Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

“Fikirler kurşun geçirmez değildir”

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı ve buna karşılık olarak İsrail'in yürüttüğü yıkıcı savaş, bazılarını ‘ideolojilerin askeri olarak yenilgiye uğratılamayacağı’ düşüncesiyle Hamas'ı ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı sonucuna götürdü. Öte yandan bazıları da askeri gücün, özellikle Gazze'de radikalleşmiş yeni bir neslin ortaya çıkması riski taşıdığını ve bunun da Hamas saflarına yeni katılımlar sağlayabileceğini savunuyor.

Her iki argüman da yanlıştır. Askeri güç bir ideolojiyi tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel kabiliyetlerini önemli ölçüde zayıflatarak o ideolojinin önemini azaltabilir. Hamas gibi gruplara karşı düzenlenen askeri operasyonların radikalleşmeye neden olduğu ve böylece bu tür grupların bünyesine yeni üye katıp güçlenmesine yol açtığı yönündeki diğer argüman ise genellikle insan eylemliliğinin önemini en aza indirgerken bireylerin ve toplulukların dış baskılardan ya da şiddet eylemlerinden bağımsız olarak seçim yapma ve hareket etme yeteneklerini göz ardı ediyor. Bu bakış açısı, silahlı çatışmanın uzun vadede olumlu sonuçlara yol açtığı geçmişteki vakaları görmezden gelme eğilimi gösteriyor.

Fikirler kurşun geçirmez midir?

“Fikirler kurşun geçirmezdir” sözü kulağa ikna edici gelebilir, ancak bu bir ‘aşırı basitleştirme’ örneğidir. Hamas'ınki de dahil olmak üzere tüm ideolojiler genellikle dirençli olmakla birlikte nadir durumlarda tamamen yok olurlar. Örneğin, askeri yenilgiye ve ahlaki itibar kaybına rağmen Nazilerin, El Kaide'nin ve DEAŞ’ın ideolojileri tamamen silinmedi. Bu ideolojilere tutunan örgüt üyeleri her zaman oldu ve yeniden ortaya çıkmalarını kolaylaştıracak şartlar yeniden olgunlaşabilir. Benzer şekilde Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-ı Müslimin) gibi hareketler de defalarca kez ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Hamas’a yönelik askeri operasyonları bu tür yöntemlerin grubu tamamen ortadan kaldıramayacağı gerekçesiyle reddedenler gerçekçi olmayan bir başarı standardına bel bağlıyorlar.

Ancak bu durum, Hamas da dahil olmak üzere bu tür ideolojilerin ve örgütlerin, büyük tehditlerden - bazen tehlikeli, bazen de potansiyel olarak trajik olsa da - marjinal bir baş belasına dönüştürüldükleri ölçüde yeterince yenilgiye uğratılamayacakları anlamına gelmez. Hamas ve benzeri örgütleri etkili kılansa sadece benzersiz olmayan ideolojileri değil, bu ideolojiyi sürekli şiddet yoluyla operasyonel hale getirme becerileridir.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekme, ılımlılaştırma ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı.

Hamas siyasi gücünü öncelikle sürekli şiddete başvurma becerisi üzerinden inşa etti. Hatta popülaritesinin en zayıf olduğu 1990'lı yıllarda bile stratejik olarak şiddeti kullanması, o zamanlar Filistin'in kurtuluşu için yaygın olarak desteklenen barışçıl yaklaşımı bozdu ve kendisini siyasi bir alternatif olarak konumlandırmasını sağladı. O dönemden beri şiddet, Hamas'ın öncelikli stratejisi olmaya devam ediyor.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekmeye, ılımlılaştırmaya ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun başlıca nedeni Hamas'ın vizyonuna göre şiddet kullanımının barış sürecini sabote etmekten 2007 yılında Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye kadar hedeflerine etkili bir şekilde ulaşmış olması. Bunun bir başka kanıtı da 7 Ekim'de yaşananlar. Hamas askeri yeteneklerini koruduğu sürece siyasi sonuçları etkileyebilecek önemli bir güç olmaya devam edecek. Hamas’la etkin bir şekilde mücadele edebilmek için şiddet uygulama kabiliyetinin elinden alınması, güç kullanımını gerektiren önemli bir ilk adımdır.

Savaş Hamas'a yeni üyelerin katılmasını sağladı

Askeri yaklaşımın ağır siyasi bedelleri olacağı şüphesiz. İsrail'in savaş sırasındaki aşırılıkları ve insani yardımların ulaştırılmasına getirdiği kısıtlamalar silinmez izler bırakacak ve savaşa ilk elden tanıklık eden Gazzeliler, yurttaşlarının çektiği acıları gören Filistinliler ve soydaşlarının uğradığı yıkımı gören Araplar bunun için uzun yıllar boyunca İsrail'i suçlayacaktır. İsrail'in İsrail'in Hamas'ın 7 Ekim'deki vahşi saldırısını asla tekrarlayamamasını sağlama hedefi ne kadar meşru olursa olsun ya da örneğin Hamas gibi kendi halkının hayatını hiçe sayan bir düşmana karşı meskun mahal savaşının karmaşıklığıyla ilgili olanlar gibi bazıları makul olsa bile sunduğu gerekçeler ne olursa olsun bu suçlamalar yapılması kaçınılmaz.

cdvfbrtghx
Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta devriye geziyor, 26 Ocak 2020 (Shutterstock)

Filistin ve İsrail toplumlarının birbirlerine güvenebilecekleri ve hatta yakın zamanda makul bir düzeyde bir arada yaşayabilecekleri yönündeki tüm hayaller - eğer elde edilebilirse - en iyi ihtimalle nesiller boyu sürecek bir çabanın sonucu olabilir. Bu, iki devletli bir çözüme asla ulaşılamayacak demek değilse de bu çözüm, iş birliğinden ziyade ayrılığa dayalı bir çözüm olabilir.

Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor.

Ancak şu da bir gerçek ki Gazzeliler, Filistinliler ve Araplar, İsrail'e karşı ne tür duygular beslerse beslesinler, hiç kimsenin gelecekte böyle bir trajedinin tekrarlanmasını istemeyeceği kesin.

Her şey an meselesi

Sık sık dile getirildiği üzere askeri eylemler kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar üretemez. Bu düşünce, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya genelinde varlığını sürdürüyor. Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor. Ancak, kalıcı ve sürdürülebilir olamama durumu sadece askeri eylemlerin sonuçlarıyla sınırlı olmamakla birlikte - eğer varsa - kalıcı olan çok az şey vardır. Eğer politikalar kalıcılıklarına göre değerlendirilirse, çok azı zaman testinden geçebilecektir.

Ancak Hamas'ı askeri olarak yenmek çok önemli bir şeyi garanti edebilir. O da zaman. Zaman son derece önemlidir. Herhangi bir önemli siyasi, ekonomik ya da sivil reformu gerçekleştirmek için zamana ihtiyaç duyulur. Sadece askeri müdahalenin gerekli olup olmadığı değil, aynı zamanda bu müdahalenin sağlayacağı zamanın nasıl kullanılacağı da önemli bir soru.

fvbg
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’ta bir askeri geçit töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları savaşçıları (Shutterstock)

Bununla ilgili tarihte iki örnek var. Bunlardan birincisi -günümüz tartışmalarında sıkça duyulan- savaşın radikalleşmeye ve daha fazla huzursuzluğa yol açtığı Irak ve Filistin-İsrail çatışmasının farklı aşamalarının teşkil ettiği örnek olurken diğeri çatışmanın aşılarak istikrarlı ve huzurlu bir geleceğin kurulmasının mümkün olduğunu gösteren Almanya, Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Ruanda gibi ülkelerin teşkil ettiği örnektir. Her ne kadar bu örnekler hatasız değil ve mükemmel bir tarihi analoji barındırmıyor olsa da her modelde temel ortak noktalar bulunuyor.

Birinci örnekte çatışmayı genellikle acıların artmasına ve işlevsizliğe yol açan kötü politikalar takip ediyor. Tıpkı Irak savaşı sonrasında görüldüğü gibi. Irak’ta savaş sonrası istikrarsızlık, yolsuzluk ve yönetim boşluğunun özellikle de artık önceki rejimler altında yaşamaya dair anıları olmayan gençler arasında radikalleşmeyi kolaylaştırdığı görüldü.

Filistin örneğinde, Hamas’ı ya da ideolojik olarak benzer bir şeyi destekleyenler her zaman olacaktır.

Buna karşın ikinci örnektekiler gibi öfkenin yerini umudun almasını sağlayan olumlu alternatifler ortaya çıktığı görüldü. Ulusal odak yeniden inşaya ve geleceğe yönelik hedeflere kaydıkça, geçmişteki acılar tamamen ortadan kalkmasa da daha az önemli hale gelir. Bu tür durumlarda, eski düşünceler ve geçmiş acılar devam etseler bile ülkelerin geleceğini belirleyemezler.

Hamas sonrası

Filistin örneğinde, Hamas'ı ya da onun ideolojik olarak bir başka benzerini destekleyenler her zaman olacağı şüphesiz. Zira siyasal İslamcılar Arap siyasetinin bir özelliğidir. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz yüzyılı Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı ortadan kaldırmaya çalışarak geçiren Arap ülkelerini düşünmemiz yeterli olur. Şiddet yanlısı uç radikal her toplumda vardır ve sürekli güvenlik, istihbarat ve aşırı durumlarda askeri müdahalede bulunulması gerekir. Bu açıdan bakıldığında Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı sorusunun cevabı ‘hayır’ olacaktır.

dvfbg
Gazze'deki bir tüneli inceleyen bir İsrail askeri (Reuters)

Hamas'ı sadece ara sıra şiddet uygulayabilen, ama siyasi ve güvenlik ortamını değiştirmeye gücü yetmeyen marjinal bir fenomene dönüştürmek ulaşılabilir bir hedef olacaktır. Ancak bu, böyle bir hedefin kolayca ulaşılabilir olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü inandırıcı ve ikna edici bir alternatifin yaratılmasını gerekiyor.

Böyle bir alternatif yaratmak için birbiriyle ilişkili üç bileşene ihtiyaç var. Bunlardan ilki Hamas'ın yeniden yapılanmasını engellemek için savaş bittikten sonra da güvenlik önlemlerinin devam ettirilmesi. Açık olmak gerekirse Hamas'ın savaş öncesi gücüne dönmesine gerek yok. Sadece savaş sonrası çabaları bozmak için yeterli kapasiteyi yeniden inşa etmesi yeterli.

İkincisi olarak silahlı çatışmaların hemen ardından önemli iyileştirme ve yeniden inşa çabalarına girişilmeli. Üzüntü ve öfke ortadan kalkmayacaksa da elle tutulur bir değişim Gazze halkına hayatlarının parçalarını toplamaya başlayabileceklerinin sinyalini verebilir.

Üçüncüsü olarak ise Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi'ni gayrimeşru olarak gördüğü sürece Hamas kendisini tek geçerli alternatif olarak sunmaya devam edecektir. Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması içinse önce yolsuzluk ve kötü yönetim sorunlarının ele alınması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi liderlerini etkisiz hırsızlar olarak gördükleri sürece, Hamas'la mücadele için gereken inandırıcılığı kazanamayacakları kesin. Ancak daha da önemlisi, Filistin Yönetimi'nin temel önermesi olan diplomasinin Filistinliler için sonuç getirebileceği fikrinin onarılması gerekiyor. Bağımsız bir Filistin devleti kurulması için şu an fazla gerçekçi değilse bile Filistin Yönetimi, halkına bağımsızlık yolunda ilerlediğini gösterebilmeli.

Hamas'a karşı koymak için siyasi, diplomatik, idari ve ekonomik önlemlerin alınmasının yanı sıra Filistin Yönetimi, İsrail, Arap devletleri ve uluslararası toplum açısından önemli kararlar alınması ve eyleme geçilmesi gereken karmaşık ve çok yönlü bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bu görev, doğası gereği zahmetli ve riskli olmasının yanında başarısızlık potansiyeli de taşıyor. Ancak Hamas askeri olarak etkisiz hale getirilmeden ve askeri yetenekleri azaltılmadan, altta yatan siyasi ve ekonomik meseleleri ele alan bu daha geniş stratejileri hayata geçirmek mümkün olmayacak. Bu adım atılmadığı takdirde zaten zor olan bu görev daha da imkansız hale gelecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal