Türkiye neden normalleşmeyle birlikte Suriye'de siyasi çözüm sürecini canlandırmak için harekete geçti?

ABD ve BM ile görüşmeler ve Erdoğan-Esed görüşmesine ilişkin yeni mesajlar

Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
TT

Türkiye neden normalleşmeyle birlikte Suriye'de siyasi çözüm sürecini canlandırmak için harekete geçti?

Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)
Erdoğan ve Esed'in 2011 öncesi Şam'daki ortak basın toplantısından bir kare (Arşiv)

Türkiye, Şam ile ilişkilerini normalleştirme çabalarını sürdürürken Suriye krizinin çözümü için siyasi yolu canlandırmak için harekete geçti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2015 tarihli ve 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüm bulunması ve 2019 yılında kurulan Anayasa Komitesi'nin çalışmalarının yeniden başlatılması amacıyla Suriye muhalefetine bağlı Suriye Müzakere Komisyonu ile görüşmelerin de yapıldığı Ankara'nın ev sahipliğindeki Türkiye-ABD görüşmelerinden günler sonra Türkiye, aynı çerçevede Birleşmiş Milletler (BM) ile de görüşmelerde bulundu.

ntymuı
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve BM Suriye Temsilcisi Geir O. Pedersen New York'ta bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan kısa açıklamada Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz'ın cumartesi gecesi BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen ile BMGK’nın 2254 sayılı kararı temelinde Suriye'de siyasi çözüm çabalarına ilişkin görüşmelerde bulunduğu belirtildi. Öte yandan Bakan Yardımcısı Yılmaz, ABD’nin New York şehrinde düzenlenen BM 79. Genel Kurul görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a eşlik eden Türk heyette yer alıyor.

YPG ve Petrol

Türkiye-ABD görüşmelerinden bir tur salı ve çarşamba günleri Ankara'da yapıldı. Türk heyetin başında Yılmaz yer aldı. ABD heyetinin başında ise Dışişleri Bakanlığı İdari İşler Müsteşarı ve Siyasi İşler Müsteşar Vekili John Bass vardı.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Hürriyet gazetesi, ABD heyetinin Ankara'daki görüşmeleri hakkında bilgi sahibi olan kaynaklara dayanarak, Türk tarafının görüşmeler sırasında 25 maddelik bir talep listesi sunduğunu aktardı. Türkiye'nin bakış açısı ve Washington'dan iki ülke arasındaki çözüm bekleyen konulara ilişkin beklentileri, özellikle de ABD'nin Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) en büyük bileşeni olan ve Ankara'nın PKK'nın bir uzantısı olarak gördüğü çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) verdiği destek, Ankara ve ABD dahil Batılı müttefikleri tarafından bir terör örgütü olarak sınıflandırılıyor.

Kaynaklar, talep listesinin Türkiye'nin Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki gelişmelere, özellikle de ABD'nin Türkiye'de terör örgütü olarak sınıflandırılan gruplara (YPG ve PKK) verdiği desteğe ilişkin tutumunu netleştirdiğini belirttiler.

Görüşmeler, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın perşembe günü ABD'nin Suriye'nin üçte birini kontrol eden ayrılıkçı bir örgüt olduğunu söylediği YPG'ye verdiği desteğe ilişkin açıklamalarının ardından gerçekleşti.

dfvbg
Geçtiğimiz hafta Ankara'da gerçekleştirilen Suriye konulu Türkiye-ABD görüşmelerinden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Ankara'daki görüşmelerin başında John Bass ile bir araya gelen Fidan, söz konusu bölgelerde başta petrol olmak üzere Suriye'ye büyük fayda sağlayacak doğal kaynaklar olduğuna dikkati çekerek “Suriye meselesinde Türkiye’nin istediği tarzda bir çözümün olması halinde diğer sorunları da Suriye’nin daha rahat çözeceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı. Türkiye’ye göre Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleşmesinden önce çözülmesi gereken iki önemli konuş var. Bunlardan birincisi mülteciler, ikincisi terörizm.

Hürriyet yazarı Fatih Çekirge, bu açıklamanın ABD'ye bir mesaj niteliği taşıdığı yorumunda bulundu. Çekirge, Fidan’ın özetle “ABD yönetimi olarak PKK/YPG’ye olan desteğini çekersen Suriye’de senin de olacağın bir çözüm için yollar açılır” dediğini yazdı.

ABD heyeti, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Güvenlik ve Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ile görüştü. Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler, Suriye meselesi, Gazze'deki savaş ve etkileri ile Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan nükleer tehdide ilişkin artan endişelerin yanı sıra Ortadoğu'daki gelişmeler ele alındı.

zuyıkloş
Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve Suriyeli muhaliflerin müzakere heyetinden bir heyet geçtiğimiz hafta Ankara'da bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

ABD heyeti Ankara'dayken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz, Suriye muhalefetinin müzakere organı temsilcileriyle bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Suriye krizine BMGK’nın 2254 sayılı kararı çerçevesinde siyasi bir çözüm bulunmasına yönelik çabalar görüşüldü.

