İran'ın füze saldırıları... ABD, İsrail ve Taliban'a mesajlar

İranlılar, 18 Ocak'ta İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletindeki Saravan kasabası yakınlarında Pakistan'ın bombalaması sonucu yıkılan bir binanın kalıntılarının yakınında (Reuters)
İranlılar, 18 Ocak'ta İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletindeki Saravan kasabası yakınlarında Pakistan'ın bombalaması sonucu yıkılan bir binanın kalıntılarının yakınında (Reuters)
TT

İran'ın füze saldırıları... ABD, İsrail ve Taliban'a mesajlar

İranlılar, 18 Ocak'ta İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletindeki Saravan kasabası yakınlarında Pakistan'ın bombalaması sonucu yıkılan bir binanın kalıntılarının yakınında (Reuters)
İranlılar, 18 Ocak'ta İran'ın Sistan ve Belucistan eyaletindeki Saravan kasabası yakınlarında Pakistan'ın bombalaması sonucu yıkılan bir binanın kalıntılarının yakınında (Reuters)

Hannan Azizi

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından 16 Ocak Salı günü Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Pakistan ve Suriye'deki hedeflere düzenlenen füze saldırıları, İran medyasında geniş bir yer aldı. İran medyası, saldırıları 3 Ocak'taki Kirman bombalı saldırısının kurbanlarına intikam olarak ve Suriye'deki Devrim Muhafızları liderlerinin öldürülmesi ile 2023 yılı Aralık ayında Sistan-Belucistan eyaletinin güneydoğusundaki Rasek şehrine yönelik polis karakoluna yapılan silahlı saldırıya karşı bir tepki olarak değerlendirdi.

İran gazetelerinin çoğu, üç saldırı ve ayrıntıları hakkında haberler yayınladı Bunlardan biri olan Mardom Salari gazetesi, 17 Ocak'ta yayımlanan sayısında manşet olarak şu ifadelere yer verdi: "İran, Mossad'ın gözüne ve DEAŞ-Horasan’ın kalbine hedef aldı"

Haberin devamında şu ifadelere yer verildi: "Tahran, Mossad'ın terör operasyonlarından bıkmış durumda, bu nedenle Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri'nin füze birimi, Mossad'ın casusluk merkezine, IKBY’de yer alan Erbil’deki ve Suriye'nin İdlib ilindeki Heyet et-Tahrir eş-Şam (HTŞ) ve Türkistan İslam Partisi'ndeki teröristleri hedef alan 24 balistik füze saldırısı gerçekleştirdi. Bu eşzamanlı saldırılar, Kirman ve Rasek'teki terör saldırılarına ve Suriye'deki Devrim Muhafızları liderlerinin suikastına karşı bir tepki olarak gerçekleşti."

Ayrıca "Füze saldırıları, ilk kez Kuzistan, Kirmanşah ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinden eş zamanlı olarak başlatıldı, bu da son füze saldırılarının bir özelliğidir. Dikkat çeken bir nokta ise, tüm füzelerin hedeflerine isabet etmesi oldu. Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri'nin füze birimi, geçtiğimiz Salı sabahı, Kuzistan'ın güneyinden Hayber Şekan (Kasır Haybar) modelinde dört füze ile İdlib'deki terör örgütü, Türkistan İslam Partisi’ni hedef aldı. HTŞ tarafından üstlenilen İran'daki terör saldırılarına liderlik eden DEAŞ-Horasan teröristleri, İdlib'deki Harim Dağları bölgesinde eğitim alıyorlar, bu bölgede konuşlanmış durumdalar ve Amerikan teröristleri tarafından eğitildikten sonra Afganistan'a taşınıyorlar, ardından (DEAŞ-Horasan) üyeleri Afganistan'dan İran'a geçiyor. DMO, İsrail'in istihbarat merkezini hedef alan dört füze ile Kirmanşah'tan ve Doğu Azerbaycan'dan yedi füze ile İsrail'in casusluk merkezine saldırdı ve bir saat sonra İdlib'deki terörist merkezleri dokuz füze ile vurdu... Tüm bu füzeler hedeflerine isabet etti. Kürt tüccar Beşiro Dziyaei, İsrail istihbarat ajansının lojistik destek sorumlusu ve onunla birlikte olan aralarında Iraklı Hristiyan tüccar Karam Mikhail’in de bulunduğu diğer birkaç kişi öldürüldü" ifadeleri kullanıldı.

Mardom Salari Gazetesi

Tahran'ın Mossad'ın terör operasyonlarına karşı sabrı tükendi. Bu nedenle Devrim Muhafızları'na bağlı hava sahası füze birimi, Erbil'deki Mossad casus merkezine 24 balistik füze fırlattı.

Haberde ‘bu iki kişinin ticaret kisvesi altında Mossad adına casusluk faaliyetinde bulunduğu’ belirtildi. Gazete, Fars haber ajansından alıntı yaparak, "Erbil'deki hedef alınan Mossad merkezinin kamuflaj amaçlı bir villadan oluştuğunu ve şehirden 15 kilometre uzakta bulunduğunu, etrafında yerleşim alanlarının olmadığını, radar ve dinleme cihazları içeren iki katlı beton bir güçlendirilmiş yapı olduğunu belirtti. Saldırının ayrıca Mossad'ın üst düzey yetkililerinden dört kişinin ölümüne neden olduğunu aktardı. Roket saldırılarının nitelikli olduğu vurgulandı" ifadelerine yer verdi.

‘Diplomasi İrani’ sitesinin 17 Ocak'ta yayımlanan ‘Sıfır Saati Operasyonları’ başlıklı haber, ‘İran'ın, özellikle Kirman saldırılarından sonra, terörist saldırılara ve İsrail'in ateşlediği savaşlara karşı kendisini savunma hakkına sahip olduğunu, bu hakkın İran'ın doğal bir hakkı olduğunu’ belirterek sona erdi. Ayrıca “Devrim Muhafızları'nın füze saldırıları ve İran'ın askeri yetenekleri ulusal açıdan etkileyicidir ve İran'ın suikastlara tepkisinin sert olduğuna ve bunun tarihi bir uyarı olacağına dair bir mesaj göndermektedir" cümleleri kullanıldı.

Söz konusu sitesinin ‘Taliban'ın İran'da Güveni Sarsma Amacıyla Terörü Yönetmesi’, başlıklı 16 Ocak tarihli diğer bir makalesinde, Erbil, Pakistan ve Suriye'ye yapılan füze saldırılarına değinildi. Makale yazarı Abdurrahman Fethullahi, "Eğer Tahran, Suriye'ye yapılan füze saldırılarıyla terör operasyonlarına karşı bir tepki vermek ve Devrim Muhafızları liderlerinden birkaçının suikastına neden olan saldırılara cevap vermek istediğini söylüyorsa ve bu saldırılar açık bir şekilde Tel Aviv ve Washington'a net bir mesaj göndermek değilse, o zaman saldırılar hedeflerine ulaşmamıştır. Ancak, İdlib'e yapılan füzeli saldırı, yaklaşık bin 200 kilometrelik bir mesafeden ilk kez gerçekleştirilen bir eylem gibi görünüyor ve aslında İsrail ve ABD'ye bir mesajdır. Başka bir deyişle, Tahran, Uzak Menzilli Füze Operasyonu ile eşzamanlı olarak DEAŞ, İsrail ve ABD'ye dolaylı bir tehdit içeren bir mesaj gönderdi" ifadelerini kullandı.

Taliban'ı terörist gruplarla sıkı bir şekilde mücadele etmeye zorlamak İran'ın bir güvenlik zorunluluğudur

Diplomasi İrani Fethullahi ayrıca şu ifadelere yer verdi: "DMO’nun, Suriye ve Irak'a yönelik füze operasyonları, İran'ın Kerman'daki terör saldırılarına karşı cevap vermek ve saldırılardan kısa bir süre sonra caydırıcılığını sergilemek zorunda olduğu için kesinlikle gerçekleşti... İstihbarat Bakanlığı, Rasek ve Kirman'daki saldırıları gerçekleştiren teröristlerin doğu sınırlarından ülkeye girdiğini ve bu saldırılara lojistik destek sağlandığını açıkladı... Bu, Tahran'ın Afganistan'da Taliban'ın herhangi bir saldırısına karşı endişe duymasını ve Taliban ile (DEAŞ-Horasan) ve Türkistan Partisi gibi terör örgütleri arasında iş birliğini geliştirmesini açıklıyor. Bu nedenle İran, önceki dönemde doğu sınırlarına karşı tepki göstermekten kaçındı. Ancak, İran, Ortadoğu ve Orta Asya'da terörün yayılmasından dolayı özellikle Afganistan'da, doğu sınırlarındaki gelişmelere kayıtsız kalamadı. Eğer İran, Suriye ve Irak'taki saldırılarına devam etseydi ve doğu sınırlarında özellikle Taliban'ın hareketleri konusunda bir şey yapmasaydı, Ortadoğu'dan Orta Asya'ya doğru hareket eden terör dalgasıyla yüzleşecekti. Doğu sınırlarındaki olaylar görmezden gelinseydi, bu sadece uzun vadeli değil, orta ve kısa vadeli güvenlik zorluklarına neden olabilirdi. Taliban'ın tekrar iktidara gelmesiyle birlikte son iki yıl içinde, terör faaliyetleri doğu bölgelerinde zirveye ulaştı. Bu, terörün İran'ın doğusuna Taliban'ın yönetimi altında planlı bir şekilde yayıldığını gösteriyor. Bu nedenle, Rasek ve Kirman'daki saldırılar, bu tehdide karşı mücadelede atılan adımların bir parçasıdır ve eğer buna karşı tedbir alınmazsa, İran'ın tüm bölgelerine yayılma potansiyeline sahip bir yola işaret ediyor. Belki de Suriye'deki son saldırılar, bu terör akımlarının operasyonel yeteneklerini geçici olarak sınırlamış olabilir. Ancak Taliban'ı terör gruplarıyla sert bir şekilde başa çıkmaya zorlamak, İran'ın güvenliği için bir zorunluluktur veya İran'ın Afganistan'da terör gruplarının merkezlerine yönelik benzer füze saldırıları düzenlemesi gerekebilir. Ayrıca, İran'ın Pakistan'da benzer önlemler alması da gerekebilir.

İran karşıtı bir site olan Iranwire tarafından, 17 Ocak'ta, "DMO’nun üç bölge ülkesine düzenlediği düşüncesiz füze saldırılarının sonuçları nelerdir?" başlıklı bir makale yayınlandı. Faramarz Davar imzalı bu makalede şu ifadelere yer verildi: "DMO, 24 saatten az bir süre içinde Pakistan, Irak ve Suriye'ye füze saldırıları düzenledi. DMO, saldırıları İsrail, DEAŞ ve Cundullah grubu saldırılarına karşı bir tepki olarak gördü... Iraklı yetkililer, hedef alınan merkezin Siyonist bir merkez olmadığını iddia ederek, saldırıların bir sonucu olarak sivil ölümlerin yaşandığını, aralarında iki çocuğun da bulunduğunu belirttiler. Ayrıca, Pakistan, Devrim Muhafızları'nın Pakistan bölgelerine düzenlediği füze saldırısının kurbanları arasında çocukların da olduğunu açıkladı. Pakistan ve Irak Dışişleri Bakanlıkları, İran'ın saldırılarına resmi olarak protesto gönderdi, ancak Suriye henüz bir yanıt vermedi.”

İsrail, Kızıldeniz'de İsrail'e bağlı gemilere saldırı düzenlemek için İran'ın Husilere silah göndermesi bahanesiyle İran'a askerî harekât yaparsa veya füze saldırıları düzenlerse İran, İsrail'in kendini savunma hakkını kabul edecek mi?

Davar, ayrıca "Devrim Muhafızları'nın füze saldırıları, İsrail, DEAŞ ve Cundullah'a karşı bir intikam olarak bir günde 3 ülkeye yöneltilmesi açısından eşi benzeri görülmemiş bir aşamaya girmiştir. Uluslararası hukuk, ülkelerin ulusal egemenliğine saygı gösterilmesini isterken, intikam motivasyonuyla gerçekleştirilen askeri eylemlerin yasaları ihlal ettiğini belirtir, hele ki Devrim Muhafızları'nın füzelerinin Iraklı bir tüccarın evini ve yerleşim alanını hedef aldığı bir durumda... Devrim Muhafızları, bu füze saldırılarını, Suriye, Irak ve Pakistan hükümetlerinin topraklarında bulunan grupları kontrol altına almak konusundaki sorumluluklarını yerine getiremedikleri için gerçekleştirdiklerini iddia ediyor. Bu nedenle İslam Cumhuriyeti, kendi güvenliğini tehdit eden tehlikeyi ortadan kaldırmak için harekete geçiyor” ifadelerini kullandı.

Yazar şöyle devam etti: "Devrim Muhafızları'nın Suriye konusundaki argümanı doğru olabilir, çünkü Beşşar Esed henüz bu saldırılara itiraz etmedi. İslam Cumhuriyeti, Pakistan hükümetinin (Cundullah) gruplarını kontrol altına almak konusundaki beceriksizliğini savunuyor. Ancak Erbil'e yapılan saldırıyla ilgili Muhafızların argümanı kabul edilemez, çünkü Erbil'e yönelik füzeler, İsrail'in askeri tesislerini ve Suriye'deki Devrim Muhafızları liderlerinden bazılarının suikastına katılan İsrail askeri güçlerini hedef almadı. Eğer hedef alınan yer veya sahibinin İsrail ile ilgili bir bağlantısı varsa bile, bu başka ülkelerde askeri eylem yapmanın bir nedeni değildir... İslam Cumhuriyeti, Suriye'deki bir Devrim Muhafızları liderine düzenlenen suikastla bağlantılı olarak Erbil'deki İsrail karargâhını hedef aldığını belgelerle kanıtlayamazsa, kabul edilemez nedenlerle Irak'ın egemenliğini ihlal etmek ve aralarında iki çocuğun da bulunduğu sivilleri öldürmekle suçlanabilir... İslam Cumhuriyeti, füzeli saldırılarının BM Şartı'nın 51. maddesi uyarınca meşru savunma kapsamında olduğunu iddia ediyor. Ancak, bu maddeyi geniş bir şekilde yorumladığı görünüyor, çünkü İran, İran'a karşı olan Kürt gruplarına karşı gerçekleştirilen roket saldırılarıyla ilgili olarak savunma çerçevesinde geldiğini iddia ederek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir mesaj gönderiyor.”

FOTOĞRAF ALTI:  Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mumtaz Zahra Baloch, 18 Ocak'ta İslamabad'da düzenlediği basın toplantısında (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mumtaz Zahra Baloch, 18 Ocak'ta İslamabad'da düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Faramarz Davar, şu noktaları vurgulayarak devam etti: "İran, bu roket, füze veya insansız hava aracı saldırıları savunma hakkı bahanesiyle komşu ülkeleri hedef almaya devam ederse ve Irak hükümeti itiraz etmeye ve BMGK’ya şikayette bulunmaya devam ederse, sonunda BMGK, Irak hükümetinin endişelerini dikkate alabilir. Bu da İslam Cumhuriyeti'ni son derece zor bir uluslararası duruma sokabilir. Bu saldırılar, diğer ülkeleri İran'a benzer saldırılar gerçekleştirmeye yönlendirebilir... Örneğin, İsrail, İran'a karşı savunma hakkı gerekçesiyle askeri bir harekât gerçekleştirirse veya İran'ın Husilere silah gönderdiği veya Husileri İran'da askeri olarak eğittiği iddiasıyla Kızıldeniz'e bağlı İsrail gemilerine saldırılar düzenlerse, İran İsrail'in kendini savunma hakkını kabul eder mi?... İslam Cumhuriyeti, çeşitli ülkelere karşı düşüncesiz roket saldırılarına devam ediyor, ancak bu eylemler bölgesel askeri dengeyi özellikle İslam Cumhuriyeti'nin iç ve uluslararası düzeyde meşruiyetin zayıfladığı bir dönemde yavaşça tersine çevirebilir."

Arman Melli Gazetesi

IKBY ile yapılan anlaşma, İran rejimine karşı çıkan grupların üslerini İran sınırlarından çıkarmayı hedefliyor ancak Irak Kürdistan bölgesi yetkililerinin Tahran ile Bağdat arasındaki anlaşmaları görmezden geldiği görülüyor.

Arman Melli gazetesinde Hasan Hani Zadeh17 Ocak'ta, ‘Bölgeye Yönelik Füze Uyarısı’ başlıklı yazısında, ‘Teröristlerin ve ayrılıkçı grupların IKBY’deki karargahlarına yönelik füze saldırısının caydırıcı bir tedbir olduğu’ değerlendirmesinde bulundu.

Hanizadeh, İran İslam Cumhuriyeti ile IKBY arasındaki tarihi ilişkilere değinerek şu ifadelere yer verdi: "İran İslam Cumhuriyeti ile IKBY halkı arasındaki ilişkiler, dört on yıl boyunca insanlık duygusuyla karakterize edilmiştir. İran, İran-Irak savaşı sırasında yüz binlerce Irak'ın Kürt bölgesi halkını ağırladı ve Baas rejiminin kimyasal saldırısına uğrayan on binlerce Kürt vatandaşını tedavi etmek için Irak'ın Kürt bölgesinden on binlerce kişiyi kabul etti. İran, Irak'ın Kürt bölgesi halkına destek vermiştir.”

Ayrıca “Bölge, 2003'ten sonra özerklikle yönetilmeye başlandı ve İran ile Irak'ın Kürt bölgesi halkı arasındaki insan bağları nedeniyle İran İslam Cumhuriyeti için stratejik bir derinlik olarak kalması bekleniyordu. Ancak, Irak'ın Kürt bölgesi, hesaplamalarında yanlışlık yaparak ABD, Siyonist varlık ve ayrılıkçılar yanında durdu ve ABD ve Siyonist istihbarat ajanslarına askeri ve askeri olmayan üsler verdi. Bu üsler, İran'ın Kürt bölgesiyle olan sınırlarına yakın bir konumda bulunmaktadır" şeklinde konuştu.

FOTOĞRAF ALTI: İslamabad'daki Pakistanlı göstericiler İran'ın 18 Ocak'taki saldırısını kınadı (AFP)
İslamabad'daki Pakistanlı göstericiler İran'ın 18 Ocak'taki saldırısını kınadı (AFP)

Yazar, şöyle devam etti: "İran, IKBY yetkililerine ve merkezi hükümete birçok kez yazılı ve sözlü mesajlar gönderdi. İran ile Irak arasındaki güvenlik anlaşması, İran'ın sınırlarından uzaklaştırılması gereken İran karşıtı grupları içerir, ancak IKBY yetkililerinin Tahran ile Bağdat arasındaki anlaşmaları göz ardı ettiği görünüyor. İran, Mossad'a ait üsleri hedef alma kararını, Kirman'da General Kasım Süleymani'nin yıldönümünde DEAŞ hücresinin terör eylemini gerçekleştirmesinden sonra aldı. Bu füze saldırıları, caydırıcılık politikasının bir parçası olarak gelmektedir ve İran, Kürt bölgesindeki üslerden kaynaklanan İran'a karşı rejim karşıtı faaliyetler devam ettiğinde daha fazla adım atmaya hazır olduğunu belirtiyor. Ayrıca, İran, Kürt bölgesinin İran'a terör gruplarını sokmasına izin vermesi durumunda ciddi kararlar alacaktır. Bu, ABD, Siyonistler ve rejime karşı olan gruplara İran'ın sınırlarını güvence altına almak için daha ileri adımlar atmaya hazır olduğuna dair önemli bir mesajdır."

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.