Gazze'de ertelenen adalet

Uluslararası Adaletin kararı Filistinlilere acil yardım ulaştıramadı

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
TT

Gazze'de ertelenen adalet

Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)
Güney Afrika heyetinin üyeleri mahkeme salonunda (Getty Images)

Esad Ganim

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 26 Ocak 2024'te, Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı soykırım davasında tarihi bir karar aldı. Bu tarihi karar, Güney Afrika'nın öne sürdüğü tüm suçlamaların kabulünü ve İsrail'in, eylemlerinin dozunu hafifletmeye katkıda bulunabilecek bir dizi tedbire uyması gerektiğinini içeriyor.

Ancak mahkeme Güney Afrika'nın savaş eylemlerinin durdurulması veya ateşkes talebine ilişkin net bir tutum ortaya koymadı. Dolayısıyla kararın, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak sağladığını burada iddia ediyorum. Belki de bu dava Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde takip edilebilir ve İsrailli yetkililer adalete teslim edilebilir. Ancak pratikte Gazzelilere acil yardım sağlayamadı. Bu karar İsrail'in kusurunu ortaya çıkaran bir eğilimin açık ifadesidir. Ne var ki mahkeme İsrail'i soykırım ve imha suçundan mahkum etmeye devam ederse, bu kararla, yargılama en iyi ihtimalle aylar, hatta yıllar sonra gelebilecek ek takip işlemleri sonrasına erteleniyor. 

Dikkate değer bir nokta, söz konusu kararda İsrail'e karşı açılan dava ve devam eden durum hakkında genel bilgi içeren temel unsurların bulunduğudur. Örneğin, mahkeme, İsrail'in mahkemenin soykırım davasını görmeye yetkili olup olmadığını sorgulayan İsrail pozisyonunu reddetti ve davanın kabul edilmesine ve incelenmesine karar verdi. Ayrıca buna, dava metninde yer alan iddiaların çoğunluğunun hakimlerin ezici bir çoğunluğu ile kabulü eşlik etti. İsrail Yargıcı Aharon Barak da bunlar arasında yer alarak dava içindeki iki önemli konuda - Gazze halkının soykırım suçlamalarına karşı İsrail'in önlem alması ve insani yardımların girişini kolaylaştırması - çoğunluğa katıldı. Bu adım, davaya devam etme ve belki de ateşkes sağlama çabalarını öncekinden daha güçlendirebilecek bir kapı aralamıştır ve daha geniş ve gerçek bir ateşkesin sağlanmasına yol açabilecek bir durumu mümkün kılabilir.

“Karar, önemine ve derhal takibinin gerekliliğine rağmen, İsrail'in “soykırım” suçundan yargılanmasına uzun vadede olanak tanıyor”

Pratikte mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik öldürme, yerinden etme, açlık, temel altyapı ve sosyal, sağlık hizmetleri ile ekonomiyi yok etme gibi ihlaller açık bir şekilde yer aldı.

Mahkeme kararında önde gelen İsrailli yetkililerin Gazzelilere karşı savaş suçlarını teşvik eden açıklamalarına açık atıflar yer alıyordu. Söz konusu kararda, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın, Filistinlilerin insan değil, "insansı hayvanlar" olduğu, yani sivilleri topluca öldürmenin meşru olduğu yönündeki açıklamalarına yer verildi. Ayrıca İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un "Gazze'de masumların bulunmadığına" ilişkin açıklamaları da tüm Gazzeli’lerin hedef alınmasının gerekçesi ve zımni yetki anlamına geliyor. Söyleyenin herhangi bir resmi veya doğrudan askeri sorumluluğu olmadığını dikkate alarak, mahkemenin Gazze'ye “nükleer bomba” atılması çağrısı gibi daha aşırı ifadelere yer vermediğini de belirtmek gerekiyor. Gallant ve Herzog'un resmi yetkili olarak yaptığı açıklamaların hedef alınması, Gazzelilere yönelik açıkça katliam ve savaş suçu çağrısında bulunulduğu suçlamasının teyit edilmesi açısından son derece önemli.

“Mahkeme, İsrail'e yönelik başlıca suçlamaları kabul etti; bunlar arasında İsrail'in Filistinli sivillere yönelik ihlallerine açık bir atıf vardı.”

İsrail'e yönelik suçlamaların genel kabulü, Gazze'deki olayları takip eden ve raporlarını Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlara sunan uluslararası kurumların ve bu kurumlardaki merkezi şahsiyetlerin raporlarına ve ifadelerine dayanarak ana gerçeklerin ortaya konulması bağlamında geldi. Raporların hepsinde İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de işlediği tüm suçlara ilişkin istatistikler ve örnek raporlar yer aldı.

Mahkeme kararı, İsrail'e mevcut saldırının devamını ve en azından Gazzeli sivillere yönelik soykırım veya savaş suçlarına yönelik etkilerini önlemek için önlemler alması yönündeki merkezi kararı da içeriyor. Sivillerin hedef alınmaya devam edilmesinin önlenmesi ve sivillerin Güney Afrika davasında bahsi geçen suç ve ihlallerden korunması amacıyla İsrail'in aldığı tüm tedbirleri içeren bir raporun bir ay içerisinde sunulması talep ediliyor.

Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)
Filistin destekçileri Lahey'deki mahkeme binasının önünde gösteri yapıyor (Getty Images)

"Ehven-i Şer"

Uluslararası Mahkeme'nin kararıyla ilgili İsrail'den peş peşe haberler geldi: İki gün önce İsrail'in savaşı durdurma kararına uymayacağını ve "terörü yok etmek için" Gazze'ye karşı savaşa devam edeceğini belirten Netanyahu'nun sert tavrı, daha sonra yerini hafif bir dile bıraktı. Netanyahu sonraki açıklamasında, İsrail'in savaş ve sivillerin hedef alınmasıyla ilgili "uluslararası normlara bağlılığına" dikkat çekti. Netanyahu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “İsrail haklı bir savaş yürütüyor. Biz, vatandaşlarımızı öldüren, onlara tecavüz eden, sakat bırakan, kaçıran Hamas canavarlarıyla savaşıyoruz ve kendimizi ve vatandaşlarımızı korumak için elimizden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğiz.” İsrail Başbakanı, Gazze'de yaşananları ‘soykırım’ olarak nitelendirmenin haksız bir ifade olduğunu söyledi.

Genel olarak İsrailli yorumcuların çoğunluğu, kararda ateşkes talebinin yer almaması nedeniyle rahat bir nefes aldıklarını ifade ederken, aksi takdirde bu durumun İsrail'i ve İsrail’e silah sağlayan Batılı ortaklarını zor durumda bırakabileceğini söylediler. Yorumcuların büyük bir kısmı kararların ve içerdikleri hükümlerin "ehven-i şer" olduğuna inanıyor. İsrail Başsavcısının davayı değerlendirmeden önce, Gazze'ye yönelik "soykırım" terimini kullananlara karşı resmi bir soruşturma başlatacağını açıklaması üzerine pek çok kişi bu durumu politik bağlamlarla analiz etme yolunu tuttu. Bu analizler, İsrail'in yargıçları ve onların siyasi veya kişisel hesaplarıyla ilgili de olabilir.

“Genel olarak bakıldığında İsrailli yorumcuların çoğunluğunun kararda ateşkes talebinin yer almamasından duydukları memnuniyeti dile getirdikleri söylenebilir.”

Kısacası İsrail pozisyonu, mahkemenin kararlarını ve İsrail'den beklentilerini hoş karşılamadı. Ancak kararda soykırım eyleminin açık bir şekilde kınanmaması ve mahkemenin İsrail ve Filistin olmak üzere iki taraftan ateşkes istememesi Tel Aviv’i rahatlattı. Hakim Barak bu memnuniyetini mahkeme kararına eklediği “azınlık raporunda” şöyle dile getirdi: “Mahkeme, Güney Afrika tarafından ileri sürülen ana iddiayı reddetti ve bunun yerine İsrail'in Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki mevcut yükümlülüklerini hatırlatan tedbirleri benimsedi. Mahkeme İsrail'in vatandaşlarını koruma hakkını bir kez daha teyit etti ve Gazze halkına insani yardım sağlamanın önemini vurguladı. Bu nedenle Mahkeme tarafından oluşturulan geçici çözüm yolları, Güney Afrika'nın talep ettiği çözüm yollarına göre kapsam bakımından daha sınırlıdır.”

Üst düzey BM yetkililerinin yaptığı açıklamaların hiçbirinde İsrail’in soykırım yapmakla suçlanmadığını dile getiren Barak, “Hamas’ın kontrolünde yapılan ve Birleşmiş Milletler’e ait olmayan açıklamalar, siviller ile savaşçılar arasında ya da askeri hedefler ile sivil kurumlar arasında ayrım yapmıyor. Bundan herhangi bir sonuç çıkarmak zor.” dedi.

İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)
İsrail Başsavcı Yardımcısı Gilad Naoum (ortada) ve avukat Malcolm Shaw (sağda), duruşma başlamadan önce. (AFP)

Öte yandan Güney Afrika heyeti üyeleri, özellikle İsrail eylemleri açısından davada yer alan genel iddialar dikkate alınarak mahkeme kararını kabul ettiklerini belirtti. Kararın ilan edilmesinin hemen ardından bir açıklama yapan Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki de bu kararın "hiç kimsenin hukukun üstünde olmadığını" gösterdiğini söyledi. Maliki, “İsrail, genel olarak Filistinlilere karşı işlediği suçlardan, özellikle de Gazze'de devam eden savaş sırasında işlediği suçlardan ve ihlallerden dolayı cezalandırılacak.” dedi.

Güney Afrika davasında ve mahkeme kararında bahsedilen her şeyin önemine rağmen, halk için, özellikle de Gazzeli’ler için önemli olan asıl şey şu: “İnsanları İsrail ordusunun zulmünden ve hedef almasından kurtaracak olan ve iki ay ya da yıllar sonra değil, acilen hayata geçirilecek siyasi eylemdir. Gazzeli’ler zulmü, hedef alınmayı ve aç bırakılmayı fiilen sona erdirecek olan acil bir ateşkesin sağlanmasını arzuluyorlar. Ateşkes Gazzeli’lerin hayatlarının kurtarılmasına yardım edebilir. Uluslararası Mahkemenin kararlarında ise ateşkes yer almıyor.”

“Mahkemenin kararında adaletin bir kısmı mevcuttu ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelendi.”

Bazı yorumcular, kararların ateşkes olmadan pratikte uygulanamayacağını söylüyor. Gereken şey ateşkes ve askeri operasyonların durdurulmasıdır. Ancak kararda bu özel şartın bulunmaması, İsrail'i askeri operasyonlara devam etmeye teşvik ediyor. İsrail yardımın ulaşmasını kolaylaştıracak ve sivillerin hedef alınmasını engelleyecek önlemler alabilir. Bir ay sonra mahkemeye sunacağı raporda buna değinebilir. Ancak bu, operasyonların ve atılan adımların açıklamalarına, gerekçelerine ve analizlerine bağlı olacaktır. Mahkemenin kararı İsrail'in sivillere karşı işlediği savaş suçlarının etkili bir şekilde durdurulmasını garanti etmiyor. Bu kararda bir miktar adalet mevcut olabilir, ancak Gazze'de hedef alınanlar için gereken adalet geleceğe ertelenmiş durumda. Belki bir süre daha bu mesele devam edecek, acıların, hedef almaların giderek artacağı, ardından İsrail'in "sivilleri korumaya yönelik tedbirler alın" yönünde açıklamalar yapacağı görülecek.

Mahkeme kararı genel anlamda İsrail'i kınıyor ve onu tam bir ateşkese varılması yönündeki baskılara karşı daha elverişli hale getiriyor. Filistin meselesini destekleyenler, mahkemenin kararının, ateşkes için İsrail'e doğrudan veya müttefikleri aracılığıyla baskı uygulamak ve mahkemenin kararlarını şeffaf bir şekilde uygulamaya çalışmak amacıyla daha büyük küresel, resmi ve halk seferberliği için bir teşvik olduğuna inanıyor. Bu çabaya İsrail ve ordusunun hedeflerine ulaşamaması, gösterilerde ciddi bir artış ve İsrailli rehinelerin üstü kapalı olarak ateşkesi de içeren kapsamlı bir mübadele süreci yoluyla serbest bırakılması yönünde iç baskılar eşlik ediyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal