İsrail ordusunun Gazze'de sivil yerlere yönelik saldırılarında bayramın 2. gününde 20 Filistinli öldü

İsrail ordusunun, Ramazan Bayramı'nın 2. gününde Gazze Şeridi'nde, okullar, camiler ve pazarları hedef alan saldırılarında 20 Filistinlinin yaşamını yitirdiği bildirildi.

İsrail ordusunun Gazze'de sivil yerlere yönelik saldırılarında bayramın 2. gününde 20 Filistinli öldü
TT

İsrail ordusunun Gazze'de sivil yerlere yönelik saldırılarında bayramın 2. gününde 20 Filistinli öldü

İsrail ordusunun Gazze'de sivil yerlere yönelik saldırılarında bayramın 2. gününde 20 Filistinli öldü

İsrail Ordusundan yapılan yazılı açıklamada, "162'nci Tümen, dün gece Gazze Şeridi'nin orta kesiminde sürpriz bir askeri harekata başladı." ifadelerine yer verildi.

Operasyonun "162'nci Tümen liderliğinde" yürütüldüğüne yer verilen açıklamada, birlikler bölgeye karadan girmeden önce savaş uçaklarının yerin üstünde ve altında çok sayıdaki "düşman altyapısına" saldırı düzenlediği ileri sürüldü.

Manevra Kuvvetleri ile Hava Kuvvetlerinin kesin istihbarata dayanarak ortak operasyon geçekleştirdiği aktarılan açıklamada, "Bu kapsamda deniz kuvvetleri de bölgede faaliyet gösteren askerlere destek amacıyla Gazze Şeridi'nin ortasındaki kıyı bölgesine çok sayıda saldırı gerçekleştirdi." denildi.

İsrail ordu radyosu da Gazze'nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı çevresinde art arda düzenlediği hava saldırılarıyla operasyon başlattığını kaydetti.

Maliye Bakanı Smotrich'ten "operasyonların yoğunlaştırılması" açıklaması

İsrail'in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich dün İsrail devlet televizyonu KAN'a yaptığı açıklamada, "Bir kısmı bugün (çarşamba) başlayacak olan Refah, Deyr el-Belah ve Nuseyrat'taki operasyonlarımızı yoğunlaştırmalıyız. İsrail ordusu harekete geçiyor ve buna devam edecek. Hamas'ın organize yapısını parçalayacağız ve Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaya devam edeceğiz" dedi.

Savaş kabinesi üyesi olan Smotrich, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah kentine olası kara saldırısıyla ilgili olarak "Refah'a girmenin zaten doğru olduğunu ve askeri baskıyı artırmak gerektiğini" belirtti.

İsrail televizyonu Kanal 12'nin haberine göre, ordunun Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'tan çekilmesi ve Refah kentindeki operasyonun ertelenmesinin ardından salı günü yapılan kabine toplantısında hararetli bir tartışma yaşandı.

Refah'ta yapılması beklenen askeri operasyonun ertelenmesi konusu, Başbakan Binyamin Netanyahu, bazı bakanlar ve Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi arasında "anlaşmazlık ve hararetli tartışmalar" yaşanmasına yol açtı.

İsrail'in 188 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de can kaybı 33 bin 545'e çıktı

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 33 bin 545'e yükseldi.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne 188 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada, İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 63 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, 45 Filistinlinin yaralandığı belirtildi.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 33 bin 545'e, yaralı sayısının da 76 bin 94'e yükseldiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca hala enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail askerlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı vurgulandı.

Refah'a yönelik hava saldırılarında 11 sivil yaşamını yitirdi

Filistin resmi ajansı WAFA'da yer alan haberde, İsrail savaş uçaklarının Refah kentinin doğusunda sivilleri hedef aldığı belirtildi.

Mezarlık yakınlarında gerçekleşen saldırıda 5 sivil hayatını kaybetti.

İsrail ordusunun Refah kentinin Cineyne Mahallesi'ne düzenlediği saldırılarda da 6 kişinin yaşamını yitirdiği ve bazı sivillerin yaralandığı ifade edildi.

İsrail ordusunda 100'den fazla kadın asker, sınır gözetleme biriminde görev yapmayı reddetti

İsrail ordusunda 100'den fazla kadın askerin, sınır gözetleme biriminde görev yapmayı kabul etmediği bildirildi.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, İsrail ordusu, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırılarının üzerinden 6 ay geçmesine rağmen hâlâ gözetleme biriminde görev yapacak kadın asker bulmakta zorluk çekiyor.

Haberde, kadın askerlerin üslerinden ayrılarak sınırdaki gözetleme biriminde görev yapmayı kabul etmediği belirtildi.

İsrail ordusundaki gözetleme biriminin, sınıra yerleştirilen güvenlik kameraları ve insansız hava araçlarından (İHA) alınan görselleri ekran başında izlediği aktarılan haberde, şu ifadelere yer verildi:

"Bu hafta sayıları 346'ya ulaşan kadın askerlerin yarısı ilk başta eğitim üslerine gitmeyi reddetti. Ordunun bugün verdiği güncel verilere göre ise eğitime gitmeyi reddeden kadın askerlerin sayısı 116 civarında."

Gözetleme birimine gitmeyi kabul etmeyen kadın askerlerin hapis cezasına çarptırılmasının beklenmediği ancak söz konusu kadın askerlerin Tel Hashomer dağıtım üssünde bir süre tutulduktan sonra başka yerlerde görevlendirilebilecekleri aktarıldı.

Kadın askerlerin, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısında onlarca askerin kaçırılmasının ardından bazı birimlerde görev yapmaktan korktuğu ifade edildi.

İsrail ordusunun, Gazze'de sivil yerlere yönelik saldırılarında bayramın 2. gününde 20 Filistinli öldü

Gazze'deki hükümetin Medya Ofisinden yapılan açıklamada, İsrail ordusunun bayramda da Gazze Şeridi'nde sivil yerleri hedef aldığı belirtildi.

Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusu, yürüttüğü soykırım savaşını sürdürerek gün içinde sivillerin doldurduğu iki camiyi, iki okulu ve iki pazarı bombaladı. Gazze Şeridi'nde son 24 saatte birçok katliam yaptı, bombardımanlarda 20 Filistinli hayatını kaybetti." ifadesi kullanıldı.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda Muaz bin Cebel ve Zünnureyn camilerini bombaladığı, camilerden birinin müezzininin hayatını kaybettiği belirtildi.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı Nusayrat Erkek Ortaokulu ile Malezya Okulunun İsrail ordusunca hedef alınması sonucu yerinden edilmiş 3 Filistinlinin yaşamını yitirdiği aktarıldı.

İsrail ordusunun, Gazze kentindeki Firas Pazarı ile Deyr el-Belah'ta motosiklet çarşısını bombalaması sonucu 7 Filistinlinin öldüğü ifade edildi.

Gazze'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Belah ile güneydeki Refah'ta İsrail ordusunun bir grup Filistinli ile bir konutu bombalaması sonucu 9 kişinin hayatını kaybettiği aktarıldı.

"İsrail hesap vermeden kan dökme konusunda ısrarcı"

Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusu, Ramazan Bayramı'nda Müslümanların duygularına saygı göstermedi. Aksine bayramda da bombardımanlarını, hedef almayı, öldürmeyi ve yıkımını sürdürdü. Bu durum, İsrail'in, sivillere, kadınlara ve çocuklara karşı soykırım suçu işleme ve hesap vermeden kan dökme konusundaki ısrarını teyit ediyor." ifadesi kullanıldı.

İsrail ordusunun sivillere, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlarının kınandığı açıklamada, "Tüm dünyaya işgalci İsrail'in sürdürdüğü bu suçları kınama, tüm halklara da Gazze Şeridi'ne yönelik bu vahşi savaşı kınamak için sokağa çıkma çağrısı yapıyoruz." ifadesine yer verildi.

İsrail güçleri, Batı Şeria'daki El-Faria Mülteci Kampı'na baskınında bir Filistinliyi öldürdü

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, çok sayıda İsrail askeri, El-Faria Mülteci Kampı’nda Filistinlilerin evlerine baskın düzenledi. İsrail askerleri, baskınlara tepki gösteren Filistinlilere karşı gerçek mermi kullandı.

İsrail askerleri, baskın eşliğinde keşif amaçlı insansız hava araçlarını (İHA) kullandı.

Sağlık kaynakları, kampa düzenlenen baskında İsrail askerlerinin ateş açması sonucu başından vurulan Filistinli Muhammed İsam Şehmavi'nin hayatını kaybettiğini, 2 Filistinlinin de mermiyle yaralandığını aktardı.

İsrail'in yanı sıra ABD yönetimi ile uluslararası toplum da sorumlu tutuldu

ABD yönetiminin "Filistinlilere karşı yürütülen soykırıma suçuna karışmak ve bunun sürdürülmesine onay vermekle" sorumlu tutulan açıklamada, art arda 7. ayına giren İsrail saldırılarını durdurmadaki başarısızlığın sorumluluğunun uluslararası topluma ait olduğu kaydedildi.

Açıklamada, "Sivillere, çocuklara, kadınlara ve yerinden edilmişlere karşı soykırım suçu kapsamına giren bu katliamların yapılmasından işgalci İsrail'i sorumlu tutuyoruz." ifadesi kullanıldı.

Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını durdurması için dünya ülkelerine İsrail'e baskı uygulama çağrısı yapılan açıklamada, "dünyanın gözü önünde sivillere karşı işlenen etnik temizliğin durdurulması ve İsrail'in insanlığa karşı işlediği suçlar nedeniyle uluslararası alanda yargılanması" talep edildi.



Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
TT

Pentagon’da yapılan bir dua sırasında Hegseth, Ucuz Roman filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Pentagon’da düzenlediği basın toplantısı sırasında (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’da yapılan bir dua programı sırasında 1994 yapımı Pulp Fiction (Ucuz Roman) filminden bir bölümü Kitab-ı Mukaddes’ten alıntıymış gibi aktardığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Los Angeles Times’tan aktardığına göre Hegseth, bu ifadeyi İran’a yönelik askeri operasyonları ‘ilahi adaletin uygulanması’ olarak gerekçelendirmek için kullandı. Söz konusu anlatımın, filmde Samuel L. Jackson’ın silahsız bir kişiyi öldürmeden önce dile getirdiği sahneyle örtüştüğü belirtildi.

Hegseth, Pentagon’daki haftalık dua programı sırasında yaptığı konuşmada, ifadeyi ‘Sandy 1 görev ekibinin baş planlayıcısından’ öğrendiğini söyledi. Bu ekibin, kısa süre önce İran’da düşen ABD Hava Kuvvetleri personelini kurtardığı iddia edildi.

Bakan, bu cümlenin arama-kurtarma birlikleri tarafından sıkça tekrarlandığını ve ‘CSAR 25:17’ olarak adlandırıldığını, bunun da İncil’deki Hezekiel kitabının 25. bölüm 17. ayetine atıf olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Hegseth’in aktardığı ifade şu şekildeydi: “Ve kardeşimi esir alıp yok etmeye çalışanlara karşı sizden büyük bir intikam ve şiddetli bir öfkeyle intikam alacağım. Ve adımın ‘Sandy 1’ olduğunu bileceksiniz. İntikamımı üzerinize indireceğim.”

Quentin Tarantino’nun yönettiği filmde ise bu repliğin, 1976 yapımı Japon dövüş filmi The Bodyguard’dan esinlendiği belirtildi.

Haberde, Hegseth’in bir dakikayı aşmayan dua konuşmasında İncil’e büyük ölçüde bağlı kaldığı, ancak son iki satırın bunun dışında olduğu ifade edildi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, bazı medya kuruluşlarının Hegseth’i, Oscar ödüllü aktör Samuel L. Jackson’ın performansı ile İncil metnini karıştırmakla suçladığını ve bu iddiaları ‘sahte haber’ olarak nitelendirdiğini açıkladı.

Parnell, X hesabından yaptığı paylaşımda, Hegseth’in çarşamba günü özel bir dua okuduğunu, bunun ‘combat search and rescue (CSAR) duaları’ olarak bilindiğini ve İran’dan bir askerin kurtarılması sırasında görev yapan askerler tarafından kullanıldığını belirtti. Açıklamada, bu duanın açık şekilde Ucuz Roman filmindeki bir diyalogdan esinlendiği ifade edildi. Parnell ayrıca hem CSAR duasının hem de filmdeki diyalogların, İncil’deki Hezekiel 25:17 ayetine dayandığını ve bunun Hegseth tarafından konuşmasında açıklandığını söyledi. Sözcü, “Bakanın Hezekiel 25:17 ayetini yanlış aktardığını iddia eden herkes sahte haber yayıyor ve gerçekleri bilmiyor” ifadesini kullandı.

Öte yandan, Ucuz Roman filminin senaristi Oscar ödüllü Roger Avary, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Askerlerimizi kurşunlardan koruyacaksa, Savunma Bakanı’nın Jules karakterinden alıntı yapmasına hiç itirazım yok” dedi.

sdcvdv
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth (AP)

Los Angeles Times, Pete Hegseth’in Pentagon’daki dua programlarını sık sık İran’a yönelik savaşta şiddeti savunmak için kullandığını ve geçen ayki bir konuşmasında Tanrı’dan ‘bu güce şiddet için açık ve adil hedefler vermesini’ istediğini yazdı.

Savunma analizleri konusunda üst düzey bir yetkili, Pentagon içindeki operasyonlara ilişkin olarak gazeteye yaptığı açıklamada, bu dua programlarına katılımın zorunlu olmadığını ancak Pete Hegseth’e yakın bazı isimlerin ‘dolaylı bir baskı’ hissederek katılmaya ve ‘koltukları doldurmaya’ yönlendirildiğini söyledi.

Aynı kaynak, bu durumun bazı çevrelerde askerî operasyonlardan ziyade siyasi mesajlara odaklanılmasına yol açtığını, bunun da savaşla ilgili operasyonel karar süreçlerini yavaşlattığını ifade etti.

Kaynak, “Önemli işlerden sorumlu yöneticiler ve komutanlar, Ucuz Roman filminden alıntılar dinlemek için toplantılardan uzak kalıyor. Bu, savaşla ilgili operasyonel karar alma kapasitemizi geciktiriyor” dedi.

Dua programlarının, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Vatikan lideri Papa 14. Leo arasında süregelen gerilim ortamında gerçekleştiği belirtildi. Son haftalarda Papa’nın ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarını sert şekilde eleştirdiği aktarıldı.

Vatikan açıklamalarının ardından Trump’ın Papa’ya yönelik eleştirilerde bulunduğu ve ‘ABD başkanını eleştiren bir Papa istemediğini’ söylediği bildirildi. Papa’nın ise dün yaptığı açıklamada, dini ve askeri alanların karıştırılmasına karşı çıkarak, “Dini ve Tanrı’nın adını askerî, ekonomik ve siyasi çıkarlar için kullananlara yazıklar olsun; kutsal olanı kirletiyorlar” dediği aktarıldı.


ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
TT

ABD’li nükleer bilim insanlarının ‘kaybolduğuna’ dair haberler... Trump: Bu son derece ciddi bir durum

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (DPA)

ABD medyası, son dönemde uzay, savunma ve nükleer alanlarda görev yapan bazı bilim insanlarının kaybolması veya hayatını kaybetmesiyle ilgili olaylara dikkat çekti.

Bilim çevrelerinde bu vakalara ilişkin soru işaretlerinin arttığı belirtilirken, söz konusu olaylar arasında herhangi bir bağlantı bulunduğu ise henüz doğrulanmadı.

Newsweek dergisi, NASA’ya bağlı bir laboratuvarda çalışan kıdemli bilim insanı Michael David Hicks’in 2023 yılında hayatını kaybettiğini ve ölüm nedeninin açıklanmadığını bildirdi. Hicks’in bu liste kapsamında dokuzuncu vaka olduğu ifade edildi.

The Hill ise ABD Başkanı Donald Trump’ın dün gazetecilere yaptığı açıklamada, nükleer bilim insanlarının kaybolduğuna dair doğrulanmamış raporlar hakkında bir toplantı yaptığını söylediğini aktardı. Trump, “Az önce bu konuda bir toplantıdan çıktım” diyerek durumu ‘son derece ciddi’ olarak nitelendirdi.

F
ABD polisi (Arşiv – DPA)

Trump, “Bunun rastlantısal olmasını umuyorum, ancak gerçeği önümüzdeki bir buçuk hafta içinde öğreneceğiz” dedi ve bazı isimlerin ‘son derece önemli kişiler’ olduğunu belirtti.

Trump’ın açıklamaları, Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt’in çarşamba günü Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili olası bir soruşturma yürütülebileceğini söylemesinin ardından geldi. Leavitt, “Bu konuda ilgili makamlarla henüz konuşmadım. Bunu mutlaka yapacağım ve size yanıt vereceğiz. Eğer doğruysa, bu yönetimin ve hükümetin konuyu ciddiyetle ele alacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

 


İran savaşı: Askeri çatışmadan uluslararası düzen mücadelesine

Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
TT

İran savaşı: Askeri çatışmadan uluslararası düzen mücadelesine

Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nı gösteren harita (Reuters)

Hüda Rauf

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki savaş artık sadece sınırlı bir bölgesel çatışma değil; gelecekteki dünya düzeninin şekli için büyük bir sınav haline geldi. Bugün yaşananlar, ekonomik, kimliksel ve jeopolitik olmak üzere üç çatışma katmanının kesişimidir. ABD-İran çatışması sırasında diplomasi yeniden ön plana çıkmasına rağmen, kendisine İran'a uygulanan deniz ablukası eşlik etti. Dolayısıyla savaş, diplomasi ve abluka ile uluslararası düzen krizinin üç yüzünü oluşturmaktadır.

ABD stratejisi, savaşı sonuçlandırmak yerine ablukaya dayanıyor. Washington, topyekun savaştan biraz uzaklaşmayı ve İran limanlarını hedef alarak, ticareti kontrol ederek deniz yoluyla ekonomik abluka uygulamaya geçiş yapmayı seçti. Bu strateji, İran ile bağlantılı olmayan gemiler için Hürmüz Boğazı'nda geçiş özgürlüğünü korurken, İran ekonomisine doğrudan baskı uygulamayı amaçlıyor. Ekonomik araçlar yoluyla siyasi iradeyi kırma fikrine dayanıyor, ancak açıkça küresel ekonomiyi bir savaş alanına dönüştürme riskini taşıyor.

Buna karşılık, İran'ın ABD’nin askeri üstünlüğüne karşı koyamayacağı göz önüne alındığında, stratejisi küresel ticareti aksatmaya ve enerji arzını tehdit etmeye, bölgesel vekil güçleri kullanmaya, savaşın maliyetini komşularına yüklemek anlamına gelse bile, “ya herkes için petrol ya da petrol yok” ve “ya herkes için güvenlik ya da hiç güvenlik yok” sloganlarına dayandı. Bunun sonucunda İran, komşularının güvenini ve son dört yılda kendisine verdikleri diplomatik desteği kaybetti. Tahran, dünya petrol arzı için hayati bir uluslararası su koridoru olması nedeniyle önemi büyük olan Hürmüz Boğazı kozunu kullanmaya çalıştı. Dolayısıyla Tahran'ın amacı askeri zafer elde etmek değil, savaşın maliyetini uluslararası olarak sürdürülemez bir seviyeye çıkarmak.

Öte yandan küresel dikkat, temkinli bir faydalanıcı olarak Çin'in rolünün doğasına odaklanmış durumda. Trump'ın İran'a uyguladığı deniz ablukası, Pekin'e petrol sevkiyatını aksatmayı ve böylece Pekin’i Tahran'a Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişe izin vermesi için baskı yapmaya zorlamayı amaçlıyor olabilir. Ancak Pekin karmaşık bir konumda bulunuyor denilebilir. Yükselen enerji fiyatlarından ve ticaretin aksamasından olumsuz etkilenirken, savaşın uzaması ABD'nin Asya dışındaki konularla meşgul olmasını ve Çin’in rasyonel bir güç imajını pekiştirdiği için kendisine fayda sağlıyor. Bu durum aynı zamanda Washington dışında alternatif ittifaklar arayan ülkeleri de kendisine çekmesine olanak tanıyor. Bu nedenle, Pekin rolünü ne Tahran'a baskı yapmak ne de Washington'u desteklemekle sınırlarken; sadece ateşkes için baskı yapabilir. Dolayısıyla bu çatışmada her iki taraf da diğerini zayıflatmaya çalışıyor, ancak aynı zamanda güçlendirebilir de. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD ekonomik baskı uygularken İran'daki direniş söylemini güçlendiriyor, İran’ın davranışları ise daha saldırgan ancak bunları Amerikan yaptırımlarını gerekçe göstererek haklı çıkarıyor. İsrail'in Lübnan'a düzenlediği saldırılar, Şii seferberliği daha da körüklüyor.

Mevcut durumun en tehlikeli yönü savaşın kendisi değil, Çin veya Körfez petrolüne bağımlı devletler gibi büyük güçlerin müdahale etmesi durumunda savaşın genişleme potansiyelidir. Çatışma o zaman bölgesel bir savaştan uluslararası düzen krizine dönüşebilir. Bu göz önüne alındığında, en olası senaryo ne ABD’nin bir zafer kazanamaması ne de İran'ın çökmemesi, bunun yerine, yaptırımlar ile ablukaları kullanan ve vekalet savaşları yoluyla çatışmaları yöneten, küresel ekonomiyi baskı altında tutan, uzun süreli, nispeten düşük yoğunluklu ve coğrafi olarak genişleyen bir çatışmadır.

Savaş, ordular ve askeri güç tarafından belirlenen bir dünyadan, tedarik zincirleri, deniz yolları ve siyasi kimlik tarafından yönetilen bir dünyaya doğru derin bir kaymayı açığa çıkardı. Tanık olduğumuz şey, dünyadaki üç güç yönetimi modeli arasındaki bir çatışmadır. Bunlar; kontrol ve baskı ile karakterize edilen Amerikan modeli, direnç ve kaosa dayalı İran modeli ile bekle-gör yaklaşımını benimseyen Çin modelidir. İran-ABD-İsrail savaşı, eski sorunlara ilave olarak yeni sorunlar yaratarak uluslararası düzeni daha büyük bir krizle tehdit etti. Ayrıca, diğer bölgesel güçlerin arabuluculuk ve diplomasi rolleri oynamasına olanak tanıyarak bölgesel düzenin yeniden şekillendiğini gösterdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.