Normalleştirme mesajları

Bunun yanında Ankara, Şam ile normalleşme görüşmelerinin devam ettiğini teyit eden mesajlar gönderdi. Dışişleri Bakanı Fidan, çeşitli düzeylerde yapılan görüşmelerin ardından Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed arasında bir görüşmenin gerçekleşmesine hazır ve istekli olduğunu söyledi.

xsdvfb
Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurul görüşmelerine katılmak üzere New York'a gitmeden önce İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı)

Ardından Cumartesi günü BM Genel Kurulu için New York'a gitmeden önce açıklamalarda bulunan Erdoğan, Esed ile görüşmeyi isteğini bir kez daha ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönem de böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurul’da yapacağı konuşmada şunları söyleyeceğini belirtti:

“Suriye'deki gerilimin artık sona ermesi gerektiğini, oradaki istikrarsızlığın başta terör örgütleri olmak üzere, tabii İsrail'in bir devlet terörü estirdiğini çok açık net ortaya koyacağız. Bu artık sıradan bir basit terör değil, devlet terörü. Bunu bugüne kadar çok kez tekrar ettik, söyledik ama bazıları hâlâ özellikle Batılı ülkeler bunu anlamamakta ısrar ediyor. Biz de söylemekte ısrar edeceğiz ve bunu özellikle de inşallah Birleşmiş Milletlerdeki konuşmamda ifade edeceğim. Bu gerginliğin sona ermesi, Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye'nin birlikte atabileceği adımlar, Şam yönetimini muhaliflerin bir süredir Suriye'de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor. Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor.”



Savaşı durdurmak için derhal uluslararası müdahale çağrısı

Tahran'a yapılan füze saldırılarının ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'a yapılan füze saldırılarının ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaşı durdurmak için derhal uluslararası müdahale çağrısı

Tahran'a yapılan füze saldırılarının ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'a yapılan füze saldırılarının ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail ve ABD, uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek son saatlerde İran'a karşı askeri operasyonlar başlattı. Bu durum, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından da doğrulandı. İsrail'in açıklamalarına göre operasyonlar, Umman Sultanlığı'nın samimi arabuluculuğunda, iki ülke arasında devam eden müzakereler sırasında haftalar önce geliştirilen ortak bir plana göre gerçekleştirildi. İran'ın ilk tepkisi, bazı Arap ülkelerindeki hedefleri içeriyordu.

Trump, operasyonları duyurduğu konuşmasında sık sık İran rejimine ve onun tehlikelerine atıfta bulundu. Bu kez İran'daki hedefler arasında İranlı siyasi ve askeri liderlerin karargahları da yer aldı. Bu durum, İsrail ve ABD’nin asıl amacının İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemek değil, İran rejimini değiştirmek olduğunu gösteriyor. Bu da seçenekleri varoluşsal hale getiriyor. Bu durum diplomatik çözümleri zorlaştırıyor ve eylem ve tepki döngüsünü tırmandırarak Körfez bölgesi ve Ortadoğu için tehlikeli sonuçlar doğuruyor.

Füzeli saldırılar, her iki tarafın müzakerecileri ve arabulucu Umman’ın müzakerelerin yapıcı ve ciddi olduğunu belirten açıklamalarının hemen ardından gerçekleşti. Viyana'da taraflar arasında teknik istişareler konusunda bir anlaşma sağlandı. Teknik toplantılar her zaman açıklanması kararlaştırılan bilgilerin doğruluğunun teyit edilmesine veya gelecekte ihlallerin yaşanmamasını sağlamak için denetim kontrollerinin oluşturulmasına odaklandığından, müzakerelerin hedefleri konusunda bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğu ima edildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD'nin İran'ın nükleer silah edinmemesi gerektiği yönündeki açıklamaları ile İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin ülkesinin bu tür silahları edinmeyeceğini taahhüt ettiği yönündeki açıklamaları arasında uyum olduğu halde askeri operasyonlar başladı. Umman Dışişleri Bakanlığı, İran'ın nükleer silah üretiminde kullanılabilecek radyoaktif madde stoklarını muhafaza etmemeyi kabul ettiğini açıkladı ve taraflar arasında bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu vurguladı.

Şu an ki kriz teknik askeri ve düzenleyici meselelerin ötesine geçiyor. Ayrıca bu, stratejik rekabet ve taraflar arasında güvenin tamamen yitirilmesi krizi. Müzakereler sırasında askeri operasyonların yeniden başlaması bu durumu daha da kötüleştiriyor ve tarafların farklılıklarını aşmak için tavizler veya yenilikçi çözümler sunma konusunda isteksiz davranmalarına neden oluyor.

Bu yüzden özellikle de İran'ın artık nükleer teknolojiler konusunda zamanla silinemeyecek önemli bir ulusal bilgi birikimi ve deneyime sahip olması nedeniyle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) teknik güvenlik önlemleri veya Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) tarafından uygulanan benzer önlemler ile durum istikrara kavuşmadı.

İran’ın da şüpheleri var, çünkü son aylarda müzakereler sırasında iki kez askeri operasyonlarla karşı karşıya kaldı. Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşmadan çekilen Trump'tı. Dolayısıyla yeni bir anlaşmanın ‘geri döndürülemez’ olmasını sağlamak için ABD'den geniş kapsamlı garantiler talep ediyor. ABD ve uluslararası toplum tarafından kendisine uygulanan tüm yaptırımların derhal kaldırılmasını istiyor, ancak bunun gerçekleştirilmesi zor olacak. İranlı eski müzakereciler birkaç hafta önce bana, İsrail'in ABD'ye yönelik taleplerinin ve baskısının devam etmesi ve İran'ın gerçek hedefinin rejim değişikliği olduğu gerekçesiyle İran'ın boş talepler ve tavizler döngüsüne girmesinden korktukları için taviz vermekte isteksiz olduklarını söylediler.

Bölgedeki durumun ciddiyeti göz önüne alındığında, askeri operasyonları derhal durdurmak ve meşru hedefleri olan diplomatik bir yol izlemek büyük önem taşıyor. Müzakerelerin asıl sponsoru olan Umman'ın yanı sıra Mısır, Suudi Arabistan, Fransa, İspanya, Brezilya, Meksika, Endonezya, Hindistan, Güney Afrika, Senegal ve diğerleri dahil olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden ve kıtalardan ülkelerin onayladığı bir bildiri taslağı hazırlanmasını ve yayınlanmasını öneriyorum. Bildiri, aşağıdakiler dahil olmak üzere bir dizi hızlı ve somut ilk önlem alınmasını talep etmeli:

1) ABD ve İran, askeri operasyonları derhal dondurduklarını ilan etmeli.

2) İran, nükleer programının şeffaflığını artırmak ve uluslararası topluma programın barışçıl niteliği ve gelecekteki beklentileri konusunda güvence vermek için bazı tek taraflı önlemler almalı. Bu önlemler arasında, radyoaktif madde ve askeri teknoloji stoklarının büyüklüğünü açıklamak ve mutabık kalınan bir programa göre stoklarını azaltmayı ilke olarak ve yakın gelecekte bir ön adım olarak, İran'ın belirlediği tesislerde sınırlı sayıda UAEA müfettişinin ziyaretlerini gönüllü olarak kabul etmeli.

3) İran'ın stokları öngörülebilir gelecekte askeri amaçlarla kullanılabilecek seviyelere ulaşmadığı sürece, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) ve hükümlerine uygun olarak İran'ın uranyum zenginleştirme hakkını tartışıyor.

4) BM Güvenlik Konseyi (BMGK), bazı ülkelerin ‘veto’ hakkı nedeniyle etkili adımlar atmak konusunda bir karar alamasa da durumu değerlendirmek ve bir açıklama kaydetmek üzere toplantıya çağrılmalı.

5) ABD ve İran'ın müzakereleri derhal yeniden başlatma konusunda anlaşmaya varılmalı.

Bu öneri tek başına bir çözüm değil, daha çok uluslararası toplumun ateşkes ve diplomasiye daha fazla alan yaratmak için baskı yaptığı, diplomatik çözümler arayışında ABD ile İran arasında kademeli olarak güven inşa etmeyi amaçlayan bir ön adımdı.

Tüm bu gerilimler ve belirsizlikler, ABD ve İran arasında istikrarlı ve düzenli müzakerelerin yürütülmesini zorlaştırırken bu müzakereler başarı ile başarısızlık arasında gidip gelebilir. Bu yüzden önerilen inisiyatif grubu ve bildiriyi benimseyenler, müzakereler her iki taraf için de devam etmesini değerli kılacak teşvikler yaratacak bir aşamaya gelene kadar, koordineli çabalarını sürdürmeli ve hem ABD hem de İran ile küçük gruplar halinde temaslarını sürdürmeli.

İran, uluslararası hukuka aykırı olarak egemenliklerini ihlal etmesine rağmen, İran'a yönelik herhangi bir saldırıya katılmayacaklarını ve hava sahalarının bu tür operasyonlar için kullanılmasına izin vermeyeceklerini beyan eden Arap Körfez ülkeleri ve komşu ülkelerle olan siyasi, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini yeniden tesis etmeye ve geliştirmeye daha fazla önem ve öncelik vermeli.

Bölge ülkeleri arasında şüphe ve gerginliğin artmasıyla birlikte, Ortadoğu'daki bölgesel tarafların kendi askeri ve güvenlik kapasitelerini geliştirmeye çalışacaklarını ve önümüzdeki yıllarda giderek büyüyen ve sofistike bir silahlanma yarışının ortaya çıkacağını tahmin ediyorum. Arap ülkeleri, Ortadoğu bölgesel güvenliğinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek için şimdiden hazırlık yapmalı. Bu girişimlerin ön saflarında, Mısır'ın 1974 ve 1990 yıllarında Ortadoğu'dan nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin önerdiği, tüm Arap ülkelerini, İran'ı ve İsrail'i kapsayan girişim yer alıyor. Uluslararası denetime tabi olmayan gelişmiş bir nükleer programa sahip olmasına rağmen, bölgede NPT’ye taraf olmayan tek ülke iran.


ABD ve İran: Savaşa giden yol, müzakereye giden yoldan daha kısa

Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD ve İran: Savaşa giden yol, müzakereye giden yoldan daha kısa

Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)
Tahran'da meydana gelen patlamaların ardından yükselen duman, 1 Mart 2026 (AFP)

Omar Harkous

ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırılar ve Tahran'ın hızlı tepkisi birdenbire ortaya çıkmadı. Son birkaç ayda, bölgedeki yaklaşık 47 yıldır süren en uzun soluklu sorunlardan biri olan İran-uluslararası gerilimin sona ermesi için umut veren çeşitli diplomatik adımlar atılmıştı. Cumartesi öğleden sonra başlayan bu çatışmanın öncesinde, sonuncusu geçtiğimiz perşembe günü gerçekleşen müzakere turları yapıldı. İranlılar, daha önce müzakere etmeyi reddettikleri nükleer dosya ve diğer ekonomik konularla ilgili adımlar attılar. Ancak Amerikalılar, Tahran'ın nükleer meseleyi de içeren bir dizi talebin tamamını yerine getirmesinde ısrar ettiler.

ABD ve İsrail, İran'dan nükleer sorunun çözülmesinin yanı sıra balistik füze programını sonlandırmayı ve Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar gibi müttefiklere verdiği desteği kesmesini talep ediyor.

Müzakereler 6 Şubat'ta Umman'da ciddi bir şekilde başladı ve Cenevre'ye geçilmeden önce Amerikan ve İran heyetlerinden olumlu açıklamalar geldi. Bu müzakere turlarının öncesinde, 2025 yılının başlarında Washington ile Tahran arasındaki ilişkilerde bir değişiklik yaşandı ve ilişkiler geleneksel kriz yönetiminden çatışma aşamasına geçti. Bu dönem, Trump yönetiminin ‘azami baskı’ politikasının ikinci versiyonunu yeniden canlandırma ve geliştirme kararıyla damgalandı. Bu politika, önceki yaklaşımın sadece bir devamı değil, Tahran'ın askeri nükleer kapasite edinmenin eşiğinde olduğuna işaret eden istihbarat ve siyasi değerlendirmelerin bir yansımasıydı. Bu durum, ABD'nin ekonomik yaptırımların ötesine geçerek doğrudan askeri tehditleri de içeren bir eylemde bulunmasını gerektirdi ve ABD yönetimi, açık askeri tehditlerle benzeri görülmemiş bir mali baskıyı birleştiren ‘güç yoluyla barış’ stratejisini benimsedi.

Bu yaklaşım, Tahran'ın diplomatik manevra alanını daraltarak, ya petrol tankerlerinden oluşan ‘gölge filosunu’ hedef alan yaptırımların ağırlığı altında ekonomik çöküş ya da Washington'un dikte ettiği şartlarla müzakere masasına geri dönmek şeklinde iki seçenek bıraktı.

Maskat Müzakereleri (Nisan–Haziran 2025)

2025 yılının haziran ayında büyük çaplı askeri çatışma patlak vermeden önce, olası bir çözümün olanaklarını araştırmak için diplomatik girişimlerde bulunuldu.

İlk tur üst düzey toplantılar, 12 Nisan 2025 tarihinde Umman'ın Maskat kentinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin önderliğinde gerçekleştirildi. Bu toplantılar dolaylı olarak gerçekleştirildi. Mesajlar Ummanlı arabulucular aracılığıyla iletildi. Tarafların pozisyonları arasında büyük fark olmasına rağmen, o dönemde ‘yapıcı’ olarak nitelendirildi.

2025 haziranındaki çatışma, taraflar arasındaki gerilimde tehlikeli bir dönüm noktası oldu. Çünkü çatışma gölge savaşlar ve vekalet savaşlarından doğrudan çatışmaya dönüştürdü.

Bu turda İran, ekonomik yaptırımların tamamen kaldırılması karşılığında uranyum zenginleştirmeyi yüzde 60'ta dondurmayı içeren bir teklif sundu. İran'ın teklifi, Hizbullah ve Husiler gibi bölgedeki müttefiklerinin faaliyetlerini dondurma taahhüdü de dahil olmak üzere, bölgesel gerilimi azaltmaya yönelik adımları da içeriyordu. Ancak bu teklif Washington tarafından kesin bir şekilde reddedildi ve Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump yönetimi, uranyum zenginleştirmenin dondurulmasının yanı sıra nükleer altyapının tamamen sökülmesi ve müttefik milislerin faaliyetlerinin sona erdirilmesi de dahil olmak üzere ‘eski Başkan Barrack Obama'nın teklifinden daha iyi bir anlaşmada’ ısrar etti.

Bu diplomatik başarısızlık, bölgedeki ABD askeri hareketliliğinin artması, ek uçak gemilerinin konuşlandırılması ve Körfez'deki hava üslerinin güçlendirilmesi ile daha da kötüleşti. Bu askeri tırmanış, ‘zorlayıcı diplomasi’ uygulamak amacıyla gerçekleştirildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Genel Komutanı General Hüseyin Selami gibi İranlı askeri liderleri, saldırıya uğramaları halinde DMO'nun işgalcilere ‘cehennemin kapılarını’ açacağı konusunda uyarıda bulunmaya sevk etti.

Haziran 2025: “12 Günlük Savaş”

Geçtiğimiz yılın haziran ayında patlak veren çatışma, gölge savaşlar ve vekalet savaşlarından doğrudan çatışmaya dönüşmesiyle, çatışmada tehlikeli bir dönüm noktası oldu. Kıvılcım, 13 Haziran 2025 tarihinde İsrail'in, İran'ın nükleer silah sahibi olmaya yaklaştığı kritik bir zenginleştirme seviyesine ulaştığı bilgisine dayanarak İran'ın nükleer tesislerini ve füze üslerini hedef alan büyük çaplı bir saldırı başlatmasıyla ateşlendi.

ABD, 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde ‘Gece Yarısı Çekici Operasyonu’ ile İran’la doğrudan çatışmaya girdi. Trump, Fordow, Natanz ve İsfahan'daki tesisleri vuran hassas saldırılar düzenlendiğini duyurdu. İranlı yetkililer, ‘geri dönüşü olmayan’ bir hasar olmadığını söylese de teknik raporlar Fordow Nükleer Tesisleri’nin en az iki yıl boyunca hizmet dışı kalacağını, ayrıca çok sayıda gelişmiş santrifüjün imha edildiğini ve İsfahan'daki uranyum dönüşüm tesisinin hasar gördüğünü doğruladı.

dfvrtg
UAIA Genel Direktörü Rafael Grossi, İsviçre'nin Cenevre kentinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile tokalaşırken, 16 Şubat 2026 (Reuters)

İran'ın Haziran 2025 saldırılarına verdiği yanıt, itibarını korumak ve aynı zamanda topyekûn bir savaşı önlemek amacıyla hesaplanmıştı. İran, 23 Haziran 2025 tarihinde ‘Beşarat Fetih Operasyonu’nu gerçekleştirerek, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) saha karargahı olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nü hedef alan yaklaşık 14 kısa ve orta menzilli balistik füze fırlattı.

Veriler, Tahran'ın saldırıdan saatler önce Katar ve ABD yetkililerine önceden uyarıda bulunduğunu ve personeli tahliye etmek ve hava savunma sistemlerini devreye sokmak için yeterli zaman tanıdığını doğruluyor. Trump, İran'ın tepkisini ‘çok zayıf’ olarak nitelendirirken, 24 Haziran 2025 tarihinde ateşkes ilan edilmesinin önünü açtı.

Cenevre müzakereleri ve Şubat 2026

Takvimler 2026 yılının şubat ayını gösterdiğinde, taraflar Umman'da son bir kez daha müzakere masasına oturdular. Ardından, İran'ın nükleer altyapısının büyük bir kısmının tahrip edilmesi ve Tahran'da ekonomik krizin derinleşmesi gibi yeni bir gerçeklikle Cenevre'ye geçtiler. Bu müzakere turlarından önce, şimdiye kadarki en şiddetli halk protestoları yaşandı.

Yaptırımların kaldırılmasını ve İran'ın küresel finans sistemine entegrasyonunu engelleyen temel sorunlar arasında İran bankacılık sistemindeki şeffaflık eksikliği ve ekonominin büyük sektörlerinin DMO'ya bağlı kurumlar tarafından kontrol edilmesi yer alıyor.

Bu turda İran, Trump'ın ‘anlaşma yapma’ zihniyetine hitap edecek bir teklif sunmaya çalıştı. İran'ın önerisi, uranyum zenginleştirme seviyelerini tıbbi araştırmalar için belirlenen yüzde 1,5'e düşürme ve diğer tüm nükleer faaliyetleri üç ila beş yıl süreyle askıya alma isteğini ve Amerikan şirketlerini petrol, doğalgaz ve madencilik sektörlerine (lityum dahil) yatırım yapmaya davet edilmesini içeriyordu. Ayrıca, nükleer programın barışçıl niteliğini kanıtlamak için Amerikan şirketleriyle iş birliği içinde yeni nükleer reaktörler inşa etmeyi önerdi. Karşılığında İran, bankacılık sektörü ve petrol satışlarına uygulanan yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

Washington ise, 2025 saldırıları sonucu İran'ın zayıflığından yararlanarak çıtayı yükseltti. Fordow, Natanz ve İsfahan tesislerinin bir daha asla faaliyete geçmemesi için tamamen fiziksel olarak imha edilmesini talep etti. İran'ın tüm zenginleştirilmiş uranyum stoklarının İran dışına, özellikle ABD’ye transfer edilmesi ve İran'ın mevcut yönetimin ayrılmasından sonra bile faaliyetlerine devam etmesini engelleyen, zaman sınırı olmayan kalıcı bir anlaşma yapılması konusunda ısrarcı oldu. Buna ek olarak, İran heyetine balistik füzeler ve müttefik milisler konusunda talepler de iletildi.

fb
Doha'nın sanayi bölgesinde İran'ın düzenlediği iddia edilen saldırı sonucunda yükselen duman bulutu, 1 Mart 2026 (AFP)

Yaptırımların kaldırılmasını ve İran'ın küresel finans sistemine entegrasyonunu engelleyen en önemli faktörler arasında İran'ın Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü (FATF) standartlarına uymaması, İran bankacılık sistemindeki şeffaflık eksikliği ve ekonominin büyük sektörlerinin DMO’ya bağlı kurumlar tarafından kontrol edilmesi yer alıyor. ABD şirketleri, özellikle İran'ın ‘terör destekçisi ülke’ olarak sınıflandırmaya devam etmesi ve ABD vatandaşlarını hedef alan komplolara karışması nedeniyle yasal risklerle karşı karşıya. Ayrıca, İran enerji sektörünün eski altyapısı, uluslararası şirketlerin güçlü yasal ve adli garantiler olmadan sağlamaya isteksiz olabilecekleri büyük yatırımlar ve ileri teknoloji gerektiriyor.

28 Şubat 2026 tarihindeki tırmanış

Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi geçtiğimiz perşembe günü, Cenevre'deki toplantılardan çıkarak Washington ve Tahran'ın adil ve kalıcı bir anlaşmaya varmak için yeni ve yenilikçi fikirlere ve çözümlere açık olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, müzakerelerin iyi gittiğini ve bir sonraki turun krizi sona erdirecek bir anlaşmanın imzalanması yolunda önemli bir adım olacağını gösterdi.

Öte yandan ABD’nin tutumu belirsizdi, ancak Beyaz Saray temsilcileri, İranlılarla sabah yapılan görüşmelerin ardından hayal kırıklığına uğradıklarını basına sızdırdı. Saatler süren müzakereler, herhangi bir ilerleme kaydedilmeden sona erdi.

Cenevre’deki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve doğrudan çatışmaya geri dönülmesi, her iki tarafın da uzlaşma çözümlerini tükettiğini gösteriyor.

Cenevre’deki müzakerelerin tıkanması ve Tahran'ın nükleer stoklarını transfer etmeyi, balistik füzelerini sökmeyi ve müttefik milislerini dağıtmayı reddetmesi üzerine, ABD ve İsrail ortak bir saldırı başlattı. Washington bu saldırıyı ‘Destansı Öfke Operasyonu’ olarak nitelendirirken, İsrail ‘Kükreyen Aslan Operasyonu’ adını verdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, operasyonun amacının ‘İsrail’in bekasına yönelik tehdidi ortadan kaldırmak ve İran halkının kendi kaderini belirlemesi için koşullar yaratmak olduğunu’ belirtti.

Saldırılar, cumartesi günü kendisiyle yaptığı toplantı sırasında bir dizi İranlı liderle birlikte öldürüldüğü duyurulan Dini Lider Ali Hamaney'in karargahı da dahil olmak üzere komuta merkezlerini hedef aldı. Netanyahu'nun açıklamaları, müzakerelere geri dönülmesi için hiçbir alan olmadığını gösterdi. İran'ın yanıtı, ABD’nin bölgedeki üslerine ev sahipliği yapan tüm ülkeleri de hedef aldı. Bu hamle, ‘göze göz’ ilkesinin uygulanması gibi görünüyor ve eski şartlarda müzakere olasılığını tamamen ortadan kaldırıyor.

Müzakerelerin sonu mu, yoksa yeni bir başlangıç mı?

Cenevre müzakerelerinin başarısızlığı ve doğrudan çatışmaya geri dönülmesi, iki tarafın tüm uzlaşma yollarını tükettiğini gösteriyor. Ancak bazıları bu saldırıların savaş alanında müzakere yapmak amacıyla yapıldığına inanıyor. ‘Stratejik sabra’ ulaşanlar, müzakerelerde hedeflerine ulaşanlardır, ancak Tahran'ın birkaç Arap şehrine düzenlediği füzeli saldırılar, sanki kendisini güvenli bir yere taşıyabilecek tüm gemileri yakarak son silahlarına başvurduğunu gösteriyor.

İran, iç ekonomik çöküş ve dış askeri baskı arasında sıkışmış durumda. Bu arada ABD, ‘İran rejimini’ bir kez ve sonsuza kadar ortadan kaldırmaya kararlı görünüyor. Bu da Washington'ın askeri güç ve diplomasi yoluyla Ortadoğu'daki güç dengesini yeniden çizme arzusunu yansıtıyor. Ancak, İran'ın bölgedeki ülkelere karşı yaygın tepkisi, ‘kesin bir zaferin’ bedelinin küresel enerji istikrarı ve tüm bölgenin güvenliği için çok yüksek olabileceğini kanıtlıyor.

Lityum, petrol ve gaz, çaresiz İran diplomasisinin elindeki araçlar olmaya devam ediyor. Fakat uçakların gürültüsü ve savaş çığlıkları arasında, özellikle Hamaney suikastından sonra, anlaşma mı yoksa çöküş mü olacağına savaş alanının dili karar verecek gibi görünüyor.


Ali Hamaney suikastı ve Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulması

İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
TT

Ali Hamaney suikastı ve Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulması

İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)
İran Dini Lideri Ali Hamaney. İran devlet medyası, 28 Şubat 2026 Cumartesi sabahı gerçekleşen saldırı dalgasında ofisinde çalışırken bir hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu (Dina Su Ote)

Londra\Mecelle

İran, cumartesi sabahı başlayan eşi benzeri görülmemiş ABD-İsrail saldırısının ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney’in suikasta uğramasından bir gün sonra, dün bir geçiş planı açıkladı. Plan, yeni bir Dini Lider seçilene kadar ülkeyi yönetecek bir Geçici Liderlik Konseyi’nin oluşturulmasını içeriyor.

Geçici konseyde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (71 yaşında), Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei (68 yaşında) ve İran Din İşleri Yönetim Merkezi Başkanı Ayetullah Ali Rıza Arafi (65 yaşında) yer alıyor. Arafi ayrıca, Dini Lideri atamak ve çalışmalarını denetlemekle görevli organ olan Uzmanlar Meclisi'nin ikinci başkan yardımcılığını yürütmesinin yanı sıra, Anayasayı Koruma Konseyi üyesidir.

Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve parlamento tarafından çıkarılan yasaları denetleyen, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayları inceleyen Anayasayı Koruma Konseyi’nden bir din adamı geçiş sürecini yönetecek.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani de geçiş döneminde önemli bir rol oynuyor.

İran devlet televizyonunda bir sunucu, pazar günü, 36 yıl boyunca ülkeyi yöneten Hamaney'in öldürüldüğünü duyurdu; ancak nasıl öldürüldüğü hakkında ayrıntı vermedi veya cumartesi günü Tahran'daki konutunu hedef alan İsrail ve Amerikan saldırılarından bahsetmedi. Ekranda yas işareti olarak siyah bir kurdele ile birlikte arşivden fotoğraflar ve görüntülere yer verildi.

İran devlet medyası, Hamaney'in cumartesi sabahı saldırı gerçekleştiğinde ofisinde çalıştığını bildirdi. Devlet medyası ayrıca kızının, torununun, gelininin ve damadının da öldürüldüğünü ifade etti.

Devrim Muhafızları, “büyük bir liderin” kaybından dolayı üzüntüsünü dile getiren bir açıklama yayınladı. Pazar günü ise Devrim Muhafızları, Hamaney'in “katillerine” “ağır bir ceza” vereceklerine dair yemin etti.

ABD Başkanı Donald Trump, bir gün önce, cumartesi günü İran İslam Cumhuriyeti Dini Lideri’nin öldürüldüğünü söylemişti. Sosyal medya hesabı Truth Social'dan şu paylaşımı yapmıştı: “Tarihin en acımasız figürlerinden biri olan Hamaney öldürüldü.” Tahran'ın Hamaney'in ölümüne karşı misilleme yapması halinde ABD'nin “her zamankinden daha sert vuracağını” da belirtti.

Trump, o sabahın erken saatlerinde İran'ın askeri gücünü yok etmeyi ve rejimi devirmeyi amaçlayan büyük bir saldırının başladığını duyurdu.

İsrail de İran'a yönelik saldırının başladığını duyurmuş ve İsrail Başbakanı, Hamaney'i “30 yılı aşkın bir süredir kendi halkını ezerken dünyanın dört bir yanında terör estiren ve İsrail'i yok etme planı üzerinde yorulmadan çalışan” bir “despot” olarak tanımladı.

86 yaşındaki Hamaney, kurucusu Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin ölümünün ardından 1989 yılında İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri seçildikten sonra 35 yıl boyunca İran'ı yönetti.

1999’daki öğrenci gösterileri, muhalefetin sonuçlarını reddettiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından patlak veren 2009’daki kitlesel protestolar, hızla ve şiddetle bastırılan 2019 protestoları, İran'ın katı kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla gözaltında tutulurken ölen Mahsa Amini'nin ölümüyle tetiklenen 2022-2023 “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi dahil olmak üzere krizlerin üstesinden gelmeyi başardı.

Haziran ayında İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında saklanmak zorunda kaldı. Bu savaş, İsrail'in İran'a derinlemesine nüfuz ettiğini ortaya çıkardı ve hava saldırılarında önemli güvenlik yetkililerinin öldürülmesiyle sonuçlandı.

Hamaney savaştan sağ kurtuldu. Aralık ayı sonlarında, başlangıçta ekonomik şikayetler üzerine başlayan ve daha sonra dinci rejimin devrilmesi çağrılarına dönüşen protestolar patlak verdiğinde, Hamaney göstericileri ABD ve İsrail tarafından desteklenen “bir avuç sabotajcı” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Kriz Grubu’nun bu yıl yayınladığı bir raporda, “Hamaney döneminde rejim, tekrarlanan halk ayaklanmalarıyla karşı karşıya kaldı, Hamaney bunları demir yumrukla bastırdı ve aynı acımasızlıkla yönetmeye devam etti” denildi. Rapor “Bu yaklaşım ona biraz zaman kazandırdı, ancak yalnızca iktidarın zorla korunmasıyla ölçülen başarı, ülkenin liderlerine halkın hoşnutsuzluğunun altında yatan şikayetleri ele almak için çok az motivasyon sağladı” değerlendirmesinde bulundu.

Hamaney yoğun bir koruma altında yaşıyordu. Kamuoyu önüne çıkacağı zamanlar nadiren önceden duyuruluyordu.

Dini Lider olduktan sonra, Hamaney, İran dışına hiçbir seyahat yapmadı; bu uygulama, 1979'da İslam Devrimi İran'ı sarstığında Fransa'dan Tahran'a muzaffer bir şekilde dönmesinden sonra Humeyni tarafından başlatılmıştı.

1981'de bir suikast girişiminden sağ kurtuldu ama eli yaralanarak felç oldu. Yetkililer saldırıdan, devrim sırasında müttefik iken daha sonra İran'da yasaklı bir örgüt haline gelen İran Halkın Mücahitleri Örgütü'nü sorumlu tuttu.

Şah döneminde aktivizmi nedeniyle defalarca tutuklanan Hamaney, İslam Devrimi'nin başarısının ardından Tahran'da Cuma Namazı İmamı oldu. Ayrıca İran-Irak Savaşı sırasında ön saflarda görev yaptı.

dfvf
İranlılar, cumartesi günü Tahran'da İsrail ve ABD hava saldırılarında öldürülen Dini Lider Ali Hamaney'e ait bir duvar resminin önünden geçiyor, 1 Mart 2026 (Reuters)

1981'de selefi Muhammed Ali Recai'nin de Halkın Mücahitleri örgütünün sorumlu tutulduğu bir saldırıda öldürülmesinin ardından cumhurbaşkanı seçildi.

1980'lerde Hüseyin Muntazeri, Humeyni'nin muhtemel halefi olarak görülüyordu. Ancak “devrim” lideri, ölümünden kısa bir süre önce fikrini değiştirdi, çünkü Muntazeri İran Halkın Mücahitleri Örgütü üyeleri ile diğer muhaliflerin toplu infazlarına itiraz etmişti.

Görgü tanıkları, Hamaney'in ölüm haberinin yayılmasının ardından bazı İranlıların Tahran'da, komşu şehir Kerec'de ve ülkenin merkezindeki İsfahan'da kutlama yapmak için sokaklara döküldüğünü söyledi

Humeyni öldüğünde, Ali Ekber Haşimi Rafsancani başkanlığındaki Uzmanlar Meclisi toplandı ve üyeleri Hamaney'i Dini Lider seçti.

Hamaney başlangıçta adaylığı kesin olarak reddederek, “nitelikli değilim” dedi, ancak Meclis üyeleri adaylığını sonuçlandırmak için birlik oldular.

2017'de ölen Rafsancani, Hamaney'in yerine cumhurbaşkanı oldu, ancak son yıllarında siyasi bir rakip olarak görüldü. Hamaney, “Dini Lider” konumundan çok daha az güçlü olan bu makama gelen altı cumhurbaşkanıyla çalıştı. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bunlar arasında reform ve Batı ile temkinli yakınlaşmayı hedefleyen Muhammed Hatemi gibi daha ılımlı isimler de vardı.

Ne var ki, Hamaney her zaman sertlik yanlılarının yanında yer aldı ve rejimin ideolojisinin temel ilkelerini, “Büyük Şeytan” olan ABD ile mücadeleyi ve İsrail'i tanımayı reddetmeyi savundu.

Altı oğlu olduğu biliniyor, ancak en öne çıkanı, 2019'da ABD tarafından yaptırım uygulanan ve İran'ın en etkili isimlerinden biri olarak kabul edilen Mücteba'dır.

Görgü tanıkları, Hamaney'in ölüm haberinin yayılmasının ardından bazı İranlıların Tahran'da, komşu Kerec şehrinde ve ülkenin merkezindeki İsfahan şehrinde sokaklara dökülerek kutlama yaptığını söyledi. Sosyal medyada yayınlanan ancak Reuters'ın henüz doğrulayamadığı videolarda, başka yerlerde de kutlamalar yapıldığı görülüyor.

fergthy
ABD’li denizciler, İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında USS Gerald R. Ford uçak gemisinin güvertesinde seyreden 124. Hava Komuta ve Kontrol Filosu'na ait bir uçağa sinyaller gönderiyor (Reuters)

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, ABD-İsrail saldırılarında Hamaney'in öldürülmesinin ardından pazar günü geçiş döneminin başlayacağını duyurdu.

Laricani, “Yakında geçici bir liderlik konseyi kurulacak ve Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasayı Koruma Konseyi'nden bir din adamı, bir sonraki lider seçilene kadar sorumluluğu üstlenecek” dedi. “Bu konsey en kısa sürede kurulacak; bugün itibariyle kurulması üzerinde çalışıyoruz” ifadesini kullandı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan kayıplarının olmadığını ancak saldırıların Amerikalılara yönelik yeni riskler konusunda endişeleri artırdığını söyledi

İsrail ordusu, pazar sabahı gerçekleştirdiği hava saldırılarının İran’ın balistik füze ve hava savunma sistemlerini hedef aldığını belirtti. İran medyası, pazar sabahı Tahran'da bir patlama sesinin duyulduğunu bildirdi.

Cumartesi günü İran, ilk saldırılara misilleme olarak yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlatarak bölgedeki ABD güçlerini ve İsrail ile Arap ülkelerindeki şehirleri hedef aldı. Bu da bölgedeki birçok uçuşun iptal edilmesine yol açtı.

rgthy6
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, Girit'teki Souda Körfezi'nden ayrılıyor, 26 Şubat 2026 (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan kayıplarının olmadığını, ancak saldırıların Amerikalılara yönelik yeni riskler konusunda endişeleri artırdığını belirtti.

İsrail'in son iki yıldaki askeri operasyonlarında, İran'ın en üst düzey askeri yetkililerinden bazıları öldürülürken, Ortadoğu'da Tahran'ın müttefiki olan birçok örgüt de ciddi şekilde zayıflatıldı.

Haziran ayında Washington'un da katılımıyla İsrail'in İran'ı 12 gün süren bir hava savaşıyla bombalamasının ardından, ABD ve İsrail, İran'ın nükleer ve balistik füze programlarına devam etmesi halinde tekrar saldıracakları konusunda uyarıda bulunmuşlardı.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.