Portekiz erken seçim için pazar günü sandık başına gidiyor

Anketler çok az farkla da olsa sağ ittifakın seçimlerden birinci parti çıkacağını ve aşırı sağın yükselişe geçeceğini iddia etse de azınlık veya koalisyon hükümeti kaçınılmaz görünüyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Portekiz erken seçim için pazar günü sandık başına gidiyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Portekiz, eski Başbakan Antonio Costa'nın yakın çevresinde çıkan yolsuzluk iddiaları nedeniyle Kasım 2023'te istifa etmesinin ardından 10 Mart Pazar günü erken genel seçime gidiyor.

Son 5 yılda üçüncü kez genel seçim için sandık başına gidecek olan Portekizliler, ülkede diktatörlüğün son bulduğu, 24 Nisan 1974 tarihli Karanfil Devrimi'nin 50. yılında siyasi istikrar arasa da anketler, azınlık veya koalisyon hükümetini kaçınılmaz gösteriyor.

Anketler, ülkede 9 yıldır ana muhalefette olan sağ görüşlü Sosyal Demokrat Partinin (PSD), Hristiyan Demokratlar (CSD) ile kurduğu Demokratik İttifakın (AD) seçimlerden birinci çıkacağını, mevcut durumda tek başına iktidarda olan Sosyalist Partinin (PS) de az bir farkla ikinci sırada yer alacağını belirtiyor.

Ancak 230 sandalyeli Portekiz Meclisi'nde AD'nin en fazla 100 milletvekiline sahip olması beklendiğinden ve 116 olan mutlak çoğunluğu elde edemeyeceğinden hükümeti kurmak için dışarıdan destek almasının zorunlu olacağı görüşü ağırlık basıyor.

- Aşırı sağcı Chega'nın büyük bir yükselişe geçmesi bekleniyor

Anketlere göre, ülkede normal şartlarda gelecek 4 yıl için iktidarı belirlemede kilit rol oynaması öngörülen aşırı sağın ise yükselişe geçeceği tahmin ediliyor.

Eski bir futbol yorumcusu olan Andre Ventura'nın liderliğini yaptığı aşırı sağcı Chega'nın, 2019'da sadece 1 olan milletvekili sayısını 2022'deki seçimlerde 12'ye çıkardıktan sonra pazar günü 35'e kadar yükseltmesi bekleniyor.

sdvdw
Fotoğraf: AA

Portekiz siyasetinde son iki yıldır üçüncü büyük siyasi parti konumunda olan Chega'nın bu seçimlerde konumunu daha da güçlendirmesi ve belirleyici olması görüşü ağırlık kazanıyor.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde mevcut durumda beş ülkede (İtalya, Macaristan, Polonya, Finlandiya ve Letonya) iktidarda, İsveç'te de hükümete dışarıdan destekle aşırı sağcı partiler bulunurken, Portekiz'in de bu listeye girmesi kuvvetle muhtemel gözüküyor.

Anketlerde, AD yüzde 28-32, PS yüzde 24-29, Chega yüzde 15-20 aralığında oy alabilecek kapasitede bulunurken, seçimlere katılan siyasi partiler arasında sağ blokun oylarının yüzde 50-51, sol blokun oylarının da yüzde 46-48 aralığında olacağı iddia ediliyor.

Portekiz'in yeni başbakanı ise PSD ve aynı zamanda AD'nin lideri olan Luis Montenegro ya da 2015'ten bu yana başbakanlık yaptıktan sonra istifa eden Costa'nın yerine Aralık 2023'te PS'nin genel sekreterliğine seçilen, eski Altyapı ve Konut Bakanı Pedro Nuno Santos olacak.

PS, 2022'deki son seçimlerde Costa ile yüzde 41,37'lik oy oranına sahip olarak rekor kırsa da yolsuzluk soruşturmalarından, güven eksikliğinden ve ülkedeki siyasi istikrarı bozmasından dolayı büyük zarar gördü.

- Seçimlere ilgi göstermeyen Portekizlilerin öncelikli sorunu yolsuzluk, konut ve sağlık

Son olarak 30 Ocak 2022'de seçimin yapıldığı ve yüzde 3,6'lık bir artış olmasına rağmen katılımın sadece yüzde 52 olduğu Portekiz'de, kayıtlı 10,8 milyon seçmenin bu kez de sandığa ilgi göstermesi beklenmiyor.

Portekiz Cumhurbaşkanı Marcelo Rebelo de Sousa da bu soruna dikkati çekerek, "50 yaşına giren bir demokraside, giderek yaşlanan demokrasilerin evrimini takip etmememiz çok önemlidir. Oy verebilen herkesin sandığa gitmesi önemlidir." çağrısında bulundu.

Anketlere göre Portekizliler son dönemde oldukça gündemde olduğu için yolsuzluk başta olmak üzere, konut, sağlık ve göçmen sorunlarına öncelik gösteriyor.

Siyasetçilerin kamu ihalelerinde komisyon ya da nüfuzunu kullanarak haksız kazanç sağladığına ilişkin iddialar sadece kasım ayında olduğu gibi eski Başbakan Costa'nın özel kalem müdürü ve bir danışmanının da aralarında olduğu 5 kişinin gözaltına alınmasıyla sınırlı kalmamış, geçmişte farklı siyasi partilerdeki belediyelerde de benzer yolsuzluklar gündeme gelmişti.

Ülkedeki en büyük sosyal kriz ise konut sorunu olarak biliniyor.

Özellikle gençleri ve yaşlıları etkileyen konut sorunu yüzünden iki yıldır sürekli sokaklara dökülüp gösteri yapan Portekizliler, son 30 yılın en yüksek seviyesinde olan kira ve ev fiyatlarındaki artışın yanı sıra Lizbon ve Porto gibi büyük şehirlerde oldukça sık kullanılan sadece turistlere yönelik ev kiralanmasına ve boş tutulan dairelere de karşı çıkıyor.

AB ülkeleri arasında asgari ücrete ödediği 886 avro ile 10. sırada olan Portekiz'de büyük şehirlerde sadece bir odanın kirası aylık ortalama 500 avro olarak belirtilirken, idealista.pt emlak sitesine göre ev fiyatlarının da son bir yılda yüzde 26,3 arttığı ifade ediliyor.

Sağlık sektörü de toplum içinde en fazla tartışılan konuların başında gelirken, geç verilen ameliyat tarihleri, uzun bekleme sıraları ve personel yetersizliği sivil toplum kuruluşlarınca eleştiriliyor.

- Ekonomik istikrarın bu yıl devam etmesi bekleniyor

Bu arada 2011 yılında yaşadığı ekonomik krizi başarılı bir şekilde atlatan ve ekonomik açıdan istikrarlı bir dönemde olan Portekiz, 2009'dan bu yana ilk defa yüzde 100'ün altına düşürdüğü kamu borç oranını 2023'te gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 98,7'sine kadar çekmeyi başardı.

Mevcut sol iktidarının 2024 yılı bütçesini Meclis'ten rahat bir şekilde geçirmesinden dolayı bu yıl için istikrarını koruması beklenen Portekiz ekonomisi, aynı zamanda uzun vadeli borçlanma maliyetlerinin yüzde 3 civarında olmasından İspanya, İtalya ve Yunanistan'a göre daha avantajlı konumda bulunuyor.

İstatistiklere göre 2023'te yüzde 2,3'lük ekonomik büyüme kaydeden Portekiz'de, kişi başına düşen milli gelir 25 bin 760 avro, işsizlik oranı ise yüzde 6,5 seviyesinde.

- Ülke nüfusunun yüzde 10'una yakını göçmen

Diğer yandan özellikle aşırı sağın söylemlerinde alet ettiği göçmenler konusu da Portekiz'de yavaş yavaş siyasi sorunlar arasında yer almaya başladı.

Son istatistiklere göre Portekiz'de kayıtlı göçmen sayısı, ülke nüfusunun yüzde 10'una yaklaşarak 1 milyonun üzerine çıkarken, 10 yıl öncesine göre iki kata varan artış olması dikkati çekiyor.

Portekiz'de yaşayan Türk nüfusu da benzer şekilde son yıllarda 3 kata yakın bir artışla 1900'ler civarında bulunuyor.

- Portekiz-Türkiye ilişkileri

Türkiye ile Portekiz arasında 1843 yılına kadar uzanan siyasi ilişkiler, 1957'den itibaren karşılıklı atamalarla büyükelçilik seviyesine çıkarıldı.

İki ülke arasında şimdiye kadar bir kez, o da 2015 yılında hükümetlerarası zirve yapıldı.

THY, 2012'den bu yana Lizbon-İstanbul arasında günlük seferlere başlarken, mevcut durumda Lizbon’a günde iki olmak üzere haftada 14 ve Porto’ya günde 1 olmak üzere haftada 7 uçuş düzenleniyor.

- Meclis'in mevcut dağılımı

Portekiz'de 230 sandalyeli Meclis'in mevcut dağılımı ise şöyle:

PS 120, PSD 77, Chega 12, Liberal Girişim (IL) 8, Sol Blok (BE) 5, Portekiz Komünist Partisi (PCP) 6, Portekiz Doğa ve Hayvan Korumacı Parti (PAN) 1, Özgür 1.

Ipespe adlı şirketin 6 Mart'ta yayınladığı anket sonuçları:

PSD'nin en büyük ortağı olduğu sağ ittifak AD 98, PS 74, Chega 35, IL 9, BE 6, Özgür 4, Üniter Demokratik Koalisyon (CDU) 4.



İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
TT

İran, AB üyesi ülkelerin silahlı kuvvetlerini “terör örgütü” olarak sınıflandırdı

İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)
İran'ın güneyinde yapılan tatbikat sırasında DMO üyeleri (Wana - Reuters)

İran, Avrupa Birliği (AB) üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini terör örgütü olarak tanımladı.

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Tahran'ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) terör örgütü olarak sınıflandıran AB'nin ‘yasadışı ve haksız’ olarak nitelendirdiği karara yanıt olarak harekete geçeceği belirtildi.

AB'nin 19 Şubat'ta aldığı karara yanıt olarak yayınlanan açıklamada, “Avrupa hükümetleri, İran silahlı kuvvetlerinin resmi bir kolu olan Devrim Muhafızlarını terör örgütü olarak tanımladığından, İran da karşılıklılık ilkesine dayalı önlemler alacaktır” denildi.

Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığına göre Tahran’ın kararı 2019 yılında çıkarılan ‘ABD’nin DMO’yu Terör Örgütü Olarak Tanımlamasına Karşı Misilleme Tedbirleri Yasası'nın 7’nci maddesine dayanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin bu konudaki kararını herhangi bir şekilde destekleyen veya buna uyan tüm ülkeler, İran tarafından benzer tedbirlere tabi tutulacaktır” açıklamasında bulundu.

Açıklama şöyle devam etti:

“Bu yasa ve 4’üncü madde dahil olmak üzere hükümleri uyarınca İran, AB üyesi tüm ülkelerin deniz ve hava kuvvetlerini bu yasanın hükümlerine tabi kabul etmekte ve bunları terörist örgütler olarak sınıflandırıp ilan etmektedir.”

Bakanlık, bu önlemin İran'ın iç hukuku çerçevesinde, Avrupa hükümetlerinin uluslararası hukuk ilkelerini açıkça ihlal etmesine yanıt olarak alındığını vurgulayarak açıklamasını sonlandırdı.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.