Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Katliamlara ve yıkımlara rağmen kuzeyde kalıp direnenler var.

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
TT

Ölüm yolları: Filistinliler Gazze Şeridi'nin kuzeyinden yerinden edilmeleri sırasında yaşadıklarını anlatıyor

Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)
Yanlarına alabildikleri birkaç parça eşyayla Gazze şehrinin kuzeyindeki bölgelerden yerinden edilen Filistinliler, 12 Ekim 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Cibaliye, Beyt Lahiye ve Beyt Hanun olmak üzere başlıca şehirden oluşan Gazze Şeridi’nin kuzeyine yönelik kara harekâtı başlatmasının üzerinden bir aydan fazla bir süre geçerken, kuzey bölgesinin Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kesildi. Kuzey bölgesinin, İsrail ordusunun yaklaşık bir yıl önce Gazze şehrinin güneyinde, Gazze Vadisi'ne paralel olarak doğudan güneye doğru uzanan Netzarim Koridoru’nu inşa ederek Gazze Şeridi'nin merkezinden ve güneyinden ayırdığı Gazze şehri ile bağlantısı tamamen kopmuş durumda.

Geçtiğimiz yıl 5 Ekim'de Gazze Şeridi'nin kuzeyine askeri operasyon başlatan İsrail, kuzey bölgelerine ve özellikle Cibaliye Mülteci Kampı’na, mümkün olduğunca çok sayıda bölge sakinini ve yerinden edilmiş kişiyi buradan sürmek için ağır topçu bombardımanları ve hava saldırıları düzenledi. Bu saldırıları Cibaliye Mülteci Kampı’nı kuşatmak, Filistinli direniş gruplarının üyelerini avlamak ve ortadan kaldırmak üzere tanklarının ve askeri araçlarının ilerlemesi için bir paravan olarak kullanan İsrail ordusu, o dönem yaptığı açıklamada operasyona yüzlerce askerin katıldığını duyurdu.

Cibaliye’nin Ebu Şerh Kavşağı yakınlarındaki en-Nuzla semtinde ikamet eden Muhammed Uveys (33), İsrail ordusunun bombardımanlar sırasında Cibaliye Mülteci Kampı’nın doğu, batı ve kuzey bölgelerinden ilerlediğini söyledi. Uveys, buna batıda Beyt Lahiye'deki es-Salatin, el-Atatra ve et-Tavam bölgelerine yapılan kara harekâtının ve Cebeliye Mülteci Kampı’na insansız hava araçlarıyla (İHA) atılan ve bölge sakinlerinin ateş altında derhal bölgeyi boşaltmaları söylenen broşürlerdeki tahliye emirlerinin eşlik ettiğini belirtti.

Erkeklerin, işgalin ve kara harekatının ilk günlerinde onlarca aileyi evlerinin içinde hedef alan ve öldüren İsrail bombardımanları nedeniyle çocukları ve eşleri için duydukları korku ve dehşet nedeniyle kaçmak zorunda kaldıklarını söyleyen Uveys, bazı sakinlerin ailesinin evinin yakınlarındaki göç koridoru haline gelen Ebu Şerh Kavşağı üzerinden Cibaliye Mülteci Kampı’na yakın bölgelere, Gazze şehrinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan ve Şari el-Cela mahallelerine kaçtığını, onlarca kişinin ise kuzeydeki bölgelere, özellikle de Beyt Lahiye’ye gittiğini belirtti.

Mevcut kara harekâtı öncesi Cibaliye Mülteci Kampı, kendi sakinleri ve çeşitli bölgelerden gelen yerinden edilmiş kişilerle hıncahınç doluydu. Evlerde yaşayanların yanı sıra tüm okullar, geçtiğimiz aylarda yerleşim bölgelerine yapılan saldırılar nedeniyle evlerini kaybeden ve zorla yerlerinden edilen binlerce aile için barınak haline getirildi. Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla'dan aktardığı habere göre Uveys, “Kampta, kaldırımlarda, yollarda, okul ve hastane çevrelerinde çadır kurulmayan hiçbir yer yok. Yerinden edilmiş insanların yoğunluğu nedeniyle kampın sokaklarında yürümek mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İsrail ordusu, 21 Ekim’de Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki evleri ve çadırları kuşatıp tehdit ederek bölgeyi terk etmelerini istedi.

Askeri operasyon, İsrail'in bombardımanlarını ve saldırılarını yoğunlaştırması ve ordunun bölgeye girmesiyle hız kazandı. İsrail basınında kara harekâtının amacının Gazze Şeridi'nin kuzeyini insansızlaştırmak olduğu konuşulmaya başlandı. İsrail ordusu ve hükümeti, ‘Generallerin Planı’ olarak bilinen kuzeydeki nüfusu azaltma ve yerleşim birimleri kurma planının uygulandığı iddialarını reddederek asıl amacın başta Hamas Hareketi ve onun askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları üyeleri olmak üzere Filistinli direniş gruplarını avlamak ve ortadan kaldırmak olduğu açıkladı.

Uveys ve ailesi, bir quadcopter drone tarafından evin çatısındaki güneş panellerine ateş açıldığı, binanın katlarının pencerelerinin önünde alçak uçuşlar gerçekleştirdiği ve ardından boş olan en üst kata iki tank mermisiyle ateş edildiği dehşet dolu bir gecenin ardından, kara saldırısının dördüncü gününde evlerini terk etmek zorunda kaldılar. Uveys, “Geceleri evden çıkamıyorduk, karanlık, bombardıman ve korku, nereye gideceğimizi bilmiyorduk” diye anlattı.

Tanklar Ebu Şerh Kavşağı’na kadar ilerlemişti ve Uveys’in ifadesiyle ‘ölüm kavşağından’ geçmek zorlaşmıştı. Ebu Şerh Kavşağı’na doğru hareket eden herkese tanklardan kurşun ve top mermileriyle ateş açılmaya başlandığını söyleyen Uveys, “Kavşakta çok sayıda insan öldürüldü, cesetleri günlerce öylece kaldı. Kimse onlara ulaşıp oradan alamadı” dedi. Uveys ve ailesi, evlerinin yaklaşık 300 metre doğusunda yer alan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) okullarıyla çevrili olan akrabalarının evine kaçtılar. Durumun uzun sürmeyeceğini, iki ya da üç gün sonra evlerine döneceklerini düşünüyorlardı, ama işler bekledikleri gibi olmamıştı.

İsrail ordusu mahalleleri havaya uçurmaya ve iç kesimlere doğru ilerlemeye devam etti. Uveys’in Al-Majalla’ya anlattığına göre İsrail ordusu ilerleyip göç ettikleri eve yaklaştıkça, Beyt Lahia'deki Kamal Advan Hastanesi yakınlarında akrabalarına ait başka bir eve gitmek zorunda kaldılar. Uveys artık evinden ve doğup büyüdüğü memleketinden çok uzaktaydı.

Beyt Lahiye’ye sadece Uveys ve ailesi göç etmek zorunda kalmadı. Onlarla birlikte yüzlerce aile de özellikle de sığınak haline getirilen okulların hedef alınmasından sonra bölgeden kaçmak zorunda kaldılar. Daha önce de birkaç kez işgal altındaki topraklarda yerinden edilmiş olan binlerce aile bir kez daha yerinden edildi. Duygu ve düşüncelerini anlatan Uveys, “Her zaman askeri operasyonun sona ereceğini ve tamamen yıkılmış olsalar bile birgün evlerimize dönebileceğimizi umarak kuzeyde mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Buna karşın İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki şehirleri Gazze şehrinden ayırmasını kolaylaştıran askeri operasyonun kapsamını genişletmeye, yüzlerce evi ve tarım arazisini havaya uçurmaya, buldozerle yerle bir etmeye devam ediyor. Askeri operasyonun üçüncü haftasından bu yana ambulansların ve sivil savunma ekiplerinin insani yardım hizmetlerini yerine getirmesini engelleyen İsrail ordusu, hastanelere ve sivil savunma ekiplerine saldırarak onları hizmet dışı bırakıyor. Yerinden edilmiş kişilerin sığındıkları binaları kuşatıp bombalayan İsrail ordusu, yarısından fazlası çocuk ve kadın olmak üzere bin 300'den fazla sivili öldürdü. Al Majalla’ya konuşan Gazze’deki Sağlık Bakanlığı’ndan bir kaynak, enkaz altından çıkarılamadıkları ya da sokaklarda öldürülen veya tutuklanan, akıbetleri bilinmeyen onlarca kayıp olduğunu belirtti.

İsrail ordusu coğrafi bölgeleri istediği gibi hazırladıktan ve geniş çaplı yıkıma neden olduktan sonra, nüfusun en yoğun olduğu bölgeleri, yani Cibaliye Mülteci Kampı ya da ateş altında kamptan göç edenlerin sığınağı olan Beyt Lahiye'deki sığınma merkezlerini hedef almaya başladı. Binlerce Gazzeli, İsrail ordusunun Cibaliye Hizmetler Ofisi, Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki Sivil İdare ve Beyt Lahiye'deki Endonezya Hastanesi yakınlarında olmak üzere üç bölgede güvenlik kontrol noktaları kurarak bölgeyi kuşatmasının, tehdit etmesinin ve sivilleri güneydeki Gazze şehrine kaçmaya zorlamasının ardından bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

scdfrgt
Gazze Şeridi sınırı yakınlarındaki İsrail ordusuna ait askeri bir araç, 31 Ekim 2023 (AP)

İsrail ordusu, 21 Ekim'de, Beyt Lahiye'deki Kamal Advan Hastanesi'ni ve çevresindeki ev ve sığınakları kuşatarak tehdit ve gözdağıyla Gazzelilerin bölgeyi terk etmelerini istedi. O sıra ailesiyle birlikte hastane yakınlarındaki bir evde kalan Uveys, “Ordu bizi quadcopter ile aramaya başladı, bölgeyi boşaltmamızı istedi ve bizi bombalamakla tehdit etti. Daha sonra uçaklar Endonezya Hastanesi’nin yanındaki kontrol noktasına tahliye rotasının haritasını içeren broşürler bıraktı. Tabii ki insanlar ilk andan itibaren emirlere itaat etmedi” diye anlattı.

Ertesi gün ailesiyle birlikte ayrılmak zorunda kaldığını söyleyen Uveys, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bazı aileler ayrılırken, yüzlercesi geride kaldı ve sonraki birkaç gün boyunca İsrail ordusu tarafından kovalandılar. İsrail ordusu hayat belirtisi olan ne varsa katlediyordu. Örneğin, hastane yakınlarında içme ve insani kullanım için bir su şişeleme noktası vardı. İsrail ordusu bu noktayı defalarca kez hedef aldı. Şişelere su doldurmak isteyen çok sayıda insanı oracıkta katletti. İnsanlar aç ve susuz bırakılarak ayrılmaya zorlandı. Asıl amaç kuzeyi boşaltmak ve geri dönmemizi engellemekti.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu.

Ailelerin hep birlikte sırasıyla dışarı çıktıklarını ve haritaya göre Endonezya Hastanesi’ne giden doğu yoluna doğru ilerlediklerini söyleyen Uveys, “İsrail askerleri, kontrol noktasında kadınlar ve çocuklar ile erkekler ve gençleri birbirlerinden ayırdı. Onlara yakınlarda bulunan Kuveyt Okulu'na gitmelerini söyledi. Kadınlara ve çocuklara Gazze şehrine doğru yola devam etmeleri için Gazze Şeridi’nde şehirleri birbirine bağlayan ana yol olan Selahaddin Caddesi üzerinde doğuya yürümeleri talimatı verdi” ifadelerini kullandı.

İki saat ya da iki saatten biraz fazla bir süre bekledikten sonra, İsrail askerlerinin erkeklerden ve gençlerden her beş kişi bir arada kontrol noktasına doğru gelmelerini istemeye başladığını aktaran Uveys, “Kontrol noktası, gözlem ve kontrol yerinin karşısındaki kulelerde duran askerler için göz retinasını tarayan kameraların bulunduğu açık bir alandı. Orada ya geçmelerine izin veriyorlar ya da bazılarından tutuklama ve saha sorgusuna hazırlık için ordunun konuşlandığı yere doğru gitmelerini istiyorlardı. Bazı insanlar saha soruşturmasından sonra serbest bırakıldı, geriye kalanlar tutuklanarak cezaevlerine ve işkence merkezlerine gönderildi. Dışarı çıktığım gün yaklaşık 500 kişi tutuklanmıştı” şeklinde anlattı.

Genç adam ordu tarafından çağrılmayan ve Gazze'ye doğru yola devam etmesi istenen şanslı kişilerden biriydi, ancak akşam saatleri geçmiş, gece çökmüştü. Uveys, “Önce Hamude İstasyonu’na oradan da Selahaddin Caddesi’ne yürüdük. Bütün yolu gece karanlığında yürüdük. Kuzeyden gelen ve kuzeye giden tanklar sağımızdan kum ve toz savurarak geçip gidiyordu. Karanlıkta yürüyorduk ve yolu göremiyorduk” dedi. Her yer moloz, toprak ve kumdu. Yol altı kilometreden daha uzundu ve ordunun talimatlarına göre durmadan yürümeleri gerekiyordu. Gazze'nin kuzeydoğusuna akşam saat 21.00'dan hemen sonra, kayınbiraderi ve diğerleriyle birlikte ulaştı. Babası ve erkek kardeşleri ondan önce, annesi ve kız kardeşleri ise gün içinde buraya gelmişti.

sdefrgt
İsrail'in Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Deyr el-Beleh şehrinin doğusunda düzenlediği askeri operasyonun ardından yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın, 29 Ağustos 2024 (AFP)

Genç adam, yaşadıklarını anlatmaya devam etti:

“Ailenin geri kalanının akıbetini bilmiyorum, bu yüzden hala diken üstünde yaşıyorum ve bekliyorum. Allah, babaları ve oğulları hakkında kesin bir haber alamadan, tutuklanıp tutuklanmadıklarını ya da öldürülüp öldürülmediklerini bilmeden günlerce bekleyenlere yardım etsin.”

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu (PCBS) tarafından sağlanan resmi verilere göre mevcut savaştan önce Gazze Şeridi'nin kuzeyinde 160 binden fazla Gazzeli yaşıyordu. Savaşın başlangıcından bu yana, 20 bin ila bini Gazze Şeridi’nin orta kesimlerine ve güneyine göç etti. Sahadaki tahminlere göre ise son olarak 60 binden fazla kişi yerinden edilirken, yaklaşık 70 bin kişi, İsrail ordusu tarafından uygulanan kuşatma, öldürme ve aç bırakma nedeniyle hala yerinden edilme tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Cibaliye Mülteci Kampı’nda yaşayan yirmili yaşlarındaki genç kadın Hatice Hamid, kadınların ve çocukların yerinden edilmesini ‘ölüm yolculuğu’ olarak nitelendirdi. Hatice ve ailesi, sığındıkları Beyt Lahiye'den iki haftayı aşkın bir süre boyunca devam eden İsrail kuşatması ve bombardımanları nedeniyle 6 Kasım'da tıpkı Uveys ve ailesi gibi Gazze şehrine doğru aynı rotadan kaçmak zorunda kaldı.

Hatice, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Ölüm yolculuğunda yaşadığımız aşağılanma ve baskı çok büyüktü. İnsanların çoğu yiyeceklerini ve giysiler gibi eşyalarını taşıyamadıkları için atmak zorunda kaldılar. Yol çok çileliydi. Erkekleri ve gençleri ayırdıkları için çocuklar ve kadınlar olarak bizi tek başımıza yürümeye zorladılar. Yol boyu ağladık. Herkes bizi daha da korkutmak için kasıtlı olarak ses bombaları atan İsrail tanklarından korkuyordu.”

Çocukların ve kadınların çığlıkları arasında yolda yürürken, rotalarının seyrini değiştirecek bir şey olmasını umduğunu söyleyen Hatice’nin tek istediği Cibaliye Mülteci Kampı’na geri dönmekti. Yürürken ailelerini kaybetmiş çocukları, yıkılmış evlerin molozlarıyla kaplı yolda yalın ayak yürüyen çocukları, patlama sesleri çıkarmak için yolun her iki tarafında kasten ilerleyen İsrail tanklarını gördü. Açlık ve susuzluk çeken yerinden edilmiş kadınların ve çocuklarının çoğu, kızgın güneşin altında saatlerce yürümek zorunda kaldıkları için artık taşıyamaz oldukları çantalarını ve yiyeceklerini atmak zorunda kaldı.

Hetice, Uveys ve diğer binlercesi, bombardıman, kuşatma ve açlık karşısında halen ayakta kalmaya devam etseler de daha ne kadar dayanabilecekler ve ‘ölüm yolunda’ yürüyebilecekler bilinmiyor.

 



Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
TT

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde nadir görülen bir konuşma yapacak

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)
Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, ABD’ye yaptıkları resmi ziyaret sırasında (DPA)

Kral Charles bugün ABD Kongresi’nde bir konuşma yapacak. Konuşmanın ana mesajının, Birleşik Krallık ile ABD arasındaki ‘özel ilişkiyi’ vurgulayarak iki ülke arasında birlik çağrısı olduğu belirtiliyor. Bu mesajın, ABD Başkanı Donald Trump ile Birleşik Krallık hükümeti arasında İran savaşı konusunda yaşanan görüş ayrılıklarının gölgesinde iletileceği ifade ediliyor.

Kral Charles ve eşi Kraliçe Camilla, dört günlük resmi ziyaret kapsamında ABD’de bulunuyor. Ziyaret boyunca, Trump ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer arasındaki siyasi gerilimlerden uzak durulması ve bunun yerine iki ülke arasındaki tarihi bağların öne çıkarılması hedefleniyor.

Söz konusu konuşma, bir İngiliz kralının ABD Kongresi’nde yapacağı ikinci konuşma olacak. Daha önce bu onuru, 1991 yılında merhum Kraliçe 2. Elizabeth elde etmişti. Charles’ın konuşmasının ABD Doğu saatiyle 15.00’te başlaması planlanıyor.

Ziyaret, Kral Charles döneminin en önemli diplomatik programlarından biri olarak değerlendirilirken, konuşmanın ardından akşam saatlerinde resmi bir devlet yemeği düzenleneceği bildirildi.

Buckingham Sarayı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, Kral Charles’ın ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmanın yaklaşık 20 dakika süreceğini ve konuşmada NATO, Ortadoğu ve Ukrayna gibi başlıkların ele alınacağını belirtti.

Açıklamaya göre konuşmanın ana odağı, iki ülkenin karşı karşıya olduğu küresel zorluklar olacak ve Birleşik Krallık ile ABD’nin ortak değerlerini savunarak uluslararası güvenlik ve refahı güçlendirebileceği mesajı verilecek.

Kaynak, zaman zaman görüş ayrılıkları yaşansa da Kral Charles’ın iki ülkenin ‘çoğu zaman yakınlaşma yolları bulduğunu’ vurgulayacağını ve bu ortaklığı ‘insanlık tarihinin en büyük ittifaklarından biri’ olarak tanımlayacağını ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz kraliyet ailesine hayranlığıyla bilinirken Kral Charles’ı da ‘büyük bir adam’ olarak nitelendiriyor. Ancak Trump’ın, Başbakan Keir Starmer liderliğindeki Birleşik Krallık hükümetiyle çeşitli konularda gerilim yaşadığı bildiriliyor.

Starmer’ın ise ziyaretin, son aylarda gerilen ilişkileri yeniden güçlendirmesini umduğu belirtiliyor.

Uzun süredir planlanan ziyaret, ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları nedeniyle oluşan siyasi gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Trump’ın, Birleşik Krallık’ın operasyona destek vermemesini eleştirdiği, ancak son günlerde söylemini yumuşattığı aktarılıyor.

Bununla birlikte, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) içinde yer alan bir iç yazışmanın, ABD’nin Falkland Adaları konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik talebine yaklaşımını yeniden gözden geçirebileceğini göstermesi yeni endişelere yol açtı.

Ziyaretin başlangıcında Kral Charles ve Kraliçe Camilla, Donald Trump ve eşi Melania Trump ile Beyaz Saray’da özel bir çay etkinliğinde bir araya geldi. Ardından İngiliz büyükelçisinin konutunda bir bahçe resepsiyonu düzenlendi.


Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
TT

Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil

Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)

İsrail’de eski Başbakan Naftali Bennett ile ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partilerini ‘Beyahad’ (Birlikte) adı altında tek çatı altında birleştirme kararı, olağanüstü bir gelişme olarak değerlendirilmese de Başbakan Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattı. Netanyahu söz konusu adımı ‘zor bir darbe’ olarak nitelendirdi.

Söz konusu açıklamanın zamanlaması ise dikkat çekti. Pazar günü gelen duyuru, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk davalarında af çıkarılması yönündeki taleplerine karşılık vermeyeceğini açıklamasının hemen ardından geldi. Herzog’un, süreci savcılık ile Netanyahu’nun savunma ekibi arasındaki hukuki zemine bıraktığını belirtmesiyle, Netanyahu açısından aynı gün içinde iki ayrı baskı unsuru oluştu.

Gelişmelerin ardından Netanyahu’nun nasıl bir yanıt vereceği merak edilirken, Başbakan’ın devam eden yargı sürecine ilişkin haberlere sessiz kaldığı görüldü. Buna karşılık Bennett ve Lapid’in ittifakına sert tepki gösteren Netanyahu, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Görselde iki lider çocuk olarak tasvir edilirken, aracı Knesset üyesi Mansur Abbas’ın kullandığı görüldü. Netanyahu paylaşımında, “Sürücünün Mansur olduğu açık. Solun oyları nasıl bölüşeceği önemli değil; her durumda Müslüman Kardeşler ile ittifak kuracaklar ve onlar da terörü destekliyor” ifadelerini kullandı.

Benzer bir paylaşım da Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir’in paylaştığı bir diğer yapay zekâ görselinde Bennett ve Lapid gelin-damat olarak resmedilirken, nikâhı ‘haham’ olarak tasvir edilen Ahmed Tibi’nin kıydığı görüldü.

Zayıf noktayı bulmak

Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun, Bennett ile Lapid arasındaki ittifaka karşı kullanacağı söylemi netleştirdiği gözlendi. Sağ kesim, muhalefet partilerinin daha önce Arap milletvekillerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmama taahhüdünü, bu konuda zayıf nokta olarak değerlendirdi.

Söz konusu söylem yalnızca Arap kesimde değil, aynı zamanda liberal ve sol eğilimli Yahudi siyasetçiler arasında da tepkiye yol açtı. Bu isimler arasında Yair Golan ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da yer aldı. Kamuoyu yoklamaları Netanyahu’nun seçimlerde gerileyebileceğine işaret etse de, muhalefetin Arap partilerden biriyle ittifak kurmadan çoğunluğu aşmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas’ın iş birliğine açık olduğu belirtiliyor.

Öte yandan sağ blok, aşırı sağ eğilimli Kanal 14 muhabiri Moti Kastel’i konuyla ilgili soru yöneltmesi için görevlendirdi. Kastel, Mansur Abbas’ın adını anmadan, Knesset’teki diğer Arap blok olan Hadash-Ta'al üzerinden Bennett’a hitap ederek, “Gözlerimin içine bak ve bana söyle: Ahmed Tibi ile Aida Touma-Suleyman’ın partisiy­le koalisyon kurmayacağına şimdi söz verebilir misin?” sorusunu yöneltti.

sdvfd
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021’de Tel Aviv yakınlarındaki Ramat Gan’da Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyonu anlaşmasını imzalarken (AFP)

Bennett, yöneltilen soruya verdiği yanıtta, Netanyahu’nun daha önce Abbas ile ittifak arayışına giren ilk isim olduğunu öne sürdü. Bennett, Netanyahu’nun ortak hükümet döneminde Abbas ile üç kez görüştüğünü belirterek, “Buna şaşırdım ve kendisine sordum” ifadesini kullandı. Bennett, Netanyahu’nun bu soruya verdiği yanıtı aktarırken, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları döneminde bulunduğunu vurguladığını ve “Kendi Arap vatandaşlarımızla diyalog kurmaya çalışmamak mümkün mü?” dediğini aktardı.

Netanyahu’nun Abbas hakkında “Bu kişi gerçekçi ve pragmatik, ittifaka uygun” değerlendirmesinde bulunduğunu da iddia eden Bennett, Abbas ile ilk görüşmesinin de o dönemde Netanyahu’nun girişimi ve katılımıyla gerçekleştiğini öne sürdü.

İttifak işe yarıyor mu?

Bennett ile Lapid arasındaki ittifakın, genel olarak siyasi arenada geniş yankı uyandırdığı ve hatta Netanyahu’nun yargı sürecinin önüne geçtiği değerlendiriliyor. Nitekim dün ortaya çıkan verilere göre, Netanyahu’nun davasında planlanan duruşmaların yüzde 53’ten fazlasının ‘şüpheli güvenlik gerekçeleriyle’ ertelendiği bildirildi.

Sağ kesim, muhalefetin birleşmesini Arap partilerle ittifaka karşı çıkan söylem üzerinden ve ırkçı bir çerçevede eleştirirken, merkez ve sol blokta ise bu adımın siyasi faydası sorgulanmaya başlandı. Kamuoyu yoklamaları, muhalefet partilerinin seçimlere ayrı listelerle girmesi durumunda 120 sandalyeli parlamentoda 61 çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık, tek blok halinde seçime girilmesinin siyasi kutuplaşmayı artıracağı ve Arap partilerden birinin desteği olmadan çoğunluğun sağlanamayacağı görüşü öne çıkıyor.

cfdvfd
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 Şubat 2026’da Knesset’te bir konuşma yaptı. (EPA)

Ocak ayında yayımlanan son kamuoyu yoklamasında, Bennett, Lapid ve Eisenkot’un yer aldığı bir ittifak senaryosu ele alındı. Buna göre söz konusu bloğun 38 sandalye kazanabileceği, bunun da partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda elde edecekleri toplamla aynı olduğu görüldü.

Ancak aynı senaryoda, bu üçlü ittifakın Likud lideri Binyamin Netanyahu ile Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı sağ bloğun da sandalye sayısını birer artırdığı ve Netanyahu liderliğindeki koalisyonun 51 sandalyeye ulaştığı hesaplandı. Buna karşılık, Arap partiler hariç tutulduğunda muhalefetin toplamda 59 sandalyede kaldığı belirtildi.

Dün yapılan bir ankette ise Bennett ve Lapid’in birlikteliğinin, ayrı hareket etmeleri halinde elde edebilecekleri sonuca kıyasla toplamda 4 sandalye kaybına yol açabileceği ifade edildi.

Buna rağmen iki liderin bu adımı atmasının, seçim atmosferini canlandırmak ve son 30 aydır savaş nedeniyle siyasi gündemi domine eden Netanyahu’nun inisiyatifini kırmak amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Netanyahu’nun söz konusu süreci kişisel ve partisel hedefleri doğrultusunda sürdürdüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

İki liderin, Ekim 2026 sonunda yapılması planlanan seçimlerden yaklaşık altı ay önce attıkları bu adımın, kamuoyunda geniş bir ivme yaratabileceği ve muhalefetin anketlerdeki konumunu güçlendirebileceği görüşünde olduğu ifade ediliyor.

Bu çerçevede, Netanyahu açısından en büyük sınamanın söz konusu ivmeyi kırarak kendi lehine çevirmek olduğu belirtiliyor. Başbakan’ın bu nedenle eleştirilerini özellikle Arap partilerle olası ittifak üzerinden ve sert bir söylemle yoğunlaştırdığı görülüyor.

Savaşın etkisiyle İsrail kamuoyunda Araplara yönelik tepkinin arttığı, Arapların çoğu zaman Hamas, Hizbullah, Husiler ve hatta İran ile birlikte anıldığı ifade ediliyor. Bu atmosferde Arap vatandaşların günlük hayatta ayrımcılığa maruz kaldığı, bunun da Bennett ve Lapid’in 2021’de Mansur Abbas ile yaşadıkları ‘olumlu’ deneyime rağmen Arap partilerle açık bir siyasi ittifaktan uzak durmalarına neden olduğu değerlendiriliyor.

Neden şimdi ittifak kurdular?... 4 önemli neden

Bugün öne çıkan soru, Bennett’in neden tam da bu dönemde Lapid ile ittifak kurmayı tercih ettiği yönünde.

Bu soruya yanıt olarak birkaç gerekçe öne çıkıyor. Öncelikle, ittifaka yeşil ışık yakan tarafın Lapid olduğu belirtiliyor. Bennett’in daha önce aynı teklifi Eisenkot’a sunduğu, ancak Eisenkot’un birleşik listenin başına geçme şartı ileri sürdüğü ifade ediliyor. Bennett’in ise kamuoyu yoklamalarında muhalif seçmenlerin yüzde 60’ının kendisini başbakanlık için tercih ettiğini belirterek bu talebi reddettiği aktarılıyor.

İkinci olarak, Lapid’in partisinin mevcut durumda parlamentoda güçlü bir temsile sahip olması dikkat çekiyor. 24 sandalyeyle temsil edilen partinin, her milletvekili için aylık yaklaşık 1,5 milyon şekel finansman aldığı ve bunun seçim kampanyası açısından önemli bir maddi avantaj sağladığı vurgulanıyor.

Üçüncü neden ise Lapid ve partisinin düşen popülaritesi olarak öne çıkıyor. Anketler, partinin sandalye sayısının 24’ten 7’ye gerileyebileceğine işaret ederken, Benny Gantz örneğinde olduğu gibi siyasi sahneden silinme riskine karşı bu ittifakın bir ‘koruma kalkanı’ olarak görüldüğü ifade ediliyor.

sdfr
 İsrail muhalefet lideri Benny Gantz ve Başbakan Binyamin Netanyahu (Reuters)

Dördüncü gerekçe ise iki lider arasındaki önceki iş birliği deneyimine dayanıyor. Bennett ile Lapid, Haziran 2021’den Aralık 2022’ye kadar 18 ay süren bir koalisyon hükümeti kurmuştu. Bu hükümetin çöküşünün başarısızlıktan değil, aşırı sağcı bazı milletvekillerinin ayrılarak Netanyahu bloğuna katılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Söz konusu vekillerin bakanlık veya garanti siyasi pozisyonlar karşılığında saf değiştirdiği öne sürülüyor.

Bennett, düzenlediği bir basın toplantısında bu dönemi ‘başarılı’ olarak nitelendirerek, hükümetlerinin enflasyonu kontrol altına aldığını, ülke ekonomisini yüksek borç seviyesinden daha güçlü bir mali yapıya taşıdığını ve İsrail’in dış ilişkilerini iyileştirdiğini savundu. Ayrıca Netanyahu’yu eleştiren Bennett, onun politikalarını durdurduklarını ve Netanyahu’nun ‘Hamas’a nakit para dolu çantalar gönderdiğini’ iddia etti.

Gelecek

Bennett, seçim sonrası kurmayı planladığı hükümetin ana hatlarını ortaya koymaya çalışırken, dikkat çekici şekilde savaş konusuna değinmedi. Daha önce Netanyahu’yu savaş hedeflerine ulaşamamakla eleştiren Bennett’in açıklamalarından, savaşın sürdürülmesini desteklediği izlenimi çıkarken, Washington’dan gelen ‘Donald Trump ile şimdiden karşı karşıya gelinmemesi’ yönündeki tavsiyelerin etkili olduğu değerlendirildi.

Bennett pazar akşamı Lapid ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında hükümet programının ana çerçevesini açıkladı. “Bu, devleti onarma yolunda büyük bir adımdır, ancak kesinlikle son adım değildir” diyen Bennett, “Ülkenin çehresini değiştirecek yeni adımlar ve sürprizler göreceksiniz” ifadesini kullandı.

Bennett, yeni hükümetin ilk gününde 7 Ekim saldırısı ile ilgili resmi bir soruşturma komisyonu kurulacağını, böylece hem mağdur ailelere hem de tüm İsrail toplumuna gerçeklerin açıklanacağını söyledi. Ayrıca tüm kesimleri kapsayan zorunlu askerlik yasası çıkarılacağını, ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin de buna dahil edileceğini ve buna karşı çıkan dini kurumların finansmanının kesileceğini belirtti. Planlar arasında başbakanlık görev süresinin sekiz yıl ile sınırlandırılması, ülke topraklarının korunması ve ‘tek bir santimetreden dahi taviz verilmemesi’ de yer aldı. Bennett ayrıca, toplumu birleştiren, kapsayıcı ve zorlamadan uzak bir Yahudilik anlayışının güçlendirileceğini ifade ederek, “Bugün burada birlikte durarak İsrail’de köklü bir reform başlatıyoruz. Her zaman yaptığımız gibi egolarımızı bir kenara bırakıp ülke için en doğru olanı yapıyoruz” dedi.

Öte yandan, iki lidere yakın kaynaklar, Bennett ve Lapid’in birlik kararının, mevcut bölünmüşlük devam ettiği sürece seçim kazanmanın imkânsız olduğu sonucuna varılmasının ardından alındığını aktardı. Kaynaklara göre, Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümete karşı olan blok, iç bölünmeler nedeniyle zayıf durumda bulunuyor. İki liderin karar öncesinde anketler yaptırdığı ve son bir hafta içinde birden fazla görüşme gerçekleştirdiği, nihayetinde anlaşmanın tamamlanarak resmi olarak imzalandığı bildirildi.

Kayıp af

New York Times gazetesi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Donald Trump’ın Netanyahu için af çıkarılması yönündeki taleplerine uymayı düşünmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre Herzog, bağlayıcı hukuki süreçler tamamlanmadan af seçeneğinin gündeme gelmeyeceğini savunuyor. Bu çerçevede Herzog’un, savcılık ile Netanyahu’nun avukatları arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı planladığı ve böyle bir anlaşma kapsamında Netanyahu’nun kendisine yöneltilen suçlamaları kabul edebileceği belirtiliyor.

sdvdsv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemeye çıktı. (Reuters)

Bu gelişme, yargı sürecini sonuçlanmadan sonlandırmaya çalışan Netanyahu açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Herzog’un, af verilip verilmemesi ikileminin ötesinde farklı seçeneklerin bulunduğuna inandığı ve öncelikli rolünü, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle derin şekilde bölünmüş olan İsrail toplumunda birliği güçlendirmek olarak gördüğü ifade ediliyor. Bu nedenle af meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini tercih ettiği kaydediliyor.

İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada da Herzog’un daha önce defalarca dile getirdiği gibi, savcılık ile Netanyahu arasında bir uzlaşmaya varılmasının ‘uygun ve doğru bir çözüm’ olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, taraflar arasında yürütülen temasların, karşılıklı mutabakata ulaşılması açısından ‘gerekli bir süreç’ olduğu belirtildi.


İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
TT

İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi

M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)

İran, Hürmüz Boğazı'nı açma ve savaşı sona erdirme karşılında ABD’nin İran limanlarına ve gemilerine uyguladığı ablukanın kaldırılması önerisinde bulundu. Arabulucular aracılığıyla Beyaz Saray'a iletilen bu yeni teklifte denizcilik krizinin öncelikle ele alınması ve nükleer müzakerelerin sonraki bir aşamaya ertelenmesi öngörülüyor. Teklifin ayrıntıları, Pakistan’daki müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından gün yüzüne çıktı.

ABD ve İran’dan kaynaklar, teklifin İslamabad aracılığıyla iletildiğini ve nükleer alanda herhangi bir taviz içermediğini belirtti. Washington ise kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde nükleer programın tasfiyesi konusundaki tutumundan geri adım atmadı.

Bu gelişmeler yaşanırken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İslamabad ve Maskat'a gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından Rusya'ya giderek burada Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Arakçi, Washington'ın ‘aşırı taleplerinin’ İslamabad'daki önceki turu sekteye uğrattığını söyleyerek Hürmüz'ün güvenliğinin ‘önemli küresel bir mesele’ olduğunu vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Putin ise Moskova'nın Orta doğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirterek Tahran ile stratejik ilişkileri ön plana çıkardı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘tüm kozu elinde tuttuğunu’ ve İran'ın müzakere etmek istiyorsa Washington'ı arayabileceğini söyleyerek deniz ablukasının süreceğini vurguladı. Pakistanlı kaynaklar ise iki taraf arasındaki temasların sürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran'ın hâlâ Hürmüz Boğazı, Bab’ul-Mendeb Boğazı ve petrol hatları dahil olmak üzere çeşitli kozları elinde bulundurduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu arada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD güçlerinin 38 gemiyi rota değiştirmeye ya da limana dönmeye yönlendirdiğini duyurdu.