Freedom House'dan analiz: "Suriye iç savaşı Türkiye'yi nasıl bozdu?"

Yakın zamana kadar Morton Abramowitz tarafından yönetilen düşünce kuruluşunun ABD derin devletiyle yakın ilişkide olduğu iddia ediliyor

Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında düzenlediği operasyonlarda muhalif güçlerle işbirliği yapmıştı (AFP/Arşiv)
Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında düzenlediği operasyonlarda muhalif güçlerle işbirliği yapmıştı (AFP/Arşiv)
TT

Freedom House'dan analiz: "Suriye iç savaşı Türkiye'yi nasıl bozdu?"

Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında düzenlediği operasyonlarda muhalif güçlerle işbirliği yapmıştı (AFP/Arşiv)
Türkiye, Irak ve Suriye topraklarında düzenlediği operasyonlarda muhalif güçlerle işbirliği yapmıştı (AFP/Arşiv)

ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House'ın (Özgürlük Evi) önemli isimlerinden Nate Schenkkan, dün "Suriye, Türkiye'yi nasıl bozdu?" başlığıyla bir yazı yayımladı. 

Yazıda, komşudaki iç savaşın Türkiye demokrasisine ve Washington-Ankara ilişkilerine verdiği zarar vurgulanıyor.

Özel Araştırmalar Direktörü Nate Schenkkan, yazısına Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'la görüşmeye sıcak baktığı mesajı verdiğini anımsatarak başlıyor:

Bu an, Türk tarihindeki olağanüstü çalkantılı dönemin sonu anlamına geliyor.

2010'lu yıllarda Türkiye'nin Arap Baharı ve özellikle Suriye'deki yansımalarının girdabına kapılarak zor zamanlar geçirdiğini savunan yazar, "Bu kritik dönemde Türkiye bölgeyi etkisine alan kaosun hem mağduru hem de aktörü oldu" diyor. 

Schenkkan, Erdoğan ve yakın çevresinin, ezilen Müslümanların özgürlüğünü savunan bir ideoloji ve devrimler aracılığıyla Ortadoğu'yu değiştiremese de özellikle 2013-2017'de Türkiye'de görülen şiddet dalgası ve siyasi kargaşayla birlikte otoriter bir sistem kurabildiğini öne sürüyor. 

Bu dönemdeki Gezi Parkı olayları, Kürt sorununa çözüm sürecinin çöküşü, terör saldırıları ve darbe girişimi hatırlatılıyor. 

Schenkkan, ABD'nin YPG güçleriyle IŞİD'e karşı yaptığı ittifak ve HDP'nin başkanlık karşıtı propagandasının Erdoğan'ın güvenlik kurumlarındaki şahin kanatlarla yürümesinde etkili olduğunu söyleyerek ekliyor:

O dönem yaygın olan 'Türkiye, İslam Devleti'ni destekledi' suçlaması hep abartılıydı. 2014-2015'te IŞİD, Türkiye'deki Kürt hareketine saldırırken Ankara için en iyi söylenebilecek şey, müdahale etmekle pek ilgilenmediği olur; en kötü şeyse bu konuda suç ortağı olduğudur.

MHP'yle ittifaka giden Erdoğan'ın iddiasının aksine başkanlık sisteminin Türkiye'ye istikrar getirmediği de savunulan tezler arasında:

Nihayetinde Kürt hareketini bastırmak, Türkiye'nin sınırlarını korumak ve iktidarda kalmak gibi dar çıkarlar kazandı. Ezilen Müslümanların hakları için savaşmaya dair kuru gürültüye rağmen Erdoğan'ın dış politikası artık kendini korumaya dair daha küçük hedeflere yöneliyor.

Yazar, ABD'nin Ortadoğu politikasınıysa şöyle suçluyor:

Suriye iç savaşının Türkiye demokrasisine ve ABD-Türkiye ittifakına yönelik zarara bakıldığında, Amerika'nın bu dönemdeki Ortadoğu politikasının temel günahı ortaya çıkıyor. Basitçe söylemek gerekirse, Washington çok fazla müdahil olmadan dahil olmaya çalıştı.

Yazar, sorunlara yol açan asıl sebebin, ABD'nin Ortadoğu'ya müdahil olmama rüyası olduğunu iddia ediyor. Gönülsüzce icra edilen ve birbiriyle çelişen politikaların yarattığı sorunların Türkiye demokrasisinde ve Ankara-Washington ilişkilerinde çok iyi bir şekilde görülebileceğini öne sürüyor:

İslam Devleti'ne karşı YPG'yle çalışmak, ABD'nin Türkiye cumhuriyetini parçalamaya ve ülkedeki iç çatışmaları derinleştirmeye azmettiği yönündeki popüler komplo teorisini büyüttü.

Schenkkan, Barack Obama döneminde Arap Baharı'na verilen desteğin ortaya çıkan belirsizliklerle azaldığını, ABD'nin bir yandan IŞİD'le mücadeleyi YPG'yle yürütürken diğer yandan Türkiye'nin bu örgüt ve uzantılarına düzenlediği operasyonlara ses çıkarmadığını ve bu olayların Ankara-Washington ilişkilerinde kırılma yarattığını sıralıyor.

Türkiye'de son iki yılda yapılan seçimlerin değişim arzusunu gösterdiğini savunan yazar, Washington'ın artık yeni döneme yatırım yapması gerektiğini de iddia ediyor:

Bir ormanın yangından sonra yeniden büyümesi gibi, Türkiye'de de afetten sonra farklı sosyal ve siyasi oluşumlar meydana geliyor. Bunlar nihayetinde ülkenin hukukun üstünlüğünün yeniden sağlanması, yurttaşlık haklarının korunması ve ülkedeki çoğulculuğun yeniden tesisi için faydalı olabilir.

Schenkkan, Türkiye'nin daha kapsayıcı bir yönetime sahip olması için ABD'nin burslar ve araştırma destekleri gibi çeşitli programlar uygulayabileceğini ve Washington'ın koyacağı küçük hedeflerle Türkiye'nin daha iyi bir geleceğe kavuşabileceğini savunarak yazısını bitiriyor. 

Freedom House bağımsız bir düşünce kuruluşu olduğu iddiasını taşısa da ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanıyor. 

CIA'in yönettiği öne sürülen Freedom House'ın eski başkanı Michael Abramowitz, artık yine benzer suçlamaların hedefi olan yayın kuruluşu Amerika'nın Sesi'nin (Voice of America/VOA) başında. 

Independent Türkçe, War on the Rocks



Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
TT

Devrim Muhafızları’nın seferberlik ve iç güvenlik kolu: Besic

Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)
Tahran’ın güvenliğinden sorumlu Tharullah özel kuvvet birimine bağlı Besic devriyeleri (Arşiv - Tasnim)

İran’da Besic yalnızca Devrim Muhafızları’na bağlı bir milis gücü olarak görülmüyor; toplumda en yaygın ve güvenlik, ideoloji ile siyaseti birbirine bağlayan araçlardan biri olarak kabul ediliyor.

1979 Devrimi’nin ardından kurulan Besic, başlangıçta yeni rejimi korumak ve İran-Irak Savaşı’na destek vermek amacıyla seferber edilen bir halk gücüydü. Zamanla iç denetim, sosyal gözetim, ideolojik seferberlik ve Devrim Muhafızları’nın devlet ve toplum üzerindeki etkisini artırma gibi çok boyutlu roller üstlendi.

Halk gücüden iç güvenlik kurumuna

Besic, Kasım 1979’da Ruhullah Humeyni tarafından “20 milyonluk ordu” fikriyle kuruldu. Başlangıçta sınırlı güvenlik ve hizmet görevleri üstlense de, 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında İran tarafından kullanılan gönüllü milis güçleri özellikle savaşın zorlu dönemlerinde, cephe hatlarında mayın tarlalarını temizlemek ve Irak ordusunu yormak amacıyla binlerce genç ve çocuktan oluşan “insan dalgası” (human wave) saldırılarıyla tanınmışlardır.

Savaşın bitimi, Besic’ın önemini azaltmadı; aksine içe yönlendirildi ve temel bir iç güvenlik unsuru haline geldi. 1990’lardan itibaren öğrenci ve toplumsal protestolara müdahalede, 1999’daki eylemlerden 2009’daki Yeşil Hareket’e kadar aktif rol aldı.

Silahlı kuvvetler içindeki konumu

Besic bağımsız bir güç olarak değil, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olarak yönetiliyor. Yapısal olarak resmi rakamlardan bağımsız olarak, şehirlerde, okullarda, üniversitelerde, sendikalarda ve mahallelerde Devrim Muhafızları’nın sosyal uzantısı işlevi görüyor.

fbf
Besic öğrenci birimi üyeleri, eski Dini lider Ali Hamaney’i sloganlar eşliğinde karşılıyor (Arşiv- Hamaney’in resmi sitesi)

Böylece Besic, geleneksel anlamda bir ordu değil, sadece sokak milisi de değil; toplumda yaygın bir seferberlik ağı olarak hareket ediyor ve güvenlik güçlerinin yanı sıra ideolojik denetim sağlıyor.

Kapsamlı yapısı

Besic, sadece askeri değil, sosyal, kültürel ve mesleki birimler içeriyor. Aşura, Zehra, Beitül Mukaddes, İmam Ali, İmam Hüseyin ve Kevser gibi taburlar; isyan bastırma, lojistik destek, koruma ve askeri eğitim gibi görevler yürütüyor. Bunun yanında öğrencilerden doktorlara, sanatçılardan medyaya kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik yapılanmaları var. Bu yapı, Besic’ı İran toplumunda “paralel bir toplum” haline getiriyor; okullar, üniversiteler, camiler ve resmi daireler aracılığıyla gözetim, seferberlik ve denetim sağlıyor.

İç güvenliğin omurgası

Protestolar başladığında Besic, polis ve güvenlik güçlerinin yanında ilk müdahale hattı olarak devreye giriyor. Sokakta motosikletlerle veya saha ekipleriyle göstericileri dağıtıyor, gözaltı ve takip yapıyor, sivil kıyafet veya muhbirler aracılığıyla hareket ediyor. Bu sayede rejim, doğrudan baskı maliyetini azaltıyor ve ideolojik bir güvenlik ağı üzerinden kontrol sağlıyor.

Siyasal ve ekonomik etki

Besic sadece güvenlik değil, siyasi ve ekonomik bir güç haline geldi. Seçimlerde muhafazakar akımları destekliyor, üniversiteler ve medya üzerinden nüfuz sağlıyor, inşaat ve kalkınma projelerine dahil oluyor. Bu genişleme, Besic’ı devletin merkezi bir gücü ve Devrim Muhafızları’nın etkisini artıran bir araç haline getiriyor.

fdfvdf
Tahran’da bir askeri geçit töreni sırasında Besıc üyeleri (Arşiv - Reuters)

Yumuşak güç ve dijital milis

Besic, son 20 yılda “yumuşak güç” ve dijital alanlarda da etkin hale geldi. Siber ve propaganda birimleri, muhalifleri hedef alıyor, üyeleri çevrimiçi içerik üretimi ve sosyal medya gözetimi konusunda eğitiliyor. Besic’a bağlı haber ajansları ve öğrenci ajansları, Devrim Muhafızları ile yakın bağlantılı medya kuruluşlarıyla birlikte sistemin propagandasını yapıyor.

Sadece bir milis değil

Besic, sahadaki milis gücü ile dijital milisi birleştiren hibrit bir yapı oluşturdu. Yüzbinlerce üyesi ile iç güvenlik, toplum gözetimi ve ideolojik seferberlik sağlıyor. Gerçek gücü sadece silahlı varlığı değil, devlet ve toplum içindeki yaygın ağı ve örgütsel kapasitesinde yatıyor. Besic, İran’da ideoloji, silah ve sosyal örgütlenmeyi birleştiren merkezi bir güvenlik ve siyasi kurum olarak öne çıkıyor.

evfe
Besic milislerinin üyeleri, 10 Ocak 2024'te Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde (AP)

 


İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
TT

İran’da gölge savaş: İsrail neden İslami Cihad liderlerini hedef alıyor?

Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)
Ekim 2023’te Gazze’de Kudüs Tugayları’na bağlı bir grup milis (EPA)

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, salı günü yaptığı açıklamada, İran’la bağlantılı Filistinli isimlerin “sığındıkları güvenli bir evde” öldürüldüğünü duyurdu. İsrail medyasındaki askeri muhabirler ise hedef alınan kişilerin Filistin İslami Cihad Hareketi’nin iki üst düzey yöneticisi olduğunu aktardı. Bunlardan biri, hareketin genel sekreter yardımcısı ve ikinci ismi Muhammed el-Hindi; diğeri ise askeri kanat Kudüs Tugayları’nın başındaki Ekrem el-Acuri.

İslami Cihad, İran’dan mali ve lojistik destek alan en büyük gruplardan biri olarak biliniyor. Ancak İsrail kaynaklarının aktardığı bilgilerde, saldırıda iki ismin birlikte mi yoksa yalnızca birinin mi hedef alındığı konusunda çelişkiler bulunuyor. İsrail’in Kanal 12 televizyonu saldırının İran’ın Kum kentinde Acuri ve bazı yardımcılarını hedef aldığını belirtirken, Kanal 14 ise Hindi’nin de hedefler arasında olduğunu öne sürdü.

Kanal 14’e göre yaklaşık dört gün önce gerçekleşen saldırı, yer altındaki tahkim edilmiş bir noktaya düzenlendi; hedefin tamamen imha edilmesi için onlarca mühimmat kullanıldı.

DSRFGT
Temmuz 2024’te Tahran’da, İran dini lideri Ali Hamaney, Hamas lideri İsmail Heniye ve İslami Cihad Hareketi Başkanı Ziyad en-Nehhale’yi kabul ederken (AFP)

İslami Cihad Hareketi ise haberin yazıldığı saate kadar (salı öğle saatleri) İsrail’in iddiaları hakkında resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hareketten bir kaynak, Muhammed el-Hindi’nin İran’da bulunmasının “pek olası olmadığını” söyledi. Aynı kaynak, güvenlik gerekçeleriyle Hindi’nin hareketlerinin gizli tutulduğunu ve son teyitli bilgilere göre birkaç gün önce başka bir ülkede bulunduğunu ifade etti.

Hareket içindeki diğer kaynaklar da Hindi’nin Tahran ziyaretlerinin, 7 Ekim 2023’ten önce dahi sınırlı olduğunu ve son dönemde ciddi şekilde azaldığını belirtiyor.

Muhammed el-Hindi kimdir?

1955 doğumlu Muhammed el-Hindi, uzun yıllardır İsrail’in arananlar listesinde yer alıyor. Gazze’de bulunduğu dönemde hakkında birkaç kez suikast girişiminde bulunulurken, 2014’te bölgeden ayrılmasının ardından bu girişimlerin azaldığı belirtiliyor. Son yıllarda bulunduğu ülkeleri sık sık değiştirdiği ifade ediliyor.

Hindi, 2018’de Ziyad en-Nehhale’nin genel sekreterliğe gelmesinden önce hareketin üçüncü ismiydi. Önceki lider Ramazan Şallah’ın sağlık sorunları nedeniyle görevini bırakmasının ardından Hindi, hareketin ikinci ismi konumuna yükseldi.

DF
Muhammed el-Hindi, İslami Cihad Hareketi Başkan Yardımcısı (Hareket’e bağlı ‘Filistin Bugün’ televizyonu)

Hindi’nin Hamas ile yakın ilişkileri olduğu, iki hareket arasındaki bağların güçlenmesinde önemli rol oynadığı biliniyor. Ayrıca Türkiye’deki bazı çevreler ve Müslüman Kardeşler ile ilişkiler geliştirdiği, son 10 yılda ise hareketin Katar ve Mısır gibi aktörlerle daha açık ilişkiler kurmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.

Ekrem el-Acuri kimdir?

60’lı yaşlarında olduğu belirtilen Ekrem el-Acuri, İslami Cihad içinde yalnızca askeri operasyonlar açısından değil, stratejik düzeyde de etkili bir isim olarak öne çıkıyor. Özellikle Gazze’de silahlanma faaliyetleri ve Kudüs Tugayları’nın yönetiminde uzun süredir kilit rol oynuyor.

Acuri’nin Hizbullah ile güçlü bağlara sahip olduğu, ayrıca geçmişte Suriye’de Beşşar Esad yönetimiyle yakın ilişkiler yürüttüğü belirtiliyor. Kaynaklara göre Acuri, İran Devrim Muhafızları açısından da kritik bir figür ve silah transferleri ile askeri planlamada önemli görevler üstleniyor.

FERF
Ekrem el-Acuri, İslami Cihad Hareketi’ne bağlı ‘Kudüs Tugayları’ komutanı (Harekete destek veren X platformu hesaplarından alınmıştır)

Uzun yıllardır hareketin askeri kanadını yöneten Acuri’nin, Gazze ve Batı Şeria’da askeri yapılanmayı geliştirdiği, ayrıca Lübnan ve Suriye’de de örgütsel kapasite inşa ettiği ifade ediliyor. 7 Ekim 2023 sonrasında Lübnan’dan yürütülen saldırılarda ve Hizbullah’a verilen destekte rol oynadığı da belirtiliyor.

Acuri daha önce Suriye’de iki kez suikast girişimine maruz kaldı; 2014’te bir saldırıdan kurtulurken, 2019’da evinin hedef alınması sonucu oğlu ve bazı yakınları hayatını kaybetti. Lübnan’da da en az bir kez suikast girişiminden sağ kurtulduğu biliniyor.

Hareket içinden bir kaynak, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasından bu yana Acuri ile iletişimin kesildiğini belirtti. Başka bir üst düzey kaynak ise Acuri’nin yakın zamanda dolaylı bir elektronik mesaj ilettiğini, ancak yerinin bilinmediğini ifade etti.

EVFE
Suriye Sivil Savunma ekipleri, Mart 2025’te Şam’da İslami Cihad’ın üst düzey bir yöneticisini hedef alan İsrail hava saldırısının yapıldığı binayı inceliyor (AFP)

Kaynaklara göre Acuri, İran’a yönelik savaş öncesinde Lübnan’dan ayrılmayı planlıyordu; ancak bazı Arap ve İslam ülkeleri güvenlik ve hukuki gerekçelerle kendisini kabul etmedi. Bu nedenle Acuri’nin şu anda İran’da olabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in yaklaşık bir hafta önce, Acuri’ye yakın isimlerden Adham el-Osman’ı Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah’a ait bir “güvenli evde” düzenlediği saldırıyla öldürdüğü de belirtiliyor.


İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
TT

İsrail hava saldırıları Beyrut banliyölerini ve Güney Lübnan’ı hedef aldı

İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri (AFP)

İsrail’in saldırıları hız kesmeden devam ediyor; Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyösündeki farklı bölgeler hedef alınıyor.

Bugün sabaha karşı İsrail, güneydeki üç bölge ile Aramun’a hava saldırısı düzenledi. Resmî kaynaklara göre bu saldırılardan biri bir apartmanı hedef aldı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail savaş uçaklarının el-Kafaat ve Haret Hreik bölgelerine iki ayrı saldırı gerçekleştirdiğini bildirirken, Aramun’daki saldırının ise bir binanın üst katlarındaki bir daireyi vurduğunu aktardı.

csde
İsrail’in Beyrut’un güneyindeki el-Kafaat mahallesine düzenlediği hava saldırısının ardından yol üzerinde görülen enkaz ve moloz yığınları (AFP)

NNA, şafak vakti gerçekleştirilen bir dizi hava saldırısı ve topçu atışının güneydeki bazı beldelere yöneldiğini de belirtti.

Güneyde şiddetli hava saldırıları

Güneyde ise İsrail savaş uçakları bu sabah, Sayda ilçesine bağlı Vadi Arab el-Cel köyüne yoğun hava saldırısı düzenledi. Saldırının etkisi Sayda ve doğusunda da duyuldu. Olay öncesinde İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, özellikle Vadi Arab el-Cel köyü sakinlerini acil uyarı yaparak bilgilendirdi.

Adraee, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yakın zamanda İsrail ordusu, Hizbullah’a ait askerî altyapıyı hedef alacak. Haritada kırmızı ile işaretlenmiş binadaki ve çevresindeki yapıların sakinlerini derhal tahliye etmeye ve binadan en az 300 metre uzaklaşmaya çağırıyoruz. Bu bölgede kalmanız tehlikeye yol açar” ifadelerini kullandı.

Gece yarısından itibaren İsrail savaş uçakları, Taybe, Debal, Deyr Kifa, Kana, Zebkin, Kafr Cuz, Habuş, el-Beyad, Secd, Bint Cubeyl, Arid, Debbin, el-Hıyam ve el-Kufur gibi güneydeki birçok beldeyi hedef alan bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdi.

Deyr Kifa’daki saldırıda üç kişi enkaz altında kalarak yaşamını yitirdi, Kana beldesinin el-Huşne bölgesine düşen bir füze ise patlamadı.

fsvfd
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Hava saldırılarına paralel olarak, bazı beldelerin çevresi de İsrail topçu birliklerinin bombardımanına maruz kaldı. Bu kapsamda, Cibal el-Batm, Yatar, Zebkin, Taybe, el-Hıyam ve Kafr Şuba çevresindeki bölgeler hedef alındı.

Bir vatandaşın kaçırılıp ardından serbest bırakılması

Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre İsrail birlikleri şafak vakti sınır kasabası Kafr Şuba’ya girerek beldenin çevresindeki bazı evleri bastı. Kasım el-Kadiri’yi alıkoyan birlikler, ardından beldenin yüksek kesimlerindeki mevzilerine geri çekildi.

Daha sonra NNA, İsrail güçlerinin el-Kadiri’yi serbest bıraktığını bildirdi; detay verilmedi.

Avichay Adraee, 36. Tümen’in Güney Lübnan’da yürütülen kara operasyonunu genişletmek için harekâta katıldığını ve bunun ‘ileri savunma hattını’ güçlendirme çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti.

Adraee, tümen birliklerinin son günlerde, Güney Lübnan’daki ek hedeflere yönelik yoğun kara faaliyetleri yürüttüğünü ve bu sayede askerî varlığın artırıldığını ve savunma hattının güçlendirildiğini açıkladı.

Ayrıca, 36. Tümen’in, 91. Tümen ile birlikte daha önce başlatılan görevleri tamamlayarak ileri savunma hattını pekiştirdiğini ve hedefin İsrail’in kuzeyinde yaşayanlar için ek güvenlik katmanı oluşturmak ve tehditleri ortadan kaldırmak olduğunu vurguladı.

Adraee, kara birliklerinin girişinden önce bölgedeki bir dizi hedefin hem topçu hem de hava saldırılarıyla vurulduğunu da belirtti.

Lübnan ordusu Sadikin’deki Lübnanlıları tahliye etti

Buna paralel olarak, Lübnan ordusu gece yarısına doğru, Sadikin beldesinde kalan vatandaşların güvenli bir şekilde tahliye edilmesine eşlik etti ve yardımcı oldu. Bu adım, İsrail ordusunun, Sur’daki halka yaptığı uyarının ardından gerçekleşti.

Daha önce benzer bir uyarı Cibal el-Batm sakinlerine de iletilmişti.

Savaşın başlamasından bu yana 886 kişi hayatını kaybetti

Ortadoğu’daki savaş, Lübnan’ı 2 Mart’ta etkisi altına aldı. Hizbullah, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’nin suikastına yanıt olarak İsrail’e roket attı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek, Güney Lübnan’a birliklerini soktu.

grfe
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir bina (AP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, İsrail saldırıları sonucu 886 kişinin hayatını kaybettiğini, bunların arasında 67 kadın ve 111 çocuğun bulunduğunu; ayrıca 2 bin 141 kişinin yaralandığını duyurdu.

Yetkililer, 2 Mart’tan bu yana bir milyondan fazla kişinin göçmen kaydı yaptırdığını ve 130 binden fazla kişinin 600’ü aşkın toplu barınma merkezinde ikamet ettiğini bildirdi.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz dün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki göçmenlerin Litani Nehri güneyindeki evlerine, İsrail’in kuzeyindeki halkın güvenliği sağlanmadan dönmeyeceklerini vurguladı.