Rusya nereye?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moğol ve Sovyet güçlerinin 1939 yılında Halhin Gol Muharebesi'nde Japonya'ya karşı kazandığı zaferin 85’inci yıldönümünde bir konuşma yaptı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moğol ve Sovyet güçlerinin 1939 yılında Halhin Gol Muharebesi'nde Japonya'ya karşı kazandığı zaferin 85’inci yıldönümünde bir konuşma yaptı. (AFP)
TT

Rusya nereye?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moğol ve Sovyet güçlerinin 1939 yılında Halhin Gol Muharebesi'nde Japonya'ya karşı kazandığı zaferin 85’inci yıldönümünde bir konuşma yaptı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moğol ve Sovyet güçlerinin 1939 yılında Halhin Gol Muharebesi'nde Japonya'ya karşı kazandığı zaferin 85’inci yıldönümünde bir konuşma yaptı. (AFP)

Rusya coğrafi kaderinden kaçamaz... Rusya, Moğol istilaları sırasında Doğu Asya ile ya da Napolyon ve Hitler'in istilaları sırasında Batı ile yaptığı savaşların tarihinden kaçamaz. Huzursuz bir ulus. Güvenlik gereksinimleri maddi imkanlarından çok daha fazla. Merhum ABD Senatörü John McCain, Rusya’yı ‘ülke kılığına girmiş bir benzin istasyonu’ olarak tanımlamıştı. Eski ABD Başkanı Barack Obama ise Rusya’yı ‘büyük ama bölgesel bir güç’ olarak tanımlıyor.

Rusya'nın tarihi bir ‘Sisifos mücadelesi’ olarak tanımlanabilir (Sisifos efsanesi, en ünlü antik Yunan efsanelerinden biridir). Çünkü kendini kanıtlamak ve Batı'dan bir ‘büyük güç’ olarak meşruiyet ve tanınma kazanmak zorundaydı. Halen de öyle. Bu nedenle Rusya, dünya düzeni tiyatrosunda her zaman ‘yıkıcı’ oyuncu rolünü oynuyor... Batı ile de ‘asimetri’ oyununu. Boşluğu doldurur ve Batı'nın olmadığı yerde var olur... Rus paralı asker grubu Wagner'in Afrika'daki rolü budur.

Rusya'nın tarihi, siyasi ağırlık merkezi olan Moskova'yı korumak için bir tampon oluşturmak dışında nadiren Batı ile çatışmakla geçmiştir. Korkunç İvan, Rusya'nın varlığını Ural Dağları'na kadar genişleterek doğuda bir tampon oluşturdu. Büyük Petro, İsveç kralını yenerek ve Petersburg şehrini inşa ederek Rusya'nın topraklarını batıya doğru genişletti. Büyük Petro, özellikle denizcilik ve gemi yapımı alanlarında Batı teknolojisini öğrenmek için Batı Avrupa'yı ziyaret etti. Büyük Katerina imparatorluğu güneye, Karadeniz'e doğru genişleterek, Kırım Yarımadası’nın kontrolünü ele geçirdi ve burada Rus donanmasını kurdu.

suıklo
Modi-Putin iletişimi sürüyor (Reuters)

Büyük Katerina'nın “Eğer yüz yıl daha yaşasaydım, Avrupa'ya boyun eğdirir, Çin'in kibrini yener ve Hindistan'la ticaretin kapısını açardım” dediği söylenir. Bugünün Rusya'sı halen bu coğrafi aralıkta mı? Elbette öyle.

İngiltere ile Orta Asya'da oynanan ‘Büyük Oyun’ sırasında, iki imparatorluk arasında bir tampon bölge oluşturulması konusunda anlaşmaya varılmış, Mortimer Durand Hattı ile bugünkü Afganistan devleti kurulmuştur.

Her yeni dünya düzeninde Rusya kendisini büyük bir güç olarak konumlandırmaya çalışır. Soğuk Savaş dönemi, Rusya'nın büyük güç olarak konumlandığı en önemli dönemdir. Bu dönemde Rusya, Sam Amca'nın iki kutuplu dünya düzenindeki ana muhatabı idi. Soğuk Savaş aynı zamanda Rusya'nın en geniş coğrafi alana ulaştığı dönem olmuştur. Ancak Rusya'nın coğrafi kaderi genişleme ve geri çekilme arasında gidip gelmektedir. Her genişlemede Rusya, Avrupa için jeopolitik sorunlara yol açtığı gibi her geri çekilme de jeopolitik sorunlara yol açar. Geri çekilme dalgası genellikle geçicidir. Çünkü deniz dalgaları gibi yeniden genişlemeye hazır olma aşamasıdır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in şu anki tutumunu öğrenmek istiyorsanız, 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmanın metnini okumanız yeterli. Bu konuşma, Putin'in jeopolitik gündemi için bir yol haritasıydı. ABD'nin dünya üzerindeki tek taraflı hegemonyasını reddetti ve onun ‘dünyayı daha az güvenli hale getiren’ aşırı güç kullanımını eleştirdi. Konuşmasını Amerikan değerlerinin evrensel olmadığını söyleyerek bitirdi. Putin daha sonra Gürcistan'da sınırlı bir savaşa girdi. Daha sonra Suriye savaşında ordusunu ve teçhizatını denedi. Askeri Analistin Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre en büyük değişim Rusya’nın Ukrayna'yı işgal etmesi oldu. Onu cezalandırıp izole eden Batı, Ukrayna'nın hayatta kalmasına yardım etti ve Rusya'nın etrafındaki ilmiği daha da sıkılaştırmak için NATO'yu genişletti.

Doğu, Batı'ya karşı

Putin şu anda bir ‘Doğu'ya Bakış Stratejisi’ izliyor. Ancak bu stratejinin temelleri ve altyapısı uygulamaya hazır değil. Bunun iki ana nedeni var: Birincisi coğrafi engel, ikincisi ise her zaman Avrupa ile bağlantılı olan Rusya tarihi. Ukrayna savaşından sonra Putin'in kapıları Batı'ya doğru tüm boyutlarıyla kapandı. NATO genişledi ve Baltık Denizi Rus kontrolünün ötesinde bir göl haline geldi. Ukrayna'nın Rus donanmasına açtığı savaşın ışığında Karadeniz'deki savaş dinamiklerinden bahsetmiyorum bile. Karadeniz zaten NATO tarafından çevrelenmiş ve boğazları Türkiye üzerinden kontrol edilen bir göl.

zxcdfgthy
Moğolistan Başbakanı Luvsannamsrain Oyun-Erdene, 2022 yılında Vladivostok'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. (Getty Images)

Putin, Çin tarafından kurulan ve yönetilen uluslararası bir siyasi, güvenlik ve ekonomik örgüt olan Şanghay İşbirliği Örgütü'nde (ŞİÖ) yer alıyor. Çin ve Rusya arasındaki ticaret artarak, geçen yıl yaklaşık 240 milyar dolara ulaştı. Hindistan ve Rusya arasındaki tarihi bağlardan bahsetmeye gerek bile yok. Rusya, Hindistan ve Çin'den oluşan bu jeopolitik üçgen, özellikle de ister insani ister ekonomik boyutta olsun, küresel ağırlık merkezini içerdiği için Kuşak ve Yol Projesi’ne bir alternatif olabilir mi?

ynumıö
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Pekin'de (Arşiv - Reuters)

Başkan Putin, Avrupa'nın batısı ile iletişimi dondururken, Doğu ile bağlantı kurmayı amaçlayan büyük projeler inşa edip Doğu ile ilişkiyi kurumsallaştırmaya çalışıyor. Örneğin, Rusya'yı İran'a ve oradan da Hindistan'a bağlayan Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru projesi var. Bunlara, Rusya'nın doğusunda Çin ile Rusya'yı kara yoluyla bağlama girişimleri ve Sudan'dan deniz üssü isteyerek, Kızıldeniz'de bir Rus deniz üssü kurma girişimi de ekleniyor.

Zorluklar

Rusya bu projeleri finanse edebilir mi? Ya da İran? Çin finanse ederse, Rus karakteri herhangi bir projede baskın olmaya devam edecek mi? 21. yüzyılda dünya liderliği için yarışan iki komşu ezeli düşman, Çin ve Hindistan nasıl uzlaştırılacak? Çin, Orta Asya devletlerinin gözüne nasıl girebilir? Rusya, kendisini bir süper güç olarak tanıması için dünyaya meydan okuyan Sam Amca ile mücadelesinde, Çin'in yanında ‘küçük oyuncu’ rolünü oynayabilir mi? Peki, ya Çin, Rusya'nın Çin'den zorla aldığı toprakları geri isterse?

*Bu analiz, Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından yapıldı



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal