Savaşın başlamasının üzerinden 8 ay geçmesine rağmen İsrail için halen bir düğüm olan isim: Yahya Sinvar

Sinvar’a yakın kişiler Şarku’l Avsat’a konuştu: Gazze'den gitmektense ölmeyi tercih eder. Siyasi ve sosyal bir isim. Esprili, ama bir o kadar da inatçı.

İsrail Gazze savaşı boyunca Sinvar’a ulaşamadı (AP)
İsrail Gazze savaşı boyunca Sinvar’a ulaşamadı (AP)
TT

Savaşın başlamasının üzerinden 8 ay geçmesine rağmen İsrail için halen bir düğüm olan isim: Yahya Sinvar

İsrail Gazze savaşı boyunca Sinvar’a ulaşamadı (AP)
İsrail Gazze savaşı boyunca Sinvar’a ulaşamadı (AP)

İsrail, geçtiğimiz yıl ekim ayında Gazze Şeridi'ne savaş açmasından bu yana, Hamas Hareketi’nin lider kadrosuna, özellikle de Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanı Yahya Sinvar'a ulaşamadı. Sinvar, Tel Aviv'in siyasi ve askeri isimleri tarafından 7 Ekim'de İsrail’e düzenlenen ve yüzlerce İsraillinin ölümüne, 240'a yakın İsraillinin rehin alınmasına yol açan saldırının planlayıcısı olmakla suçlanıyor.

Ancak İsrail sekiz aydır süren savaşta Gazze Şeridi'nin kuzeyinden merkezine oradan da güneydeki Han Yunus ve Refah'a kadar Sinvar'ı bulmayı umduğu her eve, tünele ve yere baktıysa da ondan hiçbir iz bulamadı. İsrail ordusu sadece Sinvar'ı ailesiyle birlikte tünellerden birinde gösteren kısa bir videoya ulaşabildi. Video savaşın başlarında memleketi Han Yunus'ta çekilmiş gibi görünüyordu.

Çok sayıda İsrailli yetkili, Sinvar’ın Han Yunus'ta ve tünellerde saklandığına dair emin ifadeler kullanırken zaman zaman ona yaklaştıklarını belirttiler. İsrail, halen devam eden bir operasyonla Sinvar’ın peşinde takibini Refah'a kadar genişletti.

scvfdbg
Yahya Sinvar (AP)

İsrail'in Hamas'ın diğer bazı siyasi ve askeri liderleriyle birlikte Sinvar'ı halen bulamaması, büyük bir istihbarat başarısızlığı olarak görülürken Gazze Şeridi'nin yer altı da dahil olmak üzere tüm bölgelerini etkileyen yıkıcı savaşın ortasında Sinvar'ın nerede olduğu ve saklanabildiği konusunda soru işaretlerine neden oldu.

Peki Sinvar'ın dış dünyayla bağlantısı gerçekten kesildi mi?

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze Şeridi'ndeki ve yurtdışındaki Hamas kaynakları, Sinvar'ın şimdiye kadar saklanabilmesinin ve İsrail’in kendisine ulaşamamasının, Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi içindeki ve dışındaki liderleriyle iletişiminin kesildiği anlamına gelmediğini söylediler.

Kaynaklar, Sinvar'ın başta ateşkes müzakereleri olmak üzere olup biten her şeyden sürekli olarak haberdar olduğunu ve sunulan her teklifi iyice incelediğini, üzerinde düşündüğünü, görüş bildirdiğini ve Hamas’ın diğer liderleriyle çeşitli şekillerde iletişim kurarak istişarede bulunduğunu aktardılar.

Sİnvar’ın, özellikle son müzakerelerdeki kritik zamanlarda Hamas Hareketi’nin yurtdışındaki liderleriyle birçok kez iletişim kurduğunu açıklayan kaynaklar, ayrıca İsrail'in oğullarını hedef almasının ardından Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile de iletişim kurarak kendisine taziyelerini ve desteklerini sunduğunu ifade ettiler. Kaynaklar bu iletişimin nasıl gerçekleştiği ve doğrudan olup olmadığı konusunda detay vermediler.

Kaynaklar, Sinvar'ın mevcut savaş sırasında İsrail’in herhangi bir suikast girişiminden kurtulup kurtulmadığı ve özellikle Han Yunus'taki operasyon sırasında İsrail askerlerinin onun bulunduğu yere yaklaşıp yaklaşmadığı konusunda da herhangi bir bilgi vermediler.

En fazla iki ya da üç kişiden oluşan çok küçük bir çevrenin onun nerede olduğunu bildiğini ve çeşitli ihtiyaçlarını karşıladığını söyleyen kaynaklar, bu kişilerin Sinvar’ın Gazze Şeridi’ndeki ve dışındaki Hamas liderleriyle iletişim kurmasını sağladıklarını belirttiler.

zxcvdfbg
İsrail'in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan, geçtiğimiz mayıs ayında BM Genel Kurulu'nun özel bir oturumu sırasında Yahya Sinvar'ın bir fotoğrafını tutarken (AFP)

İsrail’in Hamas'ın siyasi ve askeri kademelerindeki birinci ve ikinci derecedeki liderlerinin çoğuna ulaşmayı başaramadığına işaret eden kaynaklar, ancak İsrail’in bunlardan bazılarına suikast girişiminde bulunduğunu, bu girişimler sırasında bazılarının yaralandığını, bazılarının da farklı bölgelere ve hedeflere yönelik bombardımanlardan yara almadan kurtulduğunu, fakat Sinvar’ın bu kişilerin arasında olmadığını söylediler.

Kaynaklar Sinvar'ın tünellerde mi yoksa bir evde mi saklandığını ise belirtmediler.

 Han Yunus’un tünelleri

İsrail ordusunun Han Yunus'taki kara operasyonunun sona ermesinin ardından Sinvar'a ulaşılamaması dair İsrail basınında yer alan haberlerde Sinvar'ın Hamas'ın geriye kalan tünellerinde gezindiği öne sürüldü. Ancak İsrail ordusu sık sık Hamas'ın tünelleri de dâhil olmak üzere tüm imkânlarını yok ettiğini ve Han Yunus ile Gazze Şeridi'nin diğer bölgelerindeki tüm taburlarını dağıttığını belirtiyor.

İsrail zaman zaman Sinvar ve diğer Hamas liderlerinin sürgüne gitmeyi kabul etmeleri halinde Gazze Şeridi'nden çıkarılabilecekleri açıklamasını yineliyor.

Şarku’l Avsat, Sinvar'ın şahsiyeti ve nasıl kararlar verebileceği hakkında bir portre çizmek için yakınlarına ve akrabalarına ulaşmaya çalıştı.

Sinvar’ın yakın çevresinden ve akrabalarından kaynaklar, onun ‘ya savaşın sona ermesi, işgalci İsrail güçlerinin geri çekilmesi ve onurlu bir esir takası anlaşması için direnişin öne sürdüğü şartların kabul edilmesinden ya da şehit olmaktan’ başka bir şey düşünmediğini söylediler. Kaynaklar, Sinvar için Gazze'den sürgün edilme gibi bir önerinin temelde kabul edilemez olduğunu ve bunu asla düşünmeyeceğini ifade ettiler.

Hamas’ın diğer liderlerinin de bu iki seçenekten başka üçüncü bir seçeneği düşünmediklerini belirten kaynaklar, İsrail’in uzlaşmazlığına ve şartlarından taviz vermeyişine karşı başka bir çözüm olmadığı düşünüldüğünde tüm liderlerin bu iki seçenek üzerinde hemfikir olduğunu da sözlerine eklediler.

cvfdbgnh
İsmail Heniyye ve Yahya Sinvar, 2017 yılında Gazze’de Filistinli grupların liderlerinin katıldığı bir toplantı sırasında yan yana otururken (AFP)

Kaynaklar, Sinvar’ın karakteriyle ilgili olarak ve İsraillilerin onun kan dökme ve şiddet yanlısı ve inatçı bir kişi olduğu yönündeki iddialarına cevaben, onun sosyal bir insan olduğunu ve sık sık hem yetkilileri hem önde gelen yerel isimleri ve hatta ikamet ettiği yerdeki komşularını ziyaret ettiğini söylediler. Yakın çevresi, Sinvar’ın Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki lideri seçilmesinden bu yana yoğun programına rağmen ailesini ve akrabalarını düzenli olarak ziyaret ettiğini de belirttiler.

Yakın çevresinden biri Sinvar hakkında şunları söyledi:

Sinvar, birçokları tarafından çok sert bir kişi olarak algılanmasına rağmen Hamas’ın lideri olarak katıldığı toplantılar ve görüşmeler sırasında bile sık sık espri yapar. Ancak bu mizahi yönü, kritik ve önemli konularda tartışmalar yapıldığında her türlü tartışmayı çözüme kavuşturabildiği için ortaya çıkan lider karakterine sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Eskiden ona eşlik eden Hamas’ın önde gelen isimlerinden biri ise şunları dile getirdi:

Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri döneminde Gazze'deki durumla ilgili arabulucularla yapılan müzakereler ve 2018-2019 yılları arasında birbirini takip eden olaylar sırasında Sinvar, kişisel kararını Hamas liderlerine oybirliğiyle kabul ettirme konusunda oldukça azimliydi. İsrail’i yıllarca Hamas Hareketi’nin taleplerine boyun eğmeye zorlayan önemli başarılar elde etti.

Zafer pozu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv'deki siyasi ve askeri üst düzey isimlerden gelen, savaşın ertesi günü için stratejik bir plana sahip olmadığı ve Hamas'la İsrailli rehineleri iade edecek bir anlaşmaya varmadığı yönündeki eleştirilere yanıt verirken Gazze savaşını Sinvar ve Hamas'a zafer pozu verdirecek şekilde sonlandırmayı reddettiğini sık sık yineliyor.

Gözlemciler, İsrail'in Sinvar'a ulaşamamasının siyasi ve askeri düzeyleri için çözülemeyen bir düğüm olduğunu söylerken İsrailliler, savaşta zafer pozu verebilmek için İsrail ordusuna ölü ya da diri Sinvar'a ulaşma fırsatı verilmesi konusunda zaman faktörüne büyük umutlar bağlıyor gibi görünüyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan Hamas kaynakları, Sinvar'ın, İsrail'in savaşı kazandığını iddia etmek için onu öldürmek ya da yakalamak istediğini çok iyi bildiğini söylediler. İsrail hapishanelerinde geçirdiği uzun yıllar nedeniyle Sinvar’ın İsraillilerin ve liderlerinin nasıl düşündüklerini bildiğini belirten kaynaklar, bu yüzden Sinvar’ın özellikle müzakereler ve beraberinde oluşan şartlar sırasında mücadelenin birçok yönünü siyasi olarak yönettiğini de sözlerine eklediler. Kaynaklar bu sebeple Sinvar’ı özellikle savaşın tamamen durdurulması ve işgalci İsrail güçlerinin Gazze Şeridi'nin tüm bölgelerinden çekilmesi konusunda Filistinlilerin uzlaşmasını sağlayacak koşulları sağlamak isteyen inatçı bir müzakereci olarak tanımladılar.

Kaynaklar, Sinvar’ın önemli bir ulusal mesele söz konusu olduğunda tek başına karar vermediğini, ancak müzakerelerde ve diğer konularda gündeme gelen her konuda her zaman istişareye devam etmeyi tercih ettiğini de sözlerine eklediler.

İsrail, bir uzlaşıya varılmasını sağlayacak bir çözüm çerçevesinde başta Yahya Sinvar olmak üzere Hamas liderlerinin Gazze'den sürülmesi fikrini sık sık dile getirse de bu fikre hem İsrail hükümetinin içinden hem de Hamas'tan tepki gösterildi.

 



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.