Trump’ın dış politikasında Ortadoğu’nun yeri neresi?

“Proje 2025” ajandasına göre ABD'nin bölgesel ortaklarının İran'ı caydırmada daha büyük bir rol oynaması gerekiyor

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan
TT

Trump’ın dış politikasında Ortadoğu’nun yeri neresi?

Görsel: Nigel Buchanan
Görsel: Nigel Buchanan

Robert Ford

'Trumpizm'in standart bir tanımı yok. Donald Trump da bir entelektüel olmaktan ziyade, bireysel olan anlık yargılarına dayanarak doğaçlama kararlar almayı ve eylemlerde bulunmayı seven bir adam. Ancak bunun yanında Trumpizm bir harekettir. Öyle ki özünde bir siyasi partiye dönüşmüş bir hareket. Güçlü şekilde Trump yanlısı olan bu hareket içinde, Trump'ın önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerini kazanması halinde kendilerine vereceği fırsatı kullanarak ABD’yi elli yıl önceki toplum haline getirmeyi amaçlayan entelektüeller de bulunuyor.

Anne, baba ve çocuklardan oluşan geleneksel aile kavramını yeniden parlatmayı istiyorlar. Evanjelik Hıristiyanlar tarafından desteklenen bu geleneksel aile anlayışının yanı sıra Trumpist düşünürler, özel imalat ve endüstriyel üretimlerin, başta Çin olmak üzere yurt dışından yeniden ABD'ye taşınmasıyla sanayileşmiş Amerikan ekonomisini canlandırmayı hedefliyorlar. Böylece istihdam olanaklarının ve maaşların artacağına inanıyorlar. Aynı zamanda Trump ve Cumhuriyetçi Parti, daralan Amerikan orta sınıfının korkularını yansıtarak göçü önemli ölçüde yavaşlatmayı planlıyor. Göçmen işçileri kısmen ekonomiden çıkarmak istiyorlar, çünkü bu işçilerin oranını azaltmanın Amerikan vatandaşlarının ücretlerini yükselteceğine inanıyorlar.

xsdvfgrt
Tayvan Boğazı'ndaki ABD destroyeri USS Chung Hoon'un güvertesinden görüldüğü üzere destroyere yakın seyreden Luoyang 3 adlı Çin savaş gemisi, 3 Haziran 2023 (Reuters)

Bu stratejistler dış politikada ‘güç yoluyla barışı’ ve potansiyel düşmanları caydırabilecek önemli bir askeri ve ekonomik güce sahip olmanın önemine dikkati çekiyorlar. Trump’ın bir önceki başkanlığı sırasında Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi üyesi olan Richard Goldberg, geçtiğimiz ay Fox News'e verdiği röportajda gözlemcilerin Donald Trump'ın popülist söylemini tecritçilik ya da güç kullanmada isteksizlik ile karıştırmaması gerektiğini söyleyerek İran'ın Trump'ı test etmek istediği dönemde General Kasım Süleymani'nin başına gelenleri hatırlattı.

Trump'ın dış politikasının temelleri

Trump ve uzun süredir birlikte çalıştığı danışmanları, seçim kampanyası sırasında Çin'i her zaman ABD'nin ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak gördüler. Trump yönetiminin son Ulusal güvenlik Danışmanı olan Robert O'Brien, geçtiğimiz haziran ayında CBS News'e verdiği yaptığı açıklamada, en önemli ulusal güvenlik önceliğinin Çin'in Tayvan'ı işgal etmesini önlemek olduğunu ifade etti. Fox News'e konuşan Goldberg de Trump yönetiminin, ‘ABD’nin Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) yenebilmesini sağlamak’ ve Çin'in küresel nüfuzunu dizginlemek için yapay zeka (AI) ve uzay silahları gibi ileri teknolojileri de envanterine katarak ABD ordusunu güçlendireceğini ve modernize edeceğini vurguladı.

Trump'ın danışmanları ve ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçiler, Çin’le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar.

Trump, sık sık ABD’nin müttefiklerinin ortak savunma için askeri güçlerine daha fazla harcama yapmaları gerektiğini dile getiriyor. O'Brien CBS'e verdiği demeçte ABD’nin büyük bir bütçe açığı ve başka sorunları olduğunu belirterek Amerikan vergi mükellefleri tek başına Çin'i caydıramayacağını vurguladı. O'Brien’a göre bu yüzden Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi ülkeler Çin'i, Avrupa ülkeleri de Rus saldırganlığını caydırmak için daha fazlasını yapmalı. Buna Ukrayna'ya yapılan yardımların arttırılması da dahil, çünkü Rusya Avrupa'nın arka bahçesinde Ukrayna ile savaşıyor.

Ortadoğu’ya dair çağrışımlar

Aynı mantık, -büyük ölçüde Trump’ın önceki yönetiminde yer alan yetkililer tarafından hazırlanan ve 2022 yılında Trump tarafından övgüyle bahsedilen- Proje 2025’in ABD’nin bölgesel ortaklarının İran’ı caydırmada daha büyük bir rol oynaması gerektiğini belirttiği Ortadoğu için de geçerli. Proje 2025 adlı savunma stratejisinin büyük bölümünü kaleme alan ve 2020 yılında Trump yönetiminin son savunma bakanı olarak görev yapan Chris Miller, Körfez ülkelerinin tek tek ve toplu olarak ‘kıyı, hava ve füze savunmasında liderliği ele almalarını’ tavsiye etti. Miller, bu sayede ABD’nin Çin'e karşı Asya'ya yeterli sayıda güç konuşlandırabileceğini söyledi. Miller’e göre aynı zamanda Washington da bölgedeki müttefiklerine savunmalarını güçlendirmeleri için daha gelişmiş ekipmanlar satmalı. Bu da ABD sanayi sektörü için faydalı olacaktır.

Bu yaklaşım, örneğin Trump'ın 2019 yılında, ABD'nin Suudi Arabistan'a Yemen'deki askeri harekatı sırasında askeri destek vermesini engelleyecek olan ABD Kongresi’ndeki yasa taslağını veto etme kararını haklı çıkarıyor. O sıra Kamala Harris, Senato’da Suudi Arabistan'a silah satışını engelleyen yasa lehinde oy kullanmıştı.

İran ile yüzleşme

Ancak Trump'ın danışmanları ve ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçiler, Çin’le mücadeleye öncelik vermelerine rağmen İran'ı büyük bir sorun olarak görüyorlar. Temmuz ayında Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi'nde konuşan Trump, İran'ın nükleer silah üretmek üzere olduğunu iddia etti. Trump, nisan ayında İran'ın 230 milyar dolardan fazla nakit rezervi olduğunu ve -İran'a biat eden- Irak'ın da 300 milyar dolarlık nakit rezervini kontrol ettiğini öne sürdü. Ayrıca 2021 yılındaki yönetiminin sonunda İran'ın iflasın eşiğinde olduğunu belirten Trump, bu durumdan ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin İran’a yönelik yaptırımları hafifletmesini sorumlu tuttu. Ancak Trump'ın verdiği bu rakamların kaynağı bilinmiyor.

Trump’ın ekibi, Trump’ın ilk döneminde bürokrasinin, Trump yönetiminin birçok projesini engellediğini düşünüyor. Bu yüzden Trump’ın kasım ayında seçimden zaferle çıkması halinde ekibinin, ‘derin devlet’ olarak adlandırdığı yapıyla mücadele etmeye çalışacağına şüphe yok.

Cumhuriyetçiler Tahran'a karşı daha güçlü yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunurken, Proje 2025'in diplomatik stratejisi ülkede özgürlüğün yeniden tesis edilmesi için İran halkının desteklenmesini öngörüyor. Trump’ın olası yeni yönetimini Ortadoğu'yu terk etmemeye çağıran strateji ise ABD'nin dünyanın lideri rolünü terk etmesi halinde bölgenin ‘daha fazla kaosa sürüklenebileceği ve ABD’nin düşmanlarının kurbanı olabileceği’ uyarısında bulunuyor. Söz konusu strateji, İran'ı caydırmak için Çin'in saldırganlığına karşı ABD, Japonya, Güney Kore ve Hindistan arasındaki ittifaka benzer yeni bir dörtlü ittifak kurulmasını öneriyor ve önerilen dörtlü ittifak İsrail, Mısır, Körfez ülkeleri ve ABD'den oluşuyor.

xsdcvfrb
Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo (ortada) Mısır'ın başkenti Kahire'nin doğusunda yer alan ‘İdari Başkent’teki el-Fettah el-Alim Camisi'nde gazetecilerle konuşurken, 10 Ocak 2019 (AFP)

Mike Pompeo'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde 2018-2019 yılları arasında bölge ülkelerinden oluşan böyle bir ittifak kurmaya çalıştığını hatırlamakta fayda var. Fakat kamuya açık bir koalisyon oluşturma konusunda çok az ilerleme kaydedildi.

İsrail'e daha güçlü destek

Geçtiğimiz nisan ayında Time dergisine verdiği bir röportajda kendisine İsrail'i korumak için savaşa girip girmeyeceği sorulan Trump, “İsrail'e her zaman çok sadık oldum. İsrail'i koruyacağım” yanıtını verdi. Gazze savaşında, mart ayında İsrail hükümetini azami güç kullanmamakla eleştiren Trump, savaşı uzatmamak için itidalli olunması çağrısında bulundu. Trump, İsrail'in halkla ilişkiler savaşını kaybettiğini ve askeri çabalarını hızlandırması gerektiğini de sözlerine ekledi. Kongre'deki Cumhuriyetçiler ve Evanjelik Hıristiyanlar İsrail'in Hamas Hareketi’ni ortadan kaldırma hedefini güçlü bir şekilde destekliyor ve İsrail'e daha fazla siyasi ve askeri destek verilmesini istiyor. Proje 2025’in diplomatik stratejisi Washington'a ‘İsrail’in İran’a ve Hamas, Hizbullah ve İslami Cihad Hareketi gibi vekillerine karşı kendini savunabilmesini’ sağlamasını öngörüyor.

Öte yandan Trump nisan ayında Time dergisine verdiği röportajda Biden yönetiminin İsrail ve Filistinliler arasında iki devletli bir çözüme verdiği sözlü desteğin aksine bazı kişilerin iki devletli çözüme şüpheyle yaklaştığını belirterek “Dört yıl öncesine göre şu an daha az insan bu fikirden hoşlanıyor” dedi, ancak iki devletli çözüme şüpheyle yaklaşanların kimler olduğunu söylemezken çözüme giden alternatif bir yol da önermedi. Hatırlanacağı üzere Trump’ın damadı Jared Kushner, geçtiğimiz mart ayında İsrail'in Gazzelileri Necef Çölü’ne yerleştirmesi gerektiği ve Gazze Şeridi’ndeki mülklerin son derece değerli olabileceği yönündeki görüşünü paylaşmıştı.

Türkiye ve Suriye

Proje 2025’teki diplomatik stratejinin, Filistin Yönetimi ile ilişkilerin azaltılmasını, buna karşın Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini önerdiğini de hatırlatmakta fayda var. ABD, Rusya ve Çin arasındaki küresel rekabette ABD'nin Türkiye'nin Batı kampında kalmasını sağlaması gerektiğini vurgulayan Proje 2025, Washington’ın bunun için Ankara ile ‘güvenliğine ve bekasına karşı tehdit oluşturduğuna’ inandığı YPG/PKK'ya desteğini keseceği bir anlaşmaya varılması gerekebileceğini kabul ediyor.

Trump, 2018 yılında DEAŞ’ın son kalesinin de ele geçirilmesinin ardından Suriye'nin doğusundaki tüm ABD birliklerini geri çekmek istedi, ancak Dışişleri ve Savunma bakanlıklarından yetkililer, daha az sayıda da olsa ABD askerini bölgede kalması gerektiği konusunda onu ikna ettiler ve bugün halen bölgede ABD’nin askeri varlığı devam ediyor.

Trump'ın yönetim kadrosunda kimler yer alacak?

Trump’ın ekibi, Trump’ın ilk döneminde bürokrasinin, Trump yönetiminin birçok projesini engellediğini düşünüyor. Bu yüzden Trump’ın kasım ayında seçimden zaferle çıkması halinde ekibinin, Trump'a ‘sadık’ olmayan ve Trump'ın planlarını hızla uygulamayı reddeden binlerce hükümet çalışanını işten çıkararak ‘derin devlet’ olarak adlandırdığı yapıyla mücadele etmeye çalışacağına şüphe yok. İşçi sendikalarının kamu çalışanlarını işten çıkarma hamlelerine karşı mahkemelerde dava açması normal bir durum olsa da Trump’ın ekibi bu mahkemeleri de kazanacaklarından emin.

Eğer Mike Pompeo yeniden Trump'ın yönetim kadrosunda yer alırsa, kişiliği ve deneyimi onu etkili bir figür haline getirecektir. Pompeo, Çin'le mücadele bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini savunabilir.

Kişisel sadakat takıntısıyla bilinen Trump'ın yönetim kadrosunda kimlerin yer alacağı konusunda şimdiden çeşitli spekülasyonlar var. Yönetimi için önerilen bir adayın sadakatine ilişkin algısı kararlarında öncelikli bir faktör olan Trump, ani kararlar almasıyla da tanınıyor. Bu yüzden yönetim kadrosunu şekillendirmek için yapacağı seçimleri kesin olarak tahmin etmek oldukça güç. Basında yer alan haberlere göre Trump'ın sevdiği ve güvendiği pek çok isim var. Dışişleri Bakanı olarak atanmadan önce Trump döneminin 2017-2018 yılları arasında ABD'nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü olarak görev yapan Mike Pompeo, Trump'ın Savunma Bakanı adaylığı için değerlendirilecek. Eğer Mike Pompeo yeniden Trump'ın yönetim kadrosunda yer alırsa, kişiliği ve deneyimi onu etkili bir figür haline getirecektir. Pompeo, Çin'le mücadele bir yana, İran'a karşı özellikle katı bir yaklaşım sergilenmesi gerektiğini savunabilir. Trump'ın talimatıyla ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi konusunda Taliban'la müzakere ettiği için Pompeo bu noktada deneyime de sahip.

Basında yer alan haberlere göre Trump yönetiminin son Savunma Bakanı Chris Miller da yeniden savunma bakanlığı koltuğuna oturabilecek potansiyel bir aday olabilir. Burada Miller'ın Proje 2025'in savunma stratejisini kaleme aldığının altı çizilmeli. Dışişleri Bakanlığı için ise adaylardan biri Trump yönetiminin son Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Robert O'Brien. Politico dergisinde geçtiğimiz ocak ayında yayınlanan bir makalede O'Brien'ın aslında Dışişleri Bakanı olmak istediği belirtilmişti.

O'Brien, Trump’ın ilk yönetimi döneminde Cumhuriyetçi politikacılara danışmanlık yapmış ve Ulusal Güvenlik Konseyi'nin başına geçmeden önce Türkiye’deki ve Yemen'deki ABD’li tutuklu ve rehinelerin serbest bırakılmasında başarılı müzakereler yürütmüştü. Basına yaptığı açıklamalarda Çin'in yarattığı tehdidi vurgulayan O'Brien, ABD'nin NATO'dan ayrılmayacağını belirtirken buna karşın Avrupa ülkelerinin harcamalarını arttırması ve Ukrayna'ya yönelik askeri yardımlarda daha büyük bir rol oynaması gerektiğini savunuyor. Basında yer alan haberlere göre Dışişleri Bakanlığı ya da Hazine Bakanlığı için aday olan diğer bir isim ise ABD’nin Tokyo Büyükelçisi olan Senatör Bill Hagerty. Trump, 2020 yılında Hagerty'ye Senato seçimleri kampanyası sırasında yardımcı olmuştu.

Bu adamların Trump'ın Çin ve İran'a karşı sert bir tutum sergileme ve İsrail'i güçlü bir şekilde destekleme direktiflerini yerine getirmekte tereddüt etmeyecekleri kesin. Müttefikler, dostlar ve ortaklarla ticari faaliyetler ve ABD'nin Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki askeri konuşlanmalarının maliyetleri konusunda zorlu pazarlıklar yapacak olanlar da bu kişiler. Hepsi de ciddi bir meydan okumayla karşılaştıklarında düşmanlarına karşı hızlı saldırılar düzenlemekte sakınca görmezken, çok sayıda Amerikan askerinin kapsamlı ve maliyetli, büyük bir savaşa sokma konusunda daha temkinli davranacaklardır. Proje 2025 stratejisinin arkasındaki Heritage Vakfı’nın başkanı Kevin Roberts, yeni Trump yönetiminin ‘hazineden büyük bir harcama yapılmasını ya da ABD’li kanının dökülmesini haklı çıkarmayacak çatışmaların içine çekilmemeye dikkat etmesi gerektiği’ uyarısında bulundu.

*Bu makaşe Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.