Sırada ne var?

Ortadoğu ve Ukrayna'da yaşanan olayların Avrupa ve dünyayı durup tüm uluslararası sistemi gözden geçirmeye itmesi gerektiğine inanıyorum.

Filistinli yerinden edilmiş bir çocuk, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampında kediyle oynayan çocukları izliyor, 10 Kasım 2024 (AFP)
Filistinli yerinden edilmiş bir çocuk, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampında kediyle oynayan çocukları izliyor, 10 Kasım 2024 (AFP)
TT

Sırada ne var?

Filistinli yerinden edilmiş bir çocuk, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampında kediyle oynayan çocukları izliyor, 10 Kasım 2024 (AFP)
Filistinli yerinden edilmiş bir çocuk, Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Bureyc Mülteci Kampında kediyle oynayan çocukları izliyor, 10 Kasım 2024 (AFP)

Nebil Fehmi

Ortadoğu, İsrail ile İran arasındaki doğrudan çatışmalar da dahil olmak üzere koşullar istikrara kavuşana kadar pek çok gerilim, çatışma, kurban ve kayıpla karşı karşıya bulunuyor. Lübnan'da çatışmalar ve yansımaları devam edecek, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'daki katliamlar, yıkım ve boşaltma girişimleri ile Maşrık (Levant) bölgesindeki gerilim devam edecek. Bahreyn, Akdeniz ve Kızıldeniz’de siyasi dengelerin ve uluslararası sistemin yeniden şekillenmesine katkı sağlayan ciddi ve karmaşık olaylar yaşanıyor.

Bununla birlikte, İran ile İsrail arasında kontrolün kaybedilmesi ve iki tarafın bir varoluş savaşına girişmesi ihtimalinden biraz ve yavaş yavaş uzaklaştığımıza, durumu daha da kötüleştirmemek ve herkese maliyetini yükseltmemek için bir gözden geçirme ve yeniden değerlendirme anına ulaştığımıza inanıyorum. Bu, arenalarımızda en etkili yabancı ülke olan ABD’nin dünyaya yönelik vizyonları farklı adaylar arasında düzenlenen seçimlerine denk gelen ve bölgesel tarafların dikkate alması gereken bir an.

Liderlerinin öldürülmesinin ardından Hamas ve Hizbullah'tan kurumsal amaçlarla ve direniş eylemleri düzenlemeleri, bölgesel ve uluslararası ilişkiler de dahil olmak üzere mevcut koşullara uygun politikalar, taktik ve stratejik eylemler geliştirmek için ciddi ve derinlemesine bir değerlendirme yapmaları bekleniyor.

Fetih Hareketi ile diğer Filistinli çeşitli eğilimlerdeki liderlerin, yeni bir Filistin konsensüsüne ulaşma çabasıyla acilen dikkatli bir gözden geçirmede bulunmaları gerekiyor. Bu gözden geçirme, davaya yeniden ruh kazandırmalı, bütünlüğünü yeniden sağlamalı, inanılırlığını korumalı, ulusal hedeflerini hayata geçirmeyi neredeyse imkânsız hale getiren dış düzenlemelerle karşılaşmadan önce, halkının iyi gidişatını güvence altına almalı.

Lübnanlı liderlerin de siyasi düzenlemelerini dini gruplara saygılı ve onları kapsayacak şekilde ciddi biçimde gözden geçirmekten başka bir alternatifleri yok. Söz konusu düzenlemeler aynı zamanda ulusal çıkarları ön planda tutmalı, ulusal parlamenter uygulamalarla yeni bir cumhurbaşkanı seçerek, egemen kurumları rehabilite edip güçlendirmeli. Başkalarının plan ve politikalarına yuva ve tamamlayıcı unsur olmaya devam etmek yerine, ülkenin kimliğini, istikrarını ve egemenliğini koruması ve görevlerini yerine getirebilmesi için polis ve ordu dahil güvenlik kurumları rehabilite edilmeli.

Kendi halklarının kınadığı ve reddettiği İsrail kibri ve uygulamalarıyla başa çıkmakta aciz göründükleri, acımasız çatışmaların devam ettiği, binlerce kurbanın öldüğü, kayıpların biriktiği, askeri ve insani eylemlerle ilgili tüm uluslararası kuralların sayısız kez ihlal edildiği bir dönemde, işlerin yeniden kötüleşmemesi için Arapların pozisyonlarını, hesaplarını, uygulamalarını ve uluslararası dengeleri ciddi ve objektif bir şekilde yeniden değerlendirmeleri gerekiyor.

Arapları kapsamlı bir değerlendirme yapmaya ve birbirlerine karşı dürüst olmaya çağırıyorum, çünkü halklarımız tutumlarının bu pervasızlığını sorguluyorlar. Olayların şiddetinden acı duyuyorlar, bölgesel ve uluslararası tarafların, hatta dost ülkelerin, Arapların çağrılarına yanıt vermemeleri ve dikkate almamaları karşısında üzülüp şaşırıyorlar. Ayrıca istihbarat bilgileri, İsrail'in son saldırılarının Suriye hava sahasından ve Irak hava sahasının Amerikan uçaklarına tahsis edilmiş kısmından gerçekleştirildiğini ortaya çıkardı.

Yol hâla uzun, zorluklar çok ama İsrail'e kırmızı çizgilerin ne olduğunu açıkça gösterme konusunda atılan bazı ferdi adımlar, resmi Arap tepkilerinin yoğunlaştığına ve tonunun yükseldiğine dair işaretler var. Son dönemde İran ile Körfez arasında temaslar kuruldu ve Suudi Arabistan İran ile ortak bir deniz tatbikatı gerçekleştirdi. Mısır, uzun bir aradan sonra ilk kez İran Dışişleri Bakanı'nı ağırladı. Hamas'tan bir heyeti çağırdı ve Katar'ın ateşkes, rehin alınan İsrailliler ile Filistinli tutukluların serbest bırakılması yönündeki müzakerelerine devam etmeden önce Filistin Otoritesi ile temasa geçti.

İran'da da ciddi bir yeniden değerlendirme olacak ve şu ikisi arasında bir tercih yapılacaktır; birincisi, işleri üçüncü taraflar aracılığıyla yürütmeye, İsrail'in tekrarlanan provokasyonlarla kışkırtmalarına tepkilerinin ivmesini kontrol etmeye devam etmek. İkincisi, İsrail'i caydırmak, uluslararası toplumu yansımalarının ciddiyeti konusunda uyarmak için rota değiştirmeye, doğrudan ve giderek artan bir güçle karşılık vermeye karar vermek. Nitekim Dini Lider Hamaney de İsrail saldırılarının ciddiyetinin abartılmaması veya hafife alınmaması gerektiğini belirtti.

Ayrıca, İsrail’in içine nüfuz etmiş olduğuna dair birçok gösterge nedeniyle Devrim Muhafızları da dahil olmak üzere askeri ve güvenlik servisleri ile ilgili olarak İran'ın ulusal düzeyde bir incelemede bulunacağını tahmin ediyorum. Devrim Muhafızları, İsmail Heniyye'nin başını çektiği çok sayıda suikastta gösterdiği zayıf performans nedeniyle eleştiriliyor. Bu da birçok kişinin İran'ın pozisyonunun kuvvetinden, müttefiklerine verdiği desteğin bütünlüğünden ve çıkarlarını koruma gücünden şüphe etmesine neden oldu. Amerikan seçimlerinin sonuçları da özellikle yeni seçilen İran Cumhurbaşkanı’nın ABD ile farklı ve daha istikrarlı bir ilişkiyle ilgilendiğini açıklaması sebebiyle İran’ın hesaplarına dahil oluyor. Trump’ın seçilmesi İran'ı, Çin ve Rusya'ya daha fazla yöneltebilir.

Netanyahu'nun Sinvar, Hasan Nasrallah ve birçok yardımcısını öldürerek rahat bir nefes alabilmesinin ardından, İsrail içinde sağcı, merkezci ve sol akımlar arasında İsrail devletinin karakteri ve kurumlarının bağımsızlığı hakkında kaçınılmaz bir yeniden değerlendirmenin gerçekleşmesini bekliyorum. Buna paralel olarak, 7 Ekim 2023 ve 2024 yılı sonrasında yaşanan olaylarla ilgili olarak güvenlik ve askeri kurumların yanı sıra İsrailli politikacılara karşı kaçırılanların aileleri tarafından sert ve katı bir inceleme ve soruşturma başlatılacağını da tahmin ediyorum. Bu, cephelerin açılması, rehinelerin serbest bırakılmasına öncelik verip vermedikleri ve son olarak İran'ın nükleer tesislerinin hedef alınmaması da dahil olmak üzere, bu kurumların performansını, planlarını ve kararlarını ele alan bir inceleme olacaktır.

Gazze ve Lübnan'da günde 20'ye varan sayıda subay ve asker kaybı, nüfusun yaklaşık yüzde 30'unun İsrail'i terk etmesine neden olan ekonomik baskılar ve huzursuzluklar ile savaşı farklı cephelerde sürdürmenin maliyeti konusunda İsrail'de sert bir tartışma yaşanmasını bekliyorum. Uluslararası kamuoyunda ve özellikle de İsrail'in Gazze'deki ihlallerini ve vahşetini reddeden Batı dünyasında kendisine verilen desteğin erozyona uğramasının yansımaları konusunda artan endişeler var.

Tüm bu gözden geçirmelerin, başlangıçta askeri operasyonların ivme kazanmasıyla birlikte Ortadoğu'da daha çok şiddet kullanılmasına yönelik stratejik ve aleni politikaların benimsenmesi çağrısında bulunanlar da dahil, sağ eğilimlerin konumunun daha da güçleneceği İsrail siyasi arenasında, artan bir kutuplaşmaya yol açmasının muhtemel olduğunu düşünüyorum. Ancak aynı zamanda diğer hususlara ilişkin daha geniş ve derin tartışmalara kapı açacağını ve bunun da Gazze'deki olaylardan önce büyük ölçüde görünmeyen merkezci ve sol eğilimlerin konumunu güçlendireceğini de düşünüyorum. Dolayısıyla İsrail'deki gösterilerin yeniden başlaması ve 12 ay veya biraz daha uzun bir süre içinde seçimlere gidilmesi çağrısı yapılması pek uzak bir olasılık değil. Bu seçimde İsrailli seçmen ya gerçek barış düzenlemelerine ulaşma yolunda kademeli olarak ilerleme ve İsrail'in Ortadoğu'da gerçek bir taraf olması için çabalama ile güce başvurma yaklaşımını sürdürme, ateşkese ulaşmadan ve değişmeden bir çatışma aşamasından diğerine geçme arasında bir tercih yapacaktır.

Çok geç olmadan, Ortadoğu ve Ukrayna'da yaşanan olayların, uluslararası hukukun göz ardı edilmesi ve uygulamada çifte standartlar ile birlikte Avrupa'yı ve uluslararası toplumu, durup tüm uluslararası sistemi gözden geçirmeye itmesi gerektiğine inanıyorum.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
TT

İran Dışişleri Bakanı: Cenevre’de ABD ile nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandı

Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)
Bu fotoğraf, 17 Şubat 2026 tarihinde İsviçre’nin Cenevre kentinde İran ile ABD arasında dolaylı nükleer müzakereler öncesinde Umman Başkonsolosluğu’nu gösteren bir kare (AFP)

İran ile ABD, uzun süredir devam eden nükleer anlaşmazlığı çözmeyi amaçlayan görüşmelerde salı günü temel “yol gösterici ilkeler” üzerinde bir anlayışa vardı. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bunun yakın zamanda bir anlaşmaya varılacağı anlamına gelmediğini belirtti.

Arakçi’nin açıklamalarının ardından petrol vadeli işlemleri gerilerken, gösterge Brent ham petrol yüzde 1’den fazla düştü. Açıklamalar, ABD’nin Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla askeri güç konuşlandırdığı bölgede çatışma endişelerini bir miktar azalttı.

Cenevre’deki temasların ardından İran medyasına konuşan Arakçi, “Farklı fikirler ortaya kondu ve bu fikirler ciddi şekilde tartışıldı. Sonuçta bazı yol gösterici ilkeler üzerinde genel bir mutabakata varmayı başardık” dedi.

Her iki tarafın da “net sonraki adımları” var

ABD’nin Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in, Arakçi ile birlikte yürüttüğü dolaylı görüşmelere Umman arabuluculuk etti. Beyaz Saray, toplantıya ilişkin e-posta yoluyla yöneltilen sorulara yanıt vermedi.

Umman Dışişleri Bakanı Badr bin Hamad Al Busaidi, X platformunda yaptığı paylaşımda “yapılacak çok iş olduğunu”, ancak İran ile ABD’nin “net sonraki adımlarla” masadan ayrıldığını ifade etti.

Görüşmelerin başladığı sırada İran devlet medyası, İran Devrim Muhafızları’nın bölgede askeri tatbikat gerçekleştirmesi nedeniyle, küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı’nın bir bölümünün “güvenlik tedbirleri” kapsamında geçici olarak kapatılacağını duyurdu.

Tahran daha önce, saldırıya uğraması halinde ticari gemilere boğazı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Böyle bir adım, küresel petrol akışının beşte birini kesintiye uğratabilir ve ham petrol fiyatlarını yukarı çekebilir.

Trump’ın İran’da “rejim değişikliğinin” en iyi seçenek olabileceğine yönelik sözlerine yanıt veren İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (86), ABD’nin yönetimini devirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısız olacağı uyarısında bulundu.

İran medyasına yansıyan açıklamalarında Hamaney, “ABD Başkanı ordularının dünyanın en güçlüsü olduğunu söylüyor; ancak dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yer ki ayağa kalkamaz” dedi.

Arakçi, görüşmelerin ardından Cenevre’de düzenlenen bir silahsızlanma konferansında yaptığı konuşmada ise “yeni bir fırsat penceresinin” açıldığını belirterek, müzakerelerin İran’ın meşru haklarının tam olarak tanınmasını sağlayacak “sürdürülebilir” bir çözüme ulaşmasını umduğunu ifade etti.

Trump daha önce yaptığı açıklamada, Cenevre’deki görüşmelere “dolaylı olarak” kendisinin de dahil olacağını söylemiş ve Tahran’ın anlaşma yapmak istediğine inandığını belirtmişti.

Trump, pazartesi günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Anlaşma yapmamanın sonuçlarını istemediklerini düşünüyorum. Nükleer kapasitelerini ortadan kaldırmak için B-2’leri göndermek yerine bir anlaşma yapabilirdik. Ama B-2’leri göndermek zorunda kaldık” demişti.

ABD, geçen haziran ayında İsrail ile birlikte İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Washington ve Tel Aviv, İran’ın İsrail’in varlığını tehdit edebilecek bir nükleer silah geliştirmeyi hedeflediğine inanıyor. Tahran ise nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu savunuyor. Ancak İran, elektrik üretimi için gereken saflığın çok ötesinde ve silah yapımı için gerekli seviyeye yakın oranda uranyum zenginleştirmiş durumda.

İran: Sadece nükleer program konuşulur

Söz konusu saldırıların ardından İran’daki İslami yönetim, kısmen uluslararası yaptırımların petrol gelirlerini kısıtlamasının tetiklediği hayat pahalılığı krizine karşı düzenlenen ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği sokak protestolarıyla zayıfladı.

Washington, görüşmelerin kapsamını İran’ın füze stokları gibi nükleer dışı konuları da içerecek şekilde genişletmek istiyor. Tahran ise yalnızca nükleer programına yönelik kısıtlamaları — yaptırımların kaldırılması karşılığında — müzakere etmeye hazır olduğunu, uranyum zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini ve füze programını masaya getirmeyeceğini belirtiyor.

Hamaney, İran’ın geniş füze stokunun müzakereye açık olmadığını yineleyerek, füze türü ve menzilinin ABD ile hiçbir ilgisi bulunmadığını söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Cenevre görüşmelerinin başarısının ABD’nin gerçekçi olmayan talepler ileri sürmemesine ve İran’a yönelik ağır yaptırımları kaldırma konusunda ciddi davranmasına bağlı olduğunu ifade etti.

ABD B-2 bombardıman uçakları nükleer hedefleri vurdu

Tahran ile Washington’un, geçen yıl haziran ayında altıncı tur görüşmeleri yapması planlanıyordu. Ancak Washington’un müttefiki İsrail’in İran’a yönelik bombardıman kampanyası başlatması ve ardından ABD’ye ait B-2 bombardıman uçaklarının nükleer hedefleri vurması üzerine süreç kesintiye uğradı. Tahran, o tarihten bu yana uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bulunuyor. Anlaşma, ülkelere sivil nükleer enerji geliştirme hakkı tanırken, atom silahından vazgeçmelerini ve Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile iş birliği yapmalarını şart koşuyor.

İsrail ise NPT’yi imzalamadı. Tel Aviv, çevresindeki düşmanları caydırmayı amaçlayan onlarca yıllık “belirsizlik politikası” çerçevesinde nükleer silaha sahip olduğunu ne doğruluyor ne de yalanlıyor. Ancak akademisyenler İsrail’in nükleer silaha sahip olduğuna inanıyor.


IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
TT

IISS raporu: Çin nükleer denizaltı üretiminde ABD'yi geçti

Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)
Çin donanması, nükleer denizaltılarını geçit törenlerinde kamuoyuna sergiliyor (Reuters)

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (International Institute for Strategic Studies/IISS) yeni yayımladığı raporda Çin'in nükleer enerjili denizaltılarını ele aldı.

Londra merkezli düşünce kuruluşu, son 5 yılda bu konudaki yeteneklerini çok artıran Çin'in artık nükleer denizaltıları ABD'den daha hızlı üretebildiğini bildirdi.

Bu gelişmeyle birlikte Washington'ın uzun süredir devam eden deniz hakimiyetinin tehlike altına girdiği uyarısı yapıldı. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri'nin hem nükleer balistik füze denizaltılarına hem de nükleer saldırı denizaltılarına sahip olduğu hatırlatıldı. 

IISS, 2021-2025'te Çin'in 10, ABD'nin ise 7 denizaltı ürettiğini vurguladı. 

2016-2020'de ise ABD'nin üçe karşı 7 denizaltıyla Çin'e üstünlük kurduğuna işaret edildi. 

Pekin rakam vermediği için IISS uydu görüntülerinden yola çıkarak bu tahminleri yaptı. 

Diğer yandan IISS raporunda "Çin tasarımları kalite açısından ABD ve Avrupa'nın gerisinde" de dendi. Amerikan denizaltılarının daha sessiz çalışmasının tespit edilme ihtimalini azalttığı belirtildi. 

Genel rakamlara bakıldığında da ABD'nin avantajı sürüyor.

2025 başı itibarıyla Çin'in 6 nükleer balistik füze denizaltısı ve 6 nükleer saldırı denizaltısından oluşan bir filoyla dikkat çekiyor. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetleri, nükleer enerjiyle çalışmayan 46 denizaltıyı daha bünyesinde bulunduruyor. 

Eski tip denizaltıları filosunda barındırmayan ABD Donanması'nda ise 14'ü nükleer balistik füze denizaltısı olmak üzere 65 nükleer denizaltı var. 

Washington, Çin'in denizaltı filosunu büyüterek tartışmalı Güney Çin Denizi'nde üstünlük sağlamaya çalıştığını vurguluyor. 

Çin destroyer ve fırkateyn gibi suüstü gemilerinde dünyanın en büyük filosuna sahip.

Independent Türkçe, CNN, IISS


İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
TT

İran protestoları: Güvenlik güçleri, eylemcileri öldürmek kastıyla hedef alıyor

Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)
Protestocularla güvenlik güçleri arasında özellikle geçen ay sert çatışmalar yaşanmıştı (Reuters)

İran'da güvenlik güçleri, eylemcilerin "hayati organlarını kasıtlı olarak" hedef almış.

Guardian'la İranlı teyit platformu Factnameh'nin ortak çalışmasında, 75'ten fazla röntgen ve tomografi görüntüsü incelendi.

Ocak ayına ait görüntülerde yüz, kafa, göğüs ve genital bölgelere isabet eden mermiler ve metal saçmalarla oluşmuş ağır yaralanmalar ortaya konuyor.

Adı Anahita olarak değiştirilen bir eylemcinin, yüz ve göz çukurları etrafına dağılmış, her biri 2 ila 5 milimetre büyüklüğünde çok sayıda saçma izi var. Protestocunun en az bir gözünü kaybettiği, diğerinin de kullanılmaz hale gelebileceği belirtiliyor.

Kimliği Ali diye değiştirilen bir hastanın göğüs röntgeninde de 174'ten fazla metal saçma görüldü. Saçmaların sıkışık dağılımı, çok yakın mesafeden ateş edildiğine işaret ediyor. Uzmanlara göre, kapsamlı ve acil cerrahi müdahaleye rağmen eylemcinin ölüm riski çok yüksek.

Kayıtlara göre 29 eylemci daha benzer şekilde metal saçmalı pompalı tüfekle vurulmuş

Bazı röntgen ve tomografi görüntülerinde, protestocuların omurga, akciğer ve kafataslarında yüksek kalibreli mermiler de tespit edildi.

En az 9 hastanın genital ya da pelvik bölgeden vurulduğu, bunların üçünde yüksek kalibreli tüfekler kullanıldığı belirtiliyor. Orta yaşlı bir kadının kasık bölgesine 200 metal parçanın isabet ettiği görülüyor. 35 yaşındaki bir erkekte de benzer şekilde kasık bölgesine dağılmış saçmalar mevcut.

Silah analiz firması Silahlanma Araştırma Hizmetleri'nden (ARES) N.R. Jenzen-Jones, bu mermilerin “tam metal kaplama” olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar öldürme amaçlı silahlar” diyor.

Adının paylaşılmasını istemeyen bir tıbbi analist de şunları söylüyor:

Bunlar savaş zamanında görebileceğiniz türden, biri askeri silahla göğüsten vurulduğunda meydana gelecek yaralanmalar. Bu tür silahlarla insanlara ateş ediyorsanız, onları öldürmeye çalışıyorsunuz demektir.

İran'da Kapalıçarşı esnafı, riyalin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta greve giderek protestoların fitilini ateşlemişti. 

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta paylaşmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda en az 7 bin kişinin hayatını kaybettiğini savunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer müzakereler devam ederken, Ortadoğu'ya askeri yığınağı artırmayı sürdürüyor.

Amerikan medyasında analizlerde İran'daki ekonomik durumun gittikçe kötüleştiği ve halkın geleceğe dair belirsizlikten şikayetçi olduğu yazılıyor.

New York Times'ın irtibata geçtiği 54 yaşındaki Meryem şunları söylüyor:

Böylesine toplu bir keder ve istikrarsızlık havasını hiç yaşamamıştım. Kendimizi çok kötü hissediyoruz. Bir saat sonra ne olacağını bilmiyoruz.

Wall Street Journal'ın görüştüğü İranlılar ise ülkeyi terk etmenin yollarını aradıklarını söylüyor. Bankalardan paralarını çekmeye çalışanlar, döviz erişimini kısıtlayan kontroller nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. 
Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Wall Street Journal