İsrail'in, Suriye'nin güneyinde rejim ordusunun hava savunma sistemlerine saldırı düzenlediği iddia edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail'in, Suriye'nin güneyinde rejim ordusunun hava savunma sistemlerine saldırı düzenlediği iddia edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

 İsrail'in, Suriye'nin güney sınırlarında Beşşar Esed rejimi ordusunun hava savunma sistemlerinin bulunduğu birkaç noktaya roket saldırısı düzenlediği ileri sürüldü.

Suriye'deki haber ajansı SANA'nın askeri kaynağa dayandırdığı haberinde, yerel saatle 02.55'te Suriye'nin güney bölgesinde bazı noktaların, İsrail güçleri tarafından roketlerle hedef alındığı iddia edildi.

Haberde, "Düşman İsrail, Filistin'in kuzeyinden Suriye'nin güney bölgesindeki hava savunma sistemlerini roketlerle vurdu. Saldırıda maddi hasar meydana geldi." ifadeleri kullanıldı.

Diğer yandan, İsrail makamlarından saldırıya ilişkin açıklama yapılmadı.

Suriye'nin güneyinde Şam ve kırsalındaki bölgelerde Suriye ordusu ve İran destekli terörist grupların yanı sıra Lübnan Hizbullahı unsurlarının bulunduğu biliniyor.

İsrail, iç savaşın başladığı 2011'den bu yana Suriye'de zaman zaman İran destekli gruplara ve Suriye ordusuna ait askeri noktalara saldırılar düzenliyor.

İran basını, İran Hava Kuvvetleri Üssü'ne ev sahipliği yapan İsfahan eyaletinin kuzeydoğusunda patlama seslerinin geldiğini duyurmuştu.

İsfahan eyaletindeki patlama seslerinin ardından Tahran, İsfahan ve Şiraz ile İran'ın bazı bölgelerindeki uçuşların askıya alındığı bildirilmişti.

Amerikan medyası, ABD'li yetkililere dayandırdığı haberlerinde, İsrail'in İran topraklarına yönelik bir saldırı düzenlediğini yazmıştı.



ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon
TT

ABD/İsrail-İran Savaşı, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik modeli yeniden şekillendiriyor

Görsel: Jason Lyon
Görsel: Jason Lyon

Şerbil Berakat

ABD/İsrail ve İran Savaşı, jeopolitik hesapları ekonomik rakamlarla daha önce görülmemiş bir biçimde iç içe geçirdi. Hürmüz Boğazı'nın Körfez'in petrol ihracatı önünde kapalı bir darboğaza dönüşmesi ve Rus petrolünün savaş ile yaptırım güçlükleriyle boğuşmasıyla birlikte, boğaz kısıtlamalarından azade İran petrolü ile üretim bolluğunun desteğiyle Amerikan petrolü teorik olarak piyasada daha belirgin konuma geldi.

ABD Başkanı Donald Trump, savaş sebebiyle zarar gören ülkeleri Amerikan ham petrolü alımlarını artırmaya davet etti. Öte yandan yükselen enerji maliyetleri; ideolojik olarak Tahran'a daha yakın olan Çin ile ABD’nin tarihi ortağı Körfez ülkelerini aynı cephede buluşturarak İran ile ABD arasında alışılmadık bir çıkar kesişmesiyle karşı karşıya bıraktı.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya ve bunu korumaya çalıştı. Bununla birlikte birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamaya ve ABD’nin Çin ile olan stratejik rekabetindeki koşullarını iyileştirmeye yönelik bir bağlamın parçası olarak değerlendirdi. Ancak Trump yönetiminin hedeflerindeki belirsizlik, özellikle 'Önce Amerika' yaklaşımı göz önünde bulundurulduğunda, başka olasılıkların önünü açıyor.

Çin, savaş boyunca tarafsız bir konumda kalmaya çalışırken birçok stratejik analist bu savaşı, daha geniş bir çerçevede, Pekin'in nüfuzunu kısıtlamayı amaçlayan bir sürecin parçası olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Washington'ın bazı kırmızı çizgilerinden geri adım attığına dair açık sinyallerin yanı sıra, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin korunması da dahil olmak üzere enerji haritasını Körfez ülkelerinin bu haritadaki merkezi konumunu zedeleyebilecek biçimde yeniden çizme çabası, daha kapsamlı sorgulamalara kapı araladı.

Bu sorular özellikle Körfez ülkelerinde belirginleşti. Söz konusu ülkeler, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya kaldılar. Bu durum onları ekonomik rollerini yeniden tanımlamaya zorlarken ya geleneksel ortaklık çerçevesinde daha seçici koşullar dahilinde ABD’nin liderlik rolünün yeniden şekillendirilmesine dahil olmak ya da yalnızca enerji ihracatına değil, sanayi, altyapı ve lojistik alanlarındaki entegrasyona dayanan, daha az koşullu ve daha çok çıkara dayalı bir ilişki kurarak Çin ile ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gitmek arasında sıkıştırdı.Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

sd
Riyad'da düzenlenen Körfez-Çin Zirvesi kapanışında devlet başkanları ve liderleri toplu fotoğraf çektirdi, 9 Aralık 2022 (AFP)

Öte yandan tüm bu gelişmeler, Pekin'in bu tür senaryolarla başa çıkmaya en hazır taraf olduğunu ortaya koydu. Bu durum Çin'i, savaşın yansımalarının Körfez ülkeleri ile Çin arasındaki ilişkileri daha fazla düzenleme, sağlamlaştırma ve kurumsallaşmaya doğru itecek siyasi ve ekonomik bir kaldıraca dönüşüp dönüşemeyeceğine ilişkin paralel sorular sormaya itti. Bu süreç; uzun vadeli sözleşmelerin genişletilmesi, değer zincirlerindeki entegrasyonun güçlendirilmesi ya da yaklaşık yirmi yıldır askıda kalan serbest ticaret anlaşması müzakerelerini çevreleyen çıkmazın kırılması yoluyla gerçekleşebilir.

Çin'in tam da bu bağlamdaki yaklaşımı, krizin dayattığı çıkar yakınlaşmasının geçici değil, aksine daha sürdürülebilir bir seyrin habercisi olabileceği yönünde. Bu durum, Körfez ile ilişkinin daha sağlam temeller üzerinde yeniden inşa edilebilir bir ortaklık olarak ele alınması eğilimini açıklıyor.

Sınanan ama kopmayan bir ilişki

Pekin Üniversitesi'nden ekonomi profesörü Dr. Mingzhi Xu, AL Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, “Jeopolitik krizler büyük ekonomik ilişkileri yıkmaz, aksine onların gerçek yapısını gün yüzüne çıkarır” ifadelerini kullandı. Dr. Xu’ya göre Körfez-Çin ilişkisi söz konusu olduğunda bu ilişki, konjonktürel değil 'yapısal' bir nitelik taşıyor. Çünkü Körfez, Çin'in enerji güvenliğinin temel bir direğini oluşturmaktadır. Çin ise Körfez ülkeleri için yalnızca bir enerji ithalatçısı olarak değil, pazar, yatırım ve sanayi ortağı olarak uzun vadeli bir ekonomik ortak bir konumunda yer alıyor.

Dr. Mingzhi Xu: Çin, kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdürecek, ancak bunu Körfez'in aleyhine yapmayacak. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Ancak ekonomi profesörüne göre savaş, ilişkinin özünü değiştirmekten çok 'yönetilme biçimini' dönüştürdü. Petrolün görece istikrarlı güzergahlardan geçtiği varsayılan dünya, bugün deniz trafiği riskleri, yükselen sigorta maliyetleri, tedarik zincirlerindeki dalgalanmalar ve giderek artan jeopolitik gerilimlerle şekillenen bir yapıya büründü.

Bu noktada Pekin, maruziyeti azaltma yoluna gitmek yerine onu yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Doğrudan ham petrol ticaretinden, uzun vadeli sözleşmelere, depolama ve lojistik alanlarındaki entegrasyona, imalat sanayilerinin genişlemesine ve risk paylaşımına yönelik kurumsal mekanizmalara dayanan daha bütünleşik bir sisteme geçişi amaçlıyor. Bu anlamda Çin, krizi Körfez'den uzaklaşmak için bir neden olarak değil, ilişkiyi daha sağlam temeller üzerinde derinleştirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Enerji: İkame değil, çeşitlendirme,

Enerji dosyasına değinen Dr. Xu, Çin'in kaynaklarını çeşitlendirme politikasını sürdüreceğini, ancak bunun Körfez'in aleyhine olmayacağını değerlendirdi. Ona göre mesele 'bir tedarikçinin yerine başkasını koymak' değil, son derece hassas tek bir güzergaha olan bağımlılığı azaltmak.

Çin'in Hong Kong Limanı'nda demirleyen petrol tankerleri, 19 Mart 2026 (Reuters)

Savaşa rağmen Körfez'in öneminin azalmadığını, hatta belki daha da belirginleştiğini ifade eden Dr. Xu, bunun sebebini istikrarsızlık dönemlerinde bir tedarikçi yalnızca maliyetiyle değil, büyük miktarları sürekli karşılayabilme kapasitesiyle de ölçülmesi olarak açıkladı. Bunun da Körfez'in diğerlerine kıyasla hâlâ elinde bulundurduğu bir avantaj olduğunu vurguladı.

Ancak Dr. Xu’ya göre en önemli dönüşüm, ortaklığın niteliğinde yaşanıyor. Geleneksel ticari alışverişten, rafineri ve petrokimya, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), nakliye altyapısı, depolama ve lojistik koordinasyonunu kapsayan daha derin bir çıkarlar ağına doğru bir geçiş söz konusu.

Fudan Üniversitesi'nden araştırmacı Xiaoyu Wang: Bu yıl Çin'de düzenlenecek olan İkinci Körfez-Çin Zirvesi, bu değişiklikleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat sunacak.

Bu 'petrol dışı dokunun' genişlemesiyle birlikte enerji ortaklığı daha istikrarlı bir hal aldı, çünkü artık tek başına var olan bir unsur olmaktan çıkıp daha geniş bir ekonomik sistemin parçasına dönüştü.

Çok Boyutlu Ortak

Bu bağlamda Pekin, Körfez’in artık sadece bir enerji bölgesi olmadığını, aksine egemen sermaye, ticaret koridorları, altyapı ve hızla ilerleyen endüstriyel dönüşüm gibi stratejik çıkarların kesişme noktası olduğunu düşünüyor.

Dr. Xu'ya göre bu durum, Çin'in Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini neden ‘uzun vadeli ve çok boyutlu, stratejik planlama yapabilen, devasa projeler hayata geçirebilen, ekonomilerini petrolden uzaklaştırarak yeniden yapılandırabilen ve küresel ticaret ve yatırım ağları içinde yeniden konumlandırabilen’ ortaklar olarak gördüğünü açıklıyor. Dolayısıyla, Pekin'deki ‘strateji’ kavramı artık sadece enerjiyle eşanlamlı değil, tüm kalkınma sistemiyle eşanlamlı hale geldi.

Yapının iyileştirilmesi

Bu eğilim, Fudan Üniversitesi’nden araştırmacı Xiaoyu Wang’ın yaklaşımıyla da örtüşüyor. Wang, savaşın iş birliğini kısıtlamak yerine önceliklerini yeniden düzenlemeye zorladığını düşünüyor. Wang’a göre kısa vadede nakliye, sigorta maliyetleri ve güvenlik baskıları daha fazla ihtiyat gerektirirken, orta vadede iş birliği sürmekle birlikte yalnızca yeni projeler başlatmak yerine arz güvenliğine, taşımacılık güzergahlarının güncellenmesine, yenilenebilir enerjinin genişletilmesine ve mevcut iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesine daha fazla odaklanılacak.

vtr
Hürmüz Boğazı'nda, Umman’ın başkenti Maskat açıklarında bulunan tekneler ve yük gemileri, 18 Nisan 2026 (Reuters)

Al Majalla’ya konuşan Wang’a göre iş birliğinin 'niceliksel genişleme' mantığından 'yapıyı iyileştirme' mantığına taşımak, yani ilişkiyi sarsıntılar karşısında daha az kırılgan ve daha verimli hale getirmek en önemli dönüşüm. Wang, bu yıl Çin'de düzenlenmesi planlanan İkinci Körfez-Çin Zirvesi'nin ise bu düzenlemeleri desteklemek için yeni bir siyasi fırsat oluşturacağını düşünüyor.

Doğuya doğru

Öte yandan Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao, savaşın Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadığını, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme ittiğini düşünüyor.

Zhao'ya göre Çin'in yaklaşık dörtte biri Körfez'den sağlanan ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 72'sine olan bağımlı olması, bu bölgeyle istikrarı ticari değil stratejik bir mesele haline getiriyor.

Çinli siyasi yazar ve araştırmacı Zhijun Zhao’ya göre savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki enerji ilişkilerini zayıflatmadı, aksine bu ilişkileri 'alım satım' ilişkisinden 'enerji güvenlik topluluğuna’ benzer bir yapıya doğru köklü bir dönüşüme itti.

Hürmüz Boğazı'ndaki karışıklıklar ve sigorta maliyetlerindeki artışın, bağların kopmasına değil, aksine doğuya yönelmeyi güçlendirmesine işaret ediyor. Dünyanın en büyük ve istikrarlı sanayi pazarı olan Çin, ani siyasi dalgalanmalara maruz kalmayan uzun vadeli bir talep sunarken, devasa stratejik rezervleri sayesinde şokları absorbe etme kapasitesine de sahip.

frt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Körfez-Çin İşbirliği Forumu'nun 10. Bakanlar Toplantısı'nın açılış töreninde, Çin'in Pekin kentindeki Diaoyutai Devlet Konukevi'nde bir konuşma sırasında, 30 Mayıs 2024 (Reuters)

Ancak Zhao'nun tezinin en önemli boyutu para. Ona göre savaş, özellikle Suudi Arabistan ile Çin arasında yerel para birimiyle ödeme ve döviz takası gibi araçların kullanımını hızlandırdı. Bu araçlar, Batı finans sistemine maruziyeti azaltmanın bir yolu olarak öne çıkarken kademeli biçimde yaygınlaşması beklenen bir eğilimi temsil ediyor.

Norveç merkezli bağımsız enerji araştırma kuruluşu Rystad Energy, İran'ın saldırılarına maruz kalan Körfez enerji santrallerindeki hasarların onarımı konusundaki değerlendirmesinde bu hasarın tutarını en az 25 milyar dolar olarak tahmin ediyor. Zhao, Çinli şirketlerin daha büyük bir rol oynamaya aday olduğunu düşünüyor. Çünkü bunun nedeni sadece maliyet değil, aynı zamanda finansman, mühendislik ve tedarik zincirlerini içeren entegre paketler sunma kabiliyetleriyken uluslararası şirketler, üretim ve tedarikte uzun gecikmelerle karşı karşıya.

Zhao, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki serbest ticaret anlaşmasının hızlandırılmasının stratejik bir zorunluluk haline geldiği sonucuna varıyor. Onun yorumuna göre savaş tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya çıkardı, enflasyonu artırdı ve Körfez'in petrol ihracat modelinden, dünyanın en büyük sanayi ekonomisiyle bağlantılı ‘lojistik ve dijital merkez’ modeline geçmesi gerektiğini gösterdi.

Çin kaynaklı verilere dayanarak, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasının Körfez ülkelerinde petrol dışı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesini yaklaşık 2,1 puan artıracağını öngören Zhao, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle neredeyse sıfır gümrük vergisine sahip bir serbest ticaret bölgesinin kurulmasının etkisinin, enerji altyapısı iyileştirme projeleriyle ilgili malzeme maliyetlerini düşürmekle sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda artan dalgalanmalar ve belirsizliklerin hakim olduğu küresel ekonomik ortamda Körfez ülkeleri için daha istikrarlı bir büyüme temeli sağlayacağını düşünüyor.

Yeniden yapılandırılan bir ilişkiye doğru

Bu üç yorum bir araya geldiğinde, savaş Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiyi zayıflatan bir faktör olarak görünmekten ziyade, bu ilişkinin yönetildiği ortamda daha derin bir dönüşümü ortaya koyuyor. Uzun süredir enerji boyutuyla sınırlandırılan bu ilişki, bugün daha geniş bir çıkar ağı olarak ortaya çıkıyor; ancak krizlerin baskısı altında, eskisi gibi istikrarlı bir koruma sağlamayan bir dünyada, daha istikrarlı ve düzenli kurallar arayışına itiliyor.

Çin'in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor.

Ancak bu dönüşümlere gerçek anlamını kazandıran, yalnızca Çin ile ilişkinin evrimi değil, İran savaşının ışık tuttuğu karşıt bağlamdır. ‘Önce Amerika’ yaklaşımı, müttefikler üzerindeki artan baskıyı ve taahhüt önceliklerinin yeniden düzenlenmesini yansıtırken, geleneksel ilişkinin özelliklerini sürdürmenin maliyetinin kademeli olarak kalıcı bir yüke dönüşebileceğine dair açık bir sinyal veriyor. Bu durum, yeniden denge arayışı ya da köklü dönüşüm sürecini daha belirgin ve gerçekçi bir seçenek haline getiriyor.

dfvfd
Katar’ın başkenti Doha'daki sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen bir hava saldırısı sonucu yükselen dumanların önünden geçen araçlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu bağlamda Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşma farklı bir boyut kazanıyor. Bu da Körfez ülkelerinin ilişkilerini dengelemeye ve doğrudan çıkarlara daha sıkı bağlı, siyasi dalgalanmalara karşı daha az kırılgan ortaklıklar kurmaya çalıştığı daha kapsamlı bir yeniden konumlanmanın parçası olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan Çin’in yaklaşımı, ABD'nin rolüne ilişkin belirsizliğin arttığı bir dönemde, mutlak ikameden ziyade, uzun vadeli bir ortak olarak konumunu sağlamlaştırmaya yönelik sakin bir yatırım gibi görünüyor. Bu da uzun vadede güvenilir bir ortak olarak konumunu pekiştirme çabası şeklinde değerlendirilebilir.

Ancak bu dönüşümün yalnızca Çin’in rolünün yükselişiyle değil, aynı zamanda eski düzenin önceden olduğu gibi güvenilir olmaktan uzaklaşmasıyla da ölçülmesi, en önemli çelişki haline geldi. Büyük güçler önceliklerini yeniden düzenlerken, Körfez ülkeleri bugün, dış dengelerini yönetmekle sınırlı olmayan, çıkarların değil taahhütlerin mantığına göre şemsiyelerin kurulduğu bir dünyada ekonomik güvenlik kavramını yeniden şekillendirme yeteneklerine uzanan farklı bir sınavla karşı karşıya.


‘Hediye’ gemisi, Washington ile Pekin arasında tartışma başlattı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Arap Denizi sularında görev yapan bir askeri devriye görülüyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Arap Denizi sularında görev yapan bir askeri devriye görülüyor.
TT

‘Hediye’ gemisi, Washington ile Pekin arasında tartışma başlattı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Arap Denizi sularında görev yapan bir askeri devriye görülüyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yayınlanan fotoğrafta, Arap Denizi sularında görev yapan bir askeri devriye görülüyor.

Çin bugün yaptığı açıklamada, ABD tarafından Ortadoğu’da alıkonulduğu belirtilen bir geminin Pekin’den İran’a gönderilen bir ‘hediye’ taşıdığı iddiasını bir kez daha yalanladı. Söz konusu iddia, ABD Başkanı Donald Trump’ın bir gün önceki açıklamalarının ardından gündeme gelmişti.

Trump, Umman Körfezi’nde pazar günü ABD güçleri tarafından el konulan ve İran bayrağı taşıyan bir geminin ‘Çin’den gönderilmiş bir hediye’ taşıdığını öne sürmüş ve bu durumu “Pek de iyi bir gelişme değil” şeklinde değerlendirmişti. Trump’ın açıklamaları, ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Nikki Haley’in sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımın ardından geldi. Haley, söz konusu geminin Çin’den İran’a doğru yolda olduğunu ve füze programında kullanılmak üzere kimyasal maddeler taşıdığını iddia etmişti.

Tahran’ın füze cephaneliği

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun dün düzenlenen olağan basın toplantısında, Haley’in iddialarına yanıt vererek söz konusu geminin ‘yabancı bir konteyner gemisi’ olduğunu belirtti. Jiakun, Çin’in ‘her türlü kötü niyetli ilişkilendirme ve spekülasyona’ karşı olduğunu vurguladı.

Jiakun, Trump’ın açıklamalarına ilişkin soruya ise Pekin’in tutumunu daha önce net biçimde ortaya koyduğunu ifade ederek, “Sorumlu bir büyük güç olarak Çin, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme konusunda her zaman örnek olmuştur” dedi.

Çin yönetimi, Trump’ın İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yardımcı olmuş olabileceği yönündeki imalarına da tepki gösterdi. Trump dün, İran’ın ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana ‘stoklarının bir kısmını yeniden oluşturmuş olabileceğini’ öne sürmüş ve “ABD’nin bir gemiyi durdurduğunu, bunun çok da iyi olmadığını, belki de gemide Çin’den bir hediye olabileceğini” söylemişti. Ancak Trump bu iddialara ilişkin ayrıntı vermemişti.

Jiakun bugünkü basın toplantısında yaptığı açıklamada, Çin’in ‘uluslararası yükümlülüklerine bağlılık konusunda örnek bir ülke’ olduğunu yinelemekle yetindi.

Stratejik ortak

Pekin yönetimi, Tahran’ın önemli bir ticari ve stratejik ortağı konumunda bulunuyor. Analiz şirketi Kpler’e göre, savaş öncesinde İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’den fazlası Çin’e yöneliyordu. Ancak iki ülke arasındaki güçlü ilişkilere rağmen Çin, savaşın başından bu yana ABD’ye karşı söylemlerinde temkinli bir tutum sergiliyor. Bu yaklaşımın, Trump’ın mayıs ayı ortasında gerçekleştirmesi beklenen ziyaret öncesinde gerilimi sınırlamayı hedeflediği değerlendiriliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), el konulan Touska adlı geminin İran’ın Bender Abbas Limanı’na doğru seyir halinde olduğunu açıkladı. Açıklamada, güdümlü füze destroyeri USS Spruance’ın, geminin sevk sistemini etkisiz hale getirmek amacıyla beş inçlik topuyla birkaç atış yaptığı ve öncesinde ‘makine dairesinin tahliye edilmesi’ yönünde uyarıda bulunduğu belirtildi.

Söz konusu gelişme, küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nda artan gerilim ortamında yaşandı. Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana fiilen kapalı olan boğaz, İran tarafından İsrail ile Hizbullah arasında sağlanan ateşkesin ardından cuma günü geçici olarak yeniden açılmış, ancak Tahran yönetimi ABD’nin İran limanlarına giden ve bu limanlardan çıkan gemilere yönelik ‘ablukasının’ sürmesi üzerine ertesi gün boğazı tekrar kapatmıştı.

Kritik aşama

İlgili gelişmeler çerçevesinde Çin, Ortadoğu’nun ‘kritik bir aşamadan’ geçtiği uyarısında bulundu. Açıklama, Trump’ın İran’a müzakere için daha fazla süre tanımak amacıyla ateşkesi uzatmasının ardından geldi. Trump dün, iki haftadır yürürlükte olan ateşkesi uzattığını duyururken, İran limanlarına yönelik ABD ablukasının süreceğini de vurguladı.

Trump, sahibi olduğu sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, İran’ın savaşı sona erdirmeye yönelik bir teklif sunmasına kadar ateşkesin devam edeceğini belirttiğini ve ‘orduya İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürme talimatı verdiğini’ ifade etti.

fdvfe
Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin azalmasıyla birlikte bir sıvılaştırılmış gaz tankeri demirlemiş durumda (Reuters)

Jiakun ise mevcut durumun ‘savaş ile barış arasında kritik bir nokta’ olduğunu belirterek, “Öncelik, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek için tüm çabaların gösterilmesidir” dedi. Jiakun ayrıca, Pekin’in bölgede ‘yapıcı bir rol’ oynamayı sürdüreceğini kaydetti.


Savaş, Türkiye’deki İranlıları ülkelerine dönmeye zorlayabilir

İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
TT

Savaş, Türkiye’deki İranlıları ülkelerine dönmeye zorlayabilir

İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)
İstanbul’da sahibi olduğu kuyumcu dükkanında müşterisiyle konuşan İranlı bir adam (AP)

İranlı Saderi Hakşenas, İstanbul’daki bir dükkânda hamur işi satarak günlerini geçiriyor; ancak aklı Tahran’daki kızında.

Ailesi, vize yenileme sürecinde yaşanan zorluklar nedeniyle kızlarını İran’a göndermek zorunda kaldı. Bu karar, kırılgan ateşkesin her an bozulabileceğine dair endişelere rağmen alındı.

Uzun yıllar boyunca kısa süreli ikamet izinleri, on binlerce İranlının ekonomik fırsatlar aramak ve Türkiye’de görece istikrarlı bir yaşam sürmek için ülkeye gelmesine olanak tanıdı. Ancak mevcut koşullar belirsizliğini korurken, savaşın etkisi durumu daha da riskli hale getirdi.

Hakşenas, çalıştığı pastane tezgâhının arkasında ellerini kaldırarak, “Her gün ağlıyorum. Ne ülkemde hayat var ne de burada. Ne yapacağımı bilmiyorum” sözleriyle yaşadığı çaresizliği dile getirdi.

İran’a dönüş

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Saderi Hakşenas ve eşi beş yıl önce, iki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye taşındı. Aile, altı ay ile iki yıl arasında yenilenebilen turistik vizelerle yaşamını sürdürüyor.

Bu yıl, sağlık sorunları nedeniyle işsiz kalan eşinin durumu yüzünden bir avukat tutamayan aile, 20 yaşındaki kızları Asal için yeni vize başvurusu süresini kaçırdı. Lise son sınıf öğrencisi olan Asal, ayın başlarında bir kontrol noktasında gözaltına alındı ve bir geceyi göçmen merkezinde geçirdi.

ffgbfg
İstanbul’da bir pastanede çalışan 47 yaşındaki İranlı Saderi Hakşenas (AP)

Annesi, sınır dışı edilmenin ileride Türkiye’ye dönüşünü zorlaştırabileceği endişesiyle, kızını Tahran’a götürecek bir tanıdık buldu. Aile, Asal’ın öğrenci vizesiyle yeniden Türkiye’ye dönebilmesini umut ediyor.

Hakşenas, İran’da aylarca süren internet kesintisi nedeniyle kızından ayrıldığından bu yana onunla iletişim kuramadığını belirtiyor.

Türkiye’de yaşayan çok sayıda İranlı geçici statüye sahip bulunurken, ülkeye büyük çaplı bir mülteci akını yaşanmadı. İranlıların çoğu güvenliği kendi ülkelerinde aramayı tercih ederken, kara sınırlarından geçenlerin önemli bir kısmının başka ülke vatandaşlığına ya da oturum iznine sahip olduğu ifade ediliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2025 yılında Türkiye’de yaklaşık 100 bin İranlı yaşıyordu. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre ise savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 89 bin İranlı Türkiye’ye giriş yaparken, 72 bine yakını ülkeden ayrıldı.

Bazı İranlılar, savaşın sona ermesini beklemek amacıyla kısa süreli ve vizesiz ikamet imkânlarından yararlanırken, ülkede daha uzun süre kalmak isteyenler için seçeneklerin sınırlı olduğu belirtiliyor.

Uluslararası koruma

İstanbul Barosu’na bağlı Mülteci ve Göçmen Hakları Merkezi’nden Sedat Albayrak, İranlılar için uluslararası koruma statüsü elde etmenin zor olabildiğini ve mevcut sistemin daha çok kısa süreli ikamet izinlerine yönlendirdiğini belirtti. Albayrak, “Bu izinlerle 10 yılı aşkın süredir yaşayan insanlar var” dedi.

Savaşın uzaması halinde daha fazla İranlının ülkelerine dönmek zorunda kalabileceği ifade ediliyor. Yaklaşık 11 yıl önce çocuklarının eğitimi için Türkiye’ye gelen Nadir Rahim de bu riskle karşı karşıya. Rahim, mevcut koşulların devam etmesi durumunda ailesiyle birlikte İran’a dönmek zorunda kalabileceğini söylüyor.

Türkiye’de iş kurma ya da yasal olarak çalışma izni almanın zorluğu nedeniyle geçimini İran’daki motosiklet dükkânından elde ettiği gelirle sağlayan Rahim, savaşın başlamasından bu yana satış yapamadığını belirtiyor. Uluslararası yaptırımlar ve internet kesintileri de para transferini neredeyse imkânsız hale getiriyor.

fev
İstanbul’da bir İran marketi (AP)

Ailenin elindeki birikimin Türkiye’de yalnızca birkaç ay daha yaşamaya yeteceği ifade edilirken, çocukların Türkiye’de büyüdüğü, Farsça okuyamadıkları ve dili akıcı konuşamadıkları aktarılıyor. Rahim, çocuklarının İran’daki yaşama nasıl uyum sağlayacağı konusunda endişeli olduğunu dile getirerek, “Savaş devam ederse geri dönmekten başka seçeneğimiz kalmayacak” dedi.

Bu süreçte günlerinin büyük bölümünü telefonundan haberleri takip ederek geçiren Rahim, Tahran’daki ailesinden gelecek haberleri bekliyor ya da İranlı arkadaşlarıyla bir araya gelerek savaş hakkında sohbet ediyor.

Kötü hayat şartları

42 yaşındaki bir İranlı kadın, ailesine maddi destek sağlamak amacıyla sekiz ay önce Türkiye’ye geldi. Kendisi ve kızı, öğrenci vizesi alabilmek için üniversiteye kayıt yaptırdı. Kadın, yasal statüsünü koruyabilmek adına sabah saatlerinde derslere katıldıktan sonra hizmet sektöründe çalışıyor ve zaman zaman gece 03.00’e kadar mesai yapıyor.

Güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen kadın, kızıyla birlikte bir evde altı kişiyle aynı odayı paylaştıklarını söyledi. İran’da bir gelecek görmediğini dile getiren kadın, Türkiye’de ise gelirinin son derece sınırlı olduğunu ve yalnızca ailesine küçük miktarlarda para gönderebildiğini ifade etti.

Öte yandan 33 yaşındaki serbest çalışan bir mimar, İran’da ocak ayında düzenlenen kitlesel protestolara yönelik sert müdahalelerin ardından Tahran’dan Türkiye’ye geldi. Geçici olarak sığındığı farklı yerler arasında yaşamını sürdüren kadın, başlangıçta durumun sakinleşmesiyle ülkesine dönmeyi planladığını, ancak şubat sonunda ABD ile İsrail’in İran’la savaşa girmesiyle planlarının değiştiğini belirtti.

devfre
İstanbul’da bir kafede oturan iki İranlı (AP)

İsmini açıklamak istemeyen mimar, “Durumun beklediğimden çok daha kötü olduğunu düşünmeye başladım” dedi. İnternet kesintileri nedeniyle İran’daki müşterileriyle çalışamadığını ifade eden kadın, 90 günlük vizesiz kalış süresinin dolmak üzere olduğunu ve Türkiye’de daha uzun süreli ikamet başvurusu yapacak maddi imkâna sahip olmadığını söyledi.

Kadın, bu nedenle Malezya’ya gitmeye karar verdiğini, burada vizesiz kalış süresi içinde bir ay boyunca barınma karşılığında sığınak inşaatında çalışacağını belirtti. Geleceğe dair net bir planı olmadığını da sözlerine ekledi.