Fransa, Çin’in katılımıyla ve ABD’nin yokluğunda Hürmüz Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor

Macron ve Starmer, seyrüsefer özgürlüğünü korumak için çok uluslu bir girişim çağrısında bulundu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
TT

Fransa, Çin’in katılımıyla ve ABD’nin yokluğunda Hürmüz Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik yolların ele alınacağı bir zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 40 ülkenin katılımının beklendiği toplantı, deniz taşımacılığı özgürlüğünü korumaya yönelik yeni bir uluslararası girişim kapsamında düzenleniyor.

Fransız ve İngiliz üst düzey kaynaklara göre zirveye Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer başkanlık edecek. Toplantıya Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi isimler fiziki olarak katılırken, bazı devlet ve hükümet başkanlarının ise çevrim içi olarak yer alacağı belirtildi.

Elysee Sarayı tarafından yapılan açıklamada, geniş katılımın nedeninin Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının çok sayıda ülkenin ekonomisi ve mali yapısı üzerinde ağır yük oluşturması olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, ülkelerin deniz yolları ve uluslararası sulara ilişkin temel ilkeleri yeniden teyit etme isteğinin de bu katılımda etkili olduğu vurgulandı. Zirveye Avrupa, Arap, Asya ve Afrika ülkelerinin yanı sıra Latin Amerika ile Hint-Pasifik bölgesinden devletlerin katılımının beklendiği, bunun da toplantıya geniş bir uluslararası nitelik kazandırdığı ve mevcut savaşın yarattığı küresel endişeyi yansıttığı ifade edildi. ABD’nin ise görüşmelere katılmayacağı bildirildi.

Küresel sorumluluk

Starmer’ın zirvede, Hürmüz Boğazı’nın ‘derhal ve koşulsuz yeniden açılmasının küresel bir sorumluluk’ olduğunu vurgulaması bekleniyor. Starmer’ın, enerji ve ticaret akışının yeniden sağlanması için hızlı adımlar atılması gerektiğinin altını çizeceği ifade edildi. Starmer’ın, Macron ile birlikte, deniz taşımacılığı özgürlüğünü korumaya yönelik çok uluslu bir girişim başlatacaklarını duyurması öngörülüyor. Bu girişimin, ticari gemiciliğe güvence verilmesini ve mayın temizleme çalışmalarının desteklenmesini kapsayacağı belirtildi.

Ayrıca uygun koşulların oluşması halinde, ‘tamamen savunma amaçlı’ ortak bir askeri gücün konuşlandırılması için hazırlıkların sürdüğü, bu çerçevede gelecek hafta Northwood Headquarters’ta çok uluslu bir askeri planlama zirvesi düzenleneceği bildirildi.

Zirvede, ticari taşımacılığın ‘şartlar iyileşir iyileşmez’ yeniden hız kazanmasını sağlamak amacıyla sigorta sektörüyle koordinasyonun artırılması da gündemde olacak.

Bu girişim, Starmer’ın geçen hafta Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretin ardından diplomatik, askeri ve ekonomik araçları kullanarak ateşkesi destekleme ve çatışmanın Birleşik Krallık’taki yaşam maliyetleri üzerindeki etkisini sınırlama çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geliyor.

Zirve kapsamında Starmer ile Macron’un ikili bir görüşme yapması da bekleniyor. Görüşmede Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğinin sürdürülmesi ile düzensiz göç, ekonomik büyüme ve Avrupa güvenliğinin güçlendirilmesi gibi ortak konuların ele alınacağı ifade edildi.

Ablukanın kaldırılması

Öte yandan Paris, söz konusu uluslararası toplantıyı, Fransa’nın savunduğu ‘üçüncü yol’ yaklaşımının bir ifadesi olarak görmek istiyor.

Bu çerçevede bir yanda nükleer ve balistik hedefleri nedeniyle uluslararası düzeyde eleştirilen İran’ın politikaları bulunuyor. Diğer yanda ise Fransa’nın değerlendirmesine göre uluslararası hukukun dışında yürütülen ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı ve yine aynı hukuk çerçevesini ihlal ettiği belirtilen ABD donanmasının İran limanlarına yönelik ablukası yer alıyor.

Paris’e göre söz konusu konferansa katılan ülkeleri birleştiren ortak nokta, ABD-İsrail-İran savaşının tarafı olmamaları; buna karşın çatışmadan ve Hürmüz Boğazı’na uygulanan ‘çifte baskıdan’ doğrudan etkilenmeleri.

Bu ülkelerin ilk hedefi, Hürmüz Boğazı üzerindeki çifte baskının kaldırılması yönünde etkili bir grup oluşturmak; ikinci olarak ise boğazın yeniden mayınlanmasının reddedilmesi ve son savaş öncesindeki durumuna dönülmesi, yani uluslararası hukuk kurallarına tabi, serbest geçişin sağlandığı ve gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulanmayan bir su yolu haline gelmesi.

Operasyonel düzeyde ise hedef, uygun koşullar oluştuğunda -yani savaşın sona ermesinin ardından- boğazdan geçen gemilere eşlik edecek ve güvenliği sağlayacak çok uluslu bir güç oluşturulması.

Savunma hamlesi

Paris ve Londra’nın, konferansın ana düzenleyicileri olarak odaklandığı bir dizi unsur bulunduğu belirtildi. Konferansın şu aşamada planlama sürecine yoğunlaştığı; her ülkenin bu savunma amaçlı sürece hangi katkıları sunabileceğinin değerlendirildiği ifade ediliyor. Söz konusu girişimin, ABD ve İran ile karşılıklı anlayış temelinde yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor.

defrgt
Kızıldeniz’deki ticari gemileri korumak üzere kurulan Aspides misyonuna bağlı bir arama ve kurtarma helikopteri (Aspides)

Paris, söz konusu operasyonun tamamen barışçıl bir nitelik taşıması gerektiğini özellikle vurguluyor. Her ne kadar diğer aktörlerle birlikte başlangıcın daha önce belirtilen koşullara bağlanabileceği ifade edilse de, operasyonun ne zaman başlayacağı ve ne kadar süreyle devam edeceğine ilişkin önemli bir belirsizlik bulunduğu belirtiliyor.

Paris, bu girişimi 2023 yılında Babu’l Mendeb Boğazı’nda başlatılan Avrupa Birliği’nin (AB) Aspides misyonuyla kıyaslasa da, iki operasyon arasında hem ölçek hem de karşılaşılan zorluklar açısından ciddi farklar olduğu ifade ediliyor. Hürmüz’deki durumun, son üç yılda Babu’l Mendeb’te yaşananlardan çok daha kapsamlı bir çatışma ortamına karşılık geldiği ve ayrıca boğazın mayınlardan temizlenmesi gibi daha önce gündeme gelmeyen görevleri içerdiği vurgulanıyor.

Her hâlükârda, operasyonun başlamasının bölgedeki gelişmelere ve ‘çifte ablukanın’ kaldırılmasına bağlı olduğu belirtiliyor. ABD donanmasının bölgede varlığını sürdürmesi veya İran’ın boğaz giriş-çıkışını kontrol etmeye devam etmesi halinde böyle bir konuşlandırmanın fiilen mümkün olmayacağı ifade ediliyor.

Pekin ve Yeni Delhi üzerine bahis

Londra ve Paris, özellikle bölgede yaşanan gelişmelerden doğrudan etkilenen büyük Asya ülkelerinin, başta Çin ve Hindistan olmak üzere, sürece katılımına önem veriyor. Çin’in katılımı kesinleşmiş olsa da temsil düzeyinin henüz netleşmediği bildiriliyor. Paris, konferansın bu tür stratejik ve barışçıl bir misyona katkı sunmak isteyen tüm ülkelere açık olduğunu ve savaşa taraf olmayan devletlerin de sürece dahil olabileceğini özellikle vurguluyor.

tyhy6
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 15 Nisan’da Pekin’de Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki Rus heyetiyle yaptığı görüşmeden (Reuters)

Ancak konferansın en büyük katılımcı eksikliğinin ABD olacağı belirtiliyor. Fransız kaynaklar, Washington ile sürekli temas halinde olunduğunu, ABD’nin konferansın düzenlenmesine ‘itiraz etmediğini’ ve Paris’in Amerikan yönetimiyle tam şeffaflık içinde çalıştığını ifade ediyor. Buna rağmen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda Avrupa ve NATO liderlerine yönelik eleştirilerinin sürdüğü aktarılıyor.

Paris, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer gibi isimlerin konferansa bizzat katılımını, Avrupa dayanışmasının ciddiyetini ve ortak hareket etme iradesini gösteren olumlu bir işaret olarak değerlendiriyor.

Fransız Cumhurbaşkanlığı kaynakları ise sürecin ilerleyebilmesi için kritik bir koşula dikkat çekiyor. Buna göre, hem İran hem de ABD tarafından güvence verilmesi gerekiyor. İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri ve onlara eşlik eden unsurları hedef almayacağını taahhüt etmesi; ABD’nin ise İran limanlarına giriş-çıkış yapan gemilere müdahale etmeyeceğini garanti etmesi bekleniyor. Başka bir ifadeyle, hedeflenen durumun savaş öncesi statükoya geri dönüş olduğu vurgulanıyor.

Merz, konferansın toplanmasını beklemeden misyona katılım için kendi şartlarını ortaya koydu. Merz’in ilk şartı, doğal olarak ateşkesin sağlanması ve buna ilişkin hukuki güvencelerin oluşturulması oldu. Ayrıca bu sürecin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararıyla resmiyet kazanması gerektiğini vurguladı. Üçüncü şart ise ‘sağlam bir askeri planın hazırlanması’ olarak ifade edildi. Bu üç şartın, Fransız ve İngiliz yaklaşımlarıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu belirtiliyor. Ancak Merz’in ayrıca, söz konusu misyona ABD ordusundan güçlü destek sağlanmasını istediği aktarılıyor. Bu talebin, yeni operasyonun felsefesinin ABD askeri varlığından bağımsızlık üzerine kurulmuş olması nedeniyle önemli bir tartışma yaratabileceği ifade ediliyor.



AP'de kriz: Danimarkalı parlamenter polise şikayet edildi

1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
TT

AP'de kriz: Danimarkalı parlamenter polise şikayet edildi

1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)
1976'da Irak'ta doğan Al Sahlani, tek başına geldiği İsveç'te 15 yaşından beri yaşıyor (AFP)

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) İsveçli üyelerinden Abir Al-Sahlani, Danimarkalı bir parlamenteri, kendisine karşı nefret söylemi kullandığı iddiasıyla polise şikayet etti.

Geçen ay sığınmacıların sınır dışı edilmesinin kolaylaştırılmasına dair oylamanın ardından AP'deki bazı parlamenterlerin "Onları geri gönderin" diye tezahürat yaptığı duyulmuştu.

Bunun üzerine meclise seslenen Al-Sahlani, bu sloganların zor durumdaki masum göçmenleri hedef aldığını ve kendisinin de parlamentoda hiç olmadığı kadar güvensiz hissetmesine yol açtığını söylemişti. 

Irak asıllı parlamenter, "aşırı sağcı faşistlerin" bu tezahüratlarla "yeni bir dip noktayı" gördüğünü söylerken bu konuşma internette de paylaşıldı. 

Buna sosyal medya hesapları üzerinden yanıt veren Finlandiyalı Sebastian Tynkkynen, "Daha fazla ağla" derken Danimarkalı Kristoffer Storm, Al-Sahlani'nin de yurduna dönmesi gerektiğini öne sürdü. 

İnternette ölüm ve tecavüz tehditleri alan Al-Sahlani, İsveç polisine Storm hakkında şikayette bulunduğunu çarşamba açıkladı. Danimarkalı parlamenteri ırkçılık ve nefret söylemiyle suçladı. 

Al-Sahlani, İsveç polisi Tynkkynen'in sosyal medya paylaşımıyla ilgili ne yapabileceğini bilmediği için şikayetin Finlandiyalı parlamenteri kapsamadığını söyledi. 

Guardian'a konuşan Al-Sahlani, şu yorumu yaptı:

Avrupa demokrasisi adına üzüntü duyuyorum. Siyasetçilerimizin seviyesi gerçekten bu kadar düştü mü?

İki sağcı parlamenter de suçlamaları reddediyor. 

AP'de Al-Sahlani'nin de yer aldığı Avrupa'yı Yenile (Renew Europe) grubu, Tynkkynen ve Storm hakkında disiplin soruşturması yürütülmesi için harekete geçti. 

AP Başkanı Roberta Metsola da bu davranışları kınayarak gerekli adımların atılacağını söyledi. 

Guardian, AP'deki radikal ve popülist sağcı parlamenterlerin meclisin neredeyse dörtte birini oluşturduğunu ve bunun bir rekor olduğunu bildiriyor. 

Birleşik Krallık merkezli gazete, azınlıkların AP'de yeterince temsil edilmediğini de öne sürüyor. 

Independent Türkçe, Guardian, Politico


İran saldırısından kurtulan ABD askerleri, komutanlarına tepkili

Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
TT

İran saldırısından kurtulan ABD askerleri, komutanlarına tepkili

Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)
Ölen askerler için düzenlenen törende golf şapkası takan Trump bu tercihiyle tepki toplamıştı (Reuters)

Washington Post, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı operasyona yanıt veren İran'ın 1 Mart'ta Kuveyt'in Şuayba Limanı'ndaki Amerikan askerlerine düzenlediği saldırıyı mercek altına aldı. 

Üsten sorumlu Amerikalı generallerin, 6 ABD askerinin öldüğü, onlarcasının da yaralandığı drone saldırısından önce harekat merkezinin İran'ın hedefi olabileceği ve orada yeterli savunma önlemlerinin bulunmadığı uyarılarına kulak asmadığı bildirildi. 

Saldırıdan sağ kurtulan askerlerin ve tanıkların da aralarında bulunduğu 17 kişiye dayandırılan haberde, drone saldırısı sırasında Tuğgeneral Clint Barnes'ın harekat merkezini terk ederek sığınağa kaçtığı ama emrindeki askerlerin geride kaldığı belirtildi. 

Barnes'ın beraberinde kaçmasını söylediği asker, geri dönüp arkadaşlarını kurtarmak istediğini ama komutanının olduğu yerde kalmasını emrettiğini ileri sürdü.

Yine de harekat merkezine dönen asker, Barnes'ın kendisiyle gelmediğini sözlerine ekledi.

Amerikan gazetesinin haberinde suçluluk duyan bazı askerlerin, ölen silah arkadaşları için ellerinden gelen her şeyi yapmadıklarını düşündükleri aktarıldı. 

Yaralı askerlerin de ABD ordusunun sağlık sisteminden yeterli bakım alamadıklarını vurguladığı ifade edildi. 

Barnes ve Tümgeneral John Hinson, Washington Post'un yorum taleplerine dönmedi. ABD Ordusu'ndan gelen yanıttaysa askerlerin şikayetlerine doğrudan cevap verilmedi. Ancak komutanlar ve aldıkları kararlar savunuldu.

Washington Post, saldırıya dair yürütülen soruşturmada da komutanlarda herhangi bir suç bulunmadığını bildirdi. 

Gazetenin kaynakları, kimsenin ceza almayacağına inandıklarını belirtti. 

Saldırı sırasında üste olan Binbaşı Stephen Ramsbottom, "Eğer bu hatalardan ders çıkarmazsak gelecekte başkaları da bizimle aynı duruma düşecek" dedi. 

Independent Türkçe, Washington Post, Jerusalem Post


Lindsey Graham'ın yerine geçmek için Cumhuriyetçiler arasında yarış başladı

Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
TT

Lindsey Graham'ın yerine geçmek için Cumhuriyetçiler arasında yarış başladı

Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)
Lindsey Graham, 28 Ocak 2003'te Donald Trump ile bir seçim etkinliğinde (AP)

ABD Kongresi, yaklaşık iki haftalık yasama tatilinin ardından pazartesi günü yeniden çalışmalarına başlıyor. Ancak bu kez atmosfer önceki oturumlardan tamamen farklı olacak. Senatörler, Genel Kurul ve komite toplantılarına, cumartesi gecesi geçirdiği ani sağlık sorunu nedeniyle hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham'ın boş kalan koltuğunun gölgesinde girecek. Cumhuriyetçi Parti'de Graham'ın yerine geçecek isim için yarış şimdiden başladı.

Büyük bir boşluk

Graham, hem iç hem de dış politika alanındaki etkili rolü nedeniyle Senato'da önemli bir boşluk bıraktı. Sert siyasi çıkışlarıyla tanınmasına rağmen, Kongre kariyeri boyunca Demokratlarla birçok uzlaşının sağlanmasında da aktif rol oynadı.

Demokrat Senatör Elizabeth Warren da buna dikkat çekerek, "Pek çok konuda anlaşamasak da, Lindsey her zaman iyi niyetle müzakereye hazırdı ve hızlı zekâsıyla öne çıkıyordu" dedi.

Graham'ın yokluğu, Cumhuriyetçi Parti yönetimini siyasi açıdan kritik bir dönemde zor durumda bıraktı. Parti liderleri hem kendi içlerindeki görüş ayrılıklarını gidermeye hem de Kongre'deki Cumhuriyetçilerin performansından memnun olmayan ABD Başkanı Donald Trump'ın güvenini yeniden kazanmaya çalışıyor.

sdvevf
Lindsey Graham, 7 Ocak 2003'te dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney huzurunda yemin ederken (AP)

Graham, Senato Çoğunluk Lideri John Thune ile Beyaz Saray arasındaki en önemli iletişim kanallarından biri olarak görülüyordu. Özellikle Trump'ın "Amerika'yı Kurtar" adlı seçim paketinin Senato'da oylanması için Thune üzerindeki baskısını artırdığı son dönemde bu rol daha da önem kazanmıştı.

Thune, Graham'ı "çok sayıda başkanın ve dünya liderinin görüşlerine başvurduğu güvenilir bir danışman" sözleriyle andı.

Komisyon çalışmaları aksayacak

Graham, Trump'ın sık sık övdüğü Büyük ve Güzel Yasa Tasarısı’nın Senato'daki ilerleyişini şekillendiren Bütçe Komitesi'nin başkanlığını yürütüyordu.

Aynı komite, "Amerika'yı Kurtar" paketini de içerebilecek uzlaşma tasarısını görüşmekle görevli. Bu nedenle Graham'ın yokluğu, Cumhuriyetçi senatörler yeni bir başkan seçene kadar komitenin çalışmalarını aksatacak.

sdfergtgt
Lindsey Graham, 14 Ocak 2009'da dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile birlikte konuşma yaparken (AP

Komitenin başkanlığı için Trump'a yakın isimlerden Senatör Ron Johnson'ın öne çıkması bekleniyor.

Graham ayrıca dış bütçeden sorumlu Ödenekler Alt Komitesi'nin başkanlığını yürütüyor, bunun yanında başta Senato Yargı Komitesi olmak üzere birçok önemli komitede etkin rol oynuyordu.

Graham'ın yerine kim gelecek?

Cumhuriyetçiler, Graham'ın ardından oluşan boşluğu doldurmaya çalışırken gözler Güney Carolina'yı Senato'da temsil edecek yeni ismin belirlenmesine çevrildi.

Eyalet yasaları uyarınca Cumhuriyetçi Vali Henry McMaster, Graham'ın görev süresinin sona ereceği 3 Ocak 2027'ye kadar görev yapacak geçici bir senatör atayacak.

Bu görev için adı geçen isimlerden biri de Graham'ın kız kardeşi Darlene Graham Nordone oldu.

Asıl mücadele ise Cumhuriyetçi Parti'nin kasım ayında yapılacak ara seçimlerde yarışacak adayının belirlenmesi olacak.

sxdvfgbhy
Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'ın ölümünün ardından ABD Kongre Binası'nda (Capitol) Amerikan bayrağı yarıya indirildi (Reuters)

Graham, parti ön seçimlerini ciddi bir rakiple karşılaşmadan kazanmış ve Güney Carolina'daki Demokrat aday Annie Andrews'e karşı Cumhuriyetçilerin adayı olmuştu.

Eyalet yasalarına göre olağanüstü adaylık başvuruları 21 Temmuz'da başlayacak ve 28 Temmuz'da sona erecek. Özel ön seçim ise 11 Ağustos'ta yapılacak.

Şimdiden birçok Cumhuriyetçi isim adaylık sinyali verdi.

Valilik yarışını kaybeden Temsilciler Meclisi üyesi Nancy Mace, Senato koltuğu için aday olmayı değerlendirdiğini açıkladı.

Yine valilik seçimlerini kaybeden Temsilci Ralph Norman da adaylıkla ilgilendiğini belirterek, Trump'tan destek istediğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın parti adayının belirlenmesinde belirleyici rol oynaması bekleniyor.

Trump, kimi destekleyeceği sorusuna ise, "Aklımda çok iyi olduğunu düşündüğüm biri var. Ancak Senatör Graham'ın anısına saygı gereği şu an herhangi bir isim vermek istemiyorum" yanıtını verdi.