İran Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağlıyor

300 ile 700 kilometre arası mesafelerdeki hedefleri vurabiliyor

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
TT

İran Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağlıyor

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)

Altı farklı kaynağın Reuters'e verdiği bilgiye göre İran, ABD yaptırımlarına tabi iki ülke arasındaki askeri işbirliğini pekiştiren bir hamleyle müttefiki Rusya'ya çok sayıda karadan karaya balistik füze sağladı.

Üç İranlı kaynak, Tahran'ın, aralarında Zülfikar füzesi gibi Fatih-110 ailesinden birçok kısa menzilli balistik füzenin bulunduğu 400'e yakın füze sağladığını bildirdi. Uzmanlar, bu mobil füzenin 300 ila 700 kilometre arasındaki mesafelerdeki hedefleri vurabildiğini söylüyor.

İran'ın balistik füze programını denetleyen İslam Devrim Muhafızları Birliği ve İran Savunma Bakanlığı yorum yapmaktan kaçınırken Rusya Savunma Bakanlığı ise yorum talebine henüz yanıt vermedi.

İranlı bir kaynağın aktardığına göre bu yöndeki sevkiyatlar, İran ve Rus askeri ve güvenlik yetkilileri arasında geçen yılın sonlarında Tahran ve Moskova'da yapılan toplantılarda anlaşmanın imzalanması ardından Ocak ayında başladı.

Verdiği bilgilerin hassasiyeti nedeniyle isminin gizli kalmasını isteyen İranlı bir askeri yetkili, en az dört füze sevkiyatı yapıldığını, önümüzdeki haftalarda daha fazlasının da geleceğini söyledi. Ancak daha fazla ayrıntı vermeyi reddetti.

Bir başka üst düzey İranlı yetkili, füzelerin bir kısmının Hazar Denizi üzerinden gemiyle Rusya'ya gönderildiğini, diğerlerinin ise hava yoluyla taşındığını söyledi.

Diğer bir İranlı yetkili ise “Daha fazla sevkiyat olacak. Bunu saklamanın bir anlamı yok. İstediğimiz ülkeye silah ihraç edebiliriz” vurgusunda bulundu.

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, bir deniz seyir füzesi hakkında Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (EPA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, bir deniz seyir füzesi hakkında Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (EPA)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) İran'ın belirli füze, insansız hava aracı ve diğer teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamaları 18 Ekim'de sona erdi.

ABD ve Avrupa Birliği (AB), Orta Doğu'daki vekillerine ve Rusya'ya silah ihracatıyla ilgili endişeleri nedeniyle İran'ın balistik füze programına yönelik yaptırımları sürdürüyor.

Konuyu bilen dördüncü bir kaynak, Rusya'nın yakın zamanda İran'dan çok sayıda füze aldığını doğruladı, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby, ABD'nin, Moskova'nın Kuzey Kore'den aldığı füzelere ek olarak Tahran'dan da kısa menzilli balistik füzeler almaya yakın olmasından endişe duyduğunu bildirdi.

ABD'li bir yetkili ise Washington'un görüşmelerin aktif bir şekilde ilerlediğine dair kanıtlar bulundurduğunu, ancak sevkiyatların teslim edildiğine dair henüz bir belirti olmadığını söyledi.

Ukrayna Başsavcısı, Cuma günü yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin Rusya'ya sağladığı balistik füzelerin savaş alanında güvenilmez olduğunun kanıtlandığını, 24 füzeden sadece ikisinin hedefi vurduğunu bildirdi. Moskova ve Pyongyang, Kuzey Kore'nin Rusya'ya Ukrayna'da kullanılan mühimmatlardan sağladığı iddialarını yalanladı.

Monterey'deki Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü uzmanı Jeffrey Lewis, Fatih-110 füze ailesi ve Zülfikar füzelerinin hassas silahlar olduğunu söyledi.

Bunların hassas vuruşlar gerektiren yüksek değerli nesneleri hedeflemek için kullanıldığını belirten Lewis, 400 mühimmat başlığının ciddi hasara yol açabileceğini de sözlerine ekledi.

ABD'nin Ukrayna'ya yardımı ertelendi

Ukraynalı bir askeri kaynak, Kiev'in İran balistik füzelerinin Rus kuvvetleri tarafından kullanıldığını tespit etmediğini söyledi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri Sözcüsü Yuri Ignat, İran'ın Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağladığına dair resmi bir bilgi bulunmadığını söyledi. Ukrayna televizyonuna konuşan Ignat, “Şuana dek resmi kaynaklarımızın, özellikle bu kadar büyük sayıda füzenin alındığına dair hiçbir bilgisi yok” vurgusunda bulundu.

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zagorodnyuk, Kongre'nin büyük bir ABD askeri yardım paketini onaylamasındaki gecikmenin Ukrayna'nın mühimmat ve diğer malzeme sıkıntısı çekmesine yol açtığı bir dönemde Rusya'nın ise füze cephaneliğini desteklemek istediğini belirtti.

Hükümete tavsiyelerde bulunan bir güvenlik kuruluşu olan Kiev merkezli Savunma Stratejileri Merkezi'nin Başkanı Zagorodnyuk, “Amerikan desteğinin olmayışı, Ukrayna'nın kara hava savunmasında eksikliklere neden oluyor. Bu nedenle Rusya'nın füze stoku oluşturmasını ve Ukrayna hava savunmasını delere geçmesini istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Kiev, defalarca kez Tahran'dan Rusya'ya Şahid intihar insansız hava araçları tedarikini durdurmasını istedi. Bu füzeler, Moskova'nın Ukrayna şehirlerine ve altyapısına yönelik uzun menzilli saldırılarının yanı sıra çeşitli füze türlerinde de önemli bir unsur haline geldi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri, Aralık ayında Rusya'nın savaş sırasında yüzlerce kilometre uçabilen ve çarpma anında patlayabilen 3 bin 700 adet Şahid insansız hava aracı fırlattığını söyledi.

Philadelphia merkezli bir düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü'nden Rob Lee, İran'ın Fatih-100 ve Zülfikar füzelerini tedarik etmesinin savaşta Rusya'ya önemli bir avantaj sağlayacağı belirtildi.

Lee, “Askeri hedefleri derinlemesine vurmak için kullanılabilirler. Balistik füzelerin Ukrayna hava savunması tarafından engellenmesi daha zor” ifadelerini kullandı.

Askeri diplomasi

İran başlangıçta Rusya'ya insansız hava aracı sağladığını reddetmiş, ancak birkaç ay sonra ise Moskova'nın 2022'de Ukrayna'ya savaş başlatmadan önce az sayıda insansız hava aracı sağladığını bildirmişti.

İran’daki radikal muhafazakar yönetim, Rusya ve Çin ile ilişkilerini, bu ilişkilerin Tahran'ın siyasi izolasyonunu sona erdirmesine ve ABD yaptırımlarının etkisini hafifletmesine yardımcı olabileceği düşüncesiyle derinleştirmek istiyor.

İran ve Rusya, Rusya ile Ukrayna arasında savaşın başladığı Şubat 2022'den bu yana savunma iş birliğini yoğunlaştırdı.

İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD yaptırımlarına karşı askeri diplomasiyi harekete geçirme konusundaki çıkarları bağlamında Moskova'ya giden bir askeri heyete başkanlık etmişti.

12 Eylül'de Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade ile Tahran'da yaptığı askeri görüşmelerin oturum aralarında, Devrim Muhafızları'ndaki füze ve insansız hava aracı sergisini ziyaret etti.

Rusya Kara Kuvvetleri Başkomutanı Oleg Salyukov ve İran Kara Kuvvetleri Başkomutanı Kiyumers Haydari, Ağustos ayında Moskova'daki Meçhul Asker Anıtı’nda (Rusya Savunma Bakanlığı)
Rusya Kara Kuvvetleri Başkomutanı Oleg Salyukov ve İran Kara Kuvvetleri Başkomutanı Kiyumers Haydari, Ağustos ayında Moskova'daki Meçhul Asker Anıtı’nda (Rusya Savunma Bakanlığı)

Geçtiğimiz Aralık ayında Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya ve İran'ın iki ülke arasında yeni bir büyük ticaret anlaşmasına yönelik çalışmaları hızlandıracağını açıklamıştı. Bir hafta öncesinde ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi, Moskova'da ayrıntılı görüşmelerde bulunmuştu.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kaani, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Tahran'ın Rusya'ya insansız hava aracı teslim etmesiyle ilgili bir soruya verdiği yanıtta, “İran'ı Ukrayna'daki savaşın taraflarından birine silah sağlamakla suçlayanlar bunu siyasi amaçlarla yapıyor. Biz o savaşa katılmaları için insansız hava aracı sağlamadık” ifadelerini kullandı.

İran Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Rıza Talainik, Salı günü düzenlediği basın toplantısında, “İran ile Rusya arasındaki askeri işbirliği geçmişe dayanıyor. Ukrayna'daki savaşla hiçbir ilgisi yok.

Ukrayna'daki savaş, Rusya ile ilişkilerimizi etkilemedi” vurgusunda bulundu.

Reuters’a konuşan Talainik, “Rusya ile yapılan bu askeri ortaklık, İran'ın savunma kabiliyetini dünyaya gösterdi. Bu, Ukrayna ile yaşanan çatışmada Rusya'nın yanında yer aldığımız anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Bilgili bir Batılı diplomat, İran balistik füzelerinin son haftalarda Rusya'ya teslim edildiğini doğruladı. Ancak daha fazla ayrıntı vermedi. Batılı ülkelerin, Moskova ile Tahran arasındaki silah alışverişinin İran'ın ABD ve İsrail ile herhangi bir olası çatışmada kabiliyetini güçlendirebileceğinden endişelendiğini de ekledi.

İran, Kasım ayında Rusya'nın kendisine Su-35 savaş uçağı, Mi-28 saldırı helikopteri ve Yak-130 eğitim uçağı tedarik etme yönündeki düzenlemeleri tamamladığını bildirmişti.

Siyasi risk analizi danışma grubu Eurasia Group analisti Gregory Brew, Rusya'nın İran için uygun bir müttefik olduğunu söyledi. Aynı zamanda, “İlişki karşılıklı. İran, insansız hava araçları karşılığında daha fazla güvenlik işbirliği ve bilhassa modern uçaklar olmak üzere gelişmiş silahlar bekliyor” ifadelerini kullandı.



İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.