ABD’nin düşme savaşı ve başlangıçlar ile sonların birbirine karışması

ABD, Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimler altında devletleri yıkma konusunda, inşa etmekten çok daha iyi olduğunu kanıtladı

ABD'de bir yıldan fazla süren başkanlık seçimi karnavalı sıkıcı ve maliyetli bir etkinliğe dönüştü (AFP)
ABD'de bir yıldan fazla süren başkanlık seçimi karnavalı sıkıcı ve maliyetli bir etkinliğe dönüştü (AFP)
TT

ABD’nin düşme savaşı ve başlangıçlar ile sonların birbirine karışması

ABD'de bir yıldan fazla süren başkanlık seçimi karnavalı sıkıcı ve maliyetli bir etkinliğe dönüştü (AFP)
ABD'de bir yıldan fazla süren başkanlık seçimi karnavalı sıkıcı ve maliyetli bir etkinliğe dönüştü (AFP)

Refik Huri

Neredeyse sürekli bir seçim karnavalı olduğundan, ABD için ne başkanlık savaşından çıkmak ne de milyarlarca dolara mal olan seçim kampanyalarının ateşinden kurtulmak kolay değil.

Başkan, Beyaz Saray'a gelir gelmez bir sonraki başkanlık dönemi için mücadeleye başlıyor. Kongre’nin Temsilciler Meclisi'ndeki bir üyenin daha koltuğu ısınmadan, ara seçimler gelip onu buluyor. Her iki yılda bir herkesin üyeliği ve onlarla birlikte Senato'daki bazı senatörlerin, bazı eyalet valilerinin ve diğer pozisyonların sahiplerinin görev süresi bitiyor.

Bir yıldan fazla süren başkanlık karnavalı ise yalanlarla dolu bir sezon olmanın yanı sıra sıkıcı, yorucu ve oldukça maliyetli bir hadiseye dönüştü. Demokrat aday Kamala Harris ile Cumhuriyetçi aday Donald Trump arasındaki 2024 seçiminde yaşananlar ise önceki kampanyalarda görülen her türlü düşüşün ötesine geçti. Seviyede ve Kongre'de veya başka yerlerde birlikte çalışacak rakip ortaklar olması gereken düşmanlar arasındaki tartışmalarda korkutucu bir düşüşe sahne oldu. İçerik olarak zayıf tartışmalarda, karşılıklı olarak kullanılan sözcükler yumruk gibiydi. Trump rakibini “marksist, faşist ve aptal” olarak tanımlarken, Harris kendisini “güç takıntılı, ABD ve demokrasi için tehlike” olarak tanımladı. Tartışmaların doruk noktasını ise Biden’ın Trump’ın seçmenlerine çöp demesi ve Porto Riko adası hakkında söylenen yüzen çöp adası şakası oluşturdu.

Gözlemcilerin sonuçların açıklanmasından sonra en azından bekledikleri şey, iç savaşa yol açacak şekilde siyasi şiddette artış görülmesi ve seçim sistemi ile yargı sisteminin yıkılmasıdır. Ama bu kez iç savaş, eğer çıkarsa, Boston Üniversitesi'nden siyaset bilimi ve uluslararası çalışmalar profesörü Jonathan Kushner’in dediği gibi, komplo teorilerine inanan geniş kesimlerle birlikte “irrasyonellik aşamasına” girmiş bir ABD’de çıkacaktır.

19. yüzyıldaki iç savaş ile birlikte kurulan denklemin yeniden kurulabileceği ise bir yanılsamadır. Yale Üniversitesi'nden Amerikan tarihi profesörü David Blunt'a göre ABD İç Savaş'ta öldü ve daha sonra daha iyi bir şekilde yeniden doğdu. Zira o dönemde ülkenin başkanı Amerikalıların en önemli figürlerinden biri olan Abraham Lincoln idi ve savaşın nedeni Kuzey eyaletleri ile Güney eyaletleri arasındaki ayrılık ve köleler meselesiydi.

Bugün ise savaş, Joe Biden'ın başkanlığının ilan edilmesini engellemek için Kongre binasına saldıran, ne istediğini bilmeyen aşırılar ile birçok şeyden mahrum azınlıklar arasında. Buna ek olarak, birbirleri ile yarışan rakipler olması gereken düzeyin çok altında. Öyle ki Cumhuriyetçi bir kongre üyesi, Florida'yı vuran kasırganın Demokrat yönetimin işi olduğunu iddia etti.

Seçim kampanyaları, göç, ekonomi ve kürtajın yanı sıra Ukrayna, Gazze ve Lübnan'daki savaşlar, Uzakdoğu'da Çin ile rekabet ve İsrail'e destek yarışı gibi meselelerde ayrıntıları belirli projeler olmaksızın bir tür karşılıklı manşet alışverişi gibiydi. Tartışmalar genellemelerin sınırları içinde kaldı.

ABD'deki demografik değişim ve İspanyol ile Asya kökenlilerin sayısının artması gibi en önemli faktörler üzerinde durulmadı. Oysa ABD Dışişleri Bakanlığı'nda daha önce siyasi planlamadan sorumlu olan Anne-Marie Slaughter'ın kaydettiği gibi, ABD “beyaz çoğunluklu bir ulustan çoğulcu bir ulusa” dönüşüyor.

Önemli üniversitelerin Amerikası’nın karşı karşıya olduğu tehlikeli sorunu çözmeye yönelik gerçek ve pratik bir plan yok. Foreign Affairs dergisinde Amy Zinar’ın net bir denklemle özetlediği şey de buydu: “Bilgi güçtür ve ABD bilgiyi kaybediyor.” Amerikalıları Çin, Rusya, İran ve Kuzey Kore arasında kurulu yeni eksenle yüzleşmeye hazırlayacak pratik bir proje yok. Sadece kendisini “kargaşa ekseni” olarak adlandırıp daha sonra yüzleşme yöntemi hakkında tereddüt etmek var. Aynı şekilde herhangi bir yönetimin gelecekte karşı karşıya kalacağı meydan okumaya genel bir başlık vermek dışında bir şey yok. O başlık da Başkan Joe Biden'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'dan alıntı yapacak olursak, “Karşılıklı bağımlılık çağında rekabettir.”

Eski CIA direktörü ve ABD savunma bakanı Robert Gates, kimsenin ABD'den korkmuyor gibi göründüğünü söylüyor ve bu da Amerikalının bildiği ve bilmediği şeylerden korkmasına neden oluyor. Amerikalıların bu korkusunu ne Cumhuriyetçilerin şahsi ilişkiler diplomasisini kullanma vaadi ne de Trump'ın başkan olsaydı Ukrayna savaşı, Aksa Tufanı ve Gazze savaşı yaşanmazdı şeklindeki abartıları, bir telefon görüşmesiyle Ukrayna savaşını durdurabileceği iddiası durdurmayacak. Aynı şekilde Demokratların, İngiliz The Economist dergisinin tehlikeye yol açabilecek fikir eksikliğinin bir işareti olduğunu düşündüğü pragmatizmden bahsetmesi de Amerikalıların korkularını gidermeyecek.

ABD'nin Ortadoğu'daki politikalarına gelince, özellikle Michigan gibi önemli ve salıncak bir eyalette, Arap ve Müslüman seçmenlere, Filistinlilerin haklarını destekleme, Gazze ve Lübnan'daki soykırım savaşını sona erdirme konusunda bir vaat bile verilmedi. Bu nedenle kötü ile daha kötüsü arasında seçim yapmayı seçtiler, ancak tercihlerinin seçim sonuçlarını etkilediğini varsaysak bile, politikalarda hiçbir şeyi değiştirmeyecektir.

Ortadoğu'da Filistin devleti olmadan istikrar olamaz, Knesset'in son kararına göre ise bir Filistin devleti olamaz. ABD'nin “iki devletli çözüm”ü uygulama vaadini beklemek bir nevi Godot'yu beklemektir.

Ama ABD, her şeye rağmen, Gazze savaşından bu yana Ortadoğu'da bir şey yapabilecek ve bir eylemde bulanabilecek tek uluslararası güçmüş gibi görünüyor ne Çin ne de Rusya değil. Etkili Arap başkentleri de bölgede pratik adımlar atılması umuduyla Washington ile birlikte çalışmaya mahkumdur.

Teksas Üniversitesi'nden uluslararası ilişkiler profesörü Gregory Couse’un, “ABD hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi yönetimler altında, devletleri yıkma konusunda, inşa etmekten çok daha iyi olduğunu kanıtladı” sözünde bir abartı yok. Yarın başlangıçlar ile sonların birbirine karıştığı gündür.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.