel parti konferanslarının başlangıcıyla aynı zamana denk geldi; bu konferanslar, Şi'nin büyük bir olasılıkla dördüncü dönem için yeniden seçilmesinin beklendiği 2027 sonbaharındaki Komünist Parti'nin 21. Ulusal Kongresi'ne hazırlık niteliğinde. Bu arada, Trump'ın popülaritesi, son dönemi olması beklenen görev süresinin ikinci yarısını şekillendirecek seçimlerin arifesinde düşüş gösteriyordu.
Bu siyasi dengesizlik, uzlaşmalara kapı açabilir gibi görünüyordu ve bu nedenle bazı gözlemciler atılımlar açısından kaçırılmış bir fırsattan bahsettiler. Ne var ki iki ülke arasındaki stratejik rekabet hesapları, zirvenin doğurabileceği sonuçlara sınırlar koydu.
Nitekim Trump'ın anlaşmalara ihtiyacı var, ancak kendisini zayıf gösterebilecek tavizler vermek istemiyor, bu yüzden coşkulu bir karşılama ve törenlerle bunu telafi etti. Pekin'e gelince, önceliği pervasızlıkla suçlanan bir yönetimle çatışmadan kaçınmak ve kontrollü iş birliğine olanak sağlayacak sistematik bir ilişki çerçevesi aramaktı.
Bu bağlamda, Çinli yazar ve siyasi analist Zhao Zhijun, el-Mecelle'ye verdiği röportajda, Pekin'in amacının gümrük vergileri, çip ihracatına getirilen kısıtlamalar ve Tayvan konularını bir anda çözmek değil, Washington'daki Pekin zirvesinde kurulan siyasi çerçeveyi sağlamlaştırmak olduğunu söyledi. O çerçeve de şuna dayanıyor; çatışmama, karşı karşıya gelmeme, ilişkinin tam anlamıyla düşmanlığa dönüşmesini önlemek için kontrollü bir iş birliği.
Zhao, bu ölçüye göre Pekin'in hedeflerine ulaştığını söylüyor. Zira iki liderin diplomasisi dengeleyici rolünü yeniden kazandı ve Tayvan meselesi tekrar gündeme getirildi; Washington'a ihtiyatlı davranması ve “bağımsızlığa” karşı çıkması çağrısında bulunulurken, ticaret konusu gerilimi tırmandırma yerine ateşkes çerçevesinde kaldı.
İlişkiye yeni bir temel
Pekin, mayıs ayındaki Pekin zirvesinde Washington ile ilişkisi için bir çerçeve olarak “yapıcı stratejik istikrar” kavramını ortaya koyduktan sonra, Şi Jinping Washington zirvesinde ilişkiye karşılıklı saygı, adalet ve denklik olmak üzere üç ilkeye dayanan “yeni bir temel” tanımlama yoluna gitti.
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Washington’daki Beyaz Saray'ın Güney Portikosu'na varışlarında Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve eşi Peng Liyuan'ı karşılıyor, 24 Eylül 2026 (AFP)
Bu denklem, Beyaz Saray'ın yayınladığı bilgi notunda ve Çin Dışişleri Bakanlığı'nın zirvenin sonuçlarına ilişkin açıklamasında yer aldı. Her iki belgede de iki liderin “Çin ve ABD arasında stratejik istikrarla karakterize edilen ve saygı, adalet ve denklik temelinde yapıcı bir ilişki kurma” konusunda anlaştıkları belirtildi.
ABD'nin bu ilkelere bağlı kalacağı garantili görünmese de, Şi Beyaz Saray'daki konuşmasında sözleri eyleme ve görüşleri somut adımlara dönüştürmenin gerekliliğini vurguladı. Bu yaklaşım, Pekin'in Washington'a davranışlarını değerlendirmek için net bir ölçüt sunmasına ve devam eden baskıyı, çevreleme politikalarını veya ajandaların dayatılmasını üç ilkeye ilişkin anlayışın ihlali olarak değerlendirmesine olanak tanıyor.
Ticari ateşkes
Pekin ticari ateşkesin daha uzun süre uzatılmasını ummuş olsa da, Çinli gözlemciler, Çin'e karşı açık bir ticaret savaşı başlatan Washington'un, Pekin'in sadece gümrük vergileri ve ihracat kısıtlamalarının şokunu absorbe etmekle kalmayıp, aynı zamanda öncelikle hayati önem taşıyan nadir toprak mineralleri kozunu kullanarak karşı önlemlerle yanıt verme yeteneğini de göstermesinin ardından, defalarca uzatmaları kabul etmek zorunda kaldığına inanıyor.
Zhao, Washington'un, bir sonraki turda Pekin'i Amerikan malları alımını artırmaya ve pazarını Amerikan şirketlerine açmaya zorlayacak bir kaldıraç sağlamak için ateşkesin daha uzun süre uzatılmasını reddettiğini belirtiyor. Zhao, verilen bu sürenin, Trump'ın ara seçimlerden ve APEC ve G20 zirvelerinden önce siyasi ajandasını ilerletmesine, daha fazla uzatma kararı almadan veya kapsamlı bir anlaşmaya varmadan önce bu süreci tamamlamasına olanak sağladığına inanıyor.
Pekin ise, süresi ne olursa olsun ateşkesin devamını, ekonomisini dönüştürmeye, kendi kendine yeterliliğini artırmaya ve yabancı teknolojiye bağımlılığını azaltmaya odaklanırken ek maliyetlerden kaçınmasına olanak tanıyan bir kazanım olarak görüyor.
Uzatmanın ötesinde, iki taraf, altta yatan ticari anlaşmazlıklarında bir atılım teşkil etmese de, her iki yönde de 30 milyar dolarlık hassas olmayan mallarda tercihli gümrük uygulanması yönündeki tavsiyeler üzerinde uzlaştı. Buna karşılık, yatırıma ve tarım pazarlarına erişime yönelik engelleri ele almak üzere özel çalışma grupları oluşturuldu. Böylece zirve, iki ülke arasındaki yapısal anlaşmazlıkları ele almadan, ancak Çin Ticaret Bakanlığı tarafından formüle edilen “iş birliği listesini genişletme ve anlaşmazlık listesini azaltma” ilkesini ekleyerek, ticaret savaşının bir ateşkes çerçevesinde devamını güvence altına aldı.
Pekin, süresi ne olursa olsun ateşkesin devamını, ekonomisini dönüştürmeye, kendi kendine yeterliliğini artırmaya ve yabancı teknolojiye bağımlılığını azaltmaya odaklanırken ek maliyetlerden kaçınmasına olanak tanıyan bir kazanım olarak görüyor
Beklendiği gibi, Çin tarafı Tayvan konusunu gündeme getirdi, ancak bu, zirvenin sonuçlarına yansımadı, nitekim Amerikan bilgi notunda da yer almadı. Şi Jinping, Beyaz Saray'daki konuşmasında Trump'ı “Tayvan’ın bağımsızlığına karşı doğru pozisyonu korumaya” çağrısında bulunması Taipei'de tepkilere neden oldu.
Bu ifade, Trump'ın gerçekten de Washington'un Tayvan'ın bağımsızlığını “desteklemediğini” belirten geleneksel ABD pozisyonunu değiştirmeyi kabul edip etmediği veya Şi'nin onu bu yönde daha ileri bir adım atmaya zorlayıp zorlamadığı konusunda tartışmalara yol açtı.
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump’ın görüştüğü gün, Winnie the Pooh kılığına girmiş protestocular Beyaz Saray yakınlarında bir gösteriye katıldı, 24 Eylül 2026, Washington (Reuters)
Aylar önce Tayvan'ı Pekin’e karşı güçlü bir pazarlık kozu olarak nitelendiren ve adanın askeri olarak savunulamaz olduğunu belirten Trump’a gelince, Şi'nin ayrılmasından bir gün sonra yaptığı belirsiz bir açıklamada, Çin Devlet Başkanı'nın Tayvan konusundaki pozisyonunu tamamen anladığını vurguladı, ancak bu pozisyonun ne olduğunu detaylandırmadı. Öte yandan, ABD'nin Pekin Büyükelçisi David Perdue'nun Washington'un adaya yönelik politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını teyit etmesiyle tartışma çözülmüş gibi görünse de, Trump Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah satışını ertelemeye devam ediyor.
Cephane kıtlığı ve Washington'un askeri stoklarını İran ile savaşa yönlendirme ihtiyacı göz önüne alındığında, Trump'ın Tayvan ile silah anlaşmasını uygulama adımını atacağını hayal etmek zor görünüyor, özellikle de Shenzhen ve Miami'de Şi Jinping ile yapması beklenen görüşmelerden önce. Bu durum, Pekin'e Taipei'ye baskı yapmaya devam etmesi için alan sağlıyor.
İran ve yaptırımlar
Tayvan meselesinin aksine, İran krizi zirvenin sonuçlarında önemli bir konuydu. Her iki başkan da Tahran'ı nükleer silah geliştirmeme taahhüdüne uymaya çağırdı ve hiçbir ülke veya kuruluşun uluslararası su koridorlarında geçiş ücreti uygulamaması gerektiğini vurguladı. Bu, Pekin'in İran krizine ilişkin tarafsız duruşunun ötesine geçmeye başladığı ve krize yönelik diplomatik yaklaşımından vazgeçmeden Tahran'a belirli talepler sunduğu izlenimini güçlendiriyor.
Beyaz Saray'daki konuşmasında Şi, Tahran ve Washington'u İslamabad Mutabakatı'na geri dönmeye çağırdı. Zirvenin ardından yapılan haberlerse, Çinli diplomatların diplomatik süreci yeniden başlatmanın bir ön adımı olarak, mutabakattaki bazı tartışmalı noktaları açıklığa kavuşturmak için her iki tarafa da fikirler sunduğuna işaret etti.
Pekin'in pozisyonundaki bu sınırlı değişim Washington'un taleplerini tam olarak karşılamasa da, uzmanlar Trump yönetiminin yoğunlaştırılmış yaptırım operasyonu bağlamında Çin'i kışkırtmaktan kaçınmaya devam edeceğini tahmin ediyor. Bu, Pekin için taktiksel bir kazanım olarak değerlendirilebilir; zira Pekin, krizle ilgili kırmızı çizgilerine, özellikle de güç kullanımının, egemenlik ihlallerinin ve tek taraflı yaptırımların reddedilmesine bağlı kalmayı sürdürüyor.
Yapay zeka: İş birliğinin sınırları
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre yapay zeka zirvenin gündemine girdi, ancak Trump yönetiminin teknolojik liderlik yarışını kazanmaya öncelik verdiği bir dönemde, iki tarafın bu konuda iş birliği yapmaya ilgisi sınırlı kaldı. Yapay zekâ ile ilgili olayları ele almak için bir iletişim kanalı kurulması konusunda anlaşmanın yanı sıra, zirvenin sonuçları, bu teknolojilerle ilişkili riskler ve faydalar hakkında görüş alışverişinde bulunmak üzere bir “ABD-Çin Yapay Zekâ Diyaloğu” başlatmakla sınırlı kaldı.
Şi Jinping'in ayrılmasının ardından Trump, yapay zekâ alanındaki ABD ve Çin çabalarını “birleştirmek” istemediğini vurgulayarak, Washington'un Pekin'den çok daha ileride olduğunu ve liderliğini korumak için gerekli tüm önlemleri alacağını belirtti. “Önde olduğunuzda, diğer tarafa alan tanımazsınız” dedi.
Çin bazı taktiksel kazanımlar elde etmiş olsa da, zirve iki ülke arasındaki ilişkide büyük bir atılım gerçekleştirmedi
Öte yandan, Pekin, Trump yönetimi ile önde gelen ABD teknoloji şirketleri arasında yapay zekâ gelişimini yavaşlatarak güvenlik ve emniyet önlemlerini artırma konusundaki tartışmanın bir tarafı olarak kendini görmüyor. Çin, bu teknolojileri yönetmede, güvenli gelişimlerini ve kullanımlarını sağlamak için gerekli çerçeveleri ve mevzuatı oluşturmada önemli ilerleme kaydettiğine inanıyor. Çin'in odak noktası öncelikle yapay zekayı kullanarak ekonomisini dönüştürmek, Washington ile liderlik yarışına girmek değil
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS zirvesinin ikinci gününde, 13 Eylül 2026 (Reuters)
Çin’in bazı taktiksel kazanımlar elde ettiğini ihtiyatlı bir şekilde söyleyebiliriz, ama zirve iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir atılım gerçekleştirmedi. Zhao'ya göre, ziyaret uzun vadeli bir ticaret anlaşması, çip ihracatındaki kısıtlamaların gevşetilmesi veya Tayvan'a silah satış politikasında bir değişiklik ile sonuçlanmadı.
Ne var ki Çinli uzman, Pekin'in öncelikle “yapıcı stratejik istikrar”ı tesis ederek ve ardından iki lider arasında gelecekteki görüşmelerde bunu geliştirerek ilişkinin yönünü ve hızını önceliklendirdiğini vurguluyor. Bu nedenle, Shenzhen ve Miami zirveleri bu yaklaşımı test edecek bir sonraki durağı temsil ediyor: İstikrarın sağlamlaştırılması ve biriktirilmesi yeni anlaşmaların yolunu açacak mı, yoksa anlaşmazlıkları çözmeden yönetmek için bir çerçeve olarak mı kalacak?
Tahran, ABD’nin önerisine vereceği yanıtı bekliyor ve altyapıyı hedef almakla tehdit ediyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5323815-tahran-abd%E2%80%99nin-%C3%B6nerisine-verece%C4%9Fi-yan%C4%B1t%C4%B1-bekliyor-ve-altyap%C4%B1y%C4%B1-hedef-almakla-tehdit
Tahran, ABD’nin önerisine vereceği yanıtı bekliyor ve altyapıyı hedef almakla tehdit ediyor
Fotoğraf: AFP
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta bulunduğu sırada yaptığı açıklamada, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma önerisine ilişkin ABD’den resmi bir yanıt almayı beklediğini söyledi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise ülkesinin ‘güvenliği sağlanmadığı’ takdirde Tahran’ın Ortadoğu’daki altyapıları hedef alacağı uyarısında bulundu.
Kalibaf yayımlanan video mesajında, “ABD ve diğer ülkeler şunu bilsin (...) petrolümüzü satmadığımız bölgede hiç kimse petrol satamayacak. Güvenliğimiz sağlanmazsa hiçbir altyapı güvende olmayacak” ifadelerini kullandı.
İran devlet medyası, Arakçi’nin dün yaptığı açıklamada, “Katar arabulucuları bazı fikirler sundu ve bunları görüştük. Konuyu yeniden ABD tarafıyla gündeme getirmeleri planlanıyor. Ardından ABD’nin nihai yanıtı bize iletilecek” dediğini aktardı.
New York’ta Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantılarına katılan Arakçi, Katar tarafının bu sürecin salı günü (bugün) tamamlanmasını umduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Arakçi, “Şu anda odak noktamız yalnızca Hürmüz Boğazı. Boğazın yeniden açılması, karşı tarafa ilettiğimiz belirli şartların yerine getirilmesine bağlı” ifadelerini kullandı.
Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sözcüsü Hüseyin Muhibbi bugün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ı, nükleer silahlar ve diğer konulara ilişkin açıklamalarına atıfta bulunarak ‘büyük bir yalancı’ olarak nitelendirdi.
Muhibbi, “Amerikan halkı gerçeği öğrenmeli” derken, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonunda başarısız olduğunu ve bölgeden ayrılması gerektiğini savundu.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, dün İran’a nükleer alanda tavizler vermesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını teklif ettiği yönündeki haberleri yalanladı.
Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, Axios’ta yer alan ve ABD’li yetkililere dayandırılan habere yanıt olarak, “Bu doğru değil. Onlara hiçbir şey teklif etmedim” ifadelerini kullandı. Axios’un haberinde, Trump’ın Tahran’ın nükleer programıyla ilgili ‘somut’ adımlar atması karşılığında İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğu öne sürülmüş, ancak haberde söz konusu ABD’li yetkililerin kimlikleri açıklanmamıştı.
CNN de ismini açıklamadığı bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberinde, Trump’ın nihai bir anlaşma kapsamında, Tahran’ın nükleer meselede ‘somut ilerleme’ ortaya koyması şartıyla İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğunu bildirdi.
Geçen hafta New York’ta Arakçi ile ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Jared Kushner arasında görüşmeler gerçekleştirilmişti.
İran, şubat ayının sonlarında başlayan ABD-İsrail savaşının ardından Hürmüz Boğazı’nda uygulamaya koyduğu kapatmayı sona erdirmek için ön koşul olarak Ortadoğu genelinde, Lübnan da dahil olmak üzere yedi günlük ateşkes ilan edilmesini talep ediyor. İran destekli Hizbullah, Lübnan’da İsrail’le çatışma halinde bulunuyor.
Tahran ayrıca yurt dışındaki İran varlıklarının serbest bırakılmasını, petrol sektörüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının sona erdirilmesini talep ediyor.
Trump, Şi ile Çin’e ABD silahları satılmasını görüşmediğini vurguladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5323789-trump-%C5%9Fi-ile-%C3%A7in%E2%80%99e-abd-silahlar%C4%B1-sat%C4%B1lmas%C4%B1n%C4%B1-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmedi%C4%9Fini-vurgulad%C4%B1
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)
TT
TT
Trump, Şi ile Çin’e ABD silahları satılmasını görüşmediğini vurguladı
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına biniyor (Arşiv-AP)
ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e ABD silahları satın almasını teklif ettiğini yalanladı. Trump’ın açıklaması, ABD’nin Pekin Büyükelçisi David Perdue’nun böyle bir teklif yapıldığını söylemesinin ardından geldi.
Trump, Beyaz Saray’da gazetecilerin Perdue’nun açıklamalarına ilişkin sorusuna, “Bunu daha önce hiç duymadım” yanıtını verdi. Trump, “Belki satın almak isterler; çünkü biz onlardan daha iyi ekipman üretiyoruz. Dolayısıyla belki iyi bir fikir olabilir. Ama bunu görüşmedik” ifadelerini kullandı.
ABD’nin Pekin Büyükelçisi David Perdue, pazar günü Fox News’e verdiği röportajda, ABD Başkanı’nın Çinli mevkidaşına Amerikan silahları satın almasını teklif ettiğini söylemişti.
Perdue, konunun Çin Devlet Başkanı’nın geçen hafta ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yeniden gündeme geldiğini belirtti.
Perdue, “Başkan Trump sürekli olarak ‘Dünyanın diğer ülkelerine silah satıyoruz’ diyor. Bir keresinde Başkan Şi’ye bunlardan bazılarını satın almak isteyip istemediğini sordu” dedi.
Perdue ayrıca, başka silah satışlarına ilişkin görüşmelerin sürdüğünü ve Trump ile Şi’nin her buluşmalarında bu konuyu ele aldıklarını belirterek, ABD’nin tutumunda değişiklik olmadığını söyledi.
New York Times ve Wall Street Journal, Beyaz Saray yetkililerine dayandırdıkları haberlerde, ABD’nin Çin’e silah satma niyetinde olmadığını bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı da New York Times’a yaptığı açıklamada, “ABD yasaları Çin’e silah satışını yasaklıyor ve Çin’e silah satışı konusunda herhangi bir teklif veya plan bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise pazartesi günü bu açıklamalara ilişkin doğrudan bir yanıt vermedi. Bakanlık, Çin’in “ulusal savunma kapasitesini her zaman kendi ihtiyaçları doğrultusunda güçlendirdiğini ve küresel barış ve istikrarı korumaya bağlılığını sürdürdüğünü” belirtti.
Çin, haziran ayında Tayvan’ı bağımsızlık arayışının “ABD’ye dayanarak veya askeri yollarla” yürütülmesinin “çıkmaz bir yol” olduğu konusunda uyarmıştı.
Washington, geçen yıl aralık ayında Tayvan’a 11,1 milyar dolar değerinde silah satışını onaylamıştı. Perdue, bu paketin “1979’dan bu yana herhangi bir ABD başkanının sağladığı paketten daha büyük” olduğunu söylemişti.
Trump, geçen mayıs ayında Taipei’ye yönelik yeni bir silah paketinin Çin’le müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanılabileceğinin sinyalini vermiş, bu da Tayvan’ın güvenliğinin iki ülke arasındaki pazarlıkların bir parçası hâline gelebileceği endişelerine yol açmıştı.
Şi, Washington ziyareti sırasında Trump’ı Tayvan konusunda “sağduyulu ve temkinli” davranmaya çağırmış ve ABD’den ada bağımsızlığına karşı olduğunu açıkça ilan etmesini istemişti.
İki lider, kasım ayında Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenmesi planlanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında ve ardından aralık ayında Miami’de Trump Doral tesisinde düzenlenecek G20 Zirvesi’nde yeniden görüşeceklerini teyit etti.
ABD’nin kendi kendini yöneten Tayvan’a yönelik silah satışları, Washington ile Pekin arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri olmayı sürdürüyor.
Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD yasaları uyarınca Washington, Tayvan’a kendisini savunması için gerekli silahları sağlamakla yükümlü.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة