İtalya'da 13 yaşındaki çocuğa toplu tecavüz göçmen karşıtlığını körükledi

Davanın yargıcı bile "Medeniyete alışık değiller" dedi

47 yaşındaki Meloni, siyasete atılmadan önce gazetecilik yapıyordu (Reuters)
47 yaşındaki Meloni, siyasete atılmadan önce gazetecilik yapıyordu (Reuters)
TT

İtalya'da 13 yaşındaki çocuğa toplu tecavüz göçmen karşıtlığını körükledi

47 yaşındaki Meloni, siyasete atılmadan önce gazetecilik yapıyordu (Reuters)
47 yaşındaki Meloni, siyasete atılmadan önce gazetecilik yapıyordu (Reuters)

13 yaşında bir kız çocuğunun Catania kentindeki bir parkta toplu tecavüze uğraması İtalya'da infial yarattı.

Geçen hafta gerçekleşen olayda, Mısırlı 7 göçmenin 13 yaşındaki kız çocuğu ve erkek arkadaşını sürükleyerek parktaki tuvaletlere götürdüğü ve burada kıza tecavüz ettikleri öne sürülmüştü.

Şüphelilerden üçünün 18 yaş altında olduğu bildirilmişti.

Mısırlı grubun kızın erkek arkadaşını tecavüzü izlemeye zorladıkları belirtilirken, olay İtalya'daki göçmen karşıtı havayı da yoğunlaştırdı.

Radikal sağcı Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini olayın hemen ardından yaptığı açıklamada, "Bana gelip töleranstan veya hatadan bahsetmeyin. Bu gibi dehşet verici olaylara karşı merhamet gösterilmemeli. Tek bir çare var, o da kimyasal hadım" ifadelerini kullandı.

Olay İtalya'da son aylara damgasını vuran cinsel saldırı vakalarının son halkası olarak kayıtlara geçti.

Geçen yaz Palermo kentinde, yaşları 15'le 18 arasında değişen 7 kişi, 19 yaşındaki bir kadına tecavüzle suçlanmıştı.

Bu olaydan haftalar sonra da Napoli yakınlarında 9 göçmen, yaşları 10 ve 12 olan iki kuzene tecavüz edip görüntüleri sosyal medyada canlı yayımlamıştı.

Meloni hükümeti göç karşıtı söylemini yoğunlaştırdı

Bu saldırıların ardından Catania'da da benzer bir olay yaşanması İtalya'nın radikal sağcı hükümetine de siyasi bir fırsat sundu.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Eylül 2022'de göçmen karşıtı vaatlerle göreve gelmiş ancak ülkeye yönelik düzensiz göç akışını kesememişti.

Catania'daki olaydaki şüphelilerin 2021 ve 2022'de ülkeye botla geldikleri tespit edildi.

Bunun ardından bir açıklama daha yapan Salvini, botla ülkeye gelen kişilerin kalmasına izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Kenti ziyaret eden Meloni'yse, "Devlet orada olacak ve adaletin tecellisini garanti altına alacak" diye konuştu.

İtalya'da kadına karşı şiddet ve cinsel saldırı suçları yaygın olmasına karşın, yetkililer son vakalarda şüphelilerin göçmen olmasını konunun merkezine koydu.

Davaya bakan yargıç Carlo Umberto Cannella, şüphelilerin "muhtemelen benzer bir saldırıyı tekrarlayacaklarını çünkü medeniyete alışık olmadıklarını" söyledi. 

Eski Başbakan Silvio Berlusconi'nin kurduğu sağcı Il Giornale gazetesinde konuyla ilgili yer alan yazıda da düzensiz göç olayın sorumlusu olarak gösterildi.

Yazıda şu ifadelere yer verildi:

Neden herhangi bir uluslararası korumaya ihtiyaç duymayan bu kişiler hâlâ İtalya'dalar ve sınırdışı edilmiyorlar? Çünkü ülkeye gelirken, 18 yaşının altında olduklarını bildiriyorlar ve kanunlar yetişkin olmayan göçmenleri reddetmeyi yasaklıyor. Şimdiyse tecavüz suçlamasıyla yargılanacaklar. O küçük kızsa, sadece 13 yaşında maruz kaldığı tecavüzün acısını ve travmasını ömür boyu taşıyacak. Bu, 18 yaşındaki küçük AB dışı kişilerin İtalya'ya kabul edilip suç işledikleri ilk vaka değil.

7 Mısırlı şüpheliden üçünün avukatları, müvekkillerinin haklarındaki suçlamaları reddettiğini söyledi.

Independent Türkçe



Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


‘Otomatik kalem’ Biden'ı Trump'ın hedef tahtasına koyuyor... Peki, hikâye ne?

Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
TT

‘Otomatik kalem’ Biden'ı Trump'ın hedef tahtasına koyuyor... Peki, hikâye ne?

Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)
Beyaz Saray koridorlarında Başkan Donald Trump'ın fotoğrafının ve eski Başkan Joe Biden'ın imzasının yer aldığı çerçevelerin önünde duran bir gizli servis ajanı (AP)

ABD Başkanı Donald Trump dün, eski ABD Başkanı Joe Biden'ın ‘otomatik kalem’ (Autopen) kullanarak imzaladığı tüm kararnameleri iptal edeceğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social'de yaptığı bir paylaşımda şunları yazdı: “Uykucu Joe Biden'ın otomatik kalem kullanarak imzaladığı tüm kararnameler (yani tüm belgelerin yaklaşık yüzde 92'si) geçersizdir, artık yürürlükte değildir ve hiçbir etkisi yoktur.”

Otomatik kalem, Beyaz Saray'daki ABD başkanları tarafından onlarca yıldır kullanılan bir araç.

(Truth Social gönderisi)(Truth Social gönderisi)

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığı haberde şu sorular yer aldı: ‘Otomatik kalem’ nedir? Biden bunu nasıl kullandı? Trump neden bu konuyu gündeme getirmeye devam ediyor?

‘Otomatik kalem’ nedir?

1803 yılında ABD'de patentlenen otomatik kalem, gerçek mürekkep kullanarak bir kişinin imzasını kopyalayan robotik bir cihazdır. Genellikle çok sayıda belgeyi imzalamak için kullanılır.

ABD Adalet Bakanlığı'nın 2005 tarihli bir kılavuzuna göre, “Başkan'ın bir tasarıyı yasa haline getirmek için fiziksel olarak imzalaması gerekmez.”

Buna göre Başkan bir yasa tasarısını doğrudan imzalamak yerine, ‘bir astına, otomatik imza kalemi kullanarak, tasarıya kendi imzasını atması talimatını verebilir.’

Otomatik imza makinesi (AP)Otomatik imza makinesi (AP)

Diğer başkanlar da kullandı mı?

Shapell Manuscript Foundation’a (Shapell El Yazması Vakfı) göre otomatik kalem kullanımı, Thomas Jefferson'un erken bir versiyonunu kullanmasıyla başladı. Söylentilere göre Harry Truman da bu kalemi kullandı. Gerald Ford ve Lyndon Johnson da Beyaz Saray'da bu cihazın fotoğrafının çekilmesine izin verdi.

Diğer kullanıcılar arasında John F. Kennedy ve Barack Obama da bulunuyor. Obama, yurtdışındayken Patriot Act ve mali ödenek tasarısı dahil olmak üzere çeşitli yasaların imzalanmasında bu cihazı kullandı.

Mart ayında Trump, ‘çok önemsiz belgeler’ olarak nitelendirdiği belgeleri imzalamak için otomatik kalem kullandığını söylemişti.

ABD Başkanı Donald Trump (AP) ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Biden'ın otomatik kalem kullanımına dair ne biliyoruz?

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, otomatik imza kaleminin Biden’ın bilgisi ve onayı olmadan başkaları tarafından kullanıldığını öne sürerek, bu durumun başkanlık kararnamelerini geçersiz kıldığını iddia etti. Ancak Biden’ın görev süresi boyunca bu tür bir imza sistemini ne ölçüde kullandığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmuyor.

Ekim ayında Cumhuriyetçilerin kontrolündeki bir denetim komitesi, Biden’ın otomatik imza kalemi kullanımına ilişkin geniş suçlamalar içeren bir rapor yayımladı. Ancak rapor, Biden’ın yardımcılarının onun bilgisi dışında politika yürüttüğünü ya da yasalar, af kararları veya adına imzalanan yürütme emirlerinden habersiz olduğunu gösteren somut bir delil sunmadı. Komitedeki Demokrat üyeler raporu ‘gülünç’ olarak nitelendirdi.

Biden ise mart ayında New York Times’a yaptığı açıklamada, otomatik kalem kullanımını savunarak “Her kararı ben verdim” dedi. Çok sayıda kişiyi ilgilendiren af kararlarında ekibine bu yöntemi kullanmaları talimatını verdiğini belirterek bunun pratik bir gerekçe taşıdığını ifade etti.

ABD Eski Başkanı Joe Biden (Reuters)Eski ABD Başkanı Joe Biden (Reuters)

Trump neden bu konuyu sürekli gündeme getiriyor?

Biden’ın otomatik kalem kullanımı, Trump için uzun süredir tercih edilen bir saldırı konusu haline geldi. Mart ayında Trump, kanıt sunmadan Biden’ın af kararlarının ‘geçersiz, etkisiz ve herhangi bir sonuç üretmeyen’ kararlar olduğunu iddia etti; gerekçe olarak bu kararların otomatik kalemle imzalandığını öne sürdü. Hem seçim kampanyası süresince hem de başkanlığı sırasında Trump, Biden’ın bilişsel durumunun görevlerini yerine getirmesini engellediğini sık sık dile getirdi.

Bu yılın başlarında Trump, Beyaz Saray'ın yeni başkanlar galerisinde Biden'ın portresi yerine bir otomatik kalem resmi astı.

Trump yanlısı sağcı Heritage Vakfı, otomatik kalem iddialarını güçlü biçimde destekledi ve Biden’ın cihazı kullanımıyla ilgili bir rapor yayımladı. Raporda, “Kalemi kontrol eden, başkanlığı kontrol eder” ifadesi yer aldı, ancak rapor Biden’ın yardımcılarının onun bilgisi olmadan politika yürüttüğüne dair hiçbir kanıt sunmadı.

Trump tehditlerini gerçekten yerine getirebilir mi?

Yasa, başkanların seleflerinin çıkardığı yürütme emirlerini iptal etmelerine izin verse de, Trump'ın Biden'ın kararlarının çoğunu nasıl tersine çevirmeyi planladığı halen belirsizliğini koruyor. Ancak, Anayasa'ya atıfta bulunan


İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
TT

İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)

Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün yaptığı kapsamlı bir kamuoyu araştırmasının perşembe akşamı yayımlanan sonuçları, İsrail kamuoyunun liderlerinin izlediği politikaları anlamakta zorlandığını ve bu politikalara çelişkili biçimde yaklaştığını ortaya koydu. Bulgular, kamuoyunun tam olarak ne istediğini bilmediğini düşündürüyor: Mevcut hükümetin düşmesini isteyen İsrailliler, aynı zamanda Binyamin Netanyahu’yu başbakanlık için en uygun isim olarak görüyor. Ayrıca siyasi liderliğin kararlarını stratejik çıkarlar yerine siyasi hesaplarla aldığına inanıyorlar; buna rağmen bu liderliğin yürüttüğü savaşları destekliyorlar.

Araştırmaya göre İsrail’deki Yahudi kamuoyunun yüzde 77’si için en büyük güvenlik endişesi Batı Şeria. Bunu yüzde 74 ile İran, yüzde 65 ile Gazze Şeridi ve yüzde 64 ile Lübnan izliyor.

Katılımcıların yüzde 37’si Suriye’yi, yaklaşık yüzde 28’i ise Yemen’i tehdit kaynağı olarak görüyor. Öte yandan yüzde 59, siyasi seviyedeki kararların mesleki değil siyasi saiklerle alındığını düşündüğünü belirtti. Yüzde 37,5 ise kararların mesleki gerekçelere dayandığını söyledi.

Tüm bu çelişkilere rağmen, katılımcıların yüzde 46,5’i İsrail’in Lübnan’a karşı savaş başlatmasını destekliyor. Bu görüşün gerekçesi olarak kuzeydeki güvenlik durumunun sınırlı bir savaşa geri dönmeyi gerektirdiği dile getiriliyor. Yüzde 12, daha sert bir savaşın ve hatta kara harekâtının gerekli olduğunu savunuyor. Yüzde 28,5 mevcut güvenlik durumunun halk için yeterli güvenliği sağladığını düşünüyor. Yüzde 13 ise bu konuda fikri olmadığını ifade ediyor.

 İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)

Araştırmada, İsrail-Filistin çatışmasının ‘iki halk için iki devlet’ çözümüyle sona erdirilmesi fikrine katılımın düşük olduğu belirtildi. Katılımcıların yüzde 61’i bu çözümü reddederken, yüzde 31’i ‘belirli koşullar altında’ destekleyebileceğini söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki ‘ateşkes anlaşmasına’ ilişkin memnuniyet oranı da sınırlı kaldı. Katılımcıların yüzde 58’i anlaşmadan düşük ya da çok düşük memnuniyet duyarken, yüzde 37’si yüksek ya da çok yüksek memnuniyet ifade etti.

Ulusal güvenlik açısından ise görüşler bölündü. Katılımcıların yüzde 31’i İsrail’in ulusal güvenlik durumunu ‘iyi’, yüzde 23’ü ise ‘kötü’ olarak niteledi. Beş yıl içinde güvenlik durumunun iyileşeceğini düşünenlerin oranı yüzde 46 olurken, yüzde 19 bunun kötüleşeceğini öngördü. Ayrıca yüzde 73, İsrail’e yönelik dış tehditlerden dolayı çok yüksek seviyede kaygı duyduğunu, yüzde 27 ise kaygı hissetmediğini belirtti.

İç toplumsal gerilimlere dair endişe daha da yüksekti: Katılımcıların yüzde 86’sı ülkedeki sosyal gerilimlerden ciddi şekilde kaygı duyduğunu bildirdi. Yahudi kamuoyu, İsrail’in aynı anda hem önemli dış güvenlik tehditleriyle hem de derin bir iç krizle karşı karşıya olduğu, bu iki unsurun da ‘temel bir tehdit’ oluşturduğu görüşünde. Katılımcıların yüzde 33’ü kişisel güvenlik hissinin yüksek olduğunu belirtirken, yüzde 16’sı bu hissin düşük olduğunu söyledi.

Devlet kurumlarına güven oranlarında ise belirgin farklılıklar görüldü. Katılımcıların yüzde 83’ü İsrail ordusuna, yüzde 71’i iç istihbarat kurumu Şin-Bet’e, yüzde 73’ü Genelkurmay Başkanı’na ve yüzde 59’u Şin-Bet Başkanı’na yüksek güven duyduğunu ifade etti. Polis teşkilatına güven ise oldukça düşük çıktı: Katılımcıların yalnızca yüzde 34’ü polise güvendiğini söylerken, yüzde 65 düşük güven duyduğunu belirtti. Polis genel müfettişine güvenenlerin oranı yüzde 32’de kalırken, yüzde 58 bu makama düşük güven duyduğunu bildirdi.

Araştırma, Yahudi kamuoyunda İsrail vatandaşı Araplara yönelik yaygın ayrımcılık eğilimlerini de gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 52’si Arap vatandaşların kamu kurumlarında aktif biçimde görev almasına karşı çıkarken, yalnızca yüzde 16’sı Arapların koalisyona ve hükümete katılımını destekledi. Yüzde 26 ise Arapların koalisyon dışında olmak kaydıyla kamu kurumlarında görev almasını uygun buldu.

Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)

Hükümet

Araştırmada, devlet kurumlarına yönelik güven oranları da detaylandırıldı. Katılımcıların yüzde 42’si Yüksek Mahkeme’ye, yüzde 30’u hükümete, yüzde 34’ü ise Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yüksek düzeyde güvendiğini belirtti. Savunma Bakanı Yisrael Katz’a güven duyanların oranı yüzde 29, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e güvenenlerin oranı ise yüzde 27’de kaldı. Katılımcıların yüzde 45’i ultra-Ortodoksların büyük bölümünü askerlik hizmetinden muaf tutan yasa tasarısına karşı çıkarken, yüzde 43’ü tasarıyı destekledi.

Bu veriler ışığında kamuoyunun Netanyahu hükümetinin düşmesini istediği anlaşılıyor. Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinin yayımladığı haftalık anketten aktardığına göre, bugün seçim yapılsa Netanyahu liderliğindeki koalisyon, oylarının dörtte birini kaybederek 68 sandalyeden 51’e düşüyor ve hükümet kurma çoğunluğunu sağlayamıyor.

Buna rağmen, kamuoyuna ‘başbakanlığa en uygun isim’ sorulduğunda Netanyahu’nun hâlâ en uygun lider olarak görüldüğü ortaya çıktı. Netanyahu, tüm muhalefet liderlerine karşı yapılan karşılaştırmalarda öne geçti. Neftali Bennett’e karşı 44’e 41, Yair Lapid’e karşı 47’ye 33, Avigdor Liberman’a karşı 46’ya 32 ve Gadi Eisenkot’a karşı 43’e 38 oranıyla üstün geldi.