Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

Mevcut başkandan duyulan memnuniyetsizlik ve eski başkanın politikalarından faydalanmak savaşın sonucunu belirleyebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
TT

Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)

Tarık eş-Şami

Joe Biden ve Donald Trump, ABD'de 1892'den bu yana görevdeki bir başkan ile eski bir başkan arasında yapılacak ilk seçimde karşı karşıya gelmeye hazırlanırken, bu süreçte Trump için cesaretlendirici, rakibi için ise endişe verici işaretler görülüyor. Biden'ın tüm seçim kampanyası boyunca Trump'a tercih edildiği 2020'nin aksine, bu kez özellikle Trump'ın politikalarından Biden'a kıyasla kişisel olarak yararlandıklarına inanan siyahi ve Latin seçmenler Biden’ın yolunu zorlaştırıyor. Peki bu ne anlama geliyor ve bu değişimin nedeni nedir?

Güneş kadar parlak

Eğer ABD başkanlık seçimleri bugün yapılsaydı, sonuç eski Başkan Donald Trump'ın lehine olacaktı. Son birkaç hafta içinde The New York Times ile Siena College, CBS News ile YouGov, Fox News ve The Wall Street Journal tarafından yayınlanan ve Trump'a rakibi karşısında iki ila dört puan arasında bir fark veren tüm anketler güneş kadar parlak bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Her ne kadar bu sonuçlar resmi olarak kamuoyu yoklamalarında hata payı dahilinde olsa da genel seçimlerde rakibi karşısında kendisini son 75 yılda Beyaz Saray'da oturan herhangi bir başkandan daha kötü bir konumda bulan Biden için kasvetli bir tablo çiziyor. Zira son anketler Biden'ın 2020'deki başarısının ardında yatan tabanını, salıncak eyaletlerde küçük bir farkla kaybetmeye başladığını gösteriyor.

New York Times ve Siena College tarafından kısa süre önce yapılan bir anket, siyahi Amerikalıların eski başkana desteğinin yüzde 23'e yükseldiğini ve Trump'ın Latin kökenliler arasında Biden'a karşı yüzde 46'ya yüzde 40'lık doğrudan bir üstünlüğü olduğunu gösterdi.

Siyahiler ve Latinler

Siyahiler ve Latinler için yapılan anket sonuçları sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda Seçiciler Kurulu oylamasının galibini belirleyen savaş alanı olarak adlandırılan eyaletlerde de endişe yaratıyor.

Kasım ayında New York Times ve Siena College'in Arizona, Georgia, Michigan, Nevada, Pensilvanya ve Wisconsin olmak üzere altı eyalette yaptıkları anket sonuçları, siyahilerin yüzde 22'sinin, Latinlerin ise yüzde 42'sinin Trump'a oy vereceğini ortaya koydu.

Pew Araştırma Merkezi’ne göre bu eğilimler devam ederse sonuçlar, 2020'deki başarısının temelini siyahi ve Latin oyları oluşturan Biden için felaket olacak. Çünkü Biden, Trump'ın yüzde 8'ine karşılık siyahilerin yüzde 92'sinin ve Trump'ın yüzde 38'ine karşılık Latin oylarının yüzde 59'unu kazandı.

Ekonomik faktörler

ABD'deki liberal medya ve basın, Barack Obama'nın doğum belgesi hakkında komplo teorileri yayan, Meksika vatandaşlarını kötüleyen ve eski Ulaştırma Bakanı Elaine Chao ile Asyalı olduğu için alay eden bir ırkçı olarak tanımladıkları Trump'ı beyaz olmayanların neden desteklediğini anlayamıyor gibi görünse de durum o kadar da karmaşık değil.

Veriler, siyahi ve Latin Amerikalıların yarısından fazlasının mevcut ekonomik koşulları kötü olarak değerlendirdiğini gösterirken, siyahilerin yüzde 26'sı ve Latin Amerikalıların yüzde 37'si Trump'a oy vereceklerini çünkü politikalarının kişisel olarak kendilerine fayda sağladığını belirtiyor.

xsdv fbrt
Biden ve Trump arasındaki ABD seçim kampanyası faaliyetleri (AFP)

Wall Street Journal'a göre Kovid-19 salgınından önce, çoğu siyahi ve Latin kökenli on milyonlarca işçi sınıfı seçmen düşük enflasyon, düşük işsizlik ve artan ücretlerin tadını çıkarıyordu. Azınlıkların daha büyük bir paya sahip olduğu en düşük gelir dilimindeki ABD’lilerin haftalık ücreti, Barack Obama döneminde çeyrek başına ortalama 88 sentlik ücret artışına kıyasla, Trump'ın başkanlığının ilk üç yılında çeyrek başına 4,24 dolar arttı.

Azınlık çatışması

Trump'ın siyahi ve Latin azınlıklar arasındaki gücünün son yirmi yılda hiçbir Cumhuriyetçi başkan adayında görülmeyen bir düzeye ulaşması, Demokratları son yıllarda kazanmak için güvendikleri Latin seçmenlerin büyük çoğunluğunu korumak için savunmaya geçmeye sevk etti. Bu durum, 2024 seçimlerinin çarpıcı gerçeğini gözler önüne seriyor. Beyaz Saray ve ABD Kongresi için mücadele, ırksal olarak farklı eyaletlere kayarken, her iki partinin de siyahi, Asyalı ve Latin seçmenleri içeren koalisyonlara güvenmesi gerektiğinden, hiçbir parti tek başına beyaz seçmenleri kazanamaz.

Bu önem artışının nedeni, Latin kökenli seçmenlerin bu yıl tüm seçmenlerin tahminen yüzde 15'ini oluşturmasıdır. Latin kökenli seçmenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü belirlemeye aday birçok kararsız bölgenin bulunduğu Kaliforniya'daki seçmenlerin yüzde 33'ünü oluşturuyor. Bu durum, Latinlerin neredeyse her dört seçmenden birini oluşturduğu Arizona ve Nevada gibi salıncak eyaletlerde de yankı buluyor ve onları hem başkanlık hem de Senato'daki güç dengesini değiştirebilecek bir konuma getiriyor.

Başkan Biden 2020'de Arizona, Georgia ve Nevada'da Trump'a karşı kazandığı zaferlerde bu etnik azınlıklara büyük ölçüde güvendiyse de bu yıl iki parti arasındaki büyük savaş, her iki partinin de çok sayıda Latin seçmeni kendilerine oy vermeye ikna etmek için büyük yatırımlar yaptığı aynı eyaletlerde yaşanacak.

ABD genelinde, hiçbir aday Latin seçmenlerin son 20 yıldaki patlayıcı büyümesini görmezden gelemez. 2020'ye göre yaklaşık dört milyon, 2008'e göre ise iki kattan fazla bir artışla bu yıl 36 milyon Latin seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu tahmin ediliyor.

Dönüşümün nedenleri

Latinler her ne kadar Demokratlara daha fazla oy verme eğiliminde olsalar da birçoğunun her iki partiye de bağlılığı zayıf. Örneğin 2004 yılında her 10 Latin seçmenden dördü George W. Bush'u seçerek Latinlerin Cumhuriyetçi bir başkan adayına verdiği en büyük desteği gösterdi. Ancak sadece dört yıl sonra Demokratlara verilen destek iki katına çıktı ve 2008 yılında Latin seçmenlerin yaklaşık yüzde 70'i Cumhuriyetçi Senatör John McCain yerine Barack Obama'yı seçti. 2012 ve 2016'da Cumhuriyetçi adaylar Mitt Romney ve Donald Trump'ın her biri başkanlık seçimlerinde Latin oylarının yüzde 29'unu aldı. Ancak bu oran 2020'de yüzde 37'ye yükseldi ve 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilere Latin desteği azaldı.

Ancak 2020'den bu yana Cumhuriyetçiler, Latinlere yönelik desteklerini artırdı ve özellikle Florida, Teksas ve New Mexico'nun bazı bölgelerinde daha fazla ilgi çekti. Adaylar seçmenlerle sık sık İspanyolca iletişim kurdular.

Trump, Latin Amerikalı göçmenler de dahil olmak üzere tüm göçmenler hakkında seçimi kazanması halinde kitlesel sınır dışı etme politikaları uygulayacağını vaat ederek kışkırtıcı söylemlerde bulunmuştu. Ancak anketler birçok Latin kökenli seçmenin kendilerini Trump'ın yorumlarının hedefi olarak görmediğini, onun sınırda bir baskıdan bahsetmesini memnuniyetle karşıladıklarını ve bunun iş sahiplerine ve ekonomiye yardımcı olacağını düşündüklerini ortaya koydu.

Biden'dan duyulan memnuniyetsizlik

Bazı anketler Latin seçmenlerin Demokratlara bakışının olumlu olduğunu ve Pew Araştırma Merkezi'nin bir anketine göre yaklaşık yüzde 80'inin Demokrat Parti'nin kendilerini önemsediğine ve oylarını kazanmaya çalıştığına inandığını gösterse de Latin seçmenler arasındaki değişim, Trump'a duyulan heyecan kadar Biden'a duyulan memnuniyetsizlikle de ilgili gibi görünüyor.

Bunun nedeni kısmen, diğer genç seçmenler gibi genç Latin seçmenlerin de ekonomi ve Gazze'deki savaşla ilgili hayal kırıklıkları nedeniyle Başkan Biden'dan uzaklaşmaları. Bu durum, kürtaj haklarının yükseltilmesinin bu sonbaharda seçmenler için merkezi bir mesele olacağına inanan bazı Demokrat stratejistleri endişelendiriyor.

Kuşak sorunu

Buna ilave olarak Biden, sivil haklar mücadelesinden sonra doğan nesillere mensup genç siyahi seçmenlerle gerçek sorunlarla karşı karşıya. Anketler genç siyahi seçmenler arasında Cumhuriyetçi Parti'ye doğru hafif bir kayma olduğunu gösteriyor. 60 yıldır neredeyse tamamen Demokrat olan bir seçmen kitlesinde Demokrat adayların kaybedeceği birkaç puan ölümcül olabilir.

Siyahi seçmenler arasında dört puanlık bir değişim, Pensilvanya, Georgia, Michigan, Kuzey Carolina ve Wisconsin gibi salıncak eyaletlerde Biden ve Demokratların kaderini belirleyebilir. Siyahi seçmenler arasındaki değişimin bir kısmı da yakın tarihin yansımasıdır. On yıllar boyunca Cumhuriyetçi adayların siyahilerden en az yüzde 10 destek alması alışılmadık bir durum değil.

Araştırmalar ayrıca Latin kökenli seçmenlerin 2024 yılında kendilerini ayrı bir sınıf olarak hissetmediklerini ve kendilerini daha çok Amerikan ulusal karakterinin parçası olarak gördüklerini gösteriyor.

Sayıları giderek artan Asya ve Güney Asya kökenli ABD’liler için bu durum iki kat daha fazla. Tarih, geçmişte Asyalı ABD’lilere yönelik korkunç suiistimallerden bahsetse de bugün Asyalı ABD’lilerin hikayesi, kölelik ve ayrımcılığın birçok nesle yayılan dehşetinden çok farklı.

Muhafazakârlar için derin nefes

Bütün bunlarla birlikte muhafazakârlar ve Cumhuriyetçiler derin bir nefes alabilir ve genel politikalarının ABD'deki hızlı demografik değişim korkusuyla bağlantılı kalmasının ardından nispeten rahatlayabilirler. Bu da onları önemli politika konularını etkileyecek kalıcı azınlık haline getirebilir.

Dolayısıyla sağın, kürtaj politikasında devrim yapan ve göçmenlik konusunda daha sağcı hale gelen muhafazakârların değer verdiği her şeyden ödün vermeden ABD'nin değişen demografik ve kültürel yapısına uyum sağlamaktan başka alternatifi yok.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Destansı Öfke Operasyonu: Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

TT

Destansı Öfke Operasyonu: Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

Destansı Öfke Operasyonu: Trump İran'a saldırı emrini nasıl verdi?

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü öğleden sonra Beyaz Saray'da gazetecilere İran ile nükleer müzakerelerin ilerleyişinden memnun olmadığını söyledi. Bu açıklamadan üç saat sonra, İran'ın en üst düzey liderlerinden Dini Lider Ali Hamaney ve bazı üst rütbeli askeri komutanlar da dahil olmak üzere bir dizi lideri hedef alan bir operasyon başlatılması emrini verdi.

Olaylar şöyle gelişti:

27 Şubat 2026 - Doğu saatiyle (EST) 12:25: Trump, Beyaz Saray'dan Teksas'a doğru yola çıktı ve gazetecilere İran ile dolaylı müzakereler hakkında yaptığı açıklamada, “Gidişattan memnun değilim” dedi.

Bir sonraki adımla ilgili nihai kararını verip vermediğini sorulduğunda, “Hayır, vermedim” yanıtını verdi.

27 Şubat 2026 - saat 15:38 (EST): Teksas'taki etkinliklere giderken Air Force One uçağında bulunan Trump, Destansı Öfke Operasyonu'nun başlatılmasını emretti.

ABD Genelkurmay Başkanı General Dan Keane, pazartesi günü düzenlediği basın toplantısında, “Başkan emri verdi, Destansı Öfke Operasyonu onaylandı... İyi şanslar” dedi.

General Keane, bu emrin ABD Ortak Kuvvetler Komutanlığı’ndan tüm unsurların son hazırlıklarını tamamlamasına neden olduğunu, hava savunma sistemlerinin hazırlandığını ve pilotlar ile mürettebatın saldırı planlarının son provalarını yaptığını açıkladı.

Aynı zamanda, uçuş ekiplerinin son teknoloji silahları yüklemeye başladığını ve iki uçak gemisi taarruz grubu da fırlatma noktalarına doğru hareket etti.

Trump, Teksas'a giderken sosyal medya platformu Truth Social'da birkaç mesaj yayınladı. Bunların arasında, saldırı emri verildikten dokuz dakika sonra yazdığı, ABD yönetiminin Anthropic'in yapay zeka teknolojisini kullanmasını durdurma emri mesajı da vardı. Bu emir, Anthropic ile Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında yapay zeka ile ilgili güvenlik önlemleri konusunda yaşanan olağandışı kamuoyu tartışmasının ardından geldi.

27 Şubat 2026 - saat 16:03 (EST): Trump, Teksas'a vardıktan sonra, Corpus Christi Limanı'nda gazetecilere yaptığı açıklamada, operasyonu onayladığını belirtmeden, müzakerelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ yineledi.

Saldırı kararı almaya ne kadar yakın olduğu sorusuna cevap vermekten kaçındı ve şöyle dedi:

“Size söylemek istemiyorum. Tarihin en büyük haberi olurdu, değil mi?”

28 Şubat 2026 – saat 01:15 (EST): General Keane'in sunduğu takvime göre operasyon başladı. General Keane, “Kara, hava, deniz ve siber uzay gibi tüm alanlarda ABD güçleri, İran'ın ABD'ye karşı savaş operasyonları yürütme ve sürdürme kabiliyetini bozmak, zayıflatmak, engellemek ve yok etmek için tasarlanmış çok katmanlı operasyonları eşzamanlı olarak gerçekleştirdi” açıklamasında bulundu. ABD Genelkurmay Başkanı, operasyona ‘tüm kollarından binlerce askeri personel, yüzlerce gelişmiş dördüncü ve beşinci nesil savaş uçağı, düzinelerce yakıt ikmal uçağı ve uçak gemisi grupları USS Abraham Lincoln ve USS Gerald R. Ford ile bunların hava kanatlarının’ katıldığını açıkladı.

General Keane, kapsamlı bir istihbarat ve gözetleme ağının desteğiyle mühimmat ve yakıt akışının devam ettiğini belirterek, bölgeye daha fazla askerin akın etmeye devam ettiğini doğruladı.

Operasyon, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) Hamaney dahil İranlı üst düzey liderlerin hareketlerini takip etmek için aylarca süren çalışmalarının ardından gerçekleştirildi. Bir kaynak, istihbaratın İsrail ile paylaşıldığını ve cumartesi günkü saldırıların zamanlamasının buna göre ayarlandığını söyledi.

Tahran'da patlamalar duyuldu ve İsrail Savunma Bakanı olağanüstü hal (OHAL) ilan etti. Bir İsrail askeri yetkilisi, bir dakika içinde üç saldırının üç yeri hedef aldığını ve Hamaney ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı ve İran Savunma Bakanı dahil olmak üzere yaklaşık 40 diğer önemli şahsiyetin öldürüldüğünü söyledi.

ds
Şemhani, Nasirzade, Pakpur ve Musavi (Reuters - AFP)

28 Şubat 2026 – saat 16:37: Trump, Truth Social'da Hamaney'in öldüğünü duyurarak, İran Dini Lideri’nin ‘son derece gelişmiş istihbarat ve takip sistemlerimizden kaçamadığını’ söyledi.

1 Mart 2026 – saat 12:21: Trump, paylaşımında ABD güçlerinin ‘İran’a ait dokuz deniz aracını imha edip batırdığını, geri kalanlarını da takip edeceğini ve deniz komuta merkezini büyük ölçüde imha ettiğini’ yazdı.

1 Mart 2026 – saat 16:06: Bir videolu mesajında, ABD ordusu ve ortaklarının İran'da Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tesisleri ve hava savunma sistemleri dahil yüzlerce hedefi ‘birkaç dakika içinde’ vurduğunu söyledi. Hedefleri belirtmeden, saldırıların ‘tüm hedeflerimize ulaşılana kadar’ devam edeceğini ekledi.

Aynı gün üç kaynağa göre ABD yönetiminden yetkililer, Kongre çalışanlarına özel brifinglerde, ABD istihbaratının İran'ın ABD'ye karşı önleyici bir saldırı hazırlığında olduğuna dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Yetkililer, İran füzeleri ve müttefik güçlerinin bölgede daha geniş bir tehdit oluşturduğunu kabul etti.

Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkili, ‘potansiyel yeni İran liderliğinin’ Washington ile görüşmelere açık olduğunu işaret ettiğini söyledi. Trump, The New York Times (NYT) gazetesine verdiği röportajda saldırının ‘dört ila beş hafta’ sürebileceğini de sözlerine ekledi.

frhyjugt
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor (AFP)

2 Mart 2026 – saat 08:00: ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin İran'da ‘ulus inşa’ çabalarına girmediğini ve devam eden saldırıların uzun vadeli bir çatışmanın başlangıcı olmayacağını söyledi. Hegseth, “Burası Irak değil. Bu sonsuz bir süreç değil. Bu geleneksel anlamda bir rejim değişikliği değil, ancak rejim değişti ve dünya bu sayede daha iyi bir hale geldi” diye ekledi.

Öte yandan piyasa işlemleri sırasında, Hürmüz Boğazı yakınlarında tanker trafiğinin kesintiye uğraması nedeniyle Körfez'den gelen arzın kesintiye uğrayacağına dair endişelerin artmasıyla petrol fiyatları sıçradı.

Pazartesi günü ABD petrolünün fiyatı varil başına 71,97 dolara yükselirken, Marine Traffic internet sitesi boğazdan geçen trafiğin cumartesi gününden bu yana yüzde 70 azaldığını bildirdi.

Küresel piyasalar da sarsıldı. ABD vadeli işlemleri Avrupa ve Asya piyasalarındaki düşüşlere paralel olarak geriledi. S&P 500 ve Dow Jones Industrial Average endekslerinin vadeli işlemleri yaklaşık yüzde 1 düştü.


Trump’ın savaştan çıkış stratejisi olup olmadığına dair sorular

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
TT

Trump’ın savaştan çıkış stratejisi olup olmadığına dair sorular

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü Maryland’deki Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ne varışının ardından basın mensuplarını selamlıyor. (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in dün yaptığı ve “Bu savaşı biz başlatmadık ancak biz bitireceğiz” ifadesini kullandığı açıklamalar, kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Analistler, söz konusu açıklamaları, Başkan Donald Trump yönetiminin ABD ulusal güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit bulunmadığı halde başlattığı savaşı gerekçelendirme çabası olarak değerlendirdi. Uzmanlar, İran’ın yaklaşık altı Körfez ülkesinin yanı sıra Irak ve Ürdün’deki ABD varlıkları ile askeri hedefleri hedef almasının ardından çatışmaların birden fazla cepheye yayılma riskine dikkat çekti.

Hegseth dün Genelkurmay Başkanı Dan Caine ile düzenlediği basın toplantısında, İran’ı 47 yıldır ABD’ye karşı savaş yürütmekle suçladı. Hegseth, Beyrut patlamaları, ABD gemilerine yönelik füze saldırıları, büyükelçiliklere yönelik suikastlar ile Irak ve Afganistan’daki bombalı saldırıları hatırlatarak, bu eylemlerin İran’a bağlı Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve Kudüs Gücü tarafından finanse edildiğini öne sürdü. Hegseth, ABD’nin İran’daki üç hedefinin ‘füze tehditlerinin ortadan kaldırılması, donanmanın imhası ve nükleer silah kullanılmaksızın nükleer altyapının yok edilmesi’ olduğunu söyledi. İran’ın geniş füze kapasitesi, büyük insansız hava aracı (İHA) envanteri ve yer altındaki nükleer altyapısının ABD güçleri, müttefikleri ve küresel deniz ticaret hatları açısından ‘katlanılamaz bir tehdit’ oluşturduğunu savundu.

Hegseth, çatışmanın uzun süreli olmayacağını, bir ‘ulus inşası’ ya da demokrasi tesisine yönelik bir sürece girilmeyeceğini belirterek, İran’a yönelik saldırıların Irak’takine benzemediğini ve ‘sonsuz’ olmadığını ifade etti. Caine ise görevin ‘kendilerini korumak ve savunmak, bölgesel ortaklarla birlikte İran’ın sınırları ötesinde nüfuzunu genişletmesini engellemek’ olduğunu söyledi. Caine, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) verilen askeri hedeflerin gerçekleştirilmesinin zaman alacağını ve ilave kayıplar yaşanması ihtimalini de kabul etti.

Hegseth ve Caine’in açıklamaları, cumartesi günü başlayan ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarından bu yana Pentagon’dan yapılan ilk kamuoyu açıklamaları oldu. Hegseth, savaşın rejim değişikliğini hedeflemediğini vurgularken, rejimin fiilen değişmiş olabileceğini ve dünyanın daha iyi bir noktada bulunduğunu ileri sürdü. Caine ise daha fazla kayıp yaşanabileceği olasılığını yineledi.

Çelişkili mesajlar

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump dün CNN’e yaptığı açıklamada, Amerikan ordusunun İran’a ‘ağır bir yenilgi yaşattığını’ söyledi, ancak ‘büyük dalganın’ henüz gelmediğini belirtti. Trump, “Onlara ağır bir yenilgi yaşatıyoruz. İşlerin iyi gittiğini düşünüyorum. Bu muazzam bir güç. Dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz ve onu kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Trump, İran’la olası bir çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin çelişkili mesajlar verdi. ABD’nin ilk saldırıları sırasında İranlı liderlere ya teslim olmaları ya da kesin ölümle karşı karşıya kalmaları çağrısında bulundu. Truth Social platformunda yayımladığı bir videoda, ABD’nin hedeflerine ulaşıncaya kadar bombardımanı sürdüreceğini söyledi. New York Times’a verdiği demeçte ise İran’a yönelik saldırıların ‘4 ya da 5 hafta’ sürebileceğini ifade etti; oysa daha önce bunun birkaç gün içinde sona erebileceğini belirtmişti. Trump ayrıca İranlı generallere ya yetkiyi halka devretmeleri ya da Nicolas Maduro’nun devrilmesinin ardından yeni yönetimin ABD taleplerine uyum sağladığını söylediği Venezuela’ya benzer bir modeli benimsemeleri çağrısında bulundu.

dfevf
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, dün Washington’da düzenlediği basın toplantısında konuşuyor. (AFP)

The Atlantic dergisine konuşan Trump, İranlı liderlerin görüşmek istediğini ve kendisinin de onlarla konuşacağını söyleyerek diplomasiye dönüş ihtimalini gündeme getirdi. Ancak İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani X platformunda yaptığı açıklamada, “ABD ile müzakere etmeyeceğiz” diyerek bu kapıyı kapattı. Bunun ardından Trump, İran liderlerinin önünde üç seçenek bulunduğunu söyledi ancak bu seçenekleri açıklamadı. Yalnızca, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından ülkeyi yönetebilecek üç muhtemel aday bulunduğunu belirtti. Daha sonraki açıklamalarında ise saldırının son derece başarılı olduğunu, düşünülen adayların çoğunun öldüğünü ve ikinci ile üçüncü adaylar dahil hepsinin hayatını kaybettiğini ifade etti.

Trump, pazar akşamı yayımladığı video mesajda, “Askeri operasyonlar tüm gücüyle sürüyor ve tüm hedeflerimize ulaşıncaya kadar devam edecek” dedi. Ancak bu hedeflerin ne olduğu hâlâ netlik kazanmadı. İlk saldırıları duyururken İran’ın nükleer ve füze programlarının oluşturduğu tehdide işaret eden Trump, aynı zamanda 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana süregelen çeşitli şikâyetleri de sıralamış ve İran halkını yönetimde ‘kontrolü ele almaya’ çağırmıştı. Şu ana kadar bu yönde bir ayaklanma işareti görülmedi.

ABD müdahalesinin gerekçeleri ve Washington’un İran’a ilişkin daha geniş hedefleri konusundaki çelişkili açıklamalar gölgesinde, analistler ABD’nin amaçlarını net biçimde tanımlaması gerektiğine işaret ediyor. Washington Post’ta yayımlanan makalesinde David Ignatius, savaşları başlatmanın çoğu zaman bitirmekten daha kolay olduğunu, özellikle de hedefin açık bir askerî amaç yerine rejim değişikliği olması durumunda bunun daha da zorlaştığını belirtti. Ignatius, bir başkanın savaş ilan ettiğinde onu başarıyla sonuçlandırmakla yükümlü hale geldiğini vurguladı. Thomas Friedman ise New York Times’taki yazısında İran’ın coğrafi bir bütünlük olarak parçalanması gibi öngörülmeyen risklere dikkat çekti. Friedman, savaşın ne zaman sona ereceğinin petrol piyasalarındaki gelişmeler, finansal piyasaların seyri ve Avrupa ekonomilerinin bundan nasıl etkileneceği gibi unsurlara bağlı olarak şekilleneceğini ifade etti.

‘Sınırlı saldırılar’

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton gibi uzmanlar, Trump’ın İran’ı işgal etmeden zayıflatmayı hedefleyen ‘sınırlı saldırılar’ stratejisine güvendiğini ve rejimi iç baskı altında tutarak zamanla çökmesini amaçladığını değerlendiriyor. Bolton, savaşın haftalardan aylara uzayabileceği uyarısında bulundu. Atlantic Council araştırmacısı Jonathan Panikoff ise saldırıların rejimi kısa sürede devirmemesi halinde ‘tırmanma sarmalı’ riski doğabileceğini belirtti. Panikoff, Trump’ın kara gücü kullanmadan rejimin çöküşüne oynadığını, bunun ise ‘hesaplanmamış bir kaosa’ yol açabileceğini ifade etti. ABD saldırılarının ‘Pandora’nın kutusunu’ plansız biçimde açtığını savunan Panikoff, Trump’ın İsrail’i fazla dinlediğini ve İran’ın kontrolsüz biçimde sert karşılık vermesi durumunda geri dönüşün mümkün olmayabileceğini kaydetti.


Erdoğan, İran ve Ortadoğu'daki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
TT

Erdoğan, İran ve Ortadoğu'daki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Arşiv- Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD-İsrail'in Tahran'a yönelik saldırısının üçüncü gününde, İran ve bölgedeki kan dökülmesine son verilmesi çağrısında bulunarak, ateşkesin sağlanması için elinden gelen her şeyi yapacağına söz verdi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üyelerinin katıldığı iftar yemeğinde, "Biz barıştan yanayız. Kan dökülmesini, gözyaşlarını durdurmak ve bölgemizin uzun zamandır özlediği kalıcı barışı nihayet elde etmek istiyoruz" ifadelerini kullandı.

Erdoğan, "Mübarek Ramazan ayında komşularımızla çatışma veya savaş istemiyoruz" diyerek, cumartesi gününden bu yana ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını "yasa dışı" olarak nitelendirdi.

Erdoğan, "Ateşkes sağlanana ve bölgemize barış geri dönene kadar her düzeyde diplomatik temaslarımızı yoğunlaştıracağız" dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı, İran halkına başsağlığı dileklerini ileterek, acılarını paylaştığını vurguladı ve çatışma sonucunda masum sivillerin ve çocukların çektiği acıları görmekten derin üzüntü duyduğunu ifade etti.

-