Batı İran’ı uyardı: İsrail’e yönelik bir saldırının sonuçları felaket olur

Macron’dan Pezeşkiyan’a: Ortadoğu'da yeni bir gerginlik kimsenin çıkarına olmaz

DMO’ya yakın haber ajansları İsrail'e yönelik bir saldırıda 2 bin kilometre menzilli balistik Hayber füzesinin kullanılabileceğini ima etti (Reuters)
DMO’ya yakın haber ajansları İsrail'e yönelik bir saldırıda 2 bin kilometre menzilli balistik Hayber füzesinin kullanılabileceğini ima etti (Reuters)
TT

Batı İran’ı uyardı: İsrail’e yönelik bir saldırının sonuçları felaket olur

DMO’ya yakın haber ajansları İsrail'e yönelik bir saldırıda 2 bin kilometre menzilli balistik Hayber füzesinin kullanılabileceğini ima etti (Reuters)
DMO’ya yakın haber ajansları İsrail'e yönelik bir saldırıda 2 bin kilometre menzilli balistik Hayber füzesinin kullanılabileceğini ima etti (Reuters)

Batı ülkeleri, İran'ı İsrail'e saldırmasının sonuçlarına karşı uyarırken Ortadoğu, geçtiğimiz hafta Tahran’ın kuzeyinde Hamas lideri İsmail Heniyye'nin ve Lübnan'daki Hizbullah Hareketi’nin üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürülmesine misilleme olarak İran ve onunla müttefik olan silahlı grupların olası yeni bir saldırı dalgasına hazırlanıyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün(Çarşamba), Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile bir telefon görüşmesi yaptı. Pezeşkiyan, görüşmede ülkesinin ‘Siyonist rejimin işlediği suça uygun şekilde karşılık verme hakkı’ olduğunu söyledi.

‘ABD ve Batı ülkelerinin cılız tutumlarını’ eleştiren Pezeşkiyan, “İran, çıkarlarına ve güvenliğine yönelik saldırılar karşısında asla sessiz kalmayacaktır” dedi.

İran Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle sürdürdü:

ABD ve Batı ülkeleri, hiçbir uluslararası yasa ve düzenlemeye uymayan ve bölgede her türlü suçu işlemekten çekinmeyen bir rejimi çelişkili ve ikiyüzlü bir şekilde desteklerken, ne yazık ki bu eylemlerin hedefi olan ülkeleri karşılık vermemeye ve itidalli davranmaya çağırıyorlar.

Buna karşın Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bölgedeki gerilimin tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Macron, İranlı mevkidaşını ‘misilleme mantığını aşma ve bölgede yeni bir askeri gerilimden kaçınmak için elinden gelen her şeyi yapmaya’ çağırdı.

Elysee Sarayı tarafından telefon görüşmesine ilişkin yapılan açıklamada, bölgede yeni bir askeri gerilimin İran da dahil olmak üzere hiç kimsenin çıkarına olmayacağı ve bölgesel istikrara kalıcı olarak zarar vereceği belirtildi. Açıklamada, “İran, desteklediği istikrarsızlaştırıcı aktörlere gerilimi tırmandırmamaları için azami itidal çağrısında bulunmayı taahhüt etmeli” denildi.

Açıklamada ayrıca Macron'un Pezeşkiyan’a, bölgede gerilimin tırmanmasını önlemek için elinden gelen her şeyi yapması ve misilleme döngüsünün sona ermesi gerektiğini söylediği belirtildi. Açıklamaya göre Macron Pezeşkiyan’a İran'ın ‘desteklediği istikrarsızlaştırıcı aktörleri’ gerilimi körüklemekten kaçınmak için azami itidal göstermeye çağırması gerektiğini söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Lammy de Ortadoğu'da gerilimin daha fazla tırmanmasının ‘kimsenin çıkarına olmayacağı’ uyarısında bulundu. Lammy, İran'ın İsrail'e saldırması halinde bunun bölge için yıkıcı sonuçlar doğuracağı konusunda uyardı.

Lammy, İran Dışişleri Bakan Vekili Ali Bakıri Kani'nin İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılmak üzere Suudi Arabistan’ın Cidde şehrine hareketinden birkaç saat önce Kani ile telefonda görüştü.

İngiltere Dışişleri Bakanı, X platformundandan yaptığı paylaşımda, “İran ve tüm taraflar acilen ve derhal tansiyonu düşürmeli” diye yazdı.

Öte yandan Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, “Ortadoğu felaketin eşiğinde, İran'a azami itidal göstermesi çağrısında bulundum” açıklamasında bulundu. Bununla birlikte ‘Gazze'deki insanların ateşkese ihtiyacı olduğunu’ belirten Schallenberg, tüm rehinelerin serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak “Sivillerin hayatları her iki tarafta da korunmalı. Daha fazla kan dökülmesi kimsenin yararına olmaz” ifadelerini kullandı.

İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Bakıri Kani ile yaptığı telefon görüşmesinde, bölgede gerilimin tırmanma riskinin yüksek olmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Cassis, İsviçre'nin itidal ve ılımlılığa öncelik verme ve gerilimi azaltacak diplomatik bir çözüm arama konusundaki kararlılığını vurguladı.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Bakıri Kani’nin Heniyye suikastının ardından tansiyonun yükselmesiyle ilgili olarak bazı Avrupa ve bölge ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla telefon görüşmeleri yaptığı ve Avrupalıların İsrail'e yönelik ‘kayıtsızlığını ve desteğini’ eleştirdiği belirtildi.

Açıklamaya göre Bakıri Kani mevkidaşlarına, ülkesinin İsrail'e karşı caydırıcılık yaratma konusunda son derece kararlı olduğunu söyledi. Bakıri Kani, salı akşamı X platformundan yaptığı açıklamada, “İran ve Lübnan'daki Siyonist terör saldırıları sonucunda bölgede oluşan tehlikeli durumla ilgili olarak mevkidaşlarımla yaptığımız yoğun telefon görüşmeleri bu gece de devam etti” yazdı.

İran Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyesi ülkelerden mevkidaşlarıyla yaptığı istişarelere atıfla, “Hepsi BMGK üyesi olan İsviçre ve Malta’tan  mevkidaşımla yaptığım telefon görüşmelerinde ve İngiltere’deki mevkidaşımdan gelen telefona cevaben, BMGK’nın, işgalci rejimin işlediği suçlara karşı harekete geçmemesinin, işgalci rejimi savaşı ve kan dökmeyi sürdürme, bölgede istikrarsızlık ve güvensizliği yayma konusunda cesaretlendirdiğini vurguladım” diye yazdı.

Bakıri Kani, Avusturyalı mevkidaşına “Avrupa, Siyonist rejimin açık terör saldırısını kınamayarak ve bu rejime karşı BMGK’nın etkili ve caydırıcı kararlarının alınmasını engelleyerek, pratikte tüm diplomatik yolları kapatmıştır” dediğini aktardı.

Bakıri Kani, X platformundan yaptığı açıklamaya şöyle devam etti:

“Avusturyalı mevkidaşımla yaptığım telefon görüşmesinde, Avrupa'nın, İran Cumhurbaşkanı'nın yemin töreninin resmi konuğunun öldürülmesi de dahil olmak üzere, işgalci rejimin suçlarına göz yumma ve bazen de destekleme şeklindeki tutumu, Avrupa'nın iddialarının tam tersi olduğunu ve bölgede barış ve güvenliği baltaladığını söyledim.”

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, salı akşamı Washington’da yaptığı açıklamada, ABD'nin İran ve İsrail'e Ortadoğu'daki çatışmaların tırmanmaması gerektiği mesajını ilettiğini söyledi. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), bölgedeki ABD güçlerine yönelik saldırılara müsamaha gösterilmeyeceği uyarısında bulundu.

Yetkililerin bölgedeki müttefikleri ve ortaklarıyla sürekli temas halinde olduğunu belirten ve kimsenin gerilimi tırmandırmaması gerektiği konusunda ‘açık bir fikir birliği’ olduğunu söyleyen Blinken, “Müttefiklerimiz ve ortaklarımızla yoğun bir diplomasi yürüttük ve bu mesajı doğrudan İran'a ilettik” şeklinde konuştu.

ABD'nin İsrail'i saldırılara karşı savunmaya devam edeceğini bir kez daha yineleyen Blinken, bölgedeki herkesin gerilimi tırmandırma ve yanlış hesap yapma gibi tehlikelerin farkında olması gerektiğinin altını çizdi. ABD Dışişleri Bakanı “Daha fazla saldırı düzenlemek, sadece kimsenin tahmin edemeyeceği ve kimsenin tam olarak kontrol edemeyeceği tehlikeli sonuçların ortaya çıkma riskini arttıracaktır” ifadelerini kullandı.

Blinken, Savunma Bakanı Lloyd Austin ile birlikte Avustralyalı mevkidaşlarıyla yaptıkları görüşmenin ardından, Gazze’deki savaşta ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması anlaşmasına varılması için yapılan görüşmelerin son aşamada olduğunu ve çok yakında sona ereceğini söyledi.

Pazartesi günü Irak’taki ABD askerlerinin kullandığı Ayn el-Esed Askeri Üssü’ne düzenlenen saldırıda beş ABD askeri ve iki sözleşmeli personel yaralanmıştı. Saldırıdan İran destekli grupları suçlayan ABD Savunma Bakanı Austin, “Benim odaklandığım husus, birliklerimizi korumak için gerekli tedbirleri almak üzere elimizden gelen her şeyi yaptığımızdan ve çağrılmamız halinde İsrail'in savunmasına yardımcı olabileceğimizden emin olmak” ifadelerini kullandı.

ABD güçlerine yönelik saldırılara ‘müsamaha göstermeyeceğini’ söyleyen Austin, saldırının arkasında kimin olduğunu bilip bilmediği sorusuna, Washington'ın olayın arkasında İran destekli silahlı bir grubun olduğundan emin olduğu yanıtını verdi. Ancak söz konusu grubun kimliğini açıklamayan Austin, “Bunu belirlemek için hala araştırıyoruz” dedi.

Pentagon’dan yapılan açıklamada, Washington’ın bir yandan bölgedeki savunmasını güçlendirmeye çalışırken diğer yandan Ortadoğu'ya daha fazla savaş uçağı ve donanma savaş gemisi konuşlandıracağı belirtildi.

Beyaz Saray, ABD'nin İran’ın misilleme tehditlerini ciddiye aldığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Axios haber sitesinden aktardığına göre ABD Başkanı Joe Biden, ABD istihbarat teşkilatlarının İsrail'i, biri Hizbullah'tan, diğeri İran ve ona bağlı milislerden olmak üzere iki saldırı dalgası senaryosu öngördüğüne dair bilgilendirildi. Ancak kimin önce saldıracağı halen belirsizliğini koruyor.

İsrail Yayın Kurumu'nun (IBA) İngiliz bir kaynaktan aktardığına göre ABD’den Ortadoğu'ya gitmek üzere kalkan 12 adet F-22 savaş uçağı İngiltere'ye iniş yaptı.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ile yaptığı telefon görüşmesinde Ortadoğu’daki gerginliği ele aldı.

İsrail Ordu Radyosu, Gallant’ın son günlerde ABD, İngiltere, Almanya ve İtalya savunma bakanlarıyla görüştüğünü bildirdi. Radyoya göre bu görüşmeler, İsrail'i desteklemek üzere uluslararası bir koalisyon oluşturmak için mümkün olduğunca çok sayıda ortağı bir araya getirmek amacıyla gerçekleşti.

Etkili ve maliyetli hava savunması

Diğer taraftan Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, İsrail'in hava savunma sistemlerinin 14 Nisan’daki saldırıdan sonra ikinci bir testle İran ve müttefiklerinin koordineli saldırısına karşı hazırlandığını bildirdi.

İsrail ordusu şu an İran'dan bir misilleme saldırısı beklediği için yüksek alarm durumunda.

Gazete, İsrail'in savunma sistemlerinin insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelere karşı kapsamlı savunma yapamayan sistemi Demir Kubbe’nin ötesine geçtiğini ve ABD ile daha büyük bir hava savunma sistemi üzerinde çalıştığını bildirdi. Gazete bu sistemin, İsrail ve ABD hava kuvvetleri ile diğer güçlerin İran'dan gelecek balistik füze ve İHA’ları düşürme yetenekleri üzerine inşa edildiğini kaydetti.

Gazeteye konuşan Tel Aviv merkezli bir düşünce kuruluşu olan Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nden (INSS) kıdemli araştırmacı Yehoshua Kalisky, “Bu, koordine edilmiş ve saat gibi işleyen bir sistem” dedi. Kalisky, İsrail'in büyük bir saldırıya karşı nispeten hazırlıklı olduğuna inandığını da belirtti.

ABD’li yetkililer, İran’ın Lübnan’daki Hizbullah Hareketi ve Yemen'deki Husiler ile Irak'taki milis gruplar dahil olmak üzere bölgedeki Tahran yanlısı diğer grupların eş zamanlı saldırılarının eşlik edeceği bir saldırı başlatmasından endişe ediyorlar.

Zorluklardan biri, farklı hedefleri hızla kategorize etmeyi ve neyin vurulabileceğini belirlemeyi gerektiren büyük ölçekli bir saldırıyla başa çıkmak. Analistler, ABD ile birlikte geliştirilen çoklu hava savunma sisteminin, kısa menzilli ve gelişmiş balistik füzelerden gelen çeşitli tehditleri püskürtmek üzere tasarlandığını söylüyor.

İsrail'in yeni hava savunma sisteminin 2,1 milyar şekele, yani 550 milyon doların üzerinde bir meblağa mal olduğu tahmin ediliyor. Sistem, İran’ın İsrail'e yüzlerce balistik füze ve İHA ile düzenlediği saldırıda ilk testi geçmişti.

ABD dolaylı olarak sorumlu

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, geçtiğimiz hafta İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak üzere gittiği İran'ın başkenti Tahran’da suikasta uğradı. İran, saldırının ardından sorumluluğu üstlenmeyen İsrail'i misilleme yapmakla tehdit etmiş, Heniyye suikastından, İsrail'e verdiği destek nedeniyle ABD'nin de sorumlu olduğunu söylemişti.

Ancak ABD merkezli Washington Post gazetesi, İsrail'in, Heniyye suikastından sorumlu olduğunu ABD'ye bildirdiğini yazdı. Gazete üç ABD'li yetkiliye dayandırdığı haberinde, İsrail'in Heniyye'nin öldürülmesiyle ilgili yorum yapmamasına rağmen, suikasttan sorumlu olduğu konusunda ABD’li yetkilileri hemen bilgilendirdiğini aktardı. Gazete, Beyaz Saray yetkililerinin Haniye'nin öldürülmesi karşısında duydukları dehşeti ve şaşkınlıklarını dile getirdiklerini ve bunu, Gazze'de ateşkes sağlanması için sürdürdükleri çabaların önünde bir engel olarak değerlendirdiklerini belirtti.

Axios haber sitesi geçtiğimiz perşembe günü, Tahran ve Hamas'ın Heniyye'nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurt dış kolu olan Kudüs Gücü'ne ait bir binada öldürüldüğünü doğrulamasından birkaç saat sonra, İsrailli yetkililerin ABD'li mevkidaşlarını bilgilendirdiğini bildirdi.

İran ve Hamas tarafından Heniyye suikastının ayrıntılarına ilişkin yapılan resmî açıklamalar, Batı medyasındaki açıklamalarla çelişiyor. ABD ve İngiltere merkezli gazeteler, Heniyye’nin kaldığı konuta gizlice sızılarak bomba yerleştirilmesinden söz ederken, DMO tarafından cumartesi günü yapılan açıklamada, binanın muhtemelen yakın mesafeden ateşlenen 7 kilogramlık bir füze tarafından hedef alındığı belirtildi. Daha sonra Kudüs Gücü komutanlarından biri milletvekilleri ile yapılan bir toplantıda, sızma ya da bomba yerleştirme hipotezini reddetti.



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.