Bölgedeki küçük ülkeleri kontrol altına almak üzere yaşanan Hint-Çin çatışması

Yeni Delhi'nin projeleri ülke ekonomisine hizmet ediyor ancak Pekin'in etkisini azaltmayı başaramıyor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ülkesine küresel düzeyde benzersiz bir kimlik kazandırmaya çalışıyor (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ülkesine küresel düzeyde benzersiz bir kimlik kazandırmaya çalışıyor (AFP)
TT

Bölgedeki küçük ülkeleri kontrol altına almak üzere yaşanan Hint-Çin çatışması

Hindistan Başbakanı Narendra Modi ülkesine küresel düzeyde benzersiz bir kimlik kazandırmaya çalışıyor (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ülkesine küresel düzeyde benzersiz bir kimlik kazandırmaya çalışıyor (AFP)

Güney Asya ile ilgili araştırma merkezlerinin yayınladığı raporlar, Hindistan'ın komşu ülkelerinin çoğunun, yıllardır Hint etkisi altında olmalarına rağmen yaşam koşullarını iyileştirmek için Çin ile işbirliği yapmak üzere sabırsızlandıklarını gösteriyor.

Batılı ülkeler de Çin'i ekonomik olarak zayıflatmak ve Hindistan'ı Güney Asya'da göze çarpan güç olarak öne çıkarmak için bölgedeki Hindistan nüfuzunu kullanmaya çalışıyor. Ancak bu girişimler, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki proje ağı aracılığıyla Çin'in bölgedeki çeşitli ülkelerdeki yaygın varlığı karşısında çaresiz görünüyor.

Çin ile ekonomik işbirliği yapan bu ülkeler arasında Maldivler, Sri Lanka, Bangladeş ve Myanmar yer alıyor. Maldivler Devlet Başkanı Muhammed Muizzu'nun aldığı son kararlar, küçük ülkelerle bölgedeki iki büyük komşusu arasındaki ilişkilerin niteliğindeki değişime güzel bir örnek teşkil ediyor. Muhammed Muizzu, seçim kampanyası sırasında “Hindistan'ı terk et” sloganını ortaya attı ve başkanlığı devraldıktan sonra Çin'i ziyaret edip 10'dan fazla anlaşma imzaladı. Ayrıca Hindistan'a 50 Hint askerini ve iki helikopteri Maldivler'den tahliye etmesi için 15 Mart'a kadar süre verdi.

Çin, Maldivlerin çağrısına yanıt verdi ve bu ülkeye askeri destek ve Maldivler deniz sınırları içindeki kuvvetlerinin varlığını güçlendirme sözü verdi. Bu gelişmeyi, Çin tarafından Hindistan'ın karadan ve denizden kuşatılması girişimi olarak gören Hindistan'daki askeri uzmanlar endişelerini ifade ettiler.

Myanmar ve Nepal

Hindistan ile Myanmar arasındaki ilişkiler ilk bakışta iyi görünüyor, ancak çeşitli düzeylerde gerginliklerden de yoksun değiller. Geçtiğimiz ocak ayında Myanmar'ın Hindistan topraklarına füze atmasıyla iki ülke arasında gerilime tanık olundu.

Hindistan medyası, Myanmar'daki askeri hükümetin kendi sınırları içindeki demokrasi yanlısı çetelere yönelik olduğunu söylediği bombardıman olayını görmezden geldi.

Öte yandan Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Partisi-BJP) hükümetindeki Hintli yetkililer sınır kontrollerini sıkılaştırarak Rohingya Müslümanlarının geçişini engelledi. Ayrıca çok sayıda kişiyi sınır dışı etti. Ancak gözlemciler sınırın hâlâ silah, uyuşturucu ve terörist kaçakçılığı için kullanıldığını söylüyor.

FOTO: Maldivler Devlet Başkanı, Çin ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le beraber (AFP)
Maldivler Devlet Başkanı, Çin ziyaretinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le beraber (AFP)

Myanmar'daki askeri hükümetin Hindistan vatandaşlarına karşı uyguladığı hak ihlalleri konusundaki Hint sessizliğinin gölgesinde, Myanmar son zamanlarda Çin ile ilişkilerini geliştirdi. Bu durum Hindistan'ın öfkesini artırdı.

Hindistan, dini ve kültürel yakınlık nedeniyle 400 kilometrelik bir sınırı paylaştığı Nepal üzerinde büyük nüfuza sahip. 

Nepal muhalefeti, Hindistan sınırına yol inşa etmesi nedeniyle Hindistan yanlısı Nepal hükümetine karşı gösteriler düzenledi. Bu durum Hindistan'ın Nepal büyükelçisini geri çağırmasına yol açtı. Ardından Hindistan hükümeti Nepal'in talebini kabul etti ve sınır yolunun inşası projesine katıldı.

Çin etkisi

Bangladeş, bölgede güçlü ekonomisiyle önemli bir ülke olarak kabul ediliyor ve bölge ülkeleri üzerindeki ekonomik nüfuzunu genişletmek için dış politikasında Dakka'yı öncelik haline getiren Hindistan ile tarihsel olarak iyi ilişkilere sahip.

Hindistan, dördüncü kez göreve gelen Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina Vecid'i ilk tebrik eden ülke oldu ve ikili ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Hindistan ve Bangladeş, dört ortak nehrin varlığı ve 4 bin kilometrelik sınır nedeniyle birbirlerine bağımlı durumda ve iki ülke, iki yıl önce sınırdaki nehir sularının paylaşımına ilişkin büyük bir anlaşma imzaladı.

Rohingya Müslümanları meselesi, iki ülke arasındaki anlaşmazlık konusu, Hasina Vecid bu meseleyi Hindistan'ın arabuluculuğuyla insani temelde çözmek istiyor. Ancak Yeni Delhi hükümeti bu konuda ciddi adımlar atmadı. Rohingyalı göçmenlerin ülkelerinde kısıtlamalarla karşılaşınca Bangladeş sınırına yöneldiklerini belirtmekte fayda var.

Ayrıca Bangladeş, Hindistan'daki aşırı Hinduların Müslümanlara yönelik bazı davranışlarına karşı şiddetli gösterilere tanık olmuş ve iktidar partisi bu konuda Hindistan'a karşı sert ifadeler kullanmak zorunda kalmıştı.

Öte yandan Bangladeş'in Kuşak ve Yol projesinde önemli bir oyuncu olarak ortaya çıkmasıyla Hindistan'a bağımlılığı azaldı ve Çin, son iki yılda Bangladeş'te 12 ana yol, 21 köprü ve 27 elektrik santralinin inşaatını tamamladı. Batı'yı Hindistan'dan daha çok endişelendiren şey budur. ABD'nin Bangladeş’teki son seçimler ve ülkedeki insan hakları durumuna dair endişeleri de bu durumu açıklayabilir.

Benzer şekilde Çin, Sri Lanka'da çeşitli kalkınma projeleri üzerinde çalışıyor ve nüfuzunu, kredi ve askeri destek verme yoluyla genişletiyor.

Hindistan ile Çin arasında bir karşılaştırma yapan Sri Lankalı gazeteci Anjana Sarvadhan, Hindistan'ın ister Tamil isyancılarına yardım ederek ister seçimlerde Hint yanlısı partileri destekleyerek her zaman Sri Lanka'nın iç işlerine müdahale ettiğini söylüyor. Sarvadhan, “Ancak Çin, ülkemiz ekonomisinin yeniden canlandırılmasında bize çok yardımcı oldu ve iç işlerine karışmaktan kaçındı.” değerlendirmesinde bulundu.

Tam sakinlik

Hindistan'ın komşularıyla ilişkisinde ilginç olan şey tam bir sakinliktir. Bu sakinlik Hindistan'ın tarihsel olarak bölgedeki ilk rakibi kabul edilen Pakistan'la ilişkileri gölgeliyor. İki ülke iş birliği girişimleri yürütüyor.

Birkaç gün önce Hindistan bir dizi Pakistan vatandaşını Somalili korsanlardan kurtarırken, Pakistan daha önce Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Hintli öğrencilerin tahliyesine yardım etmişti.

Hindistan-Pakistan sınırında sağlanan ateşkes nedeniyle son üç yılda iki taraf arasındaki sınır gerilimi azaldı.

Pakistan bazen Belucistan'daki isyanların arkasında olmakla ve onlara silah sağlamakla suçlanıyor. Bazı Hindistan hükümet yetkilileri Keşmir'in Pakistan tarafından yönetilen kısmının kontrol edilmesi taleplerini yineliyor, ancak iki ülke esas olarak kendi iç çatışmalarına odaklanmış görünüyor.

Hindistan dünya ülkeleri arasında

Son zamanlarda Delhi'de yapılan G20 zirvesi, Hindistan'ın bölgedeki önemli bir oyuncu olmasının yanı sıra küresel konumunu da güçlendirdi, ancak son dönemde rakiplerini yabancı topraklarda tasfiye etme suçlamaları zirvenin yarattığı olumlu izlenimi zedeledi.

Öte yandan Hindistan'daki muhalefet liderleri, Başbakan Modi'nin Hindistan'ın dünyada önemli bir güç olduğunu söylemesine rağmen, Çin'in Ladakh'ta 2 bin kilometreden fazla Hindistan toprağını işgal etmesi konusunda neden sessiz kaldığını merak ediyor.

İktidardaki Hindistan Halk Partisi’ne (Bharatiya Janata Partisi-BJP) göre Hindistan'ın bağımsız dış politikası sadece dünyada bir prestij kaynağı olmakla kalmadı, ekonomisi uluslararası alanda beşinci büyük ekonomi haline geldi ve aralarında Boeing ve Apple'ın da bulunduğu büyük şirketler Hindistan'da fabrikalar kurdu.

Buna rağmen bazı çalışma merkezleri, büyüyen Çin ticareti, inşaat projeleri ve otoyollar nedeniyle bölgedeki çoğu ülkenin Çin'e yöneldiğini düşünüyor. Hindistan'ın ekonomik projeleri yerel ekonomisini geliştiriyor gibi görünüyor ancak Çin'in bölge ülkeleri üzerindeki etkisini azaltamıyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Urdu’dan alınmıştır.



Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
TT

Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’da yapılan bir dua programı sırasında 1994 yapımı Pulp Fiction (Ucuz Roman) filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Los Angeles Times’tan aktardığına göre Hegseth, bu ifadeyi İran’a yönelik askeri operasyonları ‘ilahi adaletin uygulanması’ olarak gerekçelendirmek için kullandı. Söz konusu anlatımın, filmde Samuel L. Jackson’ın silahsız bir kişiyi öldürmeden önce dile getirdiği sahneyle örtüştüğü belirtildi.

Hegseth, Pentagon’daki haftalık dua programı sırasında yaptığı konuşmada, ifadeyi ‘Sandy 1 görev ekibinin baş planlayıcısından’ öğrendiğini söyledi. Bu ekibin, kısa süre önce İran’da düşen ABD Hava Kuvvetleri personelini kurtardığı iddia edildi.

Bakan, bu cümlenin arama-kurtarma birlikleri tarafından sıkça tekrarlandığını ve ‘CSAR 25:17’ olarak adlandırıldığını, bunun da İncil’deki Hezekiel kitabının 25. bölüm 17. ayetine atıf olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Hegseth’in aktardığı ifade şu şekildeydi: “Ve kardeşimi esir alıp yok etmeye çalışanlara karşı sizden büyük bir intikam ve şiddetli bir öfkeyle intikam alacağım. Ve adımın ‘Sandy 1’ olduğunu bileceksiniz. İntikamımı üzerinize indireceğim.”

Quentin Tarantino’nun yönettiği filmde ise bu repliğin, 1976 yapımı Japon dövüş filmi The Bodyguard’dan esinlendiği belirtildi.

Haberde, Hegseth’in bir dakikayı aşmayan dua konuşmasında İncil’e büyük ölçüde bağlı kaldığı, ancak son iki satırın bunun dışında olduğu ifade edildi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bazı medya kuruluşlarının Hegseth’i, Oscar ödüllü aktör Samuel L. Jackson’ın performansı ile İncil metnini karıştırmakla suçladığını ve bu iddiaları ‘sahte haber’ olarak nitelendirdiğini açıkladı.

Parnell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Hegseth’in çarşamba günü özel bir dua okuduğunu, bunun ‘combat search and rescue (CSAR) duaları’ olarak bilindiğini ve İran’dan bir askerin kurtarılması sırasında görev yapan askerler tarafından kullanıldığını belirtti. Açıklamada, bu duanın açık şekilde Ucuz Roman filmindeki bir diyalogdan esinlendiği ifade edildi. Parnell ayrıca hem CSAR duasının hem de filmdeki diyalogların, İncil’deki Hezekiel 25:17 ayetine dayandığını ve bunun Hegseth tarafından konuşmasında açıklandığını söyledi. Sözcü, “Bakanın Hezekiel 25:17 ayetini yanlış aktardığını iddia eden herkes sahte haber yayıyor ve gerçekleri bilmiyor” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Ucuz Roman filminin senaristi Oscar ödüllü Roger Avary, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Askerlerimizi kurşunlardan koruyacaksa, Savunma Bakanı’nın Jules karakterinden alıntı yapmasına hiç itirazım yok” dedi.

sdcvdv
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)

Los Angeles Times, Pete Hegseth’in Pentagon’daki dua programlarını sık sık İran’a yönelik savaşta şiddeti savunmak için kullandığını ve geçen ayki bir konuşmasında Tanrı’dan ‘bu güce şiddet için açık ve adil hedefler vermesini’ istediğini yazdı.

Savunma analizleri konusunda üst düzey bir yetkili, Pentagon içindeki operasyonlara ilişkin olarak gazeteye yaptığı açıklamada, bu dua programlarına katılımın zorunlu olmadığını ancak Pete Hegseth’e yakın bazı isimlerin ‘dolaylı bir baskı’ hissederek katılmaya ve ‘koltukları doldurmaya’ yönlendirildiğini söyledi.

Aynı kaynak, bu durumun bazı çevrelerde askerî operasyonlardan ziyade siyasi mesajlara odaklanılmasına yol açtığını, bunun da savaşla ilgili operasyonel karar süreçlerini yavaşlattığını ifade etti.

Kaynak, “Önemli işlerden sorumlu yöneticiler ve komutanlar, Ucuz Roman filminden alıntılar dinlemek için toplantılardan uzak kalıyor. Bu, savaşla ilgili operasyonel karar alma kapasitemizi geciktiriyor” dedi.

Dua programlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Vatikan lideri Papa 14. Leo arasında süregelen gerilim ortamında gerçekleştiği belirtildi. Son haftalarda Papa’nın ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.

Vatikan açıklamalarının ardından Trump’ın Papa’ya yönelik eleştirilerde bulunduğu ve ‘ABD başkanını eleştiren bir Papa istemediğini’ söylediği bildirildi. Papa’nın ise dün yaptığı açıklamada, dini ve askeri alanların karıştırılmasına karşı çıkarak, “Dini ve Tanrı’nın adını askerî, ekonomik ve siyasi çıkarlar için kullananlara yazıklar olsun; kutsal olanı kirletiyorlar” dediği aktarıldı.


ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
TT

ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)

ABD medyası, son dönemde uzay, savunma ve nükleer alanlarda görev yapan bazı bilim insanlarının kaybolması veya hayatını kaybetmesiyle ilgili olaylara dikkat çekti.

Bilim çevrelerinde bu vakalara ilişkin soru işaretlerinin arttığı belirtilirken, söz konusu olaylar arasında herhangi bir bağlantı bulunduğu ise henüz doğrulanmadı.

Newsweek dergisi, NASA’ya bağlı bir laboratuvarda çalışan kıdemli bilim insanı Michael David Hicks’in 2023 yılında hayatını kaybettiğini ve ölüm nedeninin açıklanmadığını bildirdi. Hicks’in bu liste kapsamında dokuzuncu vaka olduğu ifade edildi.

The Hill ise ABD Başkanı Donald Trump’ın dün gazetecilere yaptığı açıklamada, nükleer bilim insanlarının kaybolduğuna dair doğrulanmamış raporlar hakkında bir toplantı yaptığını söylediğini aktardı. Trump, “Az önce bu konuda bir toplantıdan çıktım” diyerek durumu ‘son derece ciddi’ olarak nitelendirdi.

F
ABD polisi (Arşiv – DPA)

Trump, “Bunun rastlantısal olmasını umuyorum, ancak gerçeği önümüzdeki bir buçuk hafta içinde öğreneceğiz” dedi ve bazı isimlerin ‘son derece önemli kişiler’ olduğunu belirtti.

Trump’ın açıklamaları, Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in çarşamba günü Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili olası bir soruşturma yürütülebileceğini söylemesinin ardından geldi. Leavitt, “Bu konuda ilgili makamlarla henüz konuşmadım. Bunu mutlaka yapacağım ve size yanıt vereceğiz. Eğer doğruysa, bu yönetimin ve hükümetin konuyu ciddiyetle ele alacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

 


İran savaşı: Askeri çatışmadan uluslararası düzen mücadelesine

Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
TT

İran savaşı: Askeri çatışmadan uluslararası düzen mücadelesine

Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)

Hüda Rauf

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki savaş artık sadece sınırlı bir bölgesel çatışma değil; gelecekteki dünya düzeninin şekli için büyük bir sınav haline geldi. Bugün yaşananlar, ekonomik, kimliksel ve jeopolitik olmak üzere üç çatışma katmanının kesişimidir. ABD-İran çatışması sırasında diplomasi yeniden ön plana çıkmasına rağmen, kendisine İran'a uygulanan deniz ablukası eşlik etti. Dolayısıyla savaş, diplomasi ve abluka ile uluslararası düzen krizinin üç yüzünü oluşturmaktadır.

ABD stratejisi, savaşı sonuçlandırmak yerine ablukaya dayanıyor. Washington, topyekun savaştan biraz uzaklaşmayı ve İran limanlarını hedef alarak, ticareti kontrol ederek deniz yoluyla ekonomik abluka uygulamaya geçiş yapmayı seçti. Bu strateji, İran ile bağlantılı olmayan gemiler için Hürmüz Boğazı'nda geçiş özgürlüğünü korurken, İran ekonomisine doğrudan baskı uygulamayı amaçlıyor. Ekonomik araçlar yoluyla siyasi iradeyi kırma fikrine dayanıyor, ancak açıkça küresel ekonomiyi bir savaş alanına dönüştürme riskini taşıyor.

Buna karşılık, İran'ın ABD’nin askeri üstünlüğüne karşı koyamayacağı göz önüne alındığında, stratejisi küresel ticareti aksatmaya ve enerji arzını tehdit etmeye, bölgesel vekil güçleri kullanmaya, savaşın maliyetini komşularına yüklemek anlamına gelse bile, “ya herkes için petrol ya da petrol yok” ve “ya herkes için güvenlik ya da hiç güvenlik yok” sloganlarına dayandı. Bunun sonucunda İran, komşularının güvenini ve son dört yılda kendisine verdikleri diplomatik desteği kaybetti. Tahran, dünya petrol arzı için hayati bir uluslararası su koridoru olması nedeniyle önemi büyük olan Hürmüz Boğazı kozunu kullanmaya çalıştı. Dolayısıyla Tahran'ın amacı askeri zafer elde etmek değil, savaşın maliyetini uluslararası olarak sürdürülemez bir seviyeye çıkarmak.

Öte yandan küresel dikkat, temkinli bir faydalanıcı olarak Çin'in rolünün doğasına odaklanmış durumda. Trump'ın İran'a uyguladığı deniz ablukası, Pekin'e petrol sevkiyatını aksatmayı ve böylece Pekin’i Tahran'a Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişe izin vermesi için baskı yapmaya zorlamayı amaçlıyor olabilir. Ancak Pekin karmaşık bir konumda bulunuyor denilebilir. Yükselen enerji fiyatlarından ve ticaretin aksamasından olumsuz etkilenirken, savaşın uzaması ABD'nin Asya dışındaki konularla meşgul olmasını ve Çin’in rasyonel bir güç imajını pekiştirdiği için kendisine fayda sağlıyor. Bu durum aynı zamanda Washington dışında alternatif ittifaklar arayan ülkeleri de kendisine çekmesine olanak tanıyor. Bu nedenle, Pekin rolünü ne Tahran'a baskı yapmak ne de Washington'u desteklemekle sınırlarken; sadece ateşkes için baskı yapabilir. Dolayısıyla bu çatışmada her iki taraf da diğerini zayıflatmaya çalışıyor, ancak aynı zamanda güçlendirebilir de. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD ekonomik baskı uygularken İran'daki direniş söylemini güçlendiriyor, İran’ın davranışları ise daha saldırgan ancak bunları Amerikan yaptırımlarını gerekçe göstererek haklı çıkarıyor. İsrail'in Lübnan'a düzenlediği saldırılar, Şii seferberliği daha da körüklüyor.

Mevcut durumun en tehlikeli yönü savaşın kendisi değil, Çin veya Körfez petrolüne bağımlı devletler gibi büyük güçlerin müdahale etmesi durumunda savaşın genişleme potansiyelidir. Çatışma o zaman bölgesel bir savaştan uluslararası düzen krizine dönüşebilir. Bu göz önüne alındığında, en olası senaryo ne ABD’nin bir zafer kazanamaması ne de İran'ın çökmemesi, bunun yerine, yaptırımlar ile ablukaları kullanan ve vekalet savaşları yoluyla çatışmaları yöneten, küresel ekonomiyi baskı altında tutan, uzun süreli, nispeten düşük yoğunluklu ve coğrafi olarak genişleyen bir çatışmadır.

Savaş, ordular ve askeri güç tarafından belirlenen bir dünyadan, tedarik zincirleri, deniz yolları ve siyasi kimlik tarafından yönetilen bir dünyaya doğru derin bir kaymayı açığa çıkardı. Tanık olduğumuz şey, dünyadaki üç güç yönetimi modeli arasındaki bir çatışmadır. Bunlar; kontrol ve baskı ile karakterize edilen Amerikan modeli, direnç ve kaosa dayalı İran modeli ile bekle-gör yaklaşımını benimseyen Çin modelidir. İran-ABD-İsrail savaşı, eski sorunlara ilave olarak yeni sorunlar yaratarak uluslararası düzeni daha büyük bir krizle tehdit etti. Ayrıca, diğer bölgesel güçlerin arabuluculuk ve diplomasi rolleri oynamasına olanak tanıyarak bölgesel düzenin yeniden şekillendiğini gösterdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